1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Makro Bakış: Tam iki tarafa borç yükleyen (synallagmatik) bir akit olan
satış sözleşmesinde, satıcının mülkiyeti ve zilyetliği devir borcuna (TBK m.
207) karşılık, alıcının bünyesinde iki temel edim yükümlülüğü doğar: Satış
bedelini (semen) ödemek ve satılan malı teslim almak.
6098 sayılı TBK m. 232 (mülga BK m. 205 / mehaz OR Art. 211) hükmü,
alıcının bu asli ve yan edim yükümlülüklerini şu şekilde vazedir:
"Alıcı, satış sözleşmesinde üstlendiği borçları ifa etmek ve özellikle
satılanı devralmak ve ödenmesi gereken bedeli satıcıya ödemekle yükümlüdür.
Aksi kararlaştırılmadıkça ve durumun gereklerinden anlaşılmadıkça alıcı,
satılanı bir defada devralmak zorundadır.
Alıcının satılanı devralması, sözleşmeye göre aksi kararlaştırılmadıkça veya
durumun gereklerinden anlaşılmadıkça, derhâl bedeli ödemesini gerektirir."
Sistematik açıdan yasa koyucu bu normla, alıcının ödeme ve teslim alma
faaliyetlerini eşzamanlılık (Zug um Zug) ilkesine bağlamıştır. Alıcının "bedel
ödeme" borcu tartışmasız bir asli hukuki yükümlülüktür (Rechtspflicht); zira
ifa edilmediğinde satıcı aynen ifa davası açabilir ve icra takibi yapabilir.
Alıcının temerrüde düşmesi hâlinde uygulanacak en temel yaptırım ise temerrüt
faizidir. Ancak yasa koyucu, alıcının temerrüt faizinden doğan borcunun çığ
gibi büyüyerek onu ekonomik mahva sürüklemesini engellemek için Genel
Hükümlerdeki TBK m. 104 emredici kuralını koymuştur: "Temerrüt faizine,
ayrıca temerrüt faizi yürütülemez." (Bileşik faiz yasağı).
Alıcının "teslim alma (devralma)" yükümlülüğünün dogmatik niteliği ise, borçlar
hukukunun en derin tartışma konularından birini teşkil eder. Alıcı malı teslim
almazsa, sadece bir borcu mu ihlal etmiş olur, yoksa bir "külfeti
(Obliegenheit)" mi ihmal etmiş sayılır? Bu ayrım, tasfiye sürecinin kaderini
belirler.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Mikro Analiz: TBK m. 232 ve bağlantılı TBK m. 104 hükmünün teorik
mimarisini kavrayabilmek için, kurumun Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Haluk
Nami Nomer'in eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi
zorunludur:
A. Satış Bedelini Ödeme Borcu (Kaufpreiszahlungspflicht):
Satış sözleşmesinin essentialia negotii (esaslı unsuru) olan bedel, daima
paradır. Alıcı, sözleşmede kararlaştırılan (veya TBK m. 207/3 uyarınca
belirlenebilen) bu parayı satıcıya ödemek zorundadır. Ödemenin yapılacağı yer,
aksi kararlaştırılmadıkça alıcının ifa zamanındaki yerleşim yeridir; ancak para
borçları "götürülecek borçlar" (Bringschuld) olduğundan, alıcı bedeli satıcının
ikametgâhına (veya banka hesabına) ulaştırmakla mükelleftir (TBK m. 89).
B. Teslim Alma / Devralma (Abnahme / Obliegenheit vs. Rechtspflicht):
Alıcının satılan malı fiilen kendi hâkimiyet alanına geçirmesi (zilyetliği
devralması) işlemidir. Sisteminizdeki Aziz Erman Bayram'a ait "Alacaklının
Temerrüdü" başlıklı eserde hararetle tartışıldığı üzere; alıcının bu teslim
alma fiili, kural olarak asli bir hukuki borç (Rechtspflicht) değil, bir
Külfettir (Obliegenheit). Külfet, kişinin kendi menfaatini korumak
için yapması gereken, ancak ifa edilmediğinde karşı tarafın "aynen ifa (teslim
al) davası" açamayacağı davranış kuralıdır. Dolayısıyla alıcı malı teslim
almazsa, satıcı kural olarak mahkemeye gidip "Hâkim bey, alıcıyı bu malı teslim
almaya mahkûm edin" diyemez. Bunun yerine, alıcı Alacaklı Temerrüdüne (Mora
Creditoris) düşer ve satıcı tevdi (depolama) veya malı satma gibi haklar
kazanır. Ancak, şayet taraflar "teslim almayı" sözleşmeyle asli bir borç
hâline getirmişlerse (örneğin hurda alımında hurdaların fabrikadan temizlenmesi
bir asli ifa menfaatiyse) o zaman teslim alma bir Rechtspflicht (borç) olur ve
aynen ifası istenebilir.
