1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde irade özerkliği (Privatautonomie) tarafların bir
hukuki ilişki kurmak amacıyla bir araya gelmelerine ve sözleşme görüşmelerine
(müzakerelere) başlamalarına zemin hazırlar. TBK m. 1 uyarınca sözleşme,
tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla
kurulur. Ancak tarafların irade beyanlarının uyuşmasından ve sözleşmenin tam
olarak kurulmasından önce geçen "görüşme (müzakere)" safhası, hukuki bir boşluk
alanı değildir. TMK m. 2'de yer alan dürüstlük kuralı (objektif iyi niyet)
taraflar müzakere masasına oturdukları andan itibaren aralarında özel bir
"güven ilişkisi" (Vertrauensverhältnis) yaratır. Taraflardan birinin bu güven
ilişkisini ihlal ederek karşı tarafa zarar vermesi, Alman hukukçu Rudolf von
Jhering tarafından kavramsallaştırılan "Culpa in Contrahendo" (sözleşme
görüşmelerinde kusurlu davranış) sorumluluğunu doğurur.
Bununla birlikte, tarafların sözleşme görüşmelerinde tüm detaylar üzerinde
anlaşmaları her zaman mümkün olmayabilir. TBK m. 2 (Mehaz OR Art. 2) hükmü,
sözleşmenin kurulması aşamasında irade uyuşmasının kapsamını düzenleyerek;
"Taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki
noktalar üzerinde durulmamış olsa bile, sözleşme kurulmuş sayılır" kuralını
getirmiştir. İkinci derecedeki noktalarda uyuşulamazsa hâkim, uyuşmazlığı işin
özelliğine (ve dürüstlük kuralına) bakarak karara bağlar. Bu hüküm, hâkime
sözleşmeyi tamamlayıcı (Lückenfüllung) bir rol vermektedir.
Sözleşmenin geçerli biçimde kurulmasının ardından, ifanın güvence altına
alınması amacıyla öngörülen yaptırımların en önemlisi olan "Ceza Koşulu", TBK
m. 182'de düzenlenmiştir. Taraflar, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde cezanın
miktarını serbestçe belirleyebilirler (TBK m. 182/1). Ancak sözleşme özgürlüğü
mutlak değildir. Asıl borç geçersizse veya sonradan imkânsızlaşmışsa ceza
koşulu talep edilemez (TBK m. 182/2). Daha da önemlisi, kanun koyucu TBK m.
182/3 fıkrasında, "Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir"
emredici kuralını sevk etmiştir. Sözleşmenin kurulması aşamasında (TBK m. 2)
eksiklikleri tamamlayan hâkim, ceza koşulunun ifası aşamasında (TBK m. 182/3)
sözleşmeye müdahale ederek aşırılıkları törpüleyen ve sözleşme adaletini
(denkleştirici adaleti) sağlayan aktif bir aktör olarak konumlandırılmıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Sözleşme görüşmelerindeki dürüstlük yükümlülüğünün (Culpa in Contrahendo)
sözleşmenin tamamlanmasının (TBK m. 2) ve ceza koşulu rejiminin (TBK m. 182)
dogmatik sınırlarını belirleyebilmek için, temel unsurların öğretideki (Eren,
Oğuzman/Öz, Nomer) yaklaşımlar ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi
gereklidir:
A. Sözleşme Görüşmelerinde Dürüstlük Kuralı ve Yükümlülükler:
Müzakere aşamasında TMK m. 2 uyarınca taraflara yüklenen ve ihlali "Culpa in
Contrahendo" sorumluluğuna vücut veren temel davranış yükümlülükleri
şunlardır,:
- Aydınlatma ve Bilgi Verme Yükümlülüğü: Taraflar, sözleşmenin konusu,
özellikleri ve olası riskleri hakkında birbirlerini doğru ve eksiksiz
bilgilendirmek zorundadır. Karşı tarafı yanıltmak veya susarak hataya düşmesine
göz yummak bu yükümlülüğün ihlalidir.
