Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 138

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

III. Aşırı ifa güçlüğü


Madde 138 - Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Borçlar hukuku mimarisinde sözleşmeler hukuku, "Ahde Vefa" (Pacta Sunt Servanda) ilkesi üzerine inşa edilmiştir. Taraflar, kurdukları sözleşmenin edimlerini, şartlar ne kadar ağırlaşırsa ağırlaşsın yerine getirmek zorundadır. Ancak eski 818 sayılı BK döneminde kanunda açıkça yer almayan, Yargıtay içtihatları ve öğretiyle (özellikle TMK m. 2 dürüstlük kuralı üzerinden) Türk hukukuna giren "İşlem Temelinin Çökmesi" (Wegfall der Geschäftsgrundlage) teorisi, 6098 sayılı TBK ile birlikte Madde 138 (Aşırı İfa Güçlüğü) başlığı altında müstakil bir genel hüküm olarak kodifiye edilmiştir. Hükme göre; sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sıradaki mevcut olguları borçlu aleyhine dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede değiştirirse borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme hakkına sahiptir.

Bu genel hükmün Özel Hükümlerdeki en büyük laboratuvarı ise talebinde zikrettiğin Tüketim Ödüncü (Karz - TBK m. 386 vd.) sözleşmesidir. Tüketim ödüncü, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir. Ticari olmayan tüketim ödüncünde faiz kural olarak ancak sözleşmeyle kararlaştırılmışsa istenebilir; ticari tüketim ödüncünde ise sözleşmede faiz kararlaştırılmamış olsa bile faiz (anapara faizi) ödenmesi zorunludur.

Sistematik kesişim tam olarak şuradadır: Bir bankadan 10 yıl vadeli dövize endeksli kredi (tüketim ödüncü) çeken borçlunun geri ödeme yükümlülüğü, döviz kurlarının bir gecede %100 artması sonucu yıkıcı bir hâl aldığında ne olacaktır? Para borcu asla imkânsızlaşmayacağı (Genus non perit) için borçlu ifa imkânsızlığına (TBK m. 136) dayanamaz. Borçlunun sığınabileceği yegâne yasal liman, Clausula Rebus Sic Stantibus (beklenmeyen hâl şartı) ilkesinin kanunlaşmış hâli olan TBK m. 138'dir. Hâkim, tüketim ödüncündeki o katı faiz ve geri ödeme planını, değişen şartların adaletsizliğine karşı dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ekseninde yeniden yazacaktır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Aşırı ifa güçlüğü (TBK m. 138) ile tüketim ödüncündeki faiz ve geri ödeme mekanizmasının kuramsal mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:

A. Aşırı İfa Güçlüğünün (TBK m. 138) Kurucu Unsurları: TBK m. 138'in uygulanabilmesi kümülatif dört şarta bağlanmıştır:

  1. Olağanüstü Durumun Varlığı: Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum (örneğin devalüasyon, pandemi, savaş) ortaya çıkmalıdır.
  2. Borçlunun Kusursuzluğu: Bu olağanüstü durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple meydana gelmiş olmalıdır.
  3. İşlem Temelinin Çökmesi: Meydana gelen değişiklik, sözleşmenin kurulduğu andaki edim ve karşı edim dengesini (sinallagmayı) borçlu aleyhine, dürüstlük kuralına (TMK m. 2) aykırı düşecek, tahammül edilemez ölçüde bozmuş olmalıdır.
  4. İfanın Gerçekleşmemiş Olması: Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak (ihtirazi kayıtla) ifa etmiş olmalıdır.

B. Tüketim Ödüncü (Karz) ve Faiz Kavramı: Tüketim ödüncü bir mülkiyeti devir borcu doğurur. Ödünç alan, aldığı paranın mülkiyetini kazanır ve vade sonunda aynı miktarı (şayet kararlaştırılmışsa faiziyle) iade eder. Sistemindeki eserlerde detaylıca incelendiği üzere; faiz, hukuki yönden para alacağının medeni (yasal) semeresidir; ödünç akdi veya başka bir hukuki muamele neticesinde alacaklı durumda geçen kimsenin para alacağının karşılığıdır. Türk Borçlar Kanunu sistemi faizi; Anapara (Sermaye/Akdi) Faizi (TBK m. 88) ve Temerrüt (Gecikme) Faizi (TBK m. 120) olarak ikiye ayırır.