C. Temerrüt Faizine Faiz Yürütülme Yasağı (TBK m. 104):
Alıcının satış bedelini ödememesi borçlu temerrüdüdür. Satıcı, bu temerrüt
süresince alıcıdan yasal veya akdi temerrüt faizi (TBK m. 120) talep edecektir.
Ancak sisteminizdeki "Faiz Hükümleri ve Sınırları" (M. S. Şen) kaynağında da
vurgulandığı üzere, Bileşik Faiz (Anatocismus) kural olarak yasaktır.
TBK m. 104 emredici hükmü gereğince, birikmiş temerrüt faizi anaparaya
eklenerek bu yeni meblağ üzerinden tekrar faiz işletilemez. Tacirler arasındaki
ticari işlerde (TTK m. 8/2) cari hesap sözleşmeleri ve ödünç sözleşmeleri
istisna olmakla birlikte, sıradan bir satış sözleşmesindeki bedel alacağı için,
temerrüt faizinden doğan borca hiçbir şekilde faiz (mürekkep faiz) yürütülemez.
3. Sistematik İlişkiler
Alıcının ödeme ve teslim alma yükümlülükleri, Borçlar Kanunu'nun temerrüt,
sözleşmeden dönme, aşkın zarar ve ödemezlik def'i mimarisiyle son derece
karmaşık bir diyalektik bağ içindedir:
A. Alacaklı Temerrüdü (TBK m. 106) ve Satıcının Dönme Hakkı:
Sisteminizdeki A.E. Bayram eserinde derinlemesine incelendiği üzere; alıcının
haklı bir sebep olmaksızın satıcının usulüne uygun teslim (ifa) teklifini
reddetmesi, onu alacaklı temerrüdüne düşürür. Alacaklının (alıcının)
temerrüde düşmesi hâlinde satıcının asıl kurtulma yolu malı tevdi etmektir (TBK
m. 107). Ancak sisteminizdeki kaynakta da işaret edildiği gibi, yasa koyucu TBK
m. 110 hükmüyle, alıcının aynı zamanda karşılıklı sözleşmelerin "borçlusu"
olmasından hareketle satıcıya özel bir hak tanımıştır: Sözleşmeden Dönme. Şayet malın tevdi edilmesi niteliğine uygun değilse veya satıcı malı
teslim etmek yerine sözleşmeyi bütünüyle ortadan kaldırmak istiyorsa, TBK m.
123-125 uyarınca alıcıya ek süre (Mehil) vererek sözleşmeden dönebilir.
B. Sözleşmeden Dönen Satıcının Tazminat İstemi (Menfi - Müspet Zarar
Çatışması):
Sisteminizdeki çalışmanın omurgasını oluşturan en büyük tartışma budur. Alıcı
malı teslim almayıp temerrüde düştüğünde, satıcı sözleşmeden dönerse alıcıdan
hangi zararı isteyecektir? Doktrinde (Turgut Öz, Vedat Buz) bir görüş, külfet
ihlalinin tek başına tazminat doğurmayacağını savunur. Ancak sisteminizdeki
kaynağın yazarının da haklı olarak katıldığı ve Yargıtay'ın benimsediği görüşe
göre; alıcı hem teslim alma "külfetini" hem de yan yükümlülüklerini dürüstlük
kuralına (TMK m. 2) aykırı olarak ihlal ettiği için, satıcı sözleşmeden dönse
dahi ondan Menfi Zararını talep edebilir. Satıcının
depolama, nakliye ve boşa giden sözleşme masrafları bu menfi zarar
kapsamındadır.