- Koruma Yükümlülüğü: Müzakere amacıyla bir araya gelen taraflar,
birbirlerinin şahıs ve malvarlığı değerlerine zarar vermemek için gerekli
fiziki ve hukuki önlemleri almalıdır (örneğin mağazaya giren müşterinin
ayağının kayıp düşmesini önlemek).
- Sözleşme Yapma Niyetinde Dürüstlük: Hiçbir zaman sözleşme kurma niyeti
olmadığı hâlde, sırf karşı tarafı oyalamak, ticari sırlarını öğrenmek veya
masraf yapmasını sağlamak amacıyla görüşmelere başlamak ve devam etmek
dürüstlük kuralının ağır bir ihlalidir.
B. İkinci Derecedeki Noktalar ve Sözleşmenin Kurulması (TBK m. 2):
Bir sözleşmenin objektif esaslı noktaları (essentialia negotii) o sözleşmenin
tipini belirleyen kurucu unsurlardır (örneğin satışta mal ve bedel). Taraflar
bu hususlarda uyuşmazsa sözleşme doğmaz (yokluk). İkinci derecedeki (yan)
noktalar ise, ifa yeri, ifa zamanı, masrafların kime ait olacağı gibi
hususlardır. TBK m. 2 uyarınca, taraflar yan noktaları açık bırakmış olsalar
dahi sözleşme kurulur. Taraflar bilahare bu noktalarda anlaşamazsa, hâkim
dürüstlük kuralı, ticari örf ve âdet ile işin özelliğini gözeterek bu boşluğu
doldurur.
C. Ceza Koşulunun Belirlenmesi ve Aşırılık Kavramı (TBK m. 182):
TBK m. 182/1, "Taraflar cezanın miktarını serbestçe belirleyebilirler" diyerek
irade özerkliğini teyit eder. Ancak m. 182/3'teki "aşırılık" (Übermässigkeit)
kavramı, bu serbestinin sınırıdır. Aşırılık, sözleşmenin kurulduğu andaki
değil, kural olarak ihlal (temerrüt) anındaki objektif ekonomik koşullara,
alacaklının uğradığı fiilî zarara, borçlunun kusur derecesine ve borçlunun
ekonomik mahvına sebep olup olmayacağına bakılarak tespit edilir. Hâkimin
indirim (tenkis) yetkisi, cezanın miktarını hakkaniyete uygun bir seviyeye
çekmeyi ifade eder; cezayı tamamen ortadan kaldıramaz.
3. Sistematik İlişkiler
Sözleşmenin kurulması aşamasındaki iyi niyet yükümlülüğü (Culpa in
Contrahendo) TBK m. 2'deki boşluk doldurma fonksiyonu ve TBK m. 182/3'teki
ceza indirimi kurumu; menfi zarar, geçersizlik teorileri ve haksız fiil
rejimleriyle çok derin dogmatik etkileşimler içindedir.
A. Culpa in Contrahendo Sorumluluğunun Hukuki Niteliği:
Taraflardan birinin görüşmeler esnasında dürüstlük kuralını ihlal ederek karşı
tarafa zarar vermesi durumunda, tazminatın hangi hukuki temele dayanacağı
doktrinde en çok tartışılan konulardan biridir.
- Haksız Fiil Görüşü: Klasik görüş, ortada henüz kurulmuş bir sözleşme
olmadığından sorumluluğun haksız fiil (TBK m. 49) hükümlerine tabi olduğunu
savunur. Ancak haksız fiil zamanaşımı sürelerinin kısalığı (TBK m. 72) ve adam
çalıştıranın sorumluluğundaki kurtuluş kanıtı imkânları mağduru zayıflatır.
- Sözleşme Görüşü: Bazı yazarlar, taraflar arasında zımni bir "görüşme
sözleşmesi" kurulduğunu varsayarak sözleşmeye aykırılık (TBK m. 112)
hükümlerini uygularlar.