C. Emredici Faiz Sınırları (TBK m. 88 ve 120): Ödünç sözleşmelerinde borçluyu aşırı yükten korumak için, uyarlamadan bağımsız olarak kanun koyucu doğrudan tavan sınırlar getirmiştir. TBK m. 88 uyarınca, sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık anapara faiz oranı, yasal anapara faiz oranının (örneğin %9) yüzde elli fazlasını aşamaz (Maksimum %13,5). Temerrüt faizi bakımından ise TBK m. 120 uyarınca, sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, yasal faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz (Maksimum %18). İşlem temelinin çökmesi (TBK m. 138) bu emredici sınırların dahi ötesinde, ekonomik dengenin toptan yıkıldığı anlarda devreye giren bir can simididir.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 138'deki sözleşmenin uyarlanması altyapısı ile Özel Hükümlerdeki tüketim ödüncü ve faiz sınırları (TBK m. 88/120); Borçlar Kanunu'nun ifa imkânsızlığı (TBK m. 136) aşırı yararlanma (gabin / TBK m. 28) ve ifa güçsüzlüğü mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:

A. İfa İmkânsızlığı (TBK m. 136) ile Aşırı İfa Güçlüğü (TBK m. 138) Ayrımı: Geçen oturumda da kafanı karıştıran o devasa ayrım buradadır. Bir tüketim ödüncünde borçlu iflas ederse veya hiperenflasyon nedeniyle borcunu ödeyecek gücü kalmazsa, bu durum TBK m. 136 kapsamında bir "İfa İmkânsızlığı" yaratır mı? Asla! Cins borçları (ve para borçları) hukuken ve fiilen imkânsızlaşmaz (Genus nunquam perit). Borçlunun sübjektif aczi, borcu düşürmez. İşte tam bu sebeple, para borçlarında borçlunun yegâne savunma hattı, edim dengesinin fahiş şekilde bozulduğunu iddia edip TBK m. 138'e (Aşırı İfa Güçlüğü) sığınarak kredi borcunun uyarlanmasını talep etmektir. İmkânsızlık borcu öldürür; aşırı ifa güçlüğü ise borcu ameliyata alır ve yeniden şekillendirir.

B. Aşırı Yararlanma (Gabin - TBK m. 28) ile Aşırı İfa Güçlüğü (TBK m. 138) Çatışması: Bir tüketim ödüncü sözleşmesinde faiz oranı veya geri ödeme şartları borçlu aleyhine katlanılamaz düzeyde kötüyse hangi kuruma gidilecektir? Sistemindeki çalışmalarda çok net ayrıştırıldığı üzere; Aşırı Yararlanma (Gabin) sözleşmenin kurulduğu anda tarafların edimleri arasında var olan açık nispetsizliği hedef alır. Gabinde sömürü ve müzayaka (zor durum) vardır. Oysa Aşırı İfa Güçlüğünde (TBK m. 138) sözleşme kurulduğu anda edimler arasında bir denge vardır; ancak sonradan ortaya çıkan olağanüstü bir durum (örneğin devalüasyon) bu dengeyi yıkmıştır. Birinde hastalık doğuştandır, diğerinde sonradan bulaşmıştır.

C. Ticari İşlerde Faiz Serbestisi ile TBK m. 138 ve m. 88 Kesişimi: Eğer tüketim ödüncü tacirler arasında yapılmış ticari bir işse, TTK m. 8 uyarınca kural olarak faiz serbestçe belirlenir. Ancak 6098 sayılı TBK m. 88 ve m. 120'nin, ayrım yapmaksızın borçluları koruyan emredici niteliği sebebiyle ticari işlerde de uygulanıp uygulanamayacağı Yargıtay daireleri arasında büyük bir çatışma yaratmıştır. Sistemindeki Yargıtay kararlarında görüldüğü üzere; bir görüş TBK'daki bu sınırların tacirleri de kapsayacağını savunurken (zayıfı koruma ilkesi) ticaret hukukçuları TTK m. 8'in özel hüküm (lex specialis) olduğunu belirtmektedir. Ancak faiz serbestisi kabul edilse dahi, piyasadaki öngörülemez bir şok, faiz yükünü ticari hayatın gereklerini dahi aşacak şekilde artırırsa, tacir de pekâlâ TBK m. 138'e dayanarak kredi sözleşmesinin uyarlanmasını isteyebilir. Tacirin basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğü (TTK m. 18/2) objektif olarak öngörülemez makroekonomik felaketlere karşı onu korumasız bırakmaz.