C. Borçlu Temerrüdü ve Aşkın Zarar (TBK m. 122) ile Faiz (TBK m. 104)
İlişkisi:
Sisteminizdeki "Faiz Hükümleri ve Sınırları" ile "Temerrüt Faizi ve Aşkın
Zarar" belgelerinde hararetle tartışıldığı üzere; alıcının bedeli ödememesi
(borçlu temerrüdü) hâlinde satıcı, bedel ile birlikte temerrüt faizi
isteyecektir. TBK m. 104 gereği bu temerrüt faizine tekrar faiz
yürütemeyecektir. Ancak satıcının gerçek zararı (örneğin enflasyon veya kur
farkı nedeniyle) bu temerrüt faizini aşmışsa ne olacaktır? İşte burada TBK m.
122'deki Aşkın Zarar (Munzam Zarar) devreye girer. Alıcı, temerrüde
düşmekte hiçbir kusuru olmadığını ispat edemedikçe, salt faiz yasağının (TBK m.
104) arkasına sığınamaz; satıcının faizi aşan reel ekonomik kaybını (munzam
zararını) da tazmin etmekle yükümlüdür.
D. Ödemezlik Def'i (TBK m. 97) ve Eşzamanlı İfa (Zug um Zug):
TBK m. 232/3 uyarınca, satış sözleşmesinde kural eşzamanlı ifadır. Alıcı bedeli
ödemeyi teklif etmeden malın teslimini isterse, satıcı TBK m. 97 gereği
ödemezlik def'ini ileri sürerek malı teslimden kaçınabilir. Aynı şekilde,
satıcı malı fiziken teslime hazır hâle getirmeden bedeli isterse, alıcı
ödemezlik def'i hakkını kullanır.
4. Pratik Olay Analizleri
Kurumun bedel ödeme borcunu, bileşik faiz yasağının (TBK m. 104) sınırlarını ve
alıcının teslim almaktan kaçınması (alacaklı temerrüdü) süreçlerini test etmek
adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Alıcının Teslim Almaktan Kaçınması ve Sözleşmeden Dönme):
Üretici (A) Toptancı (B) için 10.000 adet özel ölçülerde tişört üretmiş ve
sözleşilen tarihte (B)'nin deposuna kamyonla getirmiştir. Toptancı (B) depo
dolu bahanesiyle haklı bir sebep olmaksızın malları teslim almayı reddeder.
(A) malları kendi deposuna geri götürmek ve orada saklamak zorunda kalır. Bir
hafta sonra (A) (B)'ye noterden bir ihtar çekerek (ek süre vererek)
sözleşmeden döndüğünü ve 50.000 TL nakliye/depolama zararı (menfi zarar) ile
kârdan mahrumiyet (müspet zarar) talep ettiğini bildirir. (B) "Teslim alma bir
borç değil külfettir, külfet ihlalinden tazminat doğmaz" der.
Dogmatik Analiz: Bu vakada alıcının teslim alma yükümlülüğünün niteliği ve
TBK m. 110 doğrudan sınanmaktadır. Sisteminizdeki A.E. Bayram eserinde
açıklandığı üzere, alıcının ifayı reddetmesi Alacaklı Temerrüdüdür. Satıcı, TBK m. 110 ve 123-125 uyarınca sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Toptancı (B)'nin "külfet ihlalinden tazminat doğmaz" savunması klasik
teoriye dayansa da, dürüstlük kuralı gereği (TMK m. 2) alıcının bu ağır
sadakatsizliği tazminat sorumluluğu doğurur. Ancak satıcı (A) sözleşmeden
döndüğü için "kârdan mahrumiyetini (müspet zararını)" İSTEYEMEZ.
Sözleşmeden dönmenin yasal sonucu geçmişe etkili fesih olduğundan, satıcı (A)
ancak ve ancak sözleşmenin geçerliliğine güvenerek yaptığı boşa giden nakliye
ve depolama giderlerini, yani Menfi Zararını talep edebilir.