- Kendine Özgü (Sui Generis) Güven Sorumluluğu: Fikret Eren ve Oğuzman/Öz
tarafından da desteklenen modern doktriner yaklaşıma göre; Culpa in
Contrahendo, kanundan (TMK m. 2'den) doğan kendine özgü bir güven
sorumluluğudur. Sorumluluğun içeriği haksız fiile benzese de, ispat yükü ve
zamanaşımı (TBK m. 146 gereği 10 yıl) bakımından sözleşmesel sorumluluk
kurallarının kıyasen uygulanması, hakkaniyete en uygun çözümdür.
B. Menfi Zarar (Güven Zararı) ve Kapsamı:
Culpa in Contrahendo sorumluluğunun tipik tazminat yaptırımı "menfi zararın
(olumsuz zararın)" tazminidir. Menfi zarar, sözleşmenin geçerli olarak
kurulacağına duyulan haklı güvenin boşa çıkması nedeniyle uğranılan zarardır.
İhlal olmasaydı mağdurun malvarlığı hangi durumda olacak idiyse, o durumun
yeniden tesisi amaçlanır. Görüşmeler için yapılan seyahat, noter, ekspertiz ve
proje masrafları (fiili zararlar) ile bu sözleşmeye güvenildiği için üçüncü
kişilerle yapılabilecek fırsatların kaçırılmasından doğan zararlar (yoksun
kalınan kâr / kaçırılan fırsat) menfi zarar kapsamındadır.
C. Hâkimin Sözleşmeye Müdahalesi: TBK m. 2 ve TBK m. 182/3 Dengesi:
Hukuk düzeni, sözleşme özgürlüğü ile sözleşme adaleti arasında bir denge kurmak
zorundadır. TBK m. 2, hâkime tarafların eksik bıraktığı (ikinci derecedeki)
noktaları tamamlayarak "sözleşmeyi ayakta tutma (favor negotii)" görevi yükler.
Öte yandan TBK m. 182/3, tarafların bilerek ve isteyerek (serbestçe)
kararlaştırdıkları, ancak sonradan borçlu için yıkıcı hâle gelen aşırı ceza
koşuluna müdahale etme ve miktarı "indirme" yetkisi verir. Her iki hüküm de,
şeklî eşitliğin maddi adaletsizlik yarattığı durumlarda TMK m. 2'deki dürüstlük
kuralının yargısal enstrümanlarıdır. Hâkim, her iki müdahalesinde de tarafların
farazi iradelerini, sözleşmenin amacını ve ekonomik güç dengelerini objektif
bir yaklaşımla değerlendirmek zorundadır.
4. Pratik Olay Analizleri
Sözleşme görüşmelerindeki aydınlatma yükümlülüğünün (Culpa in Contrahendo)
sınırlarını ve TBK m. 182/3 uyarınca aşırı ceza koşulunun indirilmesi rejimini
test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Sözleşme Görüşmelerinde Oyalamak ve Culpa in Contrahendo):
Alışveriş Merkezi Maliki (A) tanınmış bir restoran zinciri sahibi olan (B) ile
AVM içinde büyük bir dükkânın kiralanması için aylarca görüşmeler yapar. (A)
dükkânın iskan (yapı kullanma izin) belgesinin olmadığını ve restoran ruhsatı
alınamayacağını bilmesine rağmen bu durumu (B)'den gizler (aydınlatma
yükümlülüğünün ihlali). Görüşmelerin olumlu sonuçlanacağına inandırılan (B)
mimari projeler çizdirir, özel fırınlar sipariş eder ve 300.000 TL masraf
yapar. Tam sözleşme imzalanacakken iskan sorunu ortaya çıkar ve sözleşme
kurulamaz. (B) zararlarının tazmini için dava açar. (A) "Aramızda imzalanmış
bir sözleşme yok, borcum yok" der.
