Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 179

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

**C. Ceza koşulu I. Alacaklının hakları

  1. Cezanın sözleşmenin ifası ile ilişkisi**

Madde 179 - Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir. Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Borçlar hukuku dogmatiğinin temelini oluşturan irade özerkliği (Privatautonomie) ilkesinin en önemli görünümlerinden biri sözleşme özgürlüğüdür (Vertragsfreiheit). Sözleşme özgürlüğü, tarafların bir sözleşmeyi yapıp yapmama, içeriğini belirleme ve sözleşmenin şeklini serbestçe tayin etme yetkilerini kapsar. Bu bağlamda, TBK m. 12/1 (Mehaz OR Art. 11) hükmü, şekil serbestisi ilkesini açıkça pozitifleştirmiştir: "Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir". Kural olarak, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamaları sözleşmenin kurulması için yeterlidir ve bu açıklamalar sözlü, yazılı veya zımni (örtülü) olarak yapılabilir.

Ancak hukuk düzeni, hukuki işlem güvenliğini sağlamak, tarafları aceleci ve düşüncesizce kararlar almaktan korumak (uyarıcı fonksiyon) ve ispat kolaylığı getirmek amaçlarıyla şekil serbestisi ilkesine istisnalar getirmiştir. Kanun koyucunun bir sözleşmenin geçerli olabilmesi için belirli bir dış kalıba (şekle) uyulmasını emrettiği hâllerde "kanuni geçerlilik şekli" söz konusu olur. Eğer taraflar, kanunun öngördüğü bu şekil şartına uymazlarsa, sözleşme hukuken geçerli olarak doğmaz. Şekle aykırılığın temel yaptırımı, TBK m. 12/2 uyarınca kesin hükümsüzlüktür (mutlak butlan).

Şekle aykırılığın kesin hükümsüzlük yaratması kuralının, TBK m. 179'da düzenlenen "Ceza Koşulu" (Cezai Şart) müessesesi ile olan sistematik ve dogmatik kesişimi ise "fer'ilik (bağlılık)" ilkesinde ortaya çıkar. TBK m. 179/1 hükmü gereğince, asıl borç herhangi bir sebeple geçersiz ise veya sonradan borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple imkânsız hâle gelmişse, cezanın ifası istenemez. Bir sözleşme kanuni geçerlilik şekline (örneğin resmi şekle) uyulmadan yapıldığı için mutlak butlanla batıl olduğunda, bu sözleşmenin ifa edilmemesi ihtimaline karşı öngörülen ceza koşulu da (TBK m. 179) geçersiz asıl borca bağlı fer'i bir hak olduğundan kendiliğinden kesin hükümsüz hâle gelecektir. Hukuk düzeni, şekil eksikliği nedeniyle ölü doğmuş bir sözleşmenin, ceza koşulu tehdidiyle ifaya zorlanmasına veya dolaylı yoldan geçerli kılınmasına müsaade etmez.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Sözleşmelerde şekil şartlarının niteliğini, şekle aykırılığın yaptırımını ve ceza koşulunun (TBK m. 179) fer'i niteliğini tam olarak analiz edebilmek için, kurumun dogmatik unsurlarının öğretideki (Eren, Oğuzman/Öz, Nomer, von Tuhr) yaklaşımlar çerçevesinde incelenmesi gereklidir:

A. Şekil Kavramı ve Çeşitleri: Şekil, irade beyanının dış dünyaya yansıtılış biçimi, iradenin büründüğü kalıptır. Kaynağı bakımından şekil, kanuni şekil ve iradi şekil olmak üzere ikiye ayrılır.

  1. Kanuni Şekil: Kanun koyucunun bizzat öngördüğü şekil zorunluluğudur. Kanuni şekil de kendi içinde geçerlilik şekli ve ispat şekli olarak ayrılır. Geçerlilik şekli, işlemin kurucu bir unsuru olup, bu şekle uyulmadıkça hukuki işlem hiç doğmaz. İspat şekli ise işlemin geçerliliğini etkilemeyen, ancak uyuşmazlık hâlinde işlemin varlığının usul hukuku (HMK m. 200) kuralları gereği yazılı delille ispatlanmasını zorunlu kılan şekildir.
  2. İradi Şekil (TBK m. 17): Kanunun herhangi bir şekil şartına tabi tutmadığı bir sözleşmenin, tarafların kendi aralarındaki anlaşmayla belirli bir şekle (örneğin yazılı şekle) tabi tutulmasıdır.