4. Pratik Olay Analizleri

Kurumun uyarlama sınırlarını, dövize endeksli tüketim ödüncünü ve ihtirazi kayıt mekanizmalarını test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:

Olay 1 (Dövize Endeksli Tüketici Kredisi ve TBK m. 138 Uyarlaması): Tüketici (A) 2008 yılında Banka (B)'den konut almak amacıyla 10 yıl vadeli 100.000 Japon Yeni (JPY) karşılığı dövize endeksli tüketim ödüncü (kredi) çeker. O tarihte JPY kuru çok düşüktür ve faiz caziptir. Ancak ilerleyen yıllarda küresel bir kriz patlak verir, JPY Türk Lirası karşısında 3 kat değer kazanır. Aylık taksitleri ödeyemez hâle gelen (A) TBK m. 138 uyarınca mahkemeye başvurur ve "İşlem temeli çöktü, sözleşmenin TL'ye çevrilerek uyarlanmasını talep ediyorum" der. Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 138'in en tipik ve en çok karşılaşılan tatbikat alanıdır. Tüketici (A)'nın talebi kural olarak geçerlidir. Zira küresel ekonomik şoklar ve öngörülemeyen devasa kur artışları, "sözleşmenin yapıldığı sırada öngörülemeyen olağanüstü durum" şartını sağlar. (A)'nın bu durumda bir kusuru yoktur. Ödenecek kur farkı, sözleşme dengesini (A) aleyhine katlanılamaz ölçüde bozmuştur. Hâkim, tarafların yüklendikleri rizikoları dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde tartarak, kurun belli bir fiksasyona (sabitlemeye) tabi tutulmasına veya faiz/vade yapısının uyarlanmasına karar verebilir. Ancak (A)'nın bu davayı açmadan önce ödediği geçmiş taksitler için, "uyarlama hakkımı saklı tutuyorum (ihtirazi kayıt)" dememişse, TBK m. 138/1 son cümlesi gereği ifa ettiği bu kısımlar için uyarlama isteyemez; uyarlama sadece henüz ifa edilmemiş kısımlar (gelecek taksitler) için yapılır.

Olay 2 (Temerrüt Faizi Sınırının Aşılması ve Tacirin Uyarlama Talebi): Tacir (X) faktoring şirketi (Y)'den ticari tüketim ödüncü alır. Sözleşmede temerrüt faizi yıllık %150 olarak kararlaştırılır. (X) temerrüde düşer ve borç fahiş şekilde katlanarak büyür. (X) TBK m. 138 uyarınca "Temerrüt faizi çok yüksek, ekonomik kriz de var, borcun uyarlanmasını istiyorum" diyerek dava açar. Dogmatik Analiz: Bu olayda TBK m. 138'in yanlış kullanımı ve emredici normların çatışması söz konusudur. Öncelikle, sözleşmede yer alan %150 temerrüt faizi, TBK m. 120/2 uyarınca yasal temerrüt faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamayacağı kuralına takılır. Eğer yargı pratiği TBK m. 120'nin ticari işlerde de emredici olduğunu kabul ediyorsa (ki tüketici lehine bu görüş ağır basmaktadır) faiz oranı kanun gereği zaten azami sınıra indirilecektir (Kısmi kesin hükümsüzlük - TBK m. 27/2). Tacir (X)'in burada "Aşırı İfa Güçlüğü (TBK m. 138)" kurumuna gitmesine gerek yoktur; zira ortada sonradan değişen bir durumdan ziyade, baştan kanuna aykırı bir kloz vardır. Uyarlama davası, ancak kanuni sınırlar içinde kalan bir borcun, dışsal makro şoklarla bozulması hâlinde dinlenir.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 138 ve tüketim ödüncündeki faiz rejiminin usul hukukunda, sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:

1. İhtirazi Kayıt (Çekince) Külfeti ve Zımni Feragat Tuzağı: TBK m. 138'in lafzı çok nettir: "borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması". Avukatların müvekkillerine vereceği en hayati tavsiye şudur: Eğer döviz kredisi veya ticari ödünç sözleşmesinde kriz patlak vermişse ve müvekkil temerrüde düşmemek için taksitleri ödemeye devam ediyorsa, her bir banka dekontunun açıklamasına mutlak surette "TBK m. 138 uyarınca sözleşmenin uyarlanması ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla ödenmiştir" şerhini düşmelidir. Aksi takdirde, çekincesiz yapılan her ifa, o taksit yönünden uyarlama hakkından feragat anlamına gelir.

