1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde irade özerkliği (Privatautonomie) ve sözleşme
özgürlüğü asıldır. Öğretide sözleşme özgürlüğü, irade özerkliğinin sözleşmeler
alanındaki görünümü olarak nitelendirilmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar
Kanunu'nun 26. maddesi anlamında taraflar, kanunun sınırları içerisinde
diledikleri gibi sözleşme yapabilirler. TBK m. 26 uyarınca taraflar, bir
sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce
belirleyebilirler. Bu serbesti; sözleşme yapıp yapmama, karşı tarafı seçme,
sözleşmenin şeklini, tipini ve içeriğini düzenleme özgürlüklerini barındırır.
Ancak hukuk düzeni, bu özgürlüğün kamu menfaatini zedeleyecek, zayıf tarafı
mahvedecek veya ahlaki temelleri sarsacak bir silaha dönüşmesini engellemek
zorundadır. Bu nedenle TBK m. 27, sözleşme özgürlüğünün mutlak emredici
sınırlarını çizer: "Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine,
kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak
hükümsüzdür". Emredici kurallar, herkese hitap eden, herkese ödevler
yükleyen genel ve objektif davranış kurallarıdır.
Bu emredici yapı ile, senin normatif hatan neticesinde zikrettiğin TBK Madde
151 (Zamanaşımı Sürelerinin Hesaplanması) arasındaki sistematik bağ, "irade
muhtariyetinin dışlanması" noktasında kurulur. TBK m. 151 uyarınca, zamanaşımı
sürelerinin hesaplanmasında borçların ifa zamanının hesaplanmasına ilişkin
hükümler (TBK m. 92 vd.) kıyasen uygulanır. Zamanaşımı sürelerinin nasıl
hesaplanacağı (günün veya ayın hangi anında sürenin dolacağı) kamu düzenine
ilişkin ve emredici nitelikteki matematiksel kurallardır. Taraflar, "bizim
sözleşmemizde bir ay 45 gün sayılır" veya "zamanaşımı hesaplanırken hafta
sonları dikkate alınmaz" şeklinde, kanunun emredici hesaplama kurallarına
aykırı sözleşmeler yapamazlar. Şayet yaparlarsa, tıpkı TBK m. 27'de olduğu gibi
bu klozlar kesin hükümsüzlük yaptırımıyla karşılaşır. Özel hukuk, taraflara
sözleşme kurma özgürlüğü verirken; tasfiye ve zamanın hesaplanması hususlarında
ipleri tamamen kendi elinde (Ius Cogens) tutmaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Sözleşme özgürlüğünün sınırları (TBK m. 26-27) ile sürelerin hesaplanmasına
(TBK m. 151) ilişkin kavramsal mimariyi kavrayabilmek için, bu yapıların Fikret
Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde
analiz edilmesi zorunludur:
A. Sözleşme Özgürlüğü (Vertragsfreiheit) ve Alt Görünümleri:
Sözleşme özgürlüğünün ilk akla gelen ve önemli alt görünümü sözleşme yapma
(veya yapmama) özgürlüğüdür. Kişiler, diledikleri kişiyle, diledikleri
tipte (Tip serbestisi / Typenfreiheit) sözleşme akdetmekte serbesttir. Kanunda
düzenlenmeyen isimsiz (innominat) karma veya kendine özgü (sui generis)
sözleşmeler kurma hakkı, özel hukukun dinamizmini sağlar. Ancak, tekel
konumundaki teşebbüslerin veya kamu hizmeti sunan kuruluşların sözleşme
yapmaktan kaçınamaması (Sözleşme Yapma Zorunluluğu / Kontrahierungszwang) bu
özgürlüğün en büyük istisnasıdır.
B. Emredici Hükümler ve Kamu Düzeni:
Bir kuralın emredici olup olmadığı, lafzından ("geçersizdir", "yapılamaz",
"mutlaka") anlaşılabileceği gibi, kuralın koruduğu menfaatin (kamu düzeni,
zayıfların korunması) niteliğinden de (teloolojik yorumla) çıkarılabilir. Hukuk
düzeninin temel değer yargılarını, devletin siyasi, sosyal ve ekonomik
yapısının temelini oluşturan kuralların bütünü kamu düzenini (ordre public)
oluşturur. Bir sözleşmenin kendisi veya muhtevası, emir veya yasayı koyan bir
normla çatıştığı zaman, hukuka aykırı sayılır.