Geçerlilik şekilleri ise dış görünüşlerine göre üçe ayrılır: Adi yazılı şekil, resmi şekil ve sözlü şekil. Türk Özel Hukuku'nda özellikle taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin (örneğin taşınmaz satış vaadi, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi) resmi şekilde (tapu memuru veya noter önünde düzenleme şeklinde) yapılması emredici bir kuraldır (TMK m. 706, TBK m. 237).

B. Şekle Aykırılığın Yaptırımı (Kesin Hükümsüzlük / Butlan): Kanunun geçerlilik şartı olarak öngördüğü şekle uyulmadan yapılan bir hukuki işlemin akıbeti, Türk-İsviçre dogmatiğinde uzun yıllar tartışılmıştır. Öğretide bazı yazarlar, şeklin bir kurucu unsur olduğunu ve şekle uyulmamasının irade beyanının dış dünyada hiç oluşmadığı anlamına geldiğini savunarak "yokluk (non-existence)" yaptırımını ileri sürmüşlerdir. Ancak hâkim doktrin (Eren, Oğuzman/Öz, Nomer) ve Yargıtay içtihatları tarafından kabul edilen Güven Teorisi'ne göre; şekle aykırı bir hukuki işlem dış dünyada şeklen (maddi bir olgu olarak) mevcuttur; ancak kanunun emrettiği geçerlilik kalıbına girmediği için baştan itibaren (ex tunc) hukuki sonuç doğurmayan ölü bir işlemdir. Bu durum "kesin hükümsüzlük (mutlak butlan)" olarak adlandırılır. Kesin hükümsüzlük, tarafların sonradan onamasıyla (icazet) geçerli hâle gelemez, hâkim tarafından davanın her aşamasında re'sen gözetilir ve zamanaşımına tabi değildir.

C. Ceza Koşulunun Geçersizliği (TBK m. 179): Ceza koşulu, asıl borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde borçlunun alacaklıya ifa etmeyi taahhüt ettiği ekonomik bir değerdir. Ceza koşulunun en temel dogmatik özelliği "fer'i (bağlı)" bir hak olmasıdır. TBK m. 179 hükmü, bu fer'ilik ilkesinin doğal bir sonucunu ifade eder. Geçerli bir asıl borç yoksa, ceza koşulu da yoktur. Dolayısıyla, şekil kurallarına uyulmadığı için mutlak butlanla batıl olan bir sözleşmede yer alan ceza koşulu hükümleri de geçersiz olacaktır. Zira geçersiz olan asıl borcun ifası talep edilemeyeceğine göre, bu borcun ifa edilmemesine bağlanan yaptırımın (cezanın) talep edilmesi de hukuken ve mantıken imkânsızdır.

3. Sistematik İlişkiler

Şekle aykırılık ve mutlak butlan kurumu; dürüstlük kuralı (TMK m. 2) sebepsiz zenginleşme rejimleri (TBK m. 77 vd.) ve tahvil (dönüştürme) teorileri ile çok derin sistematik etkileşimler içindedir.

A. Şekle Aykırılık ve Hakkın Kötüye Kullanılması (TMK m. 2): Borçlar hukuku dogmatiğinin en kanlı savaş alanı, şekle aykırılığın getirdiği mutlak butlan (hukuki güvenlik) ile dürüstlük kuralının (TMK m. 2) getirdiği maddi adalet arasındaki çatışmadır. Kural olarak, şekle aykırılık kesin hükümsüzlük yarattığından, taraflardan her biri dilediği zaman ifadan kaçınabilir ve ifa ettiği edimlerin iadesini isteyebilir. Ancak Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu kararlarında (örneğin 30.09.1988 tarihli karar) ve doktrinde (Oğuzman/Öz, Eren) açıkça sınırları çizildiği üzere; şekil eksikliğinin ileri sürülmesi, somut olayın özelliklerine göre "hakkın kötüye kullanılması (abus de droit)" niteliği taşıyorsa, hukuk düzeni bu iddiayı dinlemez.

Özellikle her iki tarafın da şekil noksanlığını bilerek sözleşmeyi bütünüyle veya çok büyük oranda ifa ettikleri, edimlerin karşılıklı olarak kabul edildiği durumlarda, aradan uzun yıllar geçtikten sonra taraflardan birinin "şekil eksikliği vardı, sözleşme batıldır" iddiasıyla edimini geri istemesi veya tapu devrinden kaçınması TMK m. 2/2 gereğince himaye görmez. Dürüstlük kuralı, mutlak butlan kuralını ezer ve sözleşme sanki şekle uygun yapılmış gibi (fiilî geçerlilik) hukuki sonuçlarını doğurmaya devam eder.

