1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar Hukukunda alacağın devri (temlik) alacaklının asıl borçlunun rızasını
aramaksızın, sahip olduğu alacak hakkını bir tasarruf işlemi ile üçüncü kişiye
devretmesidir. Alacağın devri, devralan (yeni alacaklı) açısından ciddi
ekonomik ve hukuki riskler barındırır. Zira borçlu, TBK m. 188 uyarınca devri
öğrendiği an devredene karşı sahip olduğu tüm savunmaları devralana karşı da
ileri sürebilir. Bu risklerin devralan üzerinde haksız bir yıkım yaratmaması
adına kanun koyucu, TBK m. 191 (Mehaz OR Art. 171) hükmünde "Devredenin Garanti
Sorumluluğu"nu öngörmüştür. TBK m. 191 uyarınca; "Devir, karşılık alınarak
(ivazlı) yapılmışsa devreden, devir sırasında alacağın varlığını ve borçlunun
ödeme gücüne sahip olduğunu garanti etmiş olur. Devir karşılıksız (ivazsız)
yapılmışsa devreden, alacağın varlığını ve borçlunun ödeme gücünü garanti etmiş
olmaz."
Bu kural, irade özerkliği ve denkleştirici adalet (Justitia commutativa)
ilkelerinin tam bir yansımasıdır. Bir alacağı bir bedel (ivaz) karşılığında
satan veya devreden kişi, bu alacağın hukuken mevcut (veritas) ve tahsil
edilebilir (bonitas) olmasından nesnel olarak sorumludur. Kanundan doğan bu
garanti sorumluluğu, satım sözleşmesindeki ayıba veya zapta karşı tekeffül
hükümlerinin, alacağın devri kurumuna uyarlanmış özel bir türüdür.
Maddenin "İşgal altındaki taşınmazın satımı" olgusu ile birleştiği dogmatik
zemin ise oldukça derindir. Satıcı, üçüncü bir kişinin fuzuli şagil (işgalci)
olarak bulunduğu veya ayni bir hak iddia ettiği bir taşınmazı alıcıya
sattığında; mülkiyeti ve zilyetliği ayıpsız, zapt tehlikesinden arî biçimde
devretme asli edim borcunu ihlal etmiş olur. Alıcı, işgal sebebiyle taşınmazı
teslim alamadığında veya zapt tehlikesiyle karşılaştığında, TBK m. 97
(Ödemezlik def'i) uyarınca satış bedelini ödemekten kaçınabilir veya
sözleşmeden dönebilir. Eğer satıcı, bu (işgal altındaki) taşınmazın
satışından doğan semen (bedel) alacağını, henüz tahsil etmeden bir finans
kuruluşuna devretmişse; alıcının haklı olarak yapacağı "sözleşmeden dönme" veya
"ödemezlik def'i" savunması, devredilen alacağı çökertir. İşte bu çöküş anında
TBK m. 191 devreye girer: Devreden satıcı, ivazlı olarak devrettiği alacağın
"işgal/zapt" sebebiyle tahsil edilememesinden dolayı devralana karşı mutlak bir
garanti sorumluluğu altına girer.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Alacağın devrinde garanti sorumluluğunun ve işgal altındaki taşınmaz satımının
teorik sınırlarını belirleyebilmek için, kurumların kurucu unsurlarının
doktrindeki (Eren, Oğuzman/Öz, Nomer) yaklaşımlar çerçevesinde analiz edilmesi
zorunludur:
A. İvazlı (Karşılıklı) Devir Şartı:
TBK m. 191/1 uyarınca, devredenin garanti yükümlülüğü altına girebilmesi için
devrin ivazlı yapılmış olması şarttır. İvaz, nakit para, bir başka alacak hakkı
veya herhangi bir ekonomik değer olabilir. İvazlı temlik aslında "alacağın
satışı" niteliğindedir. Devir bağışlama (ivazsız) niteliğinde ise, devredenin
herhangi bir garanti borcu doğmaz; zira bağışlayanın sorumluluğu kural olarak
kast ve ağır kusur halleriyle sınırlıdır.
