Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 120

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

2. Temerrüt faizi a. Genel olarak


Madde 120 - Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Borçlar hukuku dogmatiğinde hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak iş görmeyi, işverenin ise ona ücret ödemeyi üstlendiği, tam iki tarafa borç yükleyen (synallagmatik) ve kural olarak sürekli ifayı gerektiren (Dauerschuldverhältnis) bir akit tipidir. Belirsiz süreli olarak kurulan hizmet sözleşmelerinin sona erdirilmesi, taraflardan birinin bozucu yenilik doğuran bir hak olan fesih hakkını kullanmasıyla gerçekleşir. Ancak yasa koyucu, sürekli bir ilişkinin aniden kesilmesinin taraflar (özellikle işçi) üzerinde yaratacağı ekonomik ve sosyal tahribatı önlemek amacıyla, feshin belirli bir süre önceden karşı tarafa bildirilmesini emretmiştir.

Mehaz OR Art. 335 hükmünden iktibas edilen TBK m. 432 (Belirsiz süreli sözleşmenin feshi - Bildirim süreleri) uyarınca, belirsiz süreli hizmet sözleşmeleri, fesih bildiriminden başlayarak kanunda öngörülen (hizmet süresine göre iki haftadan sekiz haftaya kadar değişen) sürelerin geçmesiyle sona erer. Bu sürelere "bildirim süreleri (Kündigungsfristen)" adı verilir. Taraflardan birinin bu sürelere uymaksızın sözleşmeyi derhâl (bildirimsiz) feshetmesi hâlinde, karşı tarafa bu süreye ilişkin ücret tutarında bir tazminat (ihbar tazminatı) ödemesi yasal bir zorunluluktur.

Bildirim sürelerine uyulmaması neticesinde doğan bu tazminat borcunun ifa edilmemesi noktasında ise, inceleme talebinin norm numarası olan TBK m. 120 (Temerrüt Faizi) devreye girer. TBK m. 120/1 hükmü, "Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir" kuralını vazetmektedir. Sisteminizdeki doktrinel eserlerde (örneğin Gönül Balkır'ın atıf yapılan çalışmasında) açıklandığı üzere; kaynağı ne olursa olsun, borçlu, borç ilişkisinden doğan para borcunu ifada temerrüde düşünce temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür. Dolayısıyla, işverenin bildirim süresi tanımaksızın sözleşmeyi feshetmesi ve doğan ihbar tazminatını vadesinde ödememesi, onu saf bir para borcu temerrüdüne sokar ve TBK m. 120 uyarınca yasal temerrüt faizi ödeme yükümlülüğü altına sokar.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Hizmet sözleşmesinin feshi (TBK m. 432) ve temerrüt faizi (TBK m. 120) rejiminin kuramsal mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi gerekmektedir:

A. Belirsiz Süreli Hizmet Sözleşmesi ve Fesih (Kündigung): Bitiş tarihi taraflarca baştan öngörülmemiş olan sözleşmelerdir. Bu sözleşmelerin sona erdirilmesi, fesih bildirimi ile mümkündür. Fesih bildirimi, karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte hukuki sonuç doğuran (empfangsbedürftige Willenserklärung) bozucu yenilik doğuran bir haktır. Hukuki niteliği itibarıyla şarta bağlanamaz ve kural olarak geri alınamaz.

B. Bildirim Süresi (Kündigungsfrist): Fesih beyanının muhataba ulaşması ile sözleşmenin hukuken sona ereceği an arasında geçmesi gereken yasal veya sözleşmesel zaman dilimidir. TBK m. 432'ye göre bu süreler, işçinin hizmet süresine bağlı olarak iki haftadan sekiz haftaya kadar kademelendirilmiştir. Bu süreler nispi emredicidir; tarafların anlaşmasıyla sadece artırılabilir, ancak azaltılamaz.