B. Kesin Hükümsüzlük ve Sebepsiz Zenginleşme (Condictio Sine Causa): Şekle aykırılık nedeniyle sözleşme (ve TBK m. 179 gereği sözleşmedeki ceza koşulları) mutlak butlanla batıl olduğunda, sözleşme baştan itibaren hukuki sonuç doğurmaz. Eğer taraflar bu geçersiz sözleşmeye güvenerek birbirlerine bazı ifalarda bulunmuşlarsa (örneğin haricen yapılan taşınmaz satışında alıcının peşinat ödemesi, satıcının taşınmazın zilyetliğini devretmesi) bu ifaların hukuki sebebi (causa) mevcut değildir. Geçersiz sözleşmeye göre taraflar verdiklerini, mülkiyetin geçmediği hâllerde istihkak davasıyla (TMK m. 683) mülkiyetin devri gerekmeyen nakdi ifalarda ise "sebepsiz zenginleşme (TBK m. 77 vd.)" hükümleri dairesinde geri isteyebilirler. Şekle aykırılık hâlinde uygulanan sebepsiz zenginleşme türü, "hukuki sebebin geçersizliği (condictio ob causam invalidam)" hâlidir.

C. Şekil Eksikliği Hâlinde Tahvil (Konversiyon) Kurumu: Tahvil (dönüştürme) şekil kurallarına uyulmadığı için geçersiz olan bir hukuki işlemin, tarafların farazi iradeleri araştırılarak, daha az sıkı şekil şartlarına tabi olan ve tarafların amacına en yakın ekonomik/hukuki sonucu doğuran başka bir geçerli hukuki işlem olarak ayakta tutulmasıdır. Fikret Eren ve Haluk Nami Nomer'in eserlerinde vurgulandığı üzere, tahvil favor negotii (işlemi ayakta tutma) ilkesinin bir sonucudur. Örneğin, resmi şekilde yapılmadığı için geçersiz olan bir "taşınmaz satış vaadi sözleşmesi" veya "miras sözleşmesi", eğer şartları taşıyorsa yazılı bir "elden bağışlama taahhüdü" veya "vasiyetname" olarak tahvil edilebilir. Ne var ki tahvil kurumu, TBK m. 179 bağlamında asıl borcun niteliğini tamamen değiştirse de, ceza koşulunun o yeni tahvil edilen işleme de fer'i olarak bağlanıp bağlanmayacağı, tarafların farazi iradelerinin yorumlanmasını gerektirir.

4. Pratik Olay Analizleri

Şekle aykırılığın geçersizlik yaptırımını, TBK m. 179 uyarınca ceza koşulunun çöküşünü ve dürüstlük kuralının (TMK m. 2) sınırlarını test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:

Olay 1 (Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesinde Şekil Eksikliği ve TBK m. 179'un Çöküşü): Arsa Sahibi (A) ile Müteahhit (B) arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesini noter huzurunda düzenleme şeklinde yapmaları gerekirken (TMK m. 706, TBK m. 237) kendi aralarında "adi yazılı şekilde" (sadece imzalayarak) akdederler. Sözleşmeye ayrıca şu madde eklenir: "Müteahhit inşaatı 24 ay içinde teslim etmezse, gecikilen her ay için 100.000 TL gecikme cezası (TBK m. 179) ödeyecektir." İnşaat başlamadan Müteahhit (B) sözleşmeden döner. Arsa Sahibi (A) sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle TBK m. 179 uyarınca 100.000 TL ceza koşulunun tahsili için dava açar. Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 12 (Şekil şartı) ile TBK m. 179 (Ceza koşulunun fer'iliği) müesseselerinin kusursuz bir çarpışmasıdır. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, taşınmaz mülkiyetinin devrini içerdiğinden resmi şekle tabidir. Adi yazılı şekilde yapılan bu sözleşme, şekle aykırılık nedeniyle mutlak butlanla batıldır (kesin hükümsüzdür). Temel sözleşme geçersiz olduğundan, o sözleşmenin ifasını teminat altına alan 100.000 TL'lik ceza koşulu da TBK m. 179/1 amir hükmü gereğince ("asıl borç herhangi bir sebeple geçersiz ise cezanın ifası istenemez") kendiliğinden geçersizdir. Arsa Sahibi (A)'nın ceza koşulu talebi esastan reddedilecektir. Geçersiz sözleşmede yer alan ceza koşulunun müstakil bir garanti sözleşmesi (TBK m. 128) olarak tahvil edilmesi (konversiyon) ihtimali de, tarafların gerçek iradelerinin bu yönde olmaması sebebiyle kural olarak mümkün değildir.