C. Ahlaka ve Kişilik Haklarına Aykırılık:
Ahlak ve adaba aykırılıkta amaçlanan sosyal ve ekonomik ahlaktır. Toplumun
ortak vicdanına, dürüst ve doğru insanların ortalama görüşlerine aykırı olan
anlaşmalar geçersizdir. Keza, bir kimsenin ekonomik veya kişisel özgürlüğünü
tamamen ortadan kaldıran, onu başkasına köle kılan (örneğin ömür boyu rekabet
yasağı veya tüm malvarlığını devir taahhüdü) kelepçeleme sözleşmeleri, TBK m.
27 ve TMK m. 23 uyarınca kişilik haklarına aykırılık sebebiyle mutlak butlana
tabidir.
D. Zamanaşımı Sürelerinin Hesaplanması (TBK m. 151):
Zamanaşımı sürelerinin hesaplanması, sözleşme özgürlüğünün müdahale
edemeyeceği, tamamen objektif bir kanuni zemindir. TBK m. 151 atfıyla uygulanan
TBK m. 92 uyarınca, süre gün olarak belirlenmişse sözleşmenin kurulduğu gün
hesaba katılmaz ve süre son günün mesai saati bitiminde dolar. Ay olarak
belirlenmişse, son ayın, sürenin başladığı güne karşılık gelen gününde dolar.
Bu matematiksel kurallar, hak kaybını ve eksik borç (naturalis obligatio)
doğuşunu belirlediği için, tarafların iradesinden bağımsız olarak mutlak bir
kesinlikle uygulanır.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 26-27 eksenindeki emredici kurallara aykırılık kurgusu; Borçlar
Kanunu'nun kısmi hükümsüzlük (TBK m. 27/2) genel işlem koşulları (TBK m.
20-25) ve muvazaa (TBK m. 19) mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ
içindedir:
A. Kesin Hükümsüzlük (Mutlak Butlan) ve Kısmi Hükümsüzlük (TBK m. 27/2):
Emredici hukuk kuralına aykırı sözleşmeler batıldır. Mutlak butlanla sakat
bir işlem, baştan itibaren hiçbir hukuki sonuç doğurmaz; hâkim tarafından resen
dikkate alınır ve herkes tarafından her zaman ileri sürülebilir. Ancak modern
sözleşmeler hukukunda "sözleşmeyi ayakta tutma (favor negotii)" ilkesi
geçerlidir. TBK m. 27/f. 2 hükmünün lafzından, sözleşmenin kalan hükümleriyle
geçerli olarak ayakta kalmasının kural olduğu anlaşılmaktadır. Eğer
sözleşmedeki yalnızca bir madde (örneğin zamanaşımı süresinin hesaplanmasına
ilişkin hukuka aykırı bir hesap yöntemi) emredici kurala aykırıysa, sözleşmenin
tamamı değil, sadece o sakat madde iptal edilir. Ancak bu maddenin yokluğu
sözleşmenin kurulmasını engelleyecek boyuttaysa, sözleşme tamamen batıl olur.
B. Genel İşlem Koşulları (GİK) Yoluyla Sözleşme Özgürlüğünün İhlali:
Sisteminizdeki eserlerde hararetle tartışıldığı üzere; sanayi devrimi ve kitle
üretimiyle birlikte sözleşme özgürlüğü, güçlü teşebbüslerin zayıf tüketicileri
veya küçük tacirleri sömürdüğü bir diktatörlüğe dönüşmüştür. İşletmelerin
önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu genel işlem koşulları,
sözleşme özgürlüğünü kâğıt üzerinde bırakmıştır. Kanun koyucu, bu
tehlikeye karşı TBK m. 20-25 hükümlerini (yazılmamış sayılma ve içerik
denetimi) ihdas ederek, sözleşme özgürlüğünün sınırlarını genişletmiş ve
devletin (hâkimin) sözleşmeye müdahalesini emredici kural hâline getirmiştir.
Bir GİK maddesi, karşı taraf aleyhine dürüstlük kuralına aykırı bir dengesizlik
yaratıyorsa (örneğin sözleşmeden dönme hakkını haksız yere zorlaştırıyorsa)
TBK m. 25 uyarınca kesin hükümsüzdür.
C. Muvazaa ve Emredici Kuralları Dolanma (Kanuna Karşı Hile / In fraudem
legis):
Sisteminizdeki muvazaa incelemelerinde belirtildiği üzere, taraflar bazen
emredici kuralların yaptırımından kurtulmak için gerçek iradelerini (gizli
işlemi) hukuka uygun görünen başka bir işlemin (görünürde işlem) arkasına
saklarlar. Örneğin, yabancıların taşınmaz edinmesini engelleyen
emredici bir kuralı dolanmak için taşınmazı bir Türk vatandaşı adına tescil
ettirip (inançlı işlem) asıl faydayı yabancının sağlaması kurgusu; hem TBK m.