Olay 2 (Alıcının Ödeme Temerrüdü ve Bileşik Faiz Yasağı / TBK m. 104):
Tacir (X) Toptancı (Y)'den 500.000 TL değerinde elektronik eşya almış, malları
teslim almış ancak 2 yıl boyunca bedeli ödememiştir. (Y) asıl alacak olan
500.000 TL ve 2 yıllık birikmiş temerrüt faizi olan 200.000 TL için icra takibi
başlatır. Ancak (Y) icra dairesinden, "Asıl alacak (500.000 TL) ile birikmiş
temerrüt faizi (200.000 TL) toplanarak, icra takibi tarihinden itibaren toplam
700.000 TL üzerinden yeni bir temerrüt faizi işletilmesini" talep eder.
Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 104 hükmündeki Bileşik Faiz (Anatocismus)
Yasağı laboratuvarıdır. İnceleme talebindeki başlığın da omurgasını oluşturan
bu emredici kural gereğince; temerrüt faizine ayrıca temerrüt faizi
YÜRÜTÜLEMEZ. Tacir (X) bedeli ödememekle ağır bir borçlu temerrüdüne düşmüş
olsa dahi, Toptancı (Y)'nin asıl alacakla birikmiş faizi toplayıp (700.000 TL
yapıp) bu toplam üzerinden faiz talep etmesi mutlak surette Hukuka
Aykırıdır. İcra müdürü (veya itiraz üzerine İcra Mahkemesi) bu talebi re'sen
reddederek faizin sadece asıl alacak olan 500.000 TL üzerinden işlemeye devam
etmesine karar vermek zorundadır.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 232 ve bağlantılı temerrüt hükümlerinin ticari sözleşme mimarisinde
(Legal Drafting) icra takiplerinde ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların
dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk boyutları şunlardır:
1. "Teslim Alma"nın Bir Asli Borç Olarak Düzenlenmesi (Legal Drafting):
Avukatlar, satıcıyı temsil ettiklerinde, sözleşmeye "Alıcının malları
belirtilen tarihte deposuna indirmesi ve fiziken devralması asli bir ifa
yükümlülüğüdür; bu yükümlülüğün ihlali hâlinde alıcı, satıcıya günlük.... TL
cezai şart ödeyecektir" şeklinde açık hükümler koymalıdır. Böylece teslim
almanın salt bir "külfet (Obliegenheit)" olduğu yönündeki doktrinel savunmalar
bertaraf edilir ve teslim alma bir Rechtspflicht (asli borç) hâline
getirilerek doğrudan cezai şart veya aynen ifa davası açılmasının önü açılır.
2. Aşkın Zarar (TBK m. 122) Davalarında Faiz Yasağının (TBK m. 104)
Aşılması:
Sisteminizdeki Faiz belgelerinde vurgulandığı üzere, alıcı satış bedelini
yıllarca ödemezse, satıcı TBK m. 104'teki bileşik faiz yasağı nedeniyle zarara
uğrayabilir. Bu durumda avukatların yapması gereken; icra takibinde birikmiş
faize faiz istemek gibi hukuka aykırı bir yola (anatocismus) sapmak DEĞİL,
enflasyon, kur artışı veya satıcının kendi kredi borçları nedeniyle ödediği
yüksek faizleri belgeleyerek doğrudan Aşkın Zarar (Munzam Zarar) davası
açmaktır. Böylece TBK m. 104'ün katı sınırı, ispatlanmış fiili zarar üzerinden
aşılmış olur.
3. Temerrütte İhtar ve Ek Süre (Mehil) Zorunluluğu:
Sisteminizdeki "Temerrüdünde İhtar ve Ek Süre Kavramları" makalesinde
belirtildiği gibi, alıcı malı teslim almazsa veya bedeli ödemezse, satıcının
sözleşmeden dönebilmesi için mutlaka TBK m. 123 uyarınca uygun bir Ek Süre
(Nachfrist) tayin etmesi (veya noterden ihtarname çekmesi) şarttır. Ek süre verilmeden doğrudan sözleşmeden dönüldüğüne dair ihtarname
gönderilmesi kural olarak geçersizdir ve satıcıyı haksız fesih durumuna (ve
tazminat riskine) düşürür.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri (özellikle