Dogmatik Analiz: Bu vaka, TMK m. 2'den neşet eden Culpa in Contrahendo
sorumluluğunun tam bir uygulamasıdır. Sözleşme özgürlüğü kapsamında kimse
sözleşme yapmaya zorlanamaz; ancak taraflar müzakereye başladıkları an dürüst
davranmakla mükelleftir. Malik (A) sözleşmenin kurulmasını imkânsız kılacak
hukuki bir engeli (iskan sorununu) bilerek gizlemiş ve (B)'yi boş yere masrafa
sokmuştur. Ortada kurulan bir sözleşme olmasa dahi, (A)'nın aydınlatma ve
dürüstlük yükümlülüğüne aykırı davranışı hukuka aykırıdır. (B) haksız fiil
veya sui generis güven sorumluluğu dairesinde, sözleşmenin kurulacağına
güvenerek cebinden çıkan tüm proje ve sipariş masraflarını "menfi zarar" kalemi
olarak (A)'dan tahsil edecektir.
Olay 2 (Aşırı Ceza Koşulunun Re'sen İndirilmesi - TBK m. 182/3):
Esnaf (X) Tedarikçi (Y) ile 500.000 TL bedelli bir hammadde alım sözleşmesi
imzalar. Sözleşmeye, "Esnaf (X) borcunu vadesinde ödemezse, anaparanın yanında
ayrıca 1 Milyon TL ceza koşulu ödeyecektir" şartı konur. Esnaf (X) ekonomik
kriz nedeniyle temerrüde düşer. Tedarikçi (Y) 1 Milyon TL'lik ceza koşulunun
tahsili için dava açar. (X) davaya cevap vermez (itiraz etmez).
Dogmatik Analiz: Bu uyuşmazlık, TBK m. 182/3'teki "Hâkim, aşırı gördüğü ceza
koşulunu kendiliğinden indirir" emredici hükmünün laboratuvarıdır. Normalde
medeni usul hukukunda (HMK m. 26) taleple bağlılık ve taraflarca getirilme
ilkesi geçerlidir. Ancak kanun koyucu, TBK m. 182/3'te zayıf borçluyu korumak
adına kamu düzeni düşüncesiyle hâkime re'sen (kendiliğinden) hareket etme
ödevi vermiştir. Esnaf (X) indirim talep etmemiş olsa dahi, hâkim 500.000
TL'lik bir borç için öngörülen 1.000.000 TL'lik ceza koşulunun açıkça orantısız
ve aşırı (ekonomik mahva sebep olabilecek nitelikte) olduğunu tespit ederek,
dürüstlük kuralı çerçevesinde bu bedeli hakkaniyete uygun bir seviyeye (örneğin
100.000 TL'ye) indirmek zorundadır. Ancak burada borçlunun tacir olup olmadığı
hususu Türk Ticaret Kanunu (TTK m. 22) bağlamında incelenmelidir.
5. Pratik Uygulama Notları
Culpa in Contrahendo sorumluluğunun usul hukukunda (HMK) ispatı, TBK m. 2'nin
kullanımı ve TBK m. 182/3 ceza indiriminde avukatların dikkat etmesi gereken
stratejik boyutları şunlardır:
1. Niyet Mektubu (LoI) ve Gizlilik Anlaşmaları (NDA) ile Riskin
Yönetilmesi:
Sözleşme görüşmelerine başlanırken, tarafların Culpa in Contrahendo bağlamında
ileride doğabilecek menfi zarar taleplerini sınırlamak için mutlaka bir Niyet
Mektubu (Letter of Intent) imzalatmaları elzemdir. Metne, "Tarafların
görüşmelere başlamış olması hiçbir şekilde sözleşme kurma zorunluluğu doğurmaz.
Taraflar, görüşmelerin herhangi bir aşamasında hiçbir sebep göstermeksizin ve
tazminat yükümlülüğü (menfi zarar dâhil) altına girmeksizin masadan kalkmakta
serbesttir" klozunun (Walk-away right) eklenmesi, ispat hukuku bakımından
dürüstlük kuralına aykırılık iddialarını zayıflatacaktır.
2. TBK m. 182/3 ve Tacirlerin Durumu (TTK m. 22 Katılığı):
Avukatların ceza koşulu indiriminde en çok düştükleri tuzak, borçlunun "tacir"
olduğu ihtimaldir. Türk Ticaret Kanunu m. 22 hükmü, tacir sıfatını haiz
borçluların "cezanın fahiş olduğu gerekçesiyle indirim isteyemeyeceğini" açıkça
emreder. Bu nedenle, müvekkili tacir olan bir avukatın mahkemede salt "TBK m.