B. Alacağın Varlığı Garantisi (Veritas):
Garanti sorumluluğunun ilk ve en önemli ayağıdır. Devreden, devir anında o
alacağın hukuken doğmuş olduğunu, geçerli bir hukuki sebebe dayandığını,
herhangi bir iptal veya mutlak butlan yaptırımıyla sakat olmadığını ve
borçlu tarafından haklı bir itiraz veya def'i ile çürütülemeyecek durumda
olduğunu taahhüt eder. Eğer taşınmaz satımı, şekil eksikliği nedeniyle baştan
itibaren batılsa, ortada geçerli bir bedel alacağı (veritas) yoktur. Aynı
şekilde, işgal altındaki taşınmazın satımında alıcı, satıcının ifa engeli
nedeniyle sözleşmeden dönmüşse, dönüşüm teorisine göre alacak geçmişe/ileriye
etkili olarak ortadan kalkar. Hukuken mevcut olmayan veya bozucu yenilik
doğuran bir hakla ortadan kaldırılan alacağı devreden kişi, TBK m. 191
anlamında "varlık (veritas) garantisini" ihlal etmiş sayılır.
C. Borçlunun Ödeme Gücü Garantisi (Bonitas):
İsviçre Borçlar Kanunu'ndan farklı olarak TBK m. 191, ivazlı devirlerde
devredenin alacağın varlığının (veritas) yanı sıra, borçlunun devir anındaki
ödeme gücünü (bonitas) de kanun gereği garanti ettiğini hükme bağlamıştır.
Bonitas garantisi, borçlunun iflas etmemiş olmasını, borca batık olmamasını,
aleyhindeki icra takiplerinin semeresiz kalmayacağını ifade eder. Bu, devralanı
son derece koruyan ve devredenin riskini olağanüstü artıran bir düzenlemedir.
D. İşgal Olgusu ve Zapta Karşı Tekeffül:
Eşya ve borçlar hukuku dogmatiğinde "işgal", bir taşınmazın maliki olmayan veya
sözleşmesel bir hakkı bulunmayan kişi tarafından fiilen elde tutulmasıdır. Eğer
taşınmazı işgal eden kişi, mülkiyet veya irtifak gibi üstün bir ayni hakka
dayandığını iddia ediyorsa, satıcının "Zapta Karşı Tekeffül (TBK m. 214)"
sorumluluğu doğar. Eğer kişi sadece fuzuli şagil ise (hiçbir hakkı yoksa)
satıcı taşınmazın zilyetliğini alıcıya devretme (teslim) borcunu gereği gibi
ifa etmemiş, dolayısıyla borçlu temerrüdüne (TBK m. 112, 117) düşmüş olur. Her
iki halde de alıcının karşılıklı edimini (satış bedelini) ifadan kaçınma hakkı
sabittir.
3. Sistematik İlişkiler
Alacağın devrinde devredenin garanti borcu (TBK m. 191) ile işgal altındaki
taşınmaz satışında ortaya çıkan hukuki açmazlar; sözleşmeden dönme teorileri,
zapta karşı tekeffül ve sebepsiz zenginleşme rejimleriyle çok derin dogmatik
etkileşimler içindedir.
A. Garanti Yükümlülüğünün Kapsamı (TBK m. 193) ve Dönme Teorileri:
Devredilen alacak, taşınmazdaki işgal sebebiyle alıcının sözleşmeden dönmesi
neticesinde ortadan kalktığında, devralanın (faktoring şirketinin) devredenden
talep edebileceği tazminatın kapsamı TBK m. 193'te açıkça sınırlandırılmıştır.
Buna göre devralan; ifa ettiği karşı edimin (temlik bedelinin) faiziyle
iadesini, devrin sebep olduğu giderleri ve borçluya (alıcıya) karşı açtığı
davada yaptığı masrafları talep edebilir. Ancak bu garanti sorumluluğunun
işletilebilmesi, asıl sözleşmenin akıbetini açıklayan dönme teorileriyle
doğrudan ilişkilidir. Klasik dönme teorisine göre, sözleşmeden dönüldüğünde
alacak baştan (ex tunc) itibaren ortadan kalkar; dolayısıyla devredilen
alacak "yok (batıl)" hükmünde olacağından veritas garantisi ihlal edilmiş olur.
Rona Serozan ve M. Kemal Oğuzman tarafından savunulan Yeni Dönme (Dönüşüm)
Teorisine göre ise, dönme sözleşmeyi geçmişe etkili ortadan kaldırmaz, bir
tasfiye ilişkisine dönüştürür. Ancak sonuç değişmez; zira tahsil
edilebilir bir bedel alacağı tasfiye ilişkisi içinde "iade borcuna" evrildiği
için, devralan yine eli boş kalır ve TBK m. 191 işlerliğini korur.