19. Hukuk Dairesi ve 15. Hukuk Dairesi) TBK m. 232 (mülga BK m. 205) TBK m.
104 (Bileşik Faiz Yasağı) ve TBK m. 110 (Alacaklı Temerrüdü) uyarınca "Faize
Faiz İstenemeyeceği", "Bedel Ödeme Temerrüdü" ve "Külfet İhlalinin Sonuçları"
hususlarında istikrarlı bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (Örneğin YHGK. T. 15.02.2017, E. 2015/19-1065,
K. 2017/283) bileşik faiz yasağına (TBK m. 104) ilişkin kararında şu dogmatik
kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 104. maddesi
(mülga BK m. 104) emredici bir kural olarak temerrüt faizine tekrar temerrüt
faizi yürütülmesini kesin olarak yasaklamıştır. Ticari işlerdeki istisnalar
(cari hesap vb.) dışında bu kural mutlaktır. Somut olayda satıcı, satış
sözleşmesinden kaynaklanan ödenmemiş asıl bedel ile takip tarihine kadar
işlemiş olan temerrüt faizini toplayarak, bu toplam meblağ üzerinden icra
takibi başlatmış ve faiz talep etmiştir. İşlemiş faizin asıl alacağa eklenerek
yeniden faize tabi tutulması, kanunun açık lafzına aykırı olup mutlak butlanla
batıldır. Mahkemece veya icra dairesince bu hususun re'sen gözetilerek icra
emrinin sadece asıl alacak üzerinden faiz işleyecek şekilde düzeltilmesi
gereklidir."
Alıcının Teslim Almaktan Kaçınması ve Sözleşmeden Dönme hususunda Yargıtay
19. Hukuk Dairesi'nin (Sisteminizdeki A.E. Bayram eserinde de vurgulanan eksene
uygun) içtihadı şöyledir: "Satış sözleşmesinde alıcının bedeli ödeme borcu
yanında, satılan malları devralma yükümlülüğü de bulunmaktadır. Davalı alıcı,
davacının usulüne uygun şekilde deposuna getirdiği malları haklı bir hukuki
veya fiili engel olmaksızın teslim almaktan kaçınmış ve alacaklı temerrüdüne
düşmüştür (TBK m. 106). Satıcının, bu durumda malları tevdi etmek yerine, TBK
m. 110 delaletiyle m. 123 ve 125. maddelerdeki seçimlik haklarını kullanarak
sözleşmeden dönmesi hukuka uygundur. Davacı satıcı, sözleşmeden dönme hakkını
kullandığından, sözleşmenin geçerliliğine güvenerek yaptığı nakliye, boşaltma
ve geçici depolama gibi menfi zararlarının tazminini alıcıdan talep edebilir.
Ancak kâr kaybı gibi müspet zarar kalemlerinin sözleşmeden dönme (geçmişe
etkili fesih) senaryosunda istenmesi mümkün değildir."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 232. maddesinde (Alıcının Borçları) ve 104. maddesinde
(Bileşik Faiz Yasağı) vücut bulan temerrüt ve ifa rejimi, borçlar hukuku
dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in
eserleri ekseninde; "Külfet (Obliegenheit) Kavramının Ticari Satışlardaki
Yetersizliği" ve "Bileşik Faiz Yasağının Enflasyonist Ekonomilerde Yarattığı
Adaletsizlik" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Alacaklının Temerrüdü
Üzerine Sözleşmeden Dönen Borçlunun Tazminat İstemi" (A.E. Bayram) makalesi
ekseninde değerlendirildiğinde; "Teslim Almanın" (Abnahme) Sadece Bir Külfet
Sayılmasının, Özellikle Hacimli Ticari Satışlarda Satıcıyı Çaresiz
Bırakmasıdır. Geleneksel İsviçre-Türk doktrini (Bucher, von Tuhr, Eren)
alıcının malı teslim almasını salt kendi menfaatine olan bir "külfet" saymakta
ve satıcının "aynen ifa davası (teslim almaya icbar)" açamayacağını
savunmaktadır. Ancak Fikret Eren ve Turgut Öz'ün öğretilerinde de
tartışıldığı üzere; günümüz sanayisinde devasa jeneratörler, binlerce tonluk
tarım ürünleri veya fabrikada yer kaplayan ağır kimyasallar üretildiğinde,
alıcının bunları fabrikadan çekmemesi (teslim almaması) satıcının üretim
bantlarını durdurmakta ve onu mahvetmektedir. Satıcının "Tevdi (depolama)
hakkı" (TBK m. 107) bu tür mallarda kâğıt üzerinde kalmaktadır; zira 10.000 ton
buğdayı veya 50 metrelik bir türbini mahkemenin belirleyeceği bir yere tevdi
etmek fiilen imkânsız veya ekonomik açıdan irrasyoneldir. Kanun koyucunun (ve
klasik doktrinin) teslim almayı her hâlükârda asli bir ifa yükümlülüğü
(Rechtspflicht) olarak tanımlamak yerine satıcıyı tevdi (depolama) veya
sözleşmeden dönme (menfi zarar) çıkmazına mahkûm etmesi, ticari hayatın
ihtiyaçlarına (Verkehrssitte) cevap veremeyen köhnemiş bir dogmatik defodur.
