1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde hakların ileri sürülmesi ve savunulması, Medeni
Usul Hukukunun "Tasarruf İlkesi (Dispositionsmaxime)" ve "Taraflarca Getirilme
İlkesi (Verhandlungsmaxime)" üzerine inşa edilmiştir. Özel hukuk, tarafların
kendi menfaatlerini koruyacak basirete sahip oldukları varsayımından hareket
eder.
İşte TBK Madde 160, bu evrensel ilkenin zamanaşımı alanındaki mutlak
yansımasıdır. Hükme göre; "Zamanaşımı ileri sürülmedikçe, hâkim bunu
kendiliğinden göz önüne alamaz." Bir alacağın üzerinden 10 yıl, 20 yıl veya 50
yıl geçmiş olması, o alacağı hukuk âleminden silip atmaz; sadece onu "eksik
borca (naturalis obligatio)" dönüştürür. Eksik borçlar, dava edildiğinde
mahkeme tarafından resen (kendiliğinden) reddedilemez. Borçlu, mahkemeye gelip
açıkça "Bu borç zamanaşımına uğramıştır" diyerek "def'i (Einrede)" hakkını
kullanmadığı sürece, hâkim dosyadaki tarihlere bakıp "Bu dava çok eski,
reddediyorum" diyemez. TBK m. 160, hâkime borçlunun avukatlığına soyunmayı
yasaklayan çelikten bir duvardır.
Bu usuli kalkanın, senin normatif hatan neticesinde zikrettiğin Borçluya
Uyarı ve İhtar Koşulları (TBK m. 117 ve m. 123 / Temerrüt Rejimi) ile
kesişimi ise maddi hukuktaki "yüklerin (Obliegenheit)" çarpışmasıdır. TBK m.
117/1 uyarınca; "Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde
düşer." Bir borcun vadesinin gelmiş olması (muacceliyet) kural olarak
borçlunun temerrüde düştüğü anlamına gelmez. Alacaklı, borçluya "Borcunu öde!"
şeklinde açık, kesin ve net bir "ihtar" göndermedikçe, temerrüt faizi (TBK m.
120) veya gecikme tazminatı (TBK m. 118) işlemeye başlamaz. Dahası,
alacaklı sözleşmeden dönmek (feshetmek) istiyorsa, kural olarak TBK m. 123
uyarınca borçluya bir "ek süre (mehil)" vermek zorundadır.
Sistematik düğüm tam burada düğümlenir: Alacaklı, borcunu ifa etmeyen borçluya
ihtar çeker ve onu temerrüde düşürür. Temerrüt faizi işlemeye başlar. Ancak
alacaklı dava açmakta gecikir ve 10 yıllık genel zamanaşımı süresi dolar.
Alacaklı 11. yılda dava açtığında, borçlu mahkemede "Zamanaşımı doldu (TBK m.
160)" der. Alacaklı ise "Ama ben ona ihtar çekmiştim, uyarmıştım!" diyerek
feryat eder. Oysa ihtar (TBK m. 117) borçluyu temerrüde düşürür ama
zamanaşımını (TBK m. 154) kesmez! Biri alacaklıya "hakkını almak istiyorsan
uyaracaksın" derken, diğeri borçluya "kendini kurtarmak istiyorsan susmayıp
def'i ileri süreceksin" der. İkisi de tarafların aktif bir irade göstermesini
emreder.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 160'daki resen gözetilme yasağının ve TBK m. 117'deki ihtar koşullarının
teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların Fikret Eren, M.
Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz
edilmesi zorunludur:
A. Def'i (Einrede) ve İtiraz (Einwendung) Ayrımı (TBK m. 160):
Borçlar hukuku dogmatiğinin en hayati ayrımıdır. İtiraz, bir hakkın hiç
doğmadığını (örneğin ehliyetsizlik, şekil eksikliği) veya doğduktan sonra sona
erdiğini (örneğin ifa, ibra, takas) gösteren maddi hukuk vakıasıdır. İtirazlar,
hâkim tarafından dosyadan anlaşıldığı sürece resen (kendiliğinden) dikkate
alınır.
Def'i ise, hakkın doğduğunu ve var olduğunu kabul eden, ancak borçluya ifadan
kaçınma yetkisi veren (örneğin ödemezlik def'i - TBK m. 97, zamanaşımı def'i)
özel bir karşı haktır. Zamanaşımı bir itiraz değil, bir def'idir. TBK m. 160'ın
temel felsefesi budur: Hâkim, borçluya tanınan bu özel "ödemekten kaçınma"
lütfunu onun yerine kullanamaz.
B. İhtarın Hukuki Niteliği (TBK m. 117):
Sisteminizdeki "Borçlu Temerrüdünde İhtar" incelemelerinde hararetle
tartışıldığı üzere; ihtar, alacaklının borcunun ifa edilmesini istediği
yönündeki tek taraflı irade beyanıdır. İhtar, bir hukuki işlem
(Rechtsgeschäft) değildir! Doktrinde baskın görüşe (Eren, Oğuzman/Öz) göre
ihtar, "hukuki işlem benzeri fiil (geschäftsähnliche Handlung)" niteliğindedir. Çünkü ihtarın sonuçları (temerrüde düşürme, hasarın geçişi) alacaklı bunu
bilse de bilmese de doğrudan kanun tarafından (ex lege) bağlanır.
C. Ek Süre (Mehil / Nachfrist) Kavramı (TBK m. 123):
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, borçlu temerrüde düştüğünde alacaklı
hemen sözleşmeden dönemez. TBK m. 123 uyarınca, borçluya ifa etmesi için "uygun
bir süre" vermesi veya hâkimden bu sürenin verilmesini istemesi şarttır. Bu
ek süre tayini, borçluyu ağır sonuçlardan kurtarmak için son bir şans
mahiyetindedir. Ek süre beyanı, tıpkı ihtar gibi tek taraflı, varması gerekli
ve kural olarak şekle bağlı olmayan bir irade açıklamasıdır.
D. Zımni Feragat ve Hukuki Dinlenilme Hakkı:
Eğer borçlu, aleyhine açılan davaya cevap vermezse veya cevap dilekçesinde
zamanaşımından hiç bahsetmezse, usul hukuku (HMK m. 141) gereği savunmasını
genişletemez. TBK m. 160'ın emrettiği üzere zamanaşımı resen dikkate
alınamayacağından, borçlunun bu sükûtu maddi hukukta "zamanaşımından zımni
feragat" veya usuli olarak "hakkın düşmesi" olarak kabul edilir.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 160'daki usuli savunma kurgusu ve TBK m. 117'deki ihtar mekanizması;
Borçlar Kanunu'nun zamanaşımının kesilmesi (TBK m. 154) mutlak butlan (TBK m.
27) ve dürüstlük kuralı (TMK m. 2) mimarisiyle son derece radikal bir
diyalektik bağ içindedir:
A. İhtarın (TBK m. 117) Zamanaşımını Kesmemesi (TBK m. 154) Paradoksu:
Avukatların borçlar hukuku pratiğinde en sık düştükleri dogmatik çukur
burasıdır. Alacaklı, noterden borçluya "Ödeme emri (İhtarname)" gönderdiğinde
borçlu TBK m. 117 uyarınca temerrüde düşer ve faiz işlemeye başlar. Ancak
TBK m. 154'te alacaklının zamanaşımını kesecek işlemleri tahdidi (sınırlı sayı)
olarak sayılmıştır: Dava, def'i, icra takibi, iflas masasına başvuru. İhtarname
göndermek bu listede yoktur. Alacaklı, borçluyu her ay ihtarname yağmuruna
tutsa bile, o 10 yıllık zamanaşımı saati acımasızca işler. Eğer 11. yılda dava
açılırsa ve borçlu TBK m. 160 uyarınca mahkemede zamanaşımı def'ini ileri
sürerse, alacaklının elindeki ihtarnameler bir kâğıt parçasından öteye geçemez;
dava reddedilir.
B. Muvazaa/Butlan (TBK m. 27) ile Zamanaşımı (TBK m. 160) Çatışması:
Bir sözleşme kanunun emredici hükümlerine aykırı ise (örneğin ahlaka aykırı bir
faiz anlaşması) bu durum TBK m. 27 uyarınca mutlak butlanla sakattır. Mutlak
butlan bir "itiraz"dır ve zamanaşımı gibi "def'i" değildir. Eğer bir davada
borçlu, TBK m. 160 gereği zamanaşımı def'ini ileri sürmeyi unutsa bile;
sözleşmenin ahlaka aykırı (batıl) olduğu dosya kapsamından anlaşılıyorsa, hâkim
bu geçersizliği resen dikkate alarak davayı reddetmek zorundadır. Borçlu
zamanaşımından kurtulamaz ama butlan kalkanı onu hâkimin elleriyle kurtarır.
C. Ek Süre (TBK m. 123) İçinde Yapılan Kısmi İfanın Zamanaşımına Etkisi:
Alacaklı, temerrüde düşen borçluya TBK m. 123 uyarınca 10 günlük bir "ek süre"
verirse ve borçlu bu süre içinde borcun ufak bir kısmını (örneğin 1.000 TL)
öderse, bu cüzi ödeme TBK m. 154/1 uyarınca bir "ikrar" teşkil eder. İkrar, o
güne kadar işlemiş olan zamanaşımı süresini bıçak gibi keser ve sıfırlar.
Temerrüt rejiminde verilen bir nefes borusu (ek süre) zamanaşımı rejiminde
alacaklıya yıllarca sürecek yepyeni bir hak bahşeder.
4. Pratik Olay Analizleri
TBK m. 160'ın o affetmez usuli duvarını, ihtarnamenin temerrüt faizine etkisini
ve ek süre kuralının sınırlarını test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı
inceleyelim:
Olay 1 (TBK m. 160'ın İhlali ve Sessizliğin Bedeli):
Müteahhit (A) Arsa Sahibi (B)'ye binayı 2005 yılında teslim eder ancak 500.000
TL hak edişini alamaz. Aradan 15 yıl geçer, yıl 2020 olur. (A) 2020 yılında
doğrudan (hiç ihtar çekmeden) Asliye Hukuk Mahkemesi'nde alacak davası açar.
(B) mahkemeye gelir, ancak cevap dilekçesinde sadece "Benim ona borcum yok,
binayı kötü yaptı" der. Zamanaşımı (TBK m. 146) lafzını hiç kullanmaz. Hâkim
dosyayı inceler, borcun 15 yıllık olduğunu, 10 yıllık sürenin çoktan dolduğunu
görür. Hâkim, "Süre geçmiş, davayı reddediyorum" diyebilir mi?
Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 160'ın kusursuz bir laboratuvarıdır. Hâkimin
böyle bir ret kararı vermesi, dogmatik bir faciadır ve yargıtay tarafından
derhâl bozulur. TBK m. 160 amir hükmü gereğince, zamanaşımı bir def'idir ve
borçlu (B) tarafından açıkça ileri sürülmedikçe hâkim bunu resen dikkate
alamaz. (B) cevap dilekçesinde zamanaşımından bahsetmediği için savunmasını da
HMK gereği genişletemez. Sonuç olarak, (B) o 500.000 TL'yi faiziyle birlikte
ödemeye mahkûm edilir. Ancak dikkat: (A) dava açmadan önce ihtar (TBK m. 117)
çekmediği için, temerrüt faizi 2005'ten değil, ancak davanın açıldığı 2020
tarihinden itibaren işlemeye başlar.
Olay 2 (İhtarname Yanılgısı ve Ek Sürenin Yokluğu):
Tedarikçi (X) Şirket (Y)'ye 1 Milyon TL'lik malı teslim etmez. Vade belirli
değildir. (Y) 9. yılda noterden bir ihtarname çeker: "Malı derhâl teslim et,
aksi hâlde sözleşmeden dönüyorum!" der. (X) malı teslim etmez. (Y) 11. yılda
sözleşmeden dönme (menfi zarar) davası açar. (X) mahkemede TBK m. 160 uyarınca
"Zamanaşımı doldu" def'inde bulunur. Ayrıca "Bana ek süre (TBK m. 123) vermeden
sözleşmeden dönemezsin" itirazını yapar.
Dogmatik Analiz: Bu olay, borçlar hukukunun üç devasa müessesesinin (İhtar,
Ek Süre, Zamanaşımı) çarpışmasıdır. Şirket (Y)'nin davası iki ayrı giyotinle
paramparça olacaktır. Birincisi; (Y)'nin gönderdiği ihtarname borçluyu
temerrüde düşürür (TBK m. 117) ancak zamanaşımını KESMEZ. Dolayısıyla 11. yılda
açılan davada (X)'in TBK m. 160 kapsamında ileri sürdüğü zamanaşımı def'i
geçerlidir. İkincisi; (Y) ihtarname ile doğrudan sözleşmeden dönmeye
kalkmıştır. Oysa TBK m. 123 uyarınca karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde
dönme için kural olarak bir "ek süre (mehil)" verilmesi şarttır. Kesin vade
veya ifanın yararsız olması gibi istisnai durumlar (TBK m. 124)
ispatlanmadıkça, ek süre verilmeden yapılan dönme beyanı geçersizdir. Dava her
iki yönden de (usul ve esas) çökecektir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 160 (Zamanaşımı Def'i) ve TBK m. 117-123 (İhtar ve Ek Süre) kurallarının
usul hukukunda (HMK/İİK) sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık
tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:
1. Cevap Dilekçesinde "Def'i" İbaresinin Açıkça Yazılması (HMK m. 119):
Avukatların en ölümcül hatası, cevap dilekçesine "Olayın üzerinden çok zaman
geçmiştir, dava dinlenemez" gibi muğlak ifadeler yazmalarıdır. Yargıtay
içtihatlarına göre bu ifadeler TBK m. 160 anlamında geçerli bir zamanaşımı
def'i sayılmayabilir. Avukat, cevap dilekçesinin "İlk İtirazlar ve Def'iler"
başlığı altına mutlak surette: "TBK m. 160 uyarınca, dava konusu alacak 10
yıllık genel zamanaşımı süresini doldurduğundan, ZAMANAŞIMI DEF'İNDE
bulunuyoruz. Davanın bu sebeple usulden reddi talep olunur." ibaresini çakmak
zorundadır. Aksi hâlde, cevap süresi (2 hafta) geçtikten sonra bu def'i ileri
sürülemez (Savunmanın Genişletilmesi Yasağı).
2. Ticari İşlerde İhtarın Şekil Şartı (TTK m. 18/3):
TBK m. 117'de düzenlenen ihtar, kural olarak hiçbir şekil şartına tabi
değildir; sözlü, e-mail veya Whatsapp üzerinden bile yapılabilir. Ancak
sözleşmenin her iki tarafı da tacir ise ve iş ticari iş ise, Türk Ticaret
Kanunu m. 18/3'ün o emredici kılıcı devreye girer: Tacirler arasında temerrüde
düşürmek veya sözleşmeyi feshetmek için yapılacak ihtarların mutlaka noter
aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza (KEP)
ile yapılması şarttır. Adi e-mail ile tacire çekilen ihtar geçersizdir
ve temerrüt faizi başlatmaz.
3. "İhtar" ile "Ek Sürenin (Mehil)" Aynı Belgede Birleştirilmesi:
Zaman ve masraf tasarrufu açısından avukatlar, ihtarı ve ek süreyi (TBK m. 117
ve m. 123) tek bir ihtarnamede birleştirmelidir. İhtarnamede: "İşbu
ihtarnamenin tebliğinden itibaren 7 (yedi) gün içinde borcun ifa edilmesini
(TBK m. 123 uyarınca ek süre); bu süre içinde ifa edilmediği takdirde başkaca
bir ihtara gerek kalmaksızın borçlu temerrüdüne düşeceğinizi (TBK m. 117) ve
sözleşmeden dönme hakkımızı kullanacağımızı ihtaren bildiririz" denilerek,
kanunun aradığı her iki hukuki işlem benzeri fiil aynı zarfa sığdırılmalıdır.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan ilgili daireleri (özellikle
3., 11., 13. ve 15. Hukuk Daireleri) TBK m. 160 uyarınca "Resen Gözetmeme"
kuralını usul hukukunun katı kurallarıyla birleştirirken; TBK m. 117 uyarınca
"İhtarın Temerrüt Faizini Başlatma" işlevini matematiksel bir kesinlikle
uygulamaktadır.
Sisteminizdeki "Zamanaşımı" ve "Faiz Hükümleri" eserleriyle tam uyumlu olan
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik
kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 160. maddesi
(mülga BK m. 140) hükmü son derece açıktır: Zamanaşımı bir itiraz değil, bir
def'i olup, borçlu tarafından yasal süresi içinde ve usulüne uygun olarak ileri
sürülmedikçe, hâkim tarafından davanın her aşamasında (temyiz aşaması da dâhil)
resen nazara alınamaz. Somut uyuşmazlıkta, davalı vekili yasal iki haftalık
cevap süresi geçtikten sonra verdiği ikinci dilekçeyle zamanaşımı def'inde
bulunmuştur. Davacı tarafın açık muvafakati (savunmanın genişletilmesine açık
onayı) bulunmadığından, mahkemece süresinden sonra ileri sürülen bu def'inin
reddedilerek işin esasına girilmesi ve alacağın tahsiline karar verilmesi yasa
ve usule uygundur."
İhtar Şartı ve Temerrüt Faizi Başlangıcı (TBK m. 117) hususunda Yargıtay 3.
Hukuk Dairesi'nin içtihat yönelimi son derece keskindir: "TBK m. 117/1 amir
hükmü gereğince, muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile temerrüde
düşer. Olayda haksız fiil değil, bir sözleşme ilişkisi mevcuttur ve sözleşmede
kesin vade (TBK m. 117/2) kararlaştırılmamıştır. Davacı alacaklı, dava açmadan
önce borçluya usulüne uygun bir ihtarname (temerrüt ihtarı) göndermemiştir. Hâl
böyle olunca, borçlu ancak davanın açıldığı tarihte temerrüde düşmüş sayılır.
Mahkemece, fatura tarihlerinden itibaren temerrüt faizi işletilmesi kanunun
ihtar şartına açıkça aykırıdır; faizin dava tarihinden itibaren başlatılması
gerekçesiyle kararın bozulması gerekmiştir.".
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 160. maddesinde vücut bulan Zamanaşımının Resen
Dikkate Alınamaması rejimi ile 117. ve 123. maddelerindeki İhtar ve Ek
Süre kurumları, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman,
Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Zayıfın Korunması
İlkesinin Usul Hukukuna Feda Edilmesi" ve "İhtar Şekilciliğinin Ticari
Gerçeklikle Çatışması" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay
hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşme Özgürlüğü ve
İstisnaları" ile "Tüketici Hukuku" makalelerinde tartışıldığı üzere; TBK
m. 160'daki 'Resen Gözetme Yasağı'nın, Hukuk Okuryazarlığı Olmayan Tüketicileri
Yıkıma Uğratmasıdır. Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde de haklı olarak
sorgulandığı üzere; özel hukuk eşitler arası ilişkilere dayanır (tasarruf
ilkesi). Ancak günümüzde bir banka veya telekomünikasyon şirketi ile sıradan
bir tüketici eşit değildir. Tüketici, 20 yıl öncesine ait bir kredi kartı
aidatı veya fatura borcu için icraya verildiğinde, korkudan veya bilgisizlikten
süresi içinde "Zamanaşımı def'inde bulunuyorum" dilekçesini yazamaz. Kanun
koyucunun (TBK m. 160) hâkime "Borçlu bunu söylemediyse sen de susacaksın ve
onu ödemeye mahkûm edeceksin" demesi, sosyal devlet ilkesiyle (Anayasa m. 2) ve
zayıfın korunması felsefesiyle bağdaşmayan bir kapitalist kalıntıdır. Modern
Avrupa Tüketici Hukuku (Örn. AB Haksız Şartlar Yönergesi) hâkimin tüketicinin
aleyhine olan haksız durumları resen inceleme yetkisini artırırken; Türk
Kanun Koyucusunun 6098 sayılı Kanun'da mehaz İsviçre Hukukunun (OR Art. 142) o
19. yüzyıl liberal katı usuli kurallarını aynen kopyalaması, maddi adaleti
usuli şekilciliğe kurban eden dogmatik bir zafiyettir.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 117 (İhtar) Kurumunun, TTK m. 18/3 ile
Birleştiğinde Yarattığı Aşırı Şekilci ve Yavaşlatıcı Bürokrasidir. Nomer ve
Eren'in eserlerinde de vurgulandığı üzere; ihtarın felsefi amacı, borçluya
"borcunu öde" uyarısını yapmaktır. Bir esnafın diğerine gönderdiği e-posta
veya attığı bir SMS mesajı, günümüz hız çağında borcun talep edildiğinin en
açık ispatıdır. Ancak Ticaret Kanunu m. 18/3'ün, "ihtar mutlaka noterden veya
KEP'ten olacak" dayatması, ticari hayatın o dinamik akışını mahvetmektedir.
Borçlu, malı alıp parasını ödemediğini adı gibi bilmesine rağmen, sırf alacaklı
ona noterden süslü bir evrak göndermedi diye temerrüt faizinden (TBK m. 117)
kurtulmakta ve enflasyonist ortamda borcunu ucuza kapatmaktadır. Hukukun,
"borcunu ifa etmeyen kişinin kötüniyetini", şekli bir "ihtar" noksanlığıyla
örtbas etmesi ve onu koruması, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ile açık bir
çelişkidir. İhtar, bir amaç değil; borçlunun haberdar edilmesini sağlayan bir
araç olmalıdır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 160'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 93.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 160. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.