2. MAC (Material Adverse Change) Klozlarının Düzenlenmesi: Sözleşme özgürlüğü çerçevesinde, kanundaki TBK m. 138 hükmü emredici değildir. Tacirler arası devasa sendikasyon kredilerinde veya ticari tüketim ödünçlerinde, taraflar "Önemli Olumsuz Değişiklik (MAC)" klozları yazarak, hangi makroekonomik şokların uyarlama sebebi sayılacağını, hangilerinin ise borçlunun üstlendiği ticari risk (örneğin kurun %50'ye kadar artması) kabul edileceğini peşinen belirlemelidir. Hâkim, uyarlama yaparken öncelikle sözleşmedeki bu risk dağıtım kurallarına (sözleşmesel uyarlama mekanizmalarına) bakmak zorundadır.

3. Davanın Hukuki Niteliği (İnşai Dava): Sözleşmenin uyarlanması davası, mahiyet itibarıyla yenilik doğuran (inşai) bir davadır. Mahkemenin vereceği uyarlama kararı, sözleşmenin edim yapısını değiştirir. Bu nedenle avukatlar, dava dilekçesinin talep sonucunda (Petitum) "uyarlanmasına karar verilmesi" şeklinde açık ve inşai bir talepte bulunmalı, uyarlamanın (örneğin döviz kurunun hangi tarihteki değere sabitleneceğinin veya faizin ne kadar indirileceğinin) somut parametrelerini hâkime matematiksel olarak sunmalıdır. Aksi takdirde, HMK m. 26 taleple bağlılık ilkesi gereği hâkim, tarafların yerine geçerek sözleşmeyi resen yeniden yazamaz.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan ilgili daireleri (özellikle 3. ve 13. Hukuk Daireleri) TBK m. 138 uyarınca "Sözleşmenin Uyarlanması" ve dövize endeksli krediler hususunda, dürüstlük kuralını merkeze alan ancak tacirler bakımından son derece katı bir içtihat politikası sergilemektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun dövize endeksli kredilerin uyarlanmasına ilişkin klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Sözleşme hukukuna hâkim olan ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesi gereği, taraflar yüklendikleri borçları aynen ifa etmekle yükümlüdürler. Ancak bu ilkenin katı bir şekilde uygulanması, sonradan ortaya çıkan olağanüstü durumlar karşısında borçlunun mahvına neden olabilir. Bu adaletsizliği gidermek için TMK m. 2 dürüstlük kuralından neşet eden ve 6098 sayılı TBK m. 138'de yasalaşan işlem temelinin çökmesi teorisi kabul edilmiştir. Somut uyuşmazlıkta davacı, Japon Yeni (JPY) üzerinden konut kredisi (tüketim ödüncü) almış, ancak küresel kriz nedeniyle kur öngörülemez şekilde artmıştır. Tüketicinin bu makroekonomik riski öngörmesi kendisinden beklenemez. Ancak uyarlama (emprevizyon) kurallarının uygulanabilmesi için, krizin borçlu aleyhine katlanılamaz bir yıkım yaratması şarttır. Mahkemece, kriz öncesi ve sonrası enflasyon, kur endeksleri ve davacının ödeme gücü uzman bilirkişi heyetiyle değerlendirilmeli, sözleşmedeki riskin tümüyle banka veya tüketici üzerinde bırakılmayacağı hakkaniyetli bir oran (örneğin kurun belli bir tavanla sınırlandırılması) kurularak sözleşme uyarlanmalıdır. Davanın salt 'dövizle borçlanan kur riskine katlanır' gerekçesiyle reddi bozmayı gerektirmiştir.".