B. İşgalin Nitelendirilmesi: İfa Engeli mi, Hukuki Ayıp mı, Zapt mı?
Bir taşınmazın içinde kiracı veya işgalci bulunması, borçlar hukuku kapsamında
farklı rejimlere tabidir. Eğer taşınmazda geçerli bir kira sözleşmesine dayanan
bir kiracı varsa, TBK m. 310 uyarınca sözleşme yasa gereği yeni malike
(alıcıya) geçer. Ancak satıcı, taşınmazı "boş olarak" teslim etmeyi taahhüt
etmişse ve tahliye gerçekleşmemişse, bu bir ifa (teslim) engelidir. Eğer
taşınmazda fuzuli şagil varsa, bu durum maddi değil, hukuken malın kullanımını
engelleyen fiili bir ayıptır. Eğer işgalci tapuya dayalı bir üstün hak iddia
ediyorsa zapta karşı tekeffül hükümlerinin (TBK m. 214) devreye girmesi gerekir. Tüm bu ihtimallerde, alıcı TBK m. 97 (exceptio non adimpleti contractus)
uyarınca satış bedelini, taşınmaz boşaltılana kadar ödemekten kaçınma def'ine
sahiptir. Bu def'i, TBK m. 188 vasıtasıyla devralana yöneltildiğinde, alacak
kilitlenir ve devredenin garanti yükümlülüğü tetiklenir.
C. Geçersizlik (Mutlak Butlan) Halinde Garanti Sorumluluğunun İşleyişi:
Eğer işgal altındaki taşınmazın satımı, kanunun emrettiği resmi şekle (TBK m.
237) uyulmadan haricen (adi yazılı) yapılmışsa, sözleşme mutlak butlanla baştan
itibaren geçersizdir. Geçersiz bir sözleşmeden doğduğu varsayılan
"satış bedeli alacağının" üçüncü kişiye devredilmesi tam bir fecaattir. Çünkü
TBK m. 191 uyarınca taahhüt edilen "alacağın varlığı (veritas)", şekil
eksikliği nedeniyle zaten hiç doğmamıştır. Bu durumda devralan, borçluya
başvurmaya dahi gerek kalmaksızın (çünkü sözleşme ölü doğmuştur) doğrudan
doğruya devredene yönelerek TBK m. 191 ve sebepsiz zenginleşme hükümleri
çerçevesinde verdiği ivazı geri isteyebilir. Hukuki sebebin geçersizliği
(condictio ob causam invalidam) devredenin sorumluluğunu ağırlaştırır.
4. Pratik Olay Analizleri
Alacağın devrinde garanti (TBK m. 191) ile işgal altındaki taşınmaz satımının
doğurduğu ifa engellerini test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı
inceleyelim:
Olay 1 (Fuzuli Şagil İşgali, Ödemezlik Def'i ve Faktoring Şirketine Karşı
Garanti Sorumluluğu):
Müteahhit (A) Müşteri (B)'ye tapulu bir arsayı 5 Milyon TL'ye satarak resmi
devri gerçekleştirir; ancak arsanın üzerinde yıllardır bulunan gecekondu
(işgalci/fuzuli şagil) tahliye edilmemiştir. (B) arsayı fiilen kullanamadığı
için (A)'ya ihtar çekerek arsanın tahliye ve teslimini talep eder. Bu arada
(A) 5 Milyon TL'lik satış bedeli (semen) alacağını Finans Şirketi (C)'ye yasal
olarak devreder. Vade günü Finans Şirketi (C) (B)'den 5 Milyon TL'yi talep
eder. (B) "Arsa işgal altındadır, zilyetlik bana devredilmediği için TBK m. 97
uyarınca ödeme yapmıyorum" der.
Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 191'in neden var olduğunun kusursuz bir
kanıtıdır. Mülkiyetin tapuda geçmiş olması, zilyetliğin (teslimin) fiilen
yerine getirildiği anlamına gelmez. İşgalcinin varlığı, satıcı (A)'nın teslim
borcunu ifada temerrüde düşmesine (TBK m. 112) sebep olmuştur. Alıcı (B) TBK
m. 188 uyarınca, devredene (A'ya) karşı sahip olduğu ödemezlik def'ini mutlak
surette devralan (C)'ye karşı ileri sürmüş ve haklı bulunmuştur. Finans
Şirketi (C) alacağı tahsil edemeyince doğrudan devreden (A)'ya dönecektir. TBK
m. 191 uyarınca (A) ivazlı devrettiği alacağın "hukuken tahsil edilebilir ve
itirazsız" olduğunu garanti etmiştir. (C) TBK m. 193 kapsamında (A)'ya ödediği
temlik bedelini faiziyle ve (B)'ye karşı yürüttüğü hukuki girişimin
masraflarıyla birlikte (A)'dan talep ve tahsil edecektir.