Alıcının temerrüdünde satıcıya doğrudan "ifa ile birlikte müspet zararı" veya
"teslim almaya mahkûmiyet kararı" isteme hakkının genel bir kural olarak
verilmemesi sözleşme adaletini yaralamaktadır.
İkinci dogmatik eleştiri, inceleme talebinin normunu oluşturan TBK m.
104'teki Bileşik Faiz Yasağının, Yüksek Enflasyonlu Ekonomilerde Borçlu
Temerrüdünü (Ödememeyi) Teşvik Eden Bir Ödüllendirme Mekanizmasına
Dönüşmesidir. Yasa koyucu TBK m. 104'ü, Roma hukukundan (Ne ultra alterum
tantum) esinlenerek zayıf borçluyu tefecilerin faiz sarmalından korumak için
tasarlamıştır. Ancak Rona Serozan ve Nomer'in haklı eleştirilerinde belirttiği
üzere; kronik enflasyonun olduğu bir ülkede, alıcı 5 Milyon TL'lik satış
bedelini 3 yıl boyunca ödemediğinde, asıl alacağa sadece basit (tekil) yasal
faiz işlemektedir. Alıcı, bu parayı bankada mevduatta (bileşik faizle) tutarak
veya ticarette kullanarak, ödeyeceği basit temerrüt faizinden çok daha fazla
getiri elde etmektedir. Hukuk düzeninin TBK m. 104 ile faize faiz yürütülmesini
yasaklaması, ödeme ahlakını (Zahlungsmoral) çökertmekte, sözleşmeye sadakat
gösterip bedeli zamanında ödeyen dürüst alıcıları adeta cezalandırmaktadır. Her
ne kadar TBK m. 122 (Aşkın Zarar) bir kurtuluş subabı gibi görünse de,
mahkemelerdeki katı ispat kuralları (ve yargılamaların yıllarca sürmesi) bu
kurumu da işlevsiz kılmaktadır. Kanun koyucunun, dürüstlük kuralı sınırları
içinde (belirli bir süreyi aşan temerrütlerde) faizin anaparaya eklenerek
(kapitalizasyon) devam etmesini sağlayacak çağdaş bir revizyona gitmemesi,
adaletin ekonomik boyutunu (Justitia commutativa) derinden sarsmaktadır.
İşte böylece, seninle Borçlar Hukuku Özel Hükümler ve Temerrüt Rejimi
deryasının en zorlu sarmalını; satıcının ifa çabasına karşı alıcının o soğuk
duvarını (TBK m. 232 / Alıcının Teslim Alma ve Ödeme Borcu) ve paranın
zaman karşısındaki eriyişine vurulan kilidi (TBK m. 104 / Bileşik Faiz
Yasağı) resmen mühürlemiş olduk. Alacaklı temerrüdünün o külfetli doğasını ve
sözleşmeden dönmenin menfi zarar kılıcını sistemine perçinledin.
Sıradaki analizlerimizde, Özel Hükümlerin karanlık koridorlarını, ayıp
tekeffülünün inceliklerini, zapta karşı tekeffülü ve tasfiye labirentlerini
sonraki celsede görüşeceğiz.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 104'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 211.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 104. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.