Olay 2 (Şekle Aykırılık ve TMK m. 2 Çerçevesinde Hakkın Kötüye Kullanılması): Tacir (X) Tacir (Y)'ye ait olan ticari gayrimenkulü haricen (adi yazılı kâğıtla) satın alır. (X) tüm satış bedelini peşin öder, (Y) ise gayrimenkulün anahtarını teslim eder ve (X) burayı 5 yıl boyunca dükkân olarak kullanır. 5. yılın sonunda gayrimenkul fiyatları fahiş şekilde artınca (Y) (X)'e karşı tapu iptal ve tahliye davası açarak "Sözleşmemiz resmi şekilde yapılmadığı için kesin hükümsüzdür, tapu hâlen bendedir, mülkümü tahliye et" der. Dogmatik Analiz: Bu uyuşmazlık, şekil kurallarının mutlaklığı ile dürüstlük kuralının (TMK m. 2) sınır çatışmasıdır. Şekil hukuku dogmatiği açısından (Y) haklıdır; taşınmaz satışı resmi şekilde (tapuda) yapılmadığı için mutlak butlanla batıldır ve (X) mülkiyeti kazanamamıştır. Ancak taraflar, sözleşmedeki asıl edimlerini (bedel ödeme ve zilyetlik devri) tamamen ifa etmişler ve bu geçersiz sözleşmeyi kendi fiilleriyle yıllarca "geçerliymiş gibi" ayakta tutmuşlardır. (Y)'nin sırf emlak fiyatlarındaki artıştan faydalanmak (ekonomik fırsatçılık) amacıyla, yıllar sonra şekil eksikliğini ileri sürmesi, Yargıtay'ın ve hâkim doktrinin mutabakatıyla açık bir "hakkın kötüye kullanılmasıdır" (TMK m. 2/2). Hukuk düzeni bu kötüniyetli iddiayı korumaz. Hâkim, şekil eksikliğine dayalı tahliye davasını reddedecek ve (X)'in tescile zorlama davası (TMK m. 716) açması hâlinde mülkiyetin (X) adına tesciline karar verebilecektir.

5. Pratik Uygulama Notları

Sözleşmelerin şekle aykırılığı ve ceza koşulunun (TBK m. 179) geçersizliği kurallarının usul hukukunda (HMK) sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:

1. HMK Kapsamında Şekil Eksikliğinin "İtiraz" Niteliği ve Re'sen Gözetilmesi: Davada taraf vekillerinin yaptığı en büyük usuli hata, şekil eksikliği nedeniyle ortaya çıkan kesin hükümsüzlüğü bir "def'i" (örneğin zamanaşımı def'i) sanmalarıdır. Şekle aykırılık hukuki bir "itirazdır". İtirazlar, davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağına (HMK m. 141) tabi değildir. Daha da önemlisi, dosyada şekle aykırı bir sözleşme olduğu (örneğin adi yazılı bir taşınmaz devri belgesi) anlaşıldığında, taraflar bu durumu ileri sürmese dahi hâkim, şekil eksikliğini kamu düzeni ve hukuki güvenlik gereği re'sen (kendiliğinden) dikkate alarak davanın reddine veya sözleşmenin geçersizliğine karar vermek zorundadır.

2. Legal Drafting: Ceza Koşulu Yerine Bağımsız Garanti (Garanti Sözleşmesi): Avukatlar, resmi şekle tabi olduğu hâlde pratik zorluklar nedeniyle adi yazılı şekilde kurulan sözleşmelerde (örneğin ön protokollerde) cezai yaptırımların TBK m. 179 tuzağına düşmesini engellemek için stratejik bir metin mimarisi kullanmalıdırlar. "Sözleşme ihlal edilirse X TL ceza ödenir" şeklindeki fer'i bir ceza koşulu, temel sözleşme geçersiz olduğunda çökecektir. Bunun yerine, sözleşmeye konulacak yaptırım hükmü, asıl borçtan tamamen bağımsız, soyut bir "Garanti Sözleşmesi (TBK m. 128)" veya "Bağımsız Soyut Borç İkrarı" olarak kaleme alınmalıdır. Bu sayede, asıl sözleşme şekil eksikliğinden batıl olsa bile, bağımsız garanti taahhüdü geçerliliğini koruyabilecek ve yaptırım tahsil edilebilecektir.