Olay 2 (Zapta Karşı Tekeffül Nedeniyle Dönme ve Veritas Garantisinin
İhlali):
Satıcı (X) Alıcı (Y)'ye işgal altında olmayan bir arsa satar. (X) satış
bedeli alacağını (Z)'ye devreder. Ancak satıştan kısa bir süre sonra, üçüncü
bir kişi (W) ortaya çıkarak arsanın kendisine ait olduğuna dair kesinleşmiş
mahkeme kararını sunar ve tapuyu (W) adına tescil ettirir (Tam Zapt). Alıcı
(Y) TBK m. 214 (Zapta karşı tekeffül) uyarınca sözleşmeden döner. Devralan
(Z) alacağını tahsil edemez.
Dogmatik Analiz: Bu uyuşmazlıkta, işgal sadece fiili bir durum değil, hukuki
bir üstün hakka (zapt) dayanmaktadır. Tam zapt halinde satış sözleşmesi
kendiliğinden (ex tunc) feshedilmiş sayılır ve alıcı (Y)'nin bedel ödeme borcu
tamamen düşer. Dönme neticesinde alacak hakkı hukuken ortadan kalktığı için
(Z)'nin devraldığı alacağın "varlığı (veritas)" çökmüştür. Devreden (X) kusuru
olsun veya olmasın, ivazlı temlik yaptığı için TBK m. 191 uyarınca (Z)'ye karşı
garanti yükümlülüğünün ihlalinden doğan kusursuz bir sorumluluk altındadır.
5. Pratik Uygulama Notları
Alacağın devrinde garanti (TBK m. 191) ve işgal/zapt kurumlarının usul
hukukunda (HMK) sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık
tasfiyesinde uygulayıcıların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları
şunlardır:
1. HMK Kapsamında Dava Sırası ve Husumet:
Uygulamada yapılan en büyük usuli hatalardan biri, devralanın (faktoring
şirketinin) alacağı tahsil edemediğinde, asıl borçlu ile devredeni (satıcıyı)
"aynı davada ihtiyari dava arkadaşı" olarak müştereken ve müteselsilen dava
etmesidir. Doktrinde ve yargılamada kabul edildiği üzere, TBK m. 191
kapsamındaki garanti sorumluluğuna başvurulabilmesi için, kural olarak asıl
borçluya (alıcıya) başvurulmuş ve onun haklı bir def'i/itiraz (işgal, temerrüt)
ileri sürerek ifadan kaçınmış olması gerekir. Ancak asıl sözleşmenin mutlak
butlanla batıl olduğu (veritas'ın hiç doğmadığı) açıkça ortadaysa, devralan
doğrudan devredene husumet yöneltebilir. İhtiyari dava arkadaşlığında her iki
tarafın hukuki sorumluluk temelleri (biri asıl sözleşme, diğeri garanti
sorumluluğu) farklı olduğundan iddiaların usulüne uygun ayrıştırılması şarttır.
2. Legal Drafting: Temlik Sözleşmelerinde Garantinin Kapsamını Genişletme:
Devralan vekilleri, temliknameler hazırlarken TBK m. 191'in yasal korumasıyla
yetinmemelidir. Özellikle gayrimenkul projelerinde yüklenicilerin
(müteahhitlerin) devrettiği satış alacaklarında, "Taşınmazın işgal altında
olması, iskan alınamaması, zapta karşı tekeffül halleri veya alıcının herhangi
bir tüketici hukuku (TKHK) def'isi ileri sürmesi halinde, devredenin TBK m. 191
kapsamında derhal ve ilk talepte garanti borcunu ifa edeceği ve zararı nakden
tazmin edeceği" şeklinde somut, cezai şartla desteklenmiş "Garanti Klozları"
yazılmalıdır. Bu klozlar, ispat külfetini devralanın üzerinden alarak doğrudan
likiditeye erişim sağlar.