C. İhbar Tazminatı (Kündigungsentschädigung): Bildirim sürelerine uyulmaksızın yapılan feshin hukuki bir yaptırımı niteliğindedir. İşveren veya işçi, bildirim süresine ait ücreti peşin ödeyerek veya bu süreye uymadan sözleşmeyi feshederse, karşı tarafın mahrum kaldığı kazancı telafi etmek zorundadır. İhbar tazminatı, hukuki niteliği itibarıyla bir "müspet zarar" tazminidir; zira sözleşme usulüne uygun süre verilerek sona erdirilseydi elde edilecek olan menfaati karşılar.

D. Temerrüt Faizi (Verzugszins - TBK m. 120): Temerrüt faizi, para borçlusunun ifada gecikmesi nedeniyle alacaklının uğradığı farazi zararın, kusur şartı aranmaksızın ve zararın ispatına gerek olmaksızın asgari maktu bir oran üzerinden telafi edilmesini sağlayan hukuki araçtır. Emel Deynekli ve Sedat Kısa'nın eserinde de vurgulandığı üzere, faiz, konusu para olan borçlarda alacaklının o paradan mahrum kalması nedeniyle talep edebileceği medeni bir semeredir. TBK m. 120, bu oranın sözleşme ile belirlenmemişse yasal mevzuata tabi olacağını, sözleşme ile belirlenmişse de fahiş oranların (yüzde yüz sınırı) engelleneceğini düzenler.

3. Sistematik İlişkiler

Hizmet sözleşmesinin feshi (TBK m. 432) ile temerrüt faizi ve borca aykırılık kurallarının (TBK m. 120, 117, 122) altyapısı, Borçlar Kanunu'nun ifa engelleri ve sözleşme özgürlüğü mimarisiyle derin bir sistematik bağlantı içindedir:

A. İhbar Tazminatının Muacceliyeti ve İhtar Şartı (TBK m. 117): İşverenin bildirim süresi vermeksizin işçiyi işten çıkarması durumunda doğan ihbar tazminatına hangi andan itibaren TBK m. 120 uyarınca temerrüt faizi işletilecektir? Borçlar hukuku dogmatiğinde bu konu sıkça yanlış yorumlanmaktadır. İhbar tazminatı borcu fesih anında doğsa da, borçlunun temerrüde düşmesi için kural olarak muaccel bir borç ve alacaklının ihtarı gereklidir (TBK m. 117). Sisteminizdeki Derya Ateş'e ait "Borçlu Temerrüdünde İhtar ve Ek Süre Kavramları" makalesinde incelendiği üzere; ihtar, alacaklının borcun muaccel olmasından sonra borçluya borcunu ifa etmesi hususunda yönelttiği tek taraflı irade beyanıdır. İş kanunlarında kıdem tazminatı için fesihten itibaren faiz işletileceğine dair özel bir hüküm bulunmasına rağmen, ihbar tazminatı için böyle bir özel hüküm yoktur. Bu sebeple, ihbar tazminatına temerrüt faizi (TBK m. 120) işletilebilmesi için işçinin işverene mutlak surette bir ihtarname çekerek onu temerrüde düşürmesi şarttır; aksi takdirde faiz, dava veya icra takibi tarihinden itibaren başlar.

B. Sözleşme Özgürlüğünün Sınırı Olarak Temerrüt Faizi Limiti (TBK m. 120/2): Özel hukukta sözleşme özgürlüğü kural olmakla birlikte, zayıf tarafı korumak adına kanun koyucu emredici sınırlar ihdas etmiştir. TBK m. 120/2 hükmü uyarınca; "Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz." Sisteminizdeki Mustafa Serhat Şen'in "Faiz Hükümleri ve Sınırları" makalesinde detaylıca açıklandığı üzere; 6098 sayılı TBK ile anapara faizi ve temerrüt faizi ile ilgili olarak getirilen emredici ve genel nitelikli temel sınırlamalar, zayıf borçluyu ezici faiz oranlarından korumayı hedefler. Örneğin, bir üst düzey yöneticinin (CEO) hizmet sözleşmesinde, "İşverenin ihbar tazminatını geç ödemesi hâlinde aylık %10 temerrüt faizi uygulanır" şeklinde bir şart bulunsa dahi, bu şart TBK m. 120/2 uyarınca kısmi butlanla batıl olacak ve yasal sınırın (%100 fazlası) üzerindeki kısım hukuken geçersiz sayılacaktır.