19 anlamında muvazaa hem de emredici kurala karşı hile teşkil eder. Hukuk
düzeni, emredici kuralların bu şekilde dolanılmasını himaye etmez ve işlemi
geçersiz kılar.
4. Pratik Olay Analizleri
TBK m. 27'deki emredici kural sınırlarını, sözleşme özgürlüğünün kötüye
kullanılmasını ve sürelerin hesaplanmasındaki kanuni dayatmaları test etmek
adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Emredici Kurallara Aykırılık, Kelepçeleme Sözleşmesi ve Kısmi
Butlan):
Genç ve yetenekli bir yazılımcı olan (A) teknoloji devi (B) Şirketi ile bir iş
ve hizmet sözleşmesi imzalar. Sözleşmenin 8. maddesinde: "Yazılımcı (A)
sözleşme sona erdikten sonra ömür boyu dünya genelindeki hiçbir teknoloji
şirketinde çalışamaz; aksi takdirde 5 Milyon Dolar cezai şart öder"
yazmaktadır. Ayrıca 9. maddede: "Bu cezai şart alacağına ilişkin zamanaşımı
süresi, ihlalin öğrenildiği yılı takip eden 3. yılın ilk gününde başlar ve TBK
m. 151 kuralları uygulanmaksızın, ihlalden 50 yıl sonra dolar" hükmü yer alır.
Dogmatik Analiz: Bu sözleşme, sözleşme özgürlüğünün (TBK m. 26) adeta bir
işkence aletine dönüştüğü kusursuz bir laboratuvar vakasıdır. 8. maddedeki ömür
boyu ve tüm dünyayı kapsayan rekabet yasağı, (A)'nın ekonomik özgürlüğünü
bütünüyle yok eden bir "kelepçeleme sözleşmesi" niteliğindedir. Bu durum, TMK
m. 23 (Kişilik haklarından vazgeçilemez) ve TBK m. 27 uyarınca emredici
kurallara ve kişilik haklarına aykırı olduğundan kesin hükümsüzdür (mutlak
batıldır). Dahası, 9. maddedeki zamanaşımının hesaplanması ve süresine ilişkin
kurallar, zamanaşımı sürelerini ve başlangıcını (TBK m. 146, 149, 151) iradi
olarak değiştirmeye yönelik olduğundan, TBK m. 148'deki değiştirme yasağına
aykırıdır ve yine kesin hükümsüzdür. Ancak mahkeme, TBK m. 27/2 uyarınca kısmi
butlan (favor negotii) ilkesini işleterek; sözleşmenin hizmete ilişkin
kısımlarını ayakta tutacak, rekabet yasağını ve zamanaşımı hesaplama klozlarını
ise makasla kesip atacaktır.
Olay 2 (Ahlaka Aykırılık ve Geri İade Sorunu):
Tacir (X) rakip firmanın üretim müdürü (Y)'ye, rakip firmanın gizli üretim
formüllerini kendisine sızdırması karşılığında (ticari casusluk) 1 Milyon TL
rüşvet vermeyi taahhüt eder ve parayı peşin olarak (Y)'nin hesabına yatırır.
(Y) parayı alır ancak formülleri sızdırmaz. (X) (Y)'ye karşı "Sözleşmeye
aykırılık" veya "Sebepsiz Zenginleşme" davası açarak 1 Milyon TL'yi geri ister.
(Y) "Sözleşme ahlaka aykırıdır, geçersizdir" der.
Dogmatik Analiz: Bu vaka, ahlaka aykırılığın ve eksik borcun tasfiye boyutunu
test eder. (X) ile (Y) arasındaki sözleşme (ticari sırrın çalınması karşılığı
ödeme) TBK m. 27 uyarınca ahlaka ve adaba açıkça aykırı olduğundan baştan
itibaren kesin hükümsüzdür. Geçersiz bir sözleşmeye dayanılarak aynen ifa
(formüllerin teslimi) veya borca aykırılık tazminatı istenemez. Peki (X)
verdiği 1 Milyon TL'yi sebepsiz zenginleşme kuralları gereği geri alabilir mi?
Sisteminizdeki "Sebepsiz Zenginleşme Hukukunda İade Talebinde Bulunulmasını
Engelleyen TBK Madde 81 Hükmü" eserinde vurgulandığı üzere; hukuka veya
ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şeyin geri
istenemeyeceği (nemo auditur propriam turpitudinem allegans - hiç kimse kendi
ahlaksızlığına dayanarak hak iddia edemez) kuralı devreye girer. TBK m. 81
uyarınca, ahlaksız bir amaç için rüşvet veren (X)'in iade talebi reddedilir;
verilen para kural olarak devlete geçer veya alanın üzerinde (eksik borcun
ifası niteliğinde) kalır. Ahlaka aykırılık, sadece sözleşmeyi değil, iade
mekanizmasını da felç eder.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 26-27 sınırlarının, emredici normların usul hukukunda (HMK) sözleşme
mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat
etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:
1. Kısmi Hükümsüzlük (Severability) Klozunun Tasarımı:
Avukatların hazırladıkları profesyonel sözleşmelerin sonuna mutlaka şu
"Bölünebilirlik (Severability)" klozu eklenmelidir: "İşbu sözleşmenin herhangi
bir hükmünün kanunun emredici kurallarına, ahlaka veya kamu düzenine (TBK m.
27) aykırı bulunması ve kesin hükümsüz sayılması hâlinde; bu durum sözleşmenin
geri kalan hükümlerinin geçerliliğini etkilemeyecektir. Taraflar, geçersiz
sayılan hükmün yerine, sözleşmenin ekonomik amacına en uygun yasal kuralın
uygulanacağını peşinen kabul ederler." Bu kloz, TBK m. 27/2'nin koruyucu
şemsiyesini garanti altına alır ve hâkimin sözleşmeyi toptan iptal etmesinin
önüne geçer.
2. Mutlak Butlanın Mahkemede İleri Sürülme Şekli (Def'i Değil İtirazdır):
Zamanaşımı (TBK m. 146) bir def'i iken, TBK m. 27 uyarınca emredici kurallara
aykırılıktan doğan kesin hükümsüzlük (mutlak butlan) bir "itiraz"dır. Hukuk
Muhakemeleri Kanunu (HMK) uyarınca, bir sözleşmenin ahlaka, kamu düzenine veya
kişilik haklarına aykırı olduğu yargılamanın her aşamasında (temyiz dâhil)
taraflarca ileri sürülebilir. Dahası, taraflar ileri sürmese bile hâkim dosyada
bu aykırılığı tespit ettiği anda resen (kendiliğinden) dikkate alarak davanın
reddine karar vermek zorundadır.
3. Zamanaşımı Sürelerinin Hesaplanması (TBK m. 151) Stratejisi:
Sözleşmeden doğan bir alacağın dava edileceği zaman, avukat TBK m. 151 ve m. 92
kurallarına göre son günü çok dikkatli hesaplamalıdır. Şayet sözleşmede "Süre 1
aydır" yazıyorsa, süre takip eden ayın sözleşmenin kurulduğu güne karşılık
gelen gününde mesai saati bitiminde dolar. Son gün resmî tatile rastlarsa, süre
kendiliğinden tatili takip eden ilk iş gününe uzar. Bu emredici hesaplama
kuralları göz ardı edilirse, davacının milyarlık alacağı zamanın giyotini
altında yok olur.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan ilgili daireleri (özellikle
1., 3. ve 13. Hukuk Daireleri) TBK m. 27 uyarınca "Emredici Kurallara, Ahlaka
ve Kamu Düzenine Aykırılık" yaptırımını son derece katı uygulayan, ancak ticari
hayatta sözleşmeyi ayakta tutma (favor negotii) ilkesini de gözetmeye çalışan
bir içtihat politikası sergilemektedir.
Sisteminizdeki "Hukuki İşlemlerde Geçersizlik Olgusuna Genel Bir Bakış"
eserleriyle tam uyumlu olan Yargıtay'ın klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik
kural şablonlaşmıştır: "Bir sözleşmenin ihtiva ettiği hak ve borçlar, hukuk
düzeninin emredici bir normu ile çatıştığı takdirde hukuka aykırı olur.
Emredici normlar herkese hitap eden, herkese ödevler yükleyen genel ve objektif
davranış kurallarıdır. Bir sözleşmenin kendisi veya muhtevası, emir veya yasayı
koyan bir normla çatıştığı ona aykırı olduğu zaman, hukuka aykırı sayılır.
Hukuka aykırı davranışta ayrıca tarafların ihlal bilinci aranmaz. Hukuk
düzeninin kamu menfaat ve düzenini koruma amacını güttüğü bu hâllerde işlem
mutlak butlanla batıldır.".
Ahlak ve Adaba Aykırılık hususunda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin içtihat
yönelimi şöyledir: "Emredici hukuk kuralları, uyulması zorunlu kurallardır.
Yasaya aykırılık durumu, özellikle cezayı gerektiriyorsa, borçlu tarafından
taahhüt edilen hareket tarzı batıl olur. Ahlak ve adaba aykırılıkta amaçlanan
sosyal ve ekonomik ahlaktır. Dürüst ve doğru insanların ortalama görüşlerine
göre saptanmalıdır. Hatta ahlak ve adaba aykırı sonuç doğuran ya da
kolaylaştıran borçlandırıcı akitlerde dahi geçersizlik (mutlak butlan)
yaptırımı söz konusudur.".
Ayrıca, sözleşme özgürlüğünün sınırları bağlamında Yargıtay, tarafların kanuni
kısıtlamaları dolanmak için yaptıkları işlemlere karşı şu tespiti yapmaktadır:
"Kanuna ve ahlaka aykırı akitlerin belli edilmesinde B.K.nu hükümleri yanında
diğer mevzuatın da göz önünde bulundurulması gerekir.". Zira emredici
hükümler sadece Borçlar Kanununda değil, rekabet, tüketici ve iş hukuku gibi
pek çok özel kanunda da yer almaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 26. maddesinde vücut bulan Sözleşme Özgürlüğü ile
27. maddesindeki Emredici Kurallara Aykırılık rejimi (ve bunların 151.
maddedeki hesaplama kurallarıyla kesişimi) borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret
Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde;
"Paternalist Yaklaşımın Ticari Hayatı Boğması" ve "Amaca Uygun Sınırlama
(Teleolojik Redüksiyon) Yönteminin İhmal Edilmesi" bağlamında çok derin
kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşme Özgürlüğü ve
İstisnaları" ile "Hukuki İşlemlerde Kısmi Hükümsüzlük" makalelerinde
tartışıldığı üzere; Yargının, B2B (Tacirler Arası) İlişkilerde Sözleşme
Özgürlüğünü Aşırı Korumacı (Paternalist) Bir Yaklaşımla Daraltmasıdır.
Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde de haklı olarak sorgulandığı üzere;
emredici kuralların asıl varlık sebebi zayıfı (işçiyi, kiracıyı, tüketiciyi)
güçlüye karşı korumaktır. Ancak uygulamada mahkemeler, iki devasa holding
arasında aylarca müzakere edilerek (Bireysel Pazarlık) hazırlanan ticari
sözleşmelerdeki bazı klozları, sırf lafzen bir emredici kurala aykırı
buldukları için TBK m. 27 giyotiniyle iptal etmektedirler. Basiretli bir tacir,
kendi ekonomik menfaatini hesaplayarak kanunun korumasından vazgeçiyorsa ve
ortada bir haksız rekabet veya kamu düzenini temelden sarsan bir durum yoksa,
hukukun "Ben seni senden daha iyi korurum" diyerek işleme müdahale etmesi,
modern ticaretin irade muhtariyeti (Privatautonomie) ilkesini kökünden tahrip
etmektedir.
İkinci dogmatik eleştiri, Mutlak Butlan Yaptırımının Kör ve Yıkıcı Doğasına
Karşı "Amaca Uygun Sınırlama (Teleolojik Redüksiyon)" Yönteminin Mahkemelerce
Göz Ardı Edilmesidir. Nomer ve Eren'in eserlerinde de vurgulandığı üzere; her
kanuna aykırılık doğrudan doğruya mutlak butlanla sonuçlanmamalıdır. Eğer
kanunun yasakladığı bir işlem, o emredici kuralın asıl korumak istediği amacı
(Ratio Legis) ihlal etmiyorsa, hâkim normun uygulama alanını daraltarak
(Teleologische Reduktion) sözleşmeyi ayakta tutmalıdır. Sistemin,
en ufak bir emredici norm ihlalinde sözleşmeyi tümüyle yok sayan klasik
refleksleri, borçlar hukuku dogmatiğinin adalet üretme yeteneğine vurulmuş bir
prangadır. Rona Serozan'ın eserlerinde de işaret edildiği gibi; hukuk kuralları
birer dogma değil, menfaatleri dengeleyen araçlardır. Emredici bir normun
ihlali hâlinde bile, işlemin tamamen geçersiz kılınmasının taraflar arasında
daha büyük bir adaletsizlik yaratacağı durumlarda, yaptırımın etkileri
dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde sınırlandırılmalı ve sözleşme
özgürlüğüne azami alan bırakılmalıdır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 151'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 19.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 151. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.