1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku mimarisinde hizmet sözleşmesi (locatio conductio operarum)
işçinin işverene bağımlı olarak iş görmeyi, işverenin ise ona ücret ödemeyi
üstlendiği, tam iki tarafa borç yükleyen (synallagmatik) ve sürekli ifayı
gerektiren (Dauerschuldverhältnis) bir akit tipidir. Bu ilişkinin zamansal
sınırları ve sona erme biçimleri, TBK m. 430 ve m. 432 hükümlerinde iki ana
eksene ayrılmıştır.
TBK m. 430 (Mehaz OR Art. 334) uyarınca, belirli süreli hizmet
sözleşmeleri, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, fesih bildirimine gerek
olmaksızın sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer. Ancak kanun koyucu,
işverenin işçiyi kıdem ve ihbar tazminatından mahrum bırakmak amacıyla
sözleşmeyi yapay olarak belirli süreli yapmasını (zincirleme sözleşmeler)
engellemek için, belirli süreli sözleşme yapılabilmesini "objektif koşulların
varlığına" bağlamıştır. Sözleşme, örtülü olarak sürdürülürse belirsiz süreli
sözleşmeye dönüşür.
TBK m. 432 (Mehaz OR Art. 335) ise belirsiz süreli hizmet sözleşmelerinin
feshini düzenler. Bitiş tarihi baştan öngörülmeyen bu sözleşmeler,
taraflardan birinin fesih iradesini (bozucu yenilik doğuran hak) karşı tarafa
yöneltmesi ve kanunda öngörülen "bildirim sürelerinin (ihbar önellerinin)"
geçmesiyle sona erer. Bildirim sürelerine uyulmaması, feshi geçersiz kılmaz
ancak ihlali gerçekleştiren tarafı "ihbar tazminatı" ödemekle yükümlü kılar.
İşte bu noktada, sözleşmenin feshiyle muaccel hâle gelen alacakların (kıdem,
ihbar, ödenmemiş ücret) vadesinde ödenmemesi durumunda, inceleme başlığında yer
alan TBK m. 121 (Bileşik Faiz Yasağı) devreye girer. TBK m. 121 hükmü son
derece açık ve kesindir: "Temerrüt faizine, ayrıca temerrüt faizi
yürütülemez." İsviçre-Türk borçlar hukuku dogmatiğinde Anatocismus yasağı
olarak bilinen bu kural, alacaklının (işçinin veya işverenin) gecikmiş alacağı
için işleyen temerrüt faizini anaparaya ekleyerek (kapitalize ederek) bu yeni
toplam üzerinden tekrar faiz talep etmesini kesin olarak yasaklar. İşveren,
ihbar tazminatını ödemekte temerrüde düşse dahi, işçinin talep edebileceği
faiz, sadece anapara üzerinden işleyen basit temerrüt faizidir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Hizmet sözleşmesinin feshi (TBK m. 430-432) ile bileşik faiz yasağı (TBK m.
121) rejiminin kuramsal mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların
Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik
düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Belirli Süreli Hizmet Sözleşmesi (Befristetes Arbeitsverhältnis):
Sona erme anı, sözleşmenin kurulması sırasında taraflarca takvime bağlanmış
veya işin amacına göre (örneğin bir inşaatın bitirilmesi) objektif olarak
belirlenmiş sözleşmelerdir. Kural olarak sürenin dolmasıyla (dies interpellat
pro homine) kendiliğinden sona ererler; ihbar süresi veya ihbar tazminatı söz
konusu olmaz.
B. Belirsiz Süreli Sözleşme ve Fesih Bildirimi (Kündigung):
Zaman sınırı konulmamış sözleşmelerdir. Fesih bildirimi, sözleşme ilişkisini
tek taraflı olarak, geleceğe etkili (ex nunc) biçimde sona erdiren, karşı
tarafa ulaşması gerekli (empfangsbedürftige) bozucu yenilik doğuran bir irade
beyanıdır. Fesih iradesi şarta bağlanamaz ve muhataba ulaştıktan sonra tek
taraflı olarak geri alınamaz.
C. Bildirim Süresi (Kündigungsfrist):
Fesih beyanının muhataba ulaşması ile sözleşmenin hukuken sona ereceği an
arasında geçmesi gereken yasal zaman dilimidir. TBK m. 432'ye göre bu süreler,
işçinin hizmet süresine bağlı olarak iki haftadan sekiz haftaya kadar
kademelendirilmiştir. Bu süre zarfında sözleşme tüm hüküm ve sonuçlarıyla
(ücret ödeme ve iş görme borçları dâhil) devam eder.