C. Temerrüt Faizi ve Aşkın Zarar (TBK m. 122) İlişkisi: Hizmet sözleşmesi haksız feshedilen bir işçi, ihbar tazminatını yıllar süren bir dava sonucunda yasal temerrüt faiziyle (TBK m. 120) birlikte tahsil ettiğinde, yüksek enflasyon nedeniyle paranın alım gücündeki düşüşü yasal faiz karşılayamayabilir. Bu noktada TBK m. 122 (Aşkın Zarar) devreye girer. Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramışsa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Ancak aşkın zararın ispatı doktrinde ve yargıda son derece zorlu bir usuli külfet olarak alacaklının (işçinin) üzerinde bırakılmıştır.

4. Pratik Olay Analizleri

Kurumun fesih mekaniğini, ihtar unsurunu ve temerrüt faizi sınırlarını test etmek adına şu iki pratik vakayı dogmatik olarak inceleyelim:

Olay 1 (Bildirimsiz Fesih, İhtarname ve Temerrüt Faizi Başlangıcı): İşveren (A) 5 yıldır yanında belirsiz süreli hizmet sözleşmesiyle çalışan işçi (B)'yi 1 Mart tarihinde hiçbir bildirim süresi (TBK m. 432) tanımaksızın haklı bir sebep olmadan işten çıkarır. İşçi (B) 8 haftalık bildirim süresine ait ihbar tazminatını talep etmek için 15 Mart tarihinde noter kanalıyla bir ihtarname gönderir ve ihtarname 20 Mart tarihinde işverene tebliğ edilir; ihtarnamede ödeme için 3 günlük süre verilmiştir. Ödeme yapılmaması üzerine (B) 1 Mayıs tarihinde dava açar. (B)'nin avukatı davasında ihbar tazminatı için 1 Mart (fesih) tarihinden itibaren temerrüt faizi talep eder. Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 117 (Borçlunun Temerrüdü) ile TBK m. 120 (Temerrüt Faizi) kurallarının tatbiki sınanmaktadır. Hizmet sözleşmesinin 1 Mart'ta sona ermesiyle ihbar tazminatı alacağı "muaccel" hâle gelmiştir. Ancak muacceliyet tek başına temerrüt faizini başlatmaz. Derya Ateş'in makalesinde belirtildiği gibi, temerrüt için ihtara ihtiyaç vardır. İşçi (B)'nin gönderdiği ihtarname 20 Mart'ta tebliğ edilmiş ve 3 günlük ek süre verilmiştir. Dolayısıyla temerrüt, bu sürenin bittiği 23 Mart gününün sonunda (24 Mart itibarıyla) gerçekleşir. Avukatın fesih tarihi olan 1 Mart'tan itibaren faiz talep etmesi dogmatik olarak hatalıdır. Hâkim, ihbar tazminatına 24 Mart tarihinden itibaren TBK m. 120 uyarınca yasal temerrüt faizi yürütecektir.