182/3 gereği bu ceza aşırıdır, indirin" şeklindeki savunması reddedilecektir.
Avukatın burada stratejik olarak, "cezanın tahsilinin müvekkil şirketin
ekonomik mahvına (iflasına) sebep olacağını, bunun anayasal yaşama/teşebbüs
hakkını yok edeceğini ve ahlaka aykırılık (TBK m. 27) teşkil ettiğini" Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Kararları ışığında ileri sürmesi zorunludur.
3. İkinci Derecedeki Noktaların İspatı (TBK m. 2):
Bir uyuşmazlıkta davacı, "sözleşme kuruldu, sadece teslim tarihi belli değildi,
hâkim bunu TBK m. 2 uyarınca tamamlasın" diyerek ifa talebinde bulunduğunda;
davalı avukatı HMK m. 200 vd. gereğince, tarafların söz konusu boşluğu (örneğin
teslim tarihini) bilinçli olarak açık bırakmadıklarını, tam tersine bu konuda
uyuşmazlık yaşadıklarını e-posta veya yazışmalarla ispatlamalıdır. Tarafların
anlaşamadığı ve tartışmaya devam ettiği bir "yan nokta", TBK m. 2 kapsamında
hâkim tarafından doldurulamaz; bu durumda sözleşme hiç kurulmamış sayılır
(yokluk).
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri, sözleşme
öncesi sorumluluk (Culpa in Contrahendo) bağlamında menfi zararın tazminini
sözleşme adaleti ekseninde değerlendirmekte; ceza koşulunun indirilmesinde (TBK
m. 182/3) ise hâkimin re'sen yetkisini ve tacir istisnasını katı sınırlarla
içtihat etmektedir.
Sözleşme Öncesi Görüşmelerde Güven İlkesi (Culpa in Contrahendo) hususunda
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik
kural şablonlaşmıştır: "Sözleşme görüşmeleri (müzakere) aşamasında taraflar
arasında dürüstlük kuralı (TMK m. 2) gereğince hukuki bir güven ilişkisi doğar.
Görüşmeler esnasında tarafların birbirlerini aydınlatma, koruma ve dürüst
davranma yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu yükümlülüklere aykırı davranılarak
sözleşmenin geçerli olarak kurulacağına dair karşı tarafta yaratılan haklı
güvenin kasten veya ihmalle boşa çıkarılması, 'Culpa in Contrahendo' (sözleşme
görüşmelerinde kusur) sorumluluğunu doğurur. Bu sorumluluk, ne haksız fiil ne
de tam bir sözleşme sorumluluğu olup, TMK m. 2'den doğan kendine özgü (sui
generis) bir sorumluluk türüdür. Sorumluluğun yaptırımı, görüşmelerin olumsuz
sonuçlanması nedeniyle uğranılan 'menfi zararın' (boşa giden masraflar,
kaçırılan fırsatlar) tazminidir. Mahkemece, davacının sözleşmenin kurulacağına
haklı olarak güvenip güvenmediği ve davalının oyalama kastı bulunup bulunmadığı
değerlendirilmelidir.".
Ceza Koşulunun Re'sen İndirilmesi (TBK m. 182/3) ve Tacirler (TTK m. 22)
hususunda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin içtihat yönelimi son derece keskindir:
"6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 182/3. maddesi (mülga BK m. 161/3)
uyarınca, hâkim aşırı (fahiş) gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden (re'sen)
indirmekle yükümlüdür. Bu husus kamu düzenine ilişkin olup talep olmaksızın
gözetilir. Ancak somut uyuşmazlıkta borçlu, bir sermaye şirketi olup tacir
sıfatını haizdir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 22. maddesi gereğince,
tacirler kural olarak ceza koşulunun fahiş olduğu iddiasıyla indirim
isteyemezler. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, bir tacirin ceza
koşulunun indirilmesini talep edebilmesi için, kararlaştırılan cezanın
ödenmesinin borçlu şirketin ekonomik mahvına (iflasına) sebep olacak derecede
ağır olması ve bu durumun sözleşme adaleti ile ahlaka aykırılık (TBK m. 27)
teşkil etmesi gerekir. Mahkemece, bilirkişi marifetiyle ceza miktarının davalı
tacirin ekonomik mahvına sebep olup olmayacağı hususunda mali durum incelemesi
yapılmadan eksik incelemeyle karar verilmesi isabetsizdir.".