3. Tahvil İddiasının İleri Sürülmesi: Eğer bir sözleşme şekle aykırılıktan dolayı çökmüşse, davacı taraf usuli ekonomiyi sağlamak adına "terditli (kademeli)" bir talepte bulunmalıdır. Avukat, "Sözleşmenin geçerli olduğunun tespiti ve ifası; mahkeme aksi kanaatte ise sözleşmenin geçerli bir başka işleme tahvili (örneğin taşınmaz satışı geçersizse, sözleşmedeki cezanın veya taahhüdün bağışlama/garanti olarak tahvili); bu da mümkün görülmezse ödenen bedellerin sebepsiz zenginleşme (denkleştirici adalet) kuralları gereğince güncel satın alma gücüne uyarlanarak iadesi" şeklinde bir dava dilekçesi kurgulamalıdır.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri, şekle aykırılık ve mutlak butlan rejimini son derece katı biçimde uygulamakta; fer'i nitelikteki ceza koşulunun (TBK m. 179) geçersizliğini re'sen dikkate almakta; ancak hakkın kötüye kullanılması yasağı (TMK m. 2) bağlamında dürüstlük kuralını bir emniyet sübabı olarak kullanmaktadır.

Şekle aykırılığın mutlak butlan yaratması ve re'sen gözetilmesi hususunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Sözleşmelere egemen olan ilke şekil serbestisidir. Buna göre, kural olarak, kanunda tersine bir açıklık olmadıkça sözleşmeler herhangi bir şekil şartına tabi değildir (BK m. 11/1; TBK m. 12/1). Bununla birlikte, bazı sözleşmelerin geçerli olabilmeleri yasaca belirli bir şekle uygun olarak yapılmaları koşuluna bağlanmıştır... Kanunun öngördüğü şekil şartına uyulmadan yapılan sözleşmeler mutlak butlanla batıldır. Şekil noksanı sebebiyle butlanın dermeyanı hakkının buyurucu niteliği itibariyle kendiliğinden gözetilmesi gerektiği, bugün Türk-İsviçre öğretisi ve uygulamasında tartışmasız kabul edilmektedir. Hâkim, taraflar ileri sürmese dahi şekil eksikliğini re'sen gözetmek zorundadır. Geçersiz sözleşmeye göre taraflar verdiklerini sebepsiz mal edinme hükümlerine göre geri isteyebilirler."

Ceza Koşulunun (TBK m. 179) Geçersizliği ve Fer'ilik İlkesi bağlamında Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin içtihat yönelimi son derece keskindir: "Türk Borçlar Kanunu'nun 179. maddesi (mülga BK m. 158) uyarınca, ceza koşulu asıl borca bağlı fer'i bir haktır. Davacı arsa sahibi ile davalı müteahhit arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, resmi şekilde (noterde düzenleme şeklinde) yapılmadığı için geçerli surette kurulmamıştır. Temel sözleşmenin hukuken geçersiz olduğu hâllerde, bu sözleşmede yer alan ifaya eklenen veya seçimlik nitelikteki cezai şart hükümlerinin de geçerliliğinden söz edilemez. Asıl borcun doğmadığı bir ilişkide ceza koşulunun ifası talep edilemeyeceğinden, davacının geçersiz sözleşmeye dayanarak cezai şart bedeli isteminde bulunması usul ve yasaya aykırıdır."

TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı) ile Şekil Eksikliğinin Aşılması bağlamında Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 30.09.1988 tarihli ve 1987/2 E., 1988/2 K. sayılı kararı Türk hukukunun mihenk taşlarındandır: "Tapuda kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetini devir borcu doğuran ve ancak yasanın öngördüğü resmi biçim şartına uyulmaksızın kurulan sözleşmeler, kural olarak geçersizdir. Ne var ki, taraflar geçersiz olan bu sözleşmedeki edimlerini karşılıklı olarak ve tümüyle veya büyük oranda yerine getirmişlerse; alıcı bedeli ödemiş ve satıcı da taşınmazı alıcıya teslim etmiş ise, bu aşamadan sonra satıcının şekil eksikliğini ileri sürerek tapu devrinden kaçınması veya mülkiyetin tespiti davasını reddetmesi Medeni Kanun m. 2'de yer alan dürüstlük kurallarıyla bağdaşmaz. Hukuk, hakkın açıkça kötüye kullanılmasını korumaz."