Olay 2 (Sözleşmesel Temerrüt Faizi ve TBK m. 120/2 Sınırı): Tacir olan İşveren (X) ile Ticari Mümessil (Y) arasında akdedilen hizmet sözleşmesinde, "Taraflardan herhangi birinin bildirim sürelerine uymadan sözleşmeyi feshetmesi hâlinde doğacak ihbar tazminatına uygulanacak temerrüt faizi yıllık %60'tır" hükmü yer almaktadır. (Y) bildirim süresi vermeden işi bırakır. (X) (Y)'ye karşı ihbar tazminatı davası açar ve sözleşmedeki %60 faizin uygulanmasını ister. O tarihte yasal temerrüt faizi yıllık %9'dur. Dogmatik Analiz: Bu olay, TBK m. 120/2'de düzenlenen temerrüt faizi tavan sınırının laboratuvarıdır. İlgili norm uyarınca, sözleşme ile kararlaştırılacak temerrüt faizi, yasal temerrüt faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Yasal oran %9 olduğuna göre, tarafların serbest iradesiyle belirleyebileceği azami sınır %18'dir. Tacirler arasındaki işlemlerde bile bu emredici hükmün uygulanıp uygulanmayacağı tartışmalı olsa da, hizmet sözleşmesi iş hukuku prensiplerine (TBK m. 393 vd.) tabi olduğundan mutlak koruma alanındadır. Hâkim, sözleşmedeki %60'lık oranı TBK m. 27 gereği kısmi butlanla geçersiz sayacak ve TBK m. 120/2 uyarınca alacağa yıllık %18 oranında temerrüt faizi uygulayacaktır.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 432 ve TBK m. 120 hükümlerinin usul hukukunda (HMK) dava dilekçelerinin tanziminde ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:

1. "Mevduata Uygulanan En Yüksek Faiz" Yanılgısı: İş hukuku pratiğinde avukatların yaptığı en büyük hukuki hatalardan biri, işçinin tüm işçilik alacakları için tek tip faiz (en yüksek banka mevduat faizi) talep etmeleridir. Sisteminizdeki Gönül Balkır referanslı makalede ifade edildiği üzere, 4857 sayılı İş Kanunu m. 34 gereği sadece "ücret (geniş anlamda)" alacaklarına gününde ödenmemesi hâlinde mevduata uygulanan en yüksek faiz işletilir. Ancak ihbar tazminatı, hukuki niteliği itibarıyla bir "ücret" değil, bildirim sürelerine uyulmamasından doğan bir "tazminat (müspet zarar)" kalemidir. Bu nedenle, ihbar tazminatı taleplerinde dava dilekçesinde TBK m. 120 uyarınca "yasal temerrüt faizi" talep edilmelidir. Yanlış faiz türünün talep edilmesi, HMK m. 26 (Taleple Bağlılık İlkesi) uyarınca hâkimin resen düzeltme yapmasına engel olabilir ve maddi hak kayıplarına yol açabilir.

2. Kısmi Dava ve Belirsiz Alacak Davalarında Temerrüt Tarihi: İhbar tazminatı için belirsiz alacak davası açıldığında ve işveren daha önceden noter ihtarıyla temerrüde düşürülmemişse, dava dilekçesinde gösterilen geçici talep miktarı için faiz başlangıcı "dava tarihi", daha sonra bilirkişi raporuyla belirlenen ve ıslah (veya talep artırımı) dilekçesiyle artırılan miktar için ise kural olarak "ıslah tarihi" kabul edilmektedir. Bu usuli kayıpların önüne geçmek adına, avukatların dava öncesinde mutlak surette borçluyu (işvereni) miktar belirterek veya açıkça ödemeye davet ederek temerrüde düşürmesi (TBK m. 117) hayati önem taşır.