Tacirlerin Uyarlama Talepleri hususunda Yargıtay'ın içtihat yönelimi ise çok daha acımasızdır: "Tacir, ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi (TTK m. 18/2) davranmak zorundadır. Tacirin, ülkenin ekonomik gerçeklerini, döviz kurlarındaki dalgalanmaları ve enflasyon riskini önceden öngörmesi beklenir. Ticari tüketim ödüncü alan bir tacirin, döviz kurlarındaki artışı gerekçe göstererek TBK m. 138 uyarınca işlem temelinin çöktüğünü ileri sürmesi ve sözleşmenin uyarlanmasını talep etmesi kural olarak himaye göremez. Tacir bakımından uyarlama, ancak ülkeyi sarsan olağanüstü krizlerin (devalüasyon) basiretli bir tacir tarafından dahi hiçbir şekilde öngörülemeyecek boyutta olması hâlinde, istisnai olarak kabul edilebilir."

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesinde vücut bulan Aşırı İfa Güçlüğü (Uyarlama) rejimi ile bunun Tüketim Ödüncü ve Faiz sınırlarıyla (TBK m. 88/120) etkileşimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Alacaklının Uyarlama Talep Edememesi" ve "Sistematik Faiz Sınırlarının Katılığı" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.

Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sistemindeki "Aşırı İfa Güçlüğü Nedeniyle Sözleşmenin Değişen Koşullara Uyarlanması" konulu makalelerde de şiddetle tartışıldığı üzere; TBK m. 138 Lafzında Sadece "Borçlu" İfadesine Yer Verilmiş Olmasının Yarattığı Dogmatik Çarpıklıktır. Fikret Eren ve Oğuzman/Öz'ün öğretilerinde de haklı olarak sorgulandığı üzere; madde metni "borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme hakkına sahiptir" demektedir. Oysa işlem temelinin çökmesi, sadece borcunu ifa edecek tarafı değil, ifayı kabul edecek (alacaklı) tarafı da yıkıma uğratabilir. Örneğin uzun vadeli ve sabit düşük faizli bir tüketim ödüncünde (kredi) ülkede hiperenflasyon baş gösterirse, alacaklı (banka veya şahıs) geri alacağı o sabit paranın satın alma gücünü tamamen yitirmesi nedeniyle mahvolabilir. Bu durumda bozulan edim dengesinden zarar gören "alacaklı"dır. Kanun koyucunun (Legistik) modern Alman Hukukundaki (BGB § 313 "Störung der Geschäftsgrundlage") gibi her iki tarafı da kapsayan nesnel bir "mağdur taraf" ibaresi yerine, salt klasik bir bakış açısıyla "borçlu" kelimesini kullanması büyük bir ifade zafiyetidir. Hukukun, sadece edimi verecek olanı değil, edimi alacak olanın da ekonomik menfaatini denkleştirici adalet (Justitia commutativa) süzgecinden geçirerek koruması zorunludur; dolayısıyla doktrin TBK m. 138'i amaca uygun yorum (Teleologische Auslegung) ile alacaklı lehine de uygulamak zorundadır.

İkinci dogmatik eleştiri, Özel Hükümlerdeki Tüketim Ödüncü Faiz Sınırları (TBK m. 88/120) ile Genel Hükümlerdeki Uyarlama (TBK m. 138) Kurumunun İrade Muhtariyeti Eksenindeki Çelişkisidir. Rona Serozan ve Nomer'in eserlerinde de işaret edildiği gibi; kanun koyucu TBK m. 88 ve 120 ile sözleşme özgürlüğüne balyoz indirerek, piyasa gerçeklerinden kopuk, katı yasal faiz tavanları belirlemiştir. Tacirler arası ticari işlerde dahi bu sınırların uygulanıp uygulanmayacağı kaosu sürerken; diğer yanda öngörülemeyen ekonomik şokların yarattığı devasa dengesizliklerin çözümü TBK m. 138 ile tamamen hâkimin sınırsız takdir yetkisine (sübjektif değerlendirmesine) bırakılmıştır. Hukukun, bir yandan faizi mikro düzeyde matematiksel kısıtlamalarla boğarken, diğer yandan makro krizlerin tasfiyesini böylesine soyut bir "farazi irade ve dürüstlük kuralı" çuvalına atması, kanunlaştırma tekniği açısından tutarsızlıktır. Ahde vefa ilkesi, ne devletin katı faiz limitleriyle ne de hâkimin sınırsız uyarlama yetkisiyle tahrip edilmelidir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 138'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 313.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 138. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.