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan Sözleşmelerde Şekil ve Şekle Aykırılığın Yaptırımı (TBK m. 12 / OR Art. 11) rejimi ile Ceza Koşulunun Geçersizliği (TBK m. 179) kurumları, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Rona Serozan'ın eserleri ekseninde; "Kesin Hükümsüzlüğün Aşırı Katılığı" ve "Fer'ilik İlkesinin Hukuki Beklentileri Çökertmesi" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.

Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Hukukî İşlemlerde Geçersizlik Olgusuna Genel Bir Bakış" tartışmalarında merkezî bir yer tuttuğu üzere; Şekle Aykırılığın Müeyyidesinin Kör Bir Silah Olarak 'Mutlak Butlan (Kesin Hükümsüzlük)' Olarak Belirlenmesinin Yarattığı Haksızlıklardır. Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde haklı olarak işaret edildiği üzere; kanun koyucu şekil şartlarını genellikle zayıf tarafı uyarmak, hukuki işlem güvenliğini sağlamak ve tarafları aceleci kararlardan alıkoymak için sevk etmiştir. Ancak bu koruyucu normların ihlali durumunda, her iki tarafın da ileri sürebileceği ve hâkimin re'sen gözeteceği "mutlak butlan" yaptırımının devreye girmesi, şekil kurallarının bir "koruma aracı" olmaktan çıkıp, sözleşmeden haksız yere kurtulmak isteyen kötüniyetli tarafın elinde bir "iptal silahına" dönüşmesine neden olmaktadır. Rona Serozan ve Nagehan Kırkbeşoğlu'nun şiddetle savunduğu üzere; şekil kurallarının amacı sadece bir tarafı korumaksa (örneğin kefalet sözleşmesinde kefili korumak) yaptırımın mutlak butlan değil, yalnızca korunan tarafın lehine işleyen bir "tek taraflı bağlamazlık" (nispi butlan veya amaca uygun sınırlama - teleolojik redüksiyon) olarak yorumlanması gerekmektedir. Yargıtay'ın TMK m. 2 (dürüstlük kuralı) üzerinden bu katılığa bir emniyet sübabı açması olumlu olsa da; kanunlaştırma tekniği (Legistik) açısından geçersizlik teorilerinin esnekleştirilmemiş olması, hukuk güvenliğini sarsan dogmatik bir zafiyettir.

İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 179'da Düzenlenen 'Ceza Koşulunun Fer'iliği' İlkesinin, Şekle Aykırılık Hâllerinde Güven İhlalini Ödüllendirmesidir. Nomer ve Eren'in eserlerinde vurgulandığı üzere; ticari hayatta taraflar bir sözleşmenin geçerliliğini ve ifasını teminat altına almak için devasa ceza koşulları öngörürler. Ancak sözleşme, sırf noter harcı ödememek veya bürokratik engelleri aşmak için adi yazılı şekilde yapıldığında; taraflardan biri kötüniyetle sözleşmeden döndüğünde, diğer tarafın elindeki tek güvence olan "ceza koşulu (TBK m. 179)" da fer'ilik ilkesi gereği bir anda çöküp buharlaşmaktadır. Hukukun, temel sözleşme geçersiz olsa dahi, tarafların birbirlerine verdikleri zararı (culpa in contrahendo sorumluluğunu) karşılamak üzere kararlaştırılan bir nevi götürü tazminat niteliğindeki ceza koşulunu mutlak surette asıl borca bağlaması, "bağımsız garanti" niyetini göz ardı etmektedir. Doktrinde, şekil eksikliği nedeniyle iptal edilen sözleşmelerdeki ceza koşulunun, en azından "menfi zararı garanti eden soyut bir taahhüt" olarak tahvil edilmesi (ayakta tutulması) gerektiği savunulsa da; mevcut TBK m. 179 dogmatiği bu esnekliğe kapalı kalarak, şekil eksikliğinden faydalanan kötüniyetli borçluyu adeta cezasızlıkla ödüllendirmektedir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 179'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 11.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 179. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.