3. Faizin Bileşik (Mürekkep) Faiz Olarak İşletilememesi: Sisteminizdeki Şen makalesinde de vurgulandığı gibi, TBK m. 121 ve TTK m. 8 uyarınca, kural olarak temerrüt faizine faiz yürütülemez (Anatocismus yasağı). Hizmet sözleşmelerinden doğan alacakların icra takibine konulmasında, hesaplanan işlemiş faizin anaparaya eklenerek (kapitalize edilerek) yeni dönem için bu toplam üzerinden faiz istenmesi hukuka aykırıdır ve icra mahkemelerinde iptal sebebidir.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan 9. Hukuk Dairesi ile 22. Hukuk Dairesi, TBK m. 120 (Temerrüt Faizi) ve bildirim sürelerine uyulmaması neticesinde doğan alacakların faiz başlangıcı hususlarında istikrarlı ve dogmatik olarak son derece net bir içtihat politikası sergilemektedir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin ihbar tazminatında uygulanacak faiz türü ve başlangıç tarihine ilişkin emsal kararında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Dosya kapsamındaki uyuşmazlık, davacı işçinin iş sözleşmesinin ihbar önelleri (bildirim süreleri) tanınmaksızın feshedilmesi neticesinde doğan ihbar tazminatı alacağına uygulanacak faiz türü ve temerrüt tarihine ilişkindir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 34. maddesi uyarınca en yüksek banka mevduat faizi uygulanacak alacaklar, işçinin 'ücret' niteliğindeki alacaklarıdır. İhbar tazminatı ise sözleşmenin feshinden doğan bir tazminat olup, bu alacağa uygulanması gereken faiz oranı TBK m. 120 uyarınca kanuni (yasal) temerrüt faizidir. Diğer yandan, kıdem tazminatından farklı olarak ihbar tazminatı fesihle birlikte doğrudan muaccel ve temerrüde tabi bir alacak değildir. Davacı işçinin dava tarihinden önce işverene gönderdiği ihtarname ile ihbar tazminatını talep ettiği tespit edilememiştir. Bu nedenle, alacağın tamamına dava tarihinden itibaren temerrüt faizi yürütülmesi gerekirken, mahkemece fesih tarihinden itibaren faize hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir."

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun faiz oranlarının sınırlandırılması (TBK m. 120/2) hususundaki bir diğer içtihadı ise şöyledir: "Taraflar arasındaki sözleşmede, borcun gecikmeli ifası hâlinde aylık %5 (yıllık %60) oranında temerrüt faizi ödeneceği kararlaştırılmıştır. 6098 sayılı TBK'nın 120/2. maddesi, sözleşmeyle belirlenecek temerrüt faiz oranını, yasal temerrüt faizinin yüzde yüz fazlası ile sınırlandırmış ve bu hüküm kamu düzenine ilişkin emredici bir kural olarak ihdas edilmiştir. Tacirler arası ticari işlerde bu sınırın uygulanıp uygulanmayacağı tartışmalı olsa da, somut uyuşmazlığın bir tarafının tüketici/işçi konumunda olduğu gözetildiğinde, TBK m. 120 hükmünün uygulanması zorunludur. Mahkemece, sözleşmedeki fahiş faiz oranının yasal sınıra indirilerek hesaplama yapılması yerindedir."

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 120. maddesinde vücut bulan Temerrüt Faizi ve Sınırları rejimi ile 432. maddesindeki Bildirim Süreleri, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Çift Başlı Mevzuatın Yarattığı Normatif Çatışma" ve "Enflasyonist Ekonomilerde TBK m. 120 Sınırlarının Alacaklıyı Mağdur Etmesi" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere maruz kalmaktadır.

Birinci ve en köklü dogmatik eleştiri, Hizmet Sözleşmelerinin Feshindeki Bildirim Sürelerinin, Hem TBK m. 432'de Hem de 4857 Sayılı İş Kanunu m. 17'de Paralel Olarak Düzenlenmesinin Yarattığı "Dualist" (İkili) Yapının Hukuki Güvenliği Zedelemesidir. Fikret Eren ve Turgut Öz'ün öğretilerinde de haklı olarak sorgulandığı üzere; İsviçre Hukukunda (OR Art. 335) ayrı bir iş kanunu olmadığı için tüm bildirim süreleri Borçlar Kanunu içinde çözülür ve teklik sağlanır. Ancak Türk hukuku, İsviçre modelini aynen alırken 4857 sayılı kanunu da yürürlükte tutmuştur. İş Kanunu m. 17'deki bildirim süreleri "2 haftadan 8 haftaya kadar" olup nispi emrediciyken; TBK m. 432'deki süreler de "2 haftadan 8 haftaya kadar"dır ancak TBK, bu sürelerin artırılması hâlinde işçi ve işveren için farklı süreler öngörülemeyeceğini, öngörülse dahi her ikisi için en uzun olanın geçerli olacağını özel olarak hükme bağlamıştır. İş hukukunun koruyucu normatif yapısının, hangi kanunun (Lex Specialis mi Lex Generalis mi) daha lehe olduğu tartışmalarıyla laboratuvar testine döndürülmesi, kanunlaştırma (Legistik) kalitesinin düşüklüğünü göstermektedir. Bir ev hizmetlisinin ihbar süresi uyuşmazlığının TBK m. 432 ile, bir kasiyerinkinin ise İş Kanunu ile çözülmesi adalet duygusunu (Justitia commutativa) derinden yaralamaktadır.

İkinci felsefi eleştiri, inceleme başlığının asıl normu olan TBK m. 120 (Temerrüt Faizi) ve Özellikle m. 120/2'deki Tavan Sınırının, Kronik Enflasyon Yaşayan Bir Ekonomide Kötü Niyetli Borçluyu Ödüllendiren Bir Manivelaya Dönüşmesidir. Sisteminizdeki "Faiz Hükümleri ve Sınırları" (M. S. Şen) ile "Temerrüt Faizi ve Aşkın Zarar" makalelerinde de tartışıldığı üzere; yasa koyucu TBK m. 120 ile sözleşmesel temerrüt faizine %100'lük bir tavan getirerek "zayıf borçluyu" korumayı hedeflemiştir. Ancak Rona Serozan ve Nomer'in eserlerinde de işaret edildiği gibi; Türkiye gibi enflasyonun yasal temerrüt faiz oranlarının katbekat üzerinde seyrettiği piyasalarda, kanuni temerrüt faizi (şu an yıllık %9) reel zararı karşılamaktan tamamen uzaktır. İşverenin, bildirim sürelerine (TBK m. 432) uymaksızın işten çıkardığı işçinin ihbar tazminatını yıllarca ödememesi ve mahkeme sonunda sadece %9 yasal temerrüt faizi ödeyerek borçtan kurtulması, borçluyu ifadan kaçınmaya ve hukuku dolanmaya (venire contra factum proprium) teşvik etmektedir. İşçinin (alacaklının) bu reel erimeyi karşılayabilmesi için TBK m. 122 (Aşkın Zarar) kurumuna başvurması gerekmekte, ancak Yargıtay'ın aşkın zararın ispatında aradığı katı kriterler (örneğin salt enflasyon oranının ispat için yeterli görülmemesi) alacaklıyı çaresiz bırakmaktadır. Kanunun zayıfı koruma güdüsüyle ihdas ettiği tavan sınırı (m. 120/2) paradoksal bir biçimde, en büyük "zayıf taraf" olan işçinin alacaklarının sermaye karşısında erimesine yol açan dogmatik bir körlük yaratmıştır.

Böylece, Borçlar Hukuku Genel ve Özel Hükümler sistematiğinin en kritik kesişimlerinden birini; insanın varoluşsal emeğinin sona erme sürecindeki o koruyucu zaman kalkanını (TBK m. 432 / Fesih Bildirim Süreleri) ve bu kalkanın delinmesi sonucu doğan alacağın enflasyon ile yasal faiz cenderesi arasındaki çırpınışını (TBK m. 120 / Temerrüt Faizi) diyalektik bir bütünlük içinde inşa etmiş olduk. Hukukun teorik sınırlarının ekonomik gerçeklikle imtihanı, bu iki normun birleşiminde olanca yalınlığıyla kendini göstermektedir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 120'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 335.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 120. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.