D. Anatocismus (Bileşik Faiz Yasağı - TBK m. 121):
Bileşik faiz (mürekkep faiz) vadesi gelmiş ve ödenmemiş faiz alacaklarının
anaparaya eklenmesi suretiyle elde edilen yeni miktar üzerinden hesaplanan
faizdir. Sisteminizde yer alan "Türk İş Hukukunda Gecikme Faizi ve Uygulanma
Sorunları" (Z. Gönül Balkır) başlıklı eserde de vurgulandığı üzere, faiz,
konusu para olan borçlarda alacaklının o paradan mahrum kalması nedeniyle talep
edebileceği medeni bir semeredir. Ancak TBK m. 121, zayıf borçluyu aşırı
borç yükünden korumak ve tefeciliği önlemek (Justum pretium / adil bedel)
amacıyla temerrüt faizine faiz yürütülmesini mutlak emredici olarak
yasaklamıştır. Türk Ticaret Kanunu (TTK m. 8) kapsamındaki cari hesaplar ve
ticari işler haricinde (ki hizmet sözleşmeleri ticari iş sayılmaz) bu yasak
mutlaktır.
3. Sistematik İlişkiler
Hizmet sözleşmesinin feshi (TBK m. 430/432) ile borca aykırılık ve temerrüt
kurallarının (TBK m. 117, 121, 122) altyapısı, Borçlar Kanunu'nun ifa
engelleri, emredici normlar ve sözleşme özgürlüğü mimarisiyle derin bir
sistematik bağlantı içindedir:
A. İhbar Tazminatının Muacceliyeti ve İhtar Şartı (TBK m. 117):
Süreli veya belirsiz süreli bir sözleşme haksız feshedildiğinde doğan ihbar
tazminatı, otomatik olarak temerrüt faizi doğurmaz. Sisteminizdeki Derya Ateş'e
ait "Borçlu Temerrüdünde İhtar ve Ek Süre Kavramları" makalesinde incelendiği
üzere; ihtar, alacaklının borcun muaccel olmasından sonra borçluya borcunu ifa
etmesi hususunda yönelttiği tek taraflı irade beyanıdır. İş kanunlarında
kıdem tazminatı için fesihten itibaren faiz işletileceğine dair özel bir hüküm
bulunmasına rağmen, ihbar tazminatı için böyle bir hüküm yoktur. Bu sebeple,
ihbar tazminatına temerrüt faizi işletilebilmesi için işçinin işverene mutlaka
bir ihtarname çekerek onu temerrüde düşürmesi şarttır; aksi takdirde faiz ancak
dava tarihinden itibaren başlar.
B. Sözleşme Özgürlüğü (TBK m. 26) ve Anatocismus Yasağı (TBK m. 121):
Sisteminizdeki "Sözleşme Özgürlüğü ve İstisnaları" makalesinde belirtildiği
gibi, taraflar bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde
özgürce belirleyebilirler, ancak kanunun emredici hükümlerine aykırı
sözleşmeler kesin hükümsüzdür. TBK m. 121, sözleşme özgürlüğüne çekilmiş en
sert setlerden biridir. Bir holding ile bir CEO arasında yapılan üst düzey
hizmet sözleşmesinde, "İşverenin ihbar tazminatını ödemede temerrüde düşmesi
hâlinde, işleyen faiz her yıl sonunda anaparaya eklenerek bileşik faiz
uygulanacaktır" şeklinde bir kloz bulunsa dahi, bu kloz TBK m. 27 gereği kesin
olarak batıldır. Emredici norm, tarafların iradesini ezer geçer.
C. Bileşik Faiz Yasağının Yarattığı Mağduriyet ve Aşkın Zarar (TBK m. 122):
İşverenin haksız feshi sonrası doğan 100.000 TL'lik bir alacak, 5 yıl süren bir
dava sonucunda sadece basit yasal faiziyle tahsil edildiğinde, yüksek enflasyon
ortamında işçi reel olarak fakirleşir. İşçi, TBK m. 121 yasağı nedeniyle faize
faiz (mürekkep faiz) talep edemeyeceği için, onun yegâne dogmatik kurtuluş yolu
TBK m. 122 (Aşkın Zarar / Munzam Zarar) kurumudur. Sisteminizdeki
"Temerrüt Faizi ve Aşkın Zarar" incelemelerinde işaret edildiği üzere;
alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramışsa, borçlu kendisinin hiçbir
kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe bu zararı da gidermekle yükümlüdür. İşçi,
basit temerrüt faizinin karşılamadığı döviz kuru farkını veya enflasyon
zararını ancak aşkın zarar davasıyla talep edebilir.
4. Pratik Olay Analizleri
Kurumun fesih mekaniğini, ihtar unsurunu ve bileşik faiz yasağını test etmek
adına şu iki çarpıcı vakayı dogmatik olarak inceleyelim:
Olay 1 (Belirli Süreli Sözleşmenin Zincirleme Yapılması ve Fesih):
Özel bir hastane (A) Doktor (B) ile 1 yıllık "Belirli Süreli Hizmet
Sözleşmesi" yapar. Sözleşme 5 yıl boyunca her yıl yenilenir. 6. yılın sonunda
hastane (A) "Süreniz bitti, TBK m. 430 gereği sözleşme kendiliğinden sona
erdi" diyerek (B)'nin işine son verir. Doktor (B) belirsiz süreli
sözleşmelerdeki bildirim sürelerine (TBK m. 432) uyulmadığı için ihbar
tazminatı talep eder ve temerrüt tarihi itibarıyla işleyen faizin her yıl
anaparaya eklenmesini talep eder.
Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 430'un "objektif koşul" zorunluluğu ve TBK
m. 121 yasağı sınanmaktadır. Bir hizmet sözleşmesi esaslı bir neden (objektif
koşul) olmaksızın üst üste belirli süreli yapılmışsa (zincirleme sözleşme)
kanun emredici olarak bu sözleşmenin baştan itibaren "Belirsiz Süreli"
sayılacağını kabul eder. Doktorluk gibi sürekli bir kadroda objektif koşul
yoktur. Dolayısıyla hastanenin "süre bitti" feshi haksızdır; TBK m. 432
uyarınca bildirim süresi tanınmadığı için ihbar tazminatı ödenmelidir. Ancak
Doktor (B)'nin "faizin anaparaya eklenmesi" talebi, TBK m. 121'deki bileşik
faiz (Anatocismus) yasağına açıkça aykırıdır. Mahkeme faiz talebini basit
temerrüt faizi olarak düzelterek kabul edecektir.
Olay 2 (İhbar Tazminatının İcraya Konulması ve Anatocismus):
İşçi (X) İşveren (Y)'den mahkeme ilamıyla 50.000 TL ihbar tazminatı ve 10.000
TL işlemiş yasal faiz kazanır. İşçi (X) İcra Müdürlüğünde ilamlı takip
başlatırken, takip talebine alacak kalemi olarak "60.000 TL (Anapara + İşlemiş
faiz)" yazar ve "Asıl alacak olan 60.000 TL'ye takip tarihinden itibaren yasal
faiz işletilmesini" talep eder. İşveren (Y) icra mahkemesine şikâyette bulunur.
Dogmatik Analiz: Bu olay, TBK m. 121'in icra hukukundaki (usuli)
laboratuvarıdır. İşçi (X)'in takip talebinde anapara (50.000) ile işlemiş faizi
(10.000) toplayıp yeni bir anapara (60.000) yaratması ve bu yeni tutar
üzerinden faiz talep etmesi, kelimenin tam anlamıyla "Faize faiz yürütmek
(Mürekkep faiz)"tir. TBK m. 121 gereği temerrüt faizine faiz yürütülemez.
İşveren (Y)'nin şikâyeti üzerine İcra Mahkemesi, kamu düzenine aykırı olan bu
talebi iptal edecek ve faizin sadece asıl anapara olan 50.000 TL üzerinden
işlemesine karar verecektir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 430-432 ve TBK m. 121 hükümlerinin icra hukukunda (İİK) sözleşme
tanziminde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat
etmesi gereken usuli ve maddi boyutları şunlardır:
1. İcra Takiplerinde "Faiz Ayrıştırma" Külfeti:
İş hukuku davalarında kazanılan ilamların icraya konulmasında, avukatlar
ilamdaki anapara ve işlemiş faiz kalemlerini takip talebine ayrı ayrı (bağımsız
satırlar hâlinde) yazmalıdır. Eğer sistemin veya avukatın hatasıyla toplam
meblağ tek bir anapara gibi gösterilip faiz talep edilirse, bu durum TBK m.