3. Ecrimisil (Haksız İşgal Tazminatı) Taleplerinin Devri:
Sadece "bedel alacağı" değil, malikin taşınmazı işgal eden kişiden (fuzuli
şagilden) talep edeceği "Ecrimisil (Haksız İşgal Tazminatı)" da bir alacak
hakkı niteliğindedir. TBK m. 183 uyarınca ecrimisil talepleri de üçüncü
kişilere devredilebilir. Ancak bu devir ivazlı ise ve işgalci haksız zilyet
olmadığını ispatlarsa, devreden malik TBK m. 191 gereğince garanti borcu altına
girer.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan daireleri, alacağın ivazlı
devrinde (TBK m. 191) devredenin alacağın geçerliliğine ilişkin kusursuz bir
garanti altında olduğunu ve taşınmaz satışındaki ifa engellerinin (işgal/zapt)
bu garantiyi tetiklediğini çok net çizgilerle içtihat etmektedir.
Devredenin Garanti Sorumluluğu (Veritas/Bonitas) ve Asıl Sözleşmenin İhlali
hususunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) klasikleşmiş yaklaşımında şu
dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 191.
maddesi (mülga BK m. 169) uyarınca, bir alacağın ivaz mukabilinde (karşılık
alınarak) temlik edilmesi halinde devreden, alacağın devir anında mevcut ve
geçerli olduğunu (veritas) ile borçlunun ödeme gücünü (bonitas) garanti etmiş
sayılır. Somut uyuşmazlıkta davalı (satıcı) müteahhit sıfatıyla inşa ettiği
ancak henüz fiilen teslim etmediği ve üzerinde işgalcilerin bulunduğu
taşınmazın satışından doğan bedel alacağını davacı bankaya devretmiştir. Ancak
alıcı, taşınmazın fiilen ve ayıpsız (işgalsiz) teslim edilmemesi nedeniyle
haklı olarak ödemezlik def'i ileri sürmüş ve sözleşmeden dönmüştür. Temlik
edilen alacağın asıl borçlu tarafından haklı nedenlerle ifa edilmemesi
sonucunda alacağın hukuki varlığı ortadan kalkmıştır. Bu durumda devralan
banka, TBK m. 191 uyarınca doğrudan doğruya devredene (davalıya) müracaat
ederek, temlik karşılığında ödediği meblağı, faizi ve yargılama giderleriyle
birlikte (TBK m. 193) talep etmekte haklıdır. Devreden, temlik ettiği alacağın
hukuki geçerliliğini ve ifa edilebilirliğini sağlamakla kusursuz olarak
yükümlüdür."
Taşınmazda Zapta Karşı Tekeffül ve İfa Engeli bağlamında Yargıtay 13. Hukuk
Dairesi'nin içtihat yönelimi: "Satım sözleşmesinde satıcının asli borcu,
satılanı ayıptan ve zapt tehlikesinden arî olarak, zilyetliği ile birlikte
alıcıya teslim etmektir. Taşınmazın tapuda devredilmiş olması, üzerinde bulunan
üçüncü kişilere ait işgalin (veya hukuki zaptın) satıcının teslim borcunu ihlal
etmediği anlamına gelmez. Alıcı, taşınmazı amacına uygun şekilde
kullanamıyorsa, bedel ödemekten kaçınabilir ve koşulları oluştuğunda
sözleşmeden dönebilir. Satıcının bu geçersiz alacağı üçüncü kişilere
devretmesi, kendi garanti sorumluluğunu ortadan kaldırmaz."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nda vücut bulan Alacağın Devrinde Garanti (TBK m. 191 /
OR Art. 171) rejimi ile eşya hukukunun çetrefilli alanı olan İşgal ve Zapta
Karşı Tekeffül kurumlarının kesişimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret
Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde;
"Garantinin Kapsamının Devredeni Orantısız Ezmesi" ve "Ödeme Gücü (Bonitas)
Garantisinin Sistematik Uyumsuzluğu" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere
maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert dogmatik eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşmeye Aykırılık ve
İfa Engelleri" ile "Alacağın Devrinde Savunmalar" tartışmalarında
merkezî bir yer tuttuğu üzere; TBK m. 191'in, Alacağın 'Varlığını' Garanti
Etme (Veritas) Şartının, Tam İki Taraflı Sözleşmelerdeki Gelