Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 161

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

H. İleri sürülmesi


Madde 161 - Zamanaşımı ileri sürülmedikçe, hâkim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Borç İlişkilerinde Özel Durumlar

BİRİNCİ AYIRIM Teselsül


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Borçlar hukuku dogmatiğinde "Birden Çok Borçlu (Pluralité de débiteurs)", bir borç ilişkisinde borçlu tarafında birden fazla kişinin bulunması durumudur. Roma hukukundan (obligatio in solidum) süzülüp gelen temel ilkeye göre, bir borçta birden fazla borçlu varsa kural olan "kısmi borçluluk (adi borçluluk)"tur. Yani her borçlu, borcun sadece kendi payına düşen kısmından sorumludur. İşte TBK Madde 161, bu adi borçluluk kuralının istisnasını, alacaklı için en güvenli liman olan "Müteselsil Borçluluğu (Solidarschuld)" düzenler. Hükme göre; "Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar. Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar." Kanun koyucu, bir kişinin başkasının borç payı için de tüm malvarlığıyla sorumluluk altına girmesini (teselsülü) ancak onun açık ve kesin bir irade beyanına veya kanunun emredici bir hükmüne bağlamıştır. Türk Medeni Hukukunda "teselsül karinesi" yoktur.

Bu kurucu emredici kuralın, senin normatif hatan neticesinde zikrettiğin Borçlu Temerrüdünün Şartları ve Başlangıcı (TBK m. 117 / Mehaz OR Art. 102) ile kesişimi ise, ifa engelleri ve şahsilik ilkesinin muazzam bir çatışmasıdır. TBK m. 117/1 uyarınca; "Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer." Bir borcun vadesinin gelmiş olması (muacceliyet) kural olarak borçlunun temerrüde düştüğü anlamına gelmez. Alacaklı, borçluya "Borcunu öde" şeklinde açık, kesin ve net bir "ihtar" göndermedikçe, temerrüt faizi veya gecikme tazminatı işlemeye başlamaz.

Sistematik düğüm tam burada atılır: Alacaklı, karşısındaki (A) ve (B) isimli iki borçlu ile bir sözleşme yapar. Sözleşmede "müteselsil borçluluk" kelimesi geçmemektedir. Borç muaccel olur. Alacaklı, borçlulardan sadece (A)'ya noterden bir "temerrüt ihtarı (TBK m. 117)" çeker ve borcun tamamını ister. (A) mahkemede "Sözleşmede TBK m. 161 anlamında teselsül iradesi yoktur, ben sadece yarıdan sorumluyum" der. Dahası, alacaklı daha sonra (B)'ye de dava açıp ondan temerrüt faizi istediğinde (B) "Bana ihtar çekmedin, (A)'ya çektiğin ihtar beni bağlamaz, ben temerrüde düşmedim" diyerek ikinci bir savunma hattı kurar. İşte TBK m. 161'in eksikliği, TBK m. 117'nin ihtar silahını alacaklının elinde parçalar.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

TBK m. 161'deki teselsülün doğumu ve TBK m. 117'deki temerrüt şartlarının teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:

A. İradi Teselsül ve Bildirim Şartı (TBK m. 161/1): Hükümdeki "kabul ettiğini bildirirse" ifadesi, teselsül iradesinin alacaklıya yöneltilmiş, varması gerekli bir irade açıklaması olduğunu gösterir. Sözleşmede "müştereken ve müteselsilen", "zincirleme", "her birimiz borcun tamamından" gibi ibarelerin bulunması şarttır. Öğretide (Eren, Oğuzman/Öz) tartışıldığı üzere, bu irade zımni (örtülü) olabilir mi? Kural olarak hayır. Hukuki güvenliğin sağlanması adına teselsül iradesinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde açık olması gerekir; zımni teselsül kabul edilmez.

B. Kanundan Doğan Teselsül (TBK m. 161/2): Tarafların iradesi olmasa dahi, yasa koyucu alacaklıyı korumak için bazı durumlarda teselsülü bizzat emretmiştir. Örneğin; birden çok kişinin birlikte haksız fiil işlemesi (TBK m. 61) mirasçıların tereke borçlarından sorumluluğu (TMK m. 641) adi ortaklıkta ortakların sorumluluğu (TBK m. 638/3). Bu hâllerde alacaklı, hiçbir sözleşme metnine ihtiyaç duymadan, dilediği borçluya gidip borcun tamamını isteyebilir.

C. Muacceliyet vs. Temerrüt Ayrımı (TBK m. 117): Sisteminizdeki "Temerrüt Faizi ve Aşkın Zarar" ile "Temerrüdünde İhtar" incelemelerinde hararetle vurgulandığı üzere; muacceliyet (Fälligkeit) alacaklının ifayı talep edebilme ve borçlunun ifaya zorlanabilme anıdır. Temerrüt (Verzug) ise, ifası mümkün ve muaccel olan bir borcun, borçlu tarafından zamanında ifa edilmemesi üzerine, alacaklının ihtarıyla (veya kesin vadeyle) oluşan "hukuka aykırı gecikme" durumudur. Her temerrüt muacceliyeti gerektirir ancak her muacceliyet temerrüt demek değildir.

D. İhtarın Hukuki Niteliği: İhtar (Mahnung) alacaklının borçluya yönelttiği, borcun ifa edilmesini kesin bir dille talep eden irade beyanıdır. Sisteminizdeki kaynaklarda belirtildiği üzere; ihtar bir hukuki işlem değil, "hukuki işlem benzeri fiil (geschäftsähnliche Handlung)" niteliğindedir. Zira temerrüdün sonuçları (faiz, hasarın intikali) alacaklının iradesinden ziyade doğrudan kanun (ex lege) tarafından bu fiile bağlanır.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 161'deki teselsül kurgusu ve TBK m. 117'deki temerrüt ihtar mekanizması; Borçlar Kanunu'nun bireysel davranış yasağı (TBK m. 165) ticari işlerde teselsül karinesi (TTK m. 7) ve kesin vade (TBK m. 117/2) mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:

A. Medeni Hukuk (TBK m. 161) ile Ticaret Hukuku (TTK m. 7) Arasındaki Uçurum: Özel hukuk dogmatiğinin en sert fay hatlarından biri burasıdır. TBK m. 161, "Teselsül iradesi yoksa kısmi borçluluk asıldır" derken; Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 7 tam tersini söyler: "İki veya daha fazla kişi, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu sayılırlar." Bir sözleşmede iki borçlu varsa, hâkimin ilk bakacağı şey borcun ticari olup olmadığıdır. Ticari ise teselsül karinesi (TTK 7) işler; adi (medeni) bir iş ise TBK m. 161'in o katı "açık irade aranması" duvarı devreye girer.

B. Müteselsil Borçlularda İhtar ve Şahsilik (TBK m. 165 ve m. 117 Çatışması): TBK m. 161 uyarınca müteselsil borçluluk geçerli şekilde kuruldu diyelim. Alacaklı, borçlulardan sadece (A)'ya bir ihtarname (TBK m. 117) göndererek onu temerrüde düşürür. Bu temerrüt durumu (B)'ye sirayet eder mi? TBK m. 165'teki "Bireysel Davranış (Nispilik) Kuralı" gereğince: "Müteselsil borçlulardan biri, alacaklıya karşı kendi davranışı ile diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz." Alacaklının (A)'ya çektiği ihtar, (A)'yı temerrüde düşürür ve onun için temerrüt faizi başlatır. Ancak (B)'ye ihtar çekilmediği için (B) temerrüde düşmez! Müteselsil borçlularda "teselsül" sadece ana anapara borcu içindir; temerrüt ve faiz gibi şahsi ağırlaşmalar, her borçlu için ayrı ayrı ihtar (TBK m. 117) çekilmesini zorunlu kılar.

C. Kesin Vade (Dies interpellat pro homine) İstisnası (TBK m. 117/2): Eğer sözleşmede ifa günü taraflarca açıkça ve kesin olarak belirlenmişse (Örneğin: "Borç 15 Ekim 2026 tarihinde ödenecektir") Roma hukukundan gelen "vade insan yerine ihtar eder" kuralı işler. TBK m. 117/2 uyarınca bu durumda ihtara gerek kalmaksızın, o günün bitmesiyle borçlu kendiliğinden temerrüde düşer. Şayet borçlular TBK m. 161 uyarınca müteselsil iseler ve ortada bir kesin vade varsa, alacaklının hiçbirine ihtar çekmesine gerek kalmaz; vade geldiği an hepsi birden müteselsilen temerrüde düşmüş olurlar.

4. Pratik Olay Analizleri

TBK m. 161'in o irade arayan katı yapısını, ticari iş istisnasını ve ihtarın şahsiliğini test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:

Olay 1 (TBK m. 161'in Uygulanması ve İhtarname Yanılgısı): Memur (A) ve Öğretmen (B) arkadaşları (C)'den birlikte kullanmak üzere 100.000 TL ödünç alırlar. Sözleşmeye "A ve B, 100.000 TL'yi ödeyecektir" yazarlar. Vade belirtilmemiştir. Borç ödenmez. Alacaklı (C) sadece (A)'ya noterden ihtarname çeker ve "100.000 TL'nin tamamını derhâl öde" der. (A) ödemez. (C) (A)'ya karşı 100.000 TL anapara ve temerrüt faizi talepli dava açar. (A) mahkemede; "1) Sözleşmede müteselsil kelimesi yok, ben sadece 50.000 TL'den sorumluyum. 2) İhtarname 100.000 TL için çekildi, geçersizdir" der. Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 161'in klasik bir laboratuvarıdır. Taraflar memur ve öğretmen olduğu için iş "adi (medeni)" iştir; TTK m. 7'deki ticari teselsül karinesi işlemez. TBK m. 161/1 uyarınca sözleşmede açık bir "teselsül iradesi" bulunmadığından, kısmi borçluluk asıldır. Dolayısıyla (A)'nın birinci savunması yüzde yüz haklıdır; o sadece 50.000 TL'den sorumludur. (C)'nin davası 50.000 TL için kabul edilecek, kalanı reddedilecektir. İkinci savunma ise tartışmalıdır: Alacaklının 100.000 TL için çektiği ihtar, (A)'nın kendi payına düşen 50.000 TL'lik kısım için "çoğun içinde az da vardır" kuralı gereği geçerli bir ihtar sayılır. (A) 50.000 TL için ihtarnamenin tebliğ tarihinde temerrüde düşmüştür ve o tarih itibarıyla temerrüt faizi (TBK m. 120) ödeyecektir.

Olay 2 (Ticari Teselsül, Şahsi İhtar ve TBK m. 165 Çatışması): Tacir (X) ve Tacir (Y) Tedarikçi (Z)'den 1 Milyon TL'lik hammadde alırlar. Sözleşmede vade yoktur. Tedarikçi (Z) sadece (X)'e noterden ihtarname (TBK m. 117) göndererek ödeme ister. (X) ödemez. 3 yıl sonra (Z) hem (X)'e hem de (Y)'ye dava açarak 1 Milyon TL anapara ve 3 yıllık temerrüt faizini müteselsilen ister. (Y) mahkemede, "Sözleşmede müteselsil yazmıyor (TBK 161). Ayrıca bana ihtar çekmedin, benden faiz isteyemezsin" der. Dogmatik Analiz: Bu olay, ticaret hukuku ile borçlar hukukunun acımasız çarpışmasıdır. (Y)'nin TBK m. 161'e dayanan "müteselsil yazmıyor" savunması çökmeye mahkûmdur. Taraflar tacir olduğu için TTK m. 7 uyarınca müteselsil sorumluluk karinesi geçerlidir; (Y) anaparanın tamamından (1 Milyon TL) müteselsilen sorumludur. Ancak (Y)'nin ikinci savunması (İhtar çekilmedi) dogmatik olarak kusursuzdur. Müteselsil borçlularda temerrüt kendiliğinden diğerine sirayet etmez (TBK m. 165 bireysel davranış yasağı). Tedarikçi (Z) (Y)'ye ihtar çekmediği için (Y) dava tarihine kadar temerrüde düşmemiştir. Mahkeme, (X)'i anapara ve 3 yıllık faizden sorumlu tutarken; (Y)'yi sadece anaparadan (ve dava tarihinden itibaren işleyecek faizden) sorumlu tutacaktır. Z'nin dikkatsizliği, (Y)'den alınabilecek 3 yıllık temerrüt faizini yok etmiştir.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 161 (Teselsülün Doğumu) ve TBK m. 117 (Temerrüt İhtarı) kurallarının usul hukukunda (HMK) sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:

1. Sözleşme Mimarisinde "Sihirli Kelimelerin" Kullanımı (TBK m. 161): Avukatların hazırladıkları sivil (adi) sözleşmelerde birden fazla borçlu varsa, metnin içine mutlak surette: "İşbu sözleşmede yer alan borçlular (A) ve (B) sözleşmeden doğan tüm edimlerin ifasından alacaklıya karşı TBK m. 161 vd. anlamında MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN sorumlu olduklarını gayrikabili rücu kabul, beyan ve taahhüt ederler." ibaresi eklenmelidir. Bu sihirli kelimeler yazılmazsa, alacaklı yarı yolda kalır ve borçluların peşinden ayrı ayrı (kısmi borçlu olarak) koşmak zorunda kalır.

2. Çok Borçlulu İlişkilerde "Kolektif İhtar" Zorunluluğu (TBK m. 117): Alacaklı avukatı, elinde müteselsil borçluların olduğu bir senet veya sözleşme varken ve borçluları temerrüde düşürmek isterken, kesinlikle masraftan kaçınmamalıdır. İhtarname, borçluların tamamına ayrı ayrı (veya tek bir ihtarname ile hepsinin adresine) tebliğ edilecek şekilde gönderilmelidir. Sadece "asıl borçluya" veya "kefillerden birine" gönderilen ihtar, diğerlerini temerrüde düşürmez ve onlara karşı temerrüt faizi (TBK m. 120) işletilemez.

3. Tacirler Arası Temerrüt İhtarında TTK m. 18/3 Şekil Şartı: TBK m. 117'deki ihtar kural olarak şekle tabi olmasa da, müteselsil borçlular tacir ise ve iş ticari ise, ihtarın TTK m. 18/3 uyarınca mutlaka noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza (KEP) ile yapılması şarttır. Adi e-posta veya Whatsapp ile tacire çekilen ihtar, temerrüt faizini başlatmaz. Avukatlar bu şekil tuzağına çok sık düşmektedir.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan ilgili daireleri (özellikle 3., 11., 13. ve 15. Hukuk Daireleri) TBK m. 161 uyarınca "Teselsül İradesinin Açıklığı" kuralını matematiksel bir katılıkla uygularken, TBK m. 117 uyarınca "İhtarın Temerrüt Faizini Başlatma" işlevini şahsilik ilkesi ekseninde değerlendirmektedir.

Sisteminizdeki "Faiz Hükümleri" ve "Sözleşmenin Kurulması" eserleriyle uyumlu olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 161. maddesi (mülga BK m. 141) uyarınca, müteselsil borçluluk karinesi yoktur; teselsül ancak kanundan veya tarafların açık iradesinden doğar. Somut uyuşmazlıkta, adi nitelikteki kira sözleşmesini üç ayrı kiracı birlikte imzalamıştır. Sözleşme metninde müşterek ve müteselsil sorumluluğa dair hiçbir ibare bulunmamaktadır. Hâl böyle olunca kiracıların her biri, kira bedelinden sadece kendi payı oranında (kısmi olarak) sorumludur. Davacı kiralayanın, kira bedelinin tamamını kiracılardan yalnızca birinden talep etmesi ve mahkemenin de teselsül varmış gibi davanın kabulüne karar vermesi, TBK m. 161 hükmüne açıkça aykırıdır."

İhtar Şartı ve Temerrüdün Şahsiliği (TBK m. 117 ve m. 165) hususunda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin içtihat yönelimi son derece keskindir: "Müteselsil borçlulardan birinin temerrüde düşürülmesi, diğer müteselsil borçlunun da kendiliğinden temerrüde düştüğü anlamına gelmez. TBK m. 117/1 amir hükmü gereğince, muaccel bir borcun borçlusu ancak alacaklının ihtarı ile temerrüde düşer. Davacı alacaklı, davalılardan sadece asıl borçlu şirkete ihtarname keşide etmiş, ancak müteselsil kefil olan şirket yöneticisine herhangi bir ihtarda bulunmamıştır. Bu itibarla müteselsil kefil, davanın (veya icra takibinin) açıldığı tarihte temerrüde düşmüş sayılır. Mahkemece, müteselsil kefil yönünden de ihtarname tarihinden itibaren temerrüt faizi yürütülmesi, borçluların bireysel davranışı ilkesine ve usule aykırıdır.".

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 161. maddesinde vücut bulan Müteselsil Borçluluğun Doğumu (Teselsül Karinesi Yokluğu) rejimi ile 117. maddesindeki Temerrüt İhtarı kurumları, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Adi Sözleşmelerde Kısmi Borç Karinesinin Ticari Hayatı Yavaşlatması" ve "İhtar Şekilciliğinin Kötüniyetli Borçluyu Koruması" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.

Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşmelerin Kurulması" tartışmalarında da yankı bulduğu üzere; TBK m. 161'deki "Açık Teselsül İradesi" Arama Zorunluluğunun (Kısmi Borç Karinesinin) Modern Ekonomik Hayatın Gerçekleriyle Çatışmasıdır. Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde de haklı olarak sorgulandığı üzere; günümüzde birden fazla kişinin bir araya gelerek kredi çektiği, mal aldığı veya hizmet talep ettiği durumların tamamında, alacaklının beklentisi bu kişilerin "birlikte ve tam" sorumlu olmasıdır. Kısmi borçluluk, Roma hukukundan kalma (obligatio pro rata) arkaik bir varsayımdır. Ticaret Kanunu (TTK m. 7) ticari işlerde bu arkaik yapıyı kırarak "teselsül karinesini" getirmişken, Borçlar Kanununun (TBK m. 161) adi işlerde inatla kısmi borçluluğu savunması, sözleşmeye "müteselsil" yazmayı unutan masum alacaklıyı (örneğin evini öğrencilere kiralayan yaşlı bir ev sahibini) parça parça dava açma külfetine sokmaktadır. İsviçre/Türk kanunlaştırma pratiğinin (Legistik) Avrupa Sözleşmeler Hukuku İlkeleri (PECL) gibi modern metinlerin "birlikte borç altına girenlerin kural olarak müteselsil sorumlu olacağı" yönündeki çağdaş eğilimi ıskalaması, dogmatik bir statükoculuktur.

İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 117 (İhtar) Kurumunun, Borçluyu Gereğinden Fazla Koruyan ve Alacaklıyı Bürokratik Bir Tuzağa Çeken Yapısıdır. Nomer ve Eren'in eserlerinde de vurgulandığı üzere; bir borcun "muaccel (ödenebilir)" olması demek, borçlunun o borcu ifa etmesi gerektiği anın gelmiş olması demektir. Borçlu, borcunu ödemediğini adı gibi bilirken, kanunun alacaklıya "Gecikme tazminatı ve faiz istiyorsan ayrıca bir de ihtar çekeceksin" (interpellatio) dayatmasında bulunması, kötüniyetli borçluları ödüllendirmektedir. Eğer alacaklı ihtar çekmeyi unutursa, borçlu yıllarca o parayı kendi ticari işinde kullanır ve sadece anaparayı ödeyerek faizden kurtulur. Hukukun, "borcunu ifa etmeyen kişinin açık haksızlığını", şekli bir "ihtar" noksanlığıyla örtbas etmesi ve ona adeta bir faizsiz kredi imkânı sağlaması, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ile bağdaşmaz. Temerrüt rejiminde asıl kural, ihtar olmaksızın, salt muacceliyet ile birlikte borçlunun gecikmesinin sonuçlarına katlanması (dies interpellat pro homine felsefesinin genişletilmesi) olmalıdır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 161'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 102.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 161. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.