121'e mutlak aykırılık teşkil eder. Bileşik faiz yasağı kamu düzeninden olduğu
için, borçlu süresiz şikâyet yoluyla bu işlemi her zaman iptal ettirebilir.
2. Belirli Süreli Sözleşme Tanziminde "Objektif Şart" Kurgusu:
Avukatlar işveren adına "Belirli Süreli Hizmet Sözleşmesi" (TBK m. 430)
hazırlarken, süre sınırını mutlaka "objektif bir nedene" dayandırmalıdırlar.
Sözleşmenin başlangıcına; "İşbu sözleşme, Şirketin üstlendiği X Köprüsü
İnşaatı Projesinin tamamlanması amacına özgü olarak 2 yıl süreyle
akdedilmiştir" gibi spesifik klozlar (Preambule) yazılmalıdır. Aksi takdirde,
sözleşme belirsiz süreli sayılacak ve fesih anında TBK m. 432 bildirim süreleri
işlemeye başlayacaktır.
3. "Mevduata Uygulanan En Yüksek Faiz" Yanılgısı:
Sisteminizdeki Gönül Balkır atıflı doktrin tartışmalarında ifade edildiği
üzere, 4857 sayılı İş Kanunu m. 34 gereği sadece dar anlamda "ücret"
alacaklarına gününde ödenmemesi hâlinde banka mevduat faizi işletilir.
Bildirim sürelerine (TBK m. 432) uyulmamasından doğan "ihbar tazminatı" ise bir
ücret değil, zarar telafisi (tazminat) niteliğindedir. Bu nedenle avukatlar,
dava dilekçesinde ihbar tazminatı için en yüksek banka faizi değil, TBK m. 120
uyarınca "yasal temerrüt faizi" talep etmelidir. Yanlış faiz talebi, hâkimin
taleple bağlılık ilkesi (HMK m. 26) gereği reddedilebilir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 9. Hukuk Dairesi (İş Hukuku) ve 12. Hukuk Dairesi
(İcra Hukuku) TBK m. 430/432 uyarınca "Belirli/Belirsiz Süre Ayrımı" ve TBK m.
121 uyarınca "Bileşik Faiz Yasağı" hususlarında katı ve istikrarlı bir içtihat
politikası sergilemektedir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin zincirleme sözleşmelerin feshine ilişkin emsal
kararında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar
Kanunu'nun 430. maddesi uyarınca, belirli süreli hizmet sözleşmesinin
yapılabilmesi için işin niteliği gereği objektif bir nedenin varlığı şarttır.
Somut olayda, davacı işçi özel bir okulda İngilizce öğretmeni olarak 7 yıl
boyunca her yıl yenilenen sözleşmelerle çalıştırılmıştır. Eğitim faaliyeti
sürekli bir ihtiyaç olup, öğretmenlik mesleğinde objektif bir süre sınırı kabul
edilemez. Birbiri ardına yapılan zincirleme sözleşmeler kanun gereği baştan
itibaren belirsiz süreli sözleşme kabul edilir. Bu nedenle, işverenin sürenin
bitimine dayanarak yaptığı fesih haksız olup, davacıya TBK m. 432 uyarınca
bildirim sürelerine ait ihbar tazminatının ödenmesi yasaya uygundur."
Bileşik Faiz (Anatocismus) Yasağı hususunda Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin
(İcra) kesin içtihat yönelimi şöyledir: "Dava, icra memurunun işlemini
şikâyete ilişkindir. Alacaklı işçi, ilama bağlanan kıdem ve ihbar tazminatı ile
bu alacaklara dava tarihinden ilam tarihine kadar işlemiş faizleri toplayarak,
oluşan yeni miktar üzerinden icra takibi başlatmış ve bu toplama takip
tarihinden itibaren faiz yürütülmesini talep etmiştir. 6098 sayılı TBK'nın 121.