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nda vücut bulan Sözleşmenin Kurulması ve İkinci
Derecedeki Noktalar (TBK m. 1-2 / OR Art. 1-2) rejimi, sözleşme öncesi güven
ilişkisi olan Culpa in Contrahendo (TMK m. 2) teorisi ve Ceza Koşulunun
İndirilmesi (TBK m. 182 / OR Art. 163) kurumları; borçlar hukuku dogmatiğinde
Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri
ekseninde; "Kanunlaştırma Tekniğindeki Boşluklar" ve "Tacir Katılığının Sosyal
Adaletle Çatışması" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay
hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşmelerin Kurulması
ve Hüküm Doğurması" ile Culpa in Contrahendo sorumluluğu tartışmalarında
merkezî bir yer tuttuğu üzere; Türk-İsviçre Kanun Koyucusunun, Modern Borçlar
Hukukunun En Hayati Kurumlarından Biri Olan 'Culpa in Contrahendo'
Sorumluluğunu 6098 Sayılı Kanunda Açıkça Kodifiye Etmemiş Olmasıdır.
Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde haklı olarak sorgulandığı üzere; Alman
Kanun Koyucusu, BGB § 311'de yaptığı modernizasyonla sözleşme görüşmelerindeki
güven sorumluluğunu açık bir kanun maddesi hâline getirmişken, Türk kanun
koyucusu 2012 yılında TBK'yı yenilerken bu köklü müesseseyi hâlâ dürüstlük
kuralının (TMK m. 2) soyut kanatları altına ve içtihatların inisiyatifine
bırakmıştır. Kanunda açık bir normun olmaması, bu sorumluluğun hukuki niteliği
(haksız fiil mi, sözleşme mi, sui generis mi olduğu) ve bilhassa uygulanacak
zamanaşımı süresi hususunda Yargıtay daireleri arasında dahi derin çelişkilere
yol açmakta, hukuki güvenlik (Rechtssicherheit) ilkesini zedelemektedir.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 182/3'te Düzenlenen 'Aşırı Cezanın Re'sen
İndirilmesi' Kuralının, Tacirler Bakımından (TTK m. 22) Tamamen İptal
Edilmesinin Yarattığı Ağır Orantısızlıktır. Nomer ve Eren'in eserlerinde
vurgulandığı üzere; kanun koyucu tacirlerin "basiretli bir iş insanı" gibi
davranması gerektiği gerekçesiyle onlara ceza indirimi yolunu kapatmıştır.
Ancak günümüz piyasa ekonomisinde, bir KOBİ (küçük ölçekli tacir) ile devasa
bir uluslararası holding aynı masaya oturduğunda, aralarında hiçbir ekonomik
eşitlik yoktur ve güçlü tarafın dayattığı genel işlem koşulları (TBK m. 20 vd.)
niteliğindeki fahiş cezalar küçük tacirleri ezmektedir. Hukukun, sadece
"ekonomik mahvına sebep olma (iflas)" gibi son derece ekstrem bir ölümcül
sınırı aşan hâllerde tacire indirim hakkı tanıması, denkleştirici adaleti
(Justitia commutativa) sağlamakta yetersiz kalmaktadır. Doktrinde (Rona Serozan
vb.) sıklıkla ifade edildiği gibi, zayıfı koruma ve sözleşme adaleti düşüncesi,
şeklî bir "tacir sıfatı" duvarına çarpıp parçalanmamalı, hâkim TBK m.
182/3'teki re'sen indirim yetkisini, taraflar arasındaki asimetrik güç
dengesini gözeterek ticari sözleşmelere de daha esnek bir biçimde
uygulayabilmelidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 182'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 2.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 182. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.