maddesi (mülga BK m. 104) hükmü amir olup, temerrüt faizine ayrıca faiz
yürütülmesi (bileşik faiz) yasaktır. İşçi alacakları Türk Ticaret Kanunu m. 8
kapsamındaki istisnalardan (cari hesap vb.) değildir. İcra müdürlüğünce asıl
alacak ile işlemiş faizin ayrı ayrı sütunlarda gösterilerek sadece asıl alacağa
faiz yürütülmesi gerekirken, faize faiz yürütülecek şekilde takibin
kesinleştirilmesi kamu düzenine aykırıdır. Şikâyetin kabulü ile icra emrinin
düzeltilmesine karar verilmelidir."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 430. ve 432. maddelerinde vücut bulan Hizmet
Sözleşmesinin Feshi rejimi ile 121. maddesindeki Bileşik Faiz Yasağı,
borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk
Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Objektif Şart Kuramının Katılığı" ve
"Enflasyonist Ortamda Anatocismus Yasağının Sermayeyi Zenginleştirmesi"
bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, inceleme başlığının asıl normu olan TBK
m. 121 (Bileşik Faiz Yasağı / Anatocismus) Hükmünün, Kronik Enflasyon Yaşayan
Bir Ekonomide Kötü Niyetli Borçluyu Ödüllendiren Bir Zenginleşme Aracına
Dönüşmesidir. Fikret Eren ve Turgut Öz'ün öğretilerinde haklı olarak
sorgulandığı üzere; kanun koyucu Orta Çağ Kilise Hukukundan (Canon Law) ve Roma
Hukukundan miras kalan bu yasağı, zayıf borçluyu tefecilere karşı korumak için
korumuştur. Ancak modern iş hukukunda borçlu (işveren) genellikle ekonomik
olarak güçlü olan taraftır. İşverenin, bildirim sürelerine (TBK m. 432)
uymaksızın işten çıkardığı işçinin ihbar tazminatını yıllarca ödememesi ve
mahkeme sonunda biriken enflasyon farkına (faize) faiz ödemekten TBK m. 121
sayesinde kurtulması, borçluyu ifadan kaçınmaya ve parayı kendi ticari çarkında
faizsiz işletmeye teşvik etmektedir. Rona Serozan ve Nomer'in eserlerinde de
işaret edildiği gibi; bu adaletsizliği kırmak için teorik olarak TBK m. 122
(Aşkın Zarar) kurumu var olsa da, ispat yükünün zorluğu nedeniyle fiilen
işletilememektedir. Kanunun zayıfı koruma güdüsüyle ihdas ettiği anatocismus
yasağı (m. 121) paradoksal bir biçimde, en büyük "zayıf taraf" olan işçinin
alacaklarının sermaye karşısında reel olarak erimesine yol açan dogmatik bir
körlük yaratmaktadır.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 430'daki Belirli Süreli Sözleşmeler İçin
Aranan "Objektif Koşul" İhtiyacının, Yargı Pratiğinde Aşırı Dar Yorumlanarak
Sözleşme Özgürlüğünü (TBK m. 26) İmkânsız Kılmasıdır. Sisteminizdeki
"Sözleşme Özgürlüğü ve İstisnaları" belgelerinde de vurgulandığı üzere,
taraflar kural olarak sözleşmenin tipini ve süresini belirlemekte serbesttir. Ancak Yargıtay'ın iş güvencesini sağlama saplantısı, hemen hemen
hiçbir meslekte (inşaat sektörü hariç) belirli süreli sözleşme yapılmasına izin
vermemekte, her sözleşmeyi baştan belirsiz süreli (TBK m. 432) saymaktadır. Bir
taraftan işçiyi korumak amaçlanırken, diğer taraftan esnek çalışma modellerini
(flexicurity) ve proje bazlı istihdamı hukuken felç eden bu dar yorum, hizmet
sözleşmesi dogmatiğini 21. yüzyılın ekonomik dinamiklerinden koparmakta ve ahde
vefa (pacta sunt servanda) ilkesini "zayıfı koruma" ideolojisi altında
sistematik olarak ihlal etmektedir.
Böylece, Borçlar Hukuku Genel ve Özel Hükümler sistematiğinin en kritik ve en
az incelenen kesişimlerinden birini; insanın varoluşsal emeğinin zamanla olan
bağını ve feshini (TBK m. 430-432) ile bu feshin yarattığı alacakların
sermaye karşısındaki faiz cenderesini (TBK m. 121 / Anatocismus Yasağı)
diyalektik bir bütünlük içinde inşa etmiş olduk. Hukukun teorik ideallerinin
ekonomik enflasyonla imtihanı, bu normların amansız çatışmasında olanca
yalınlığıyla kendini göstermektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 121'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 339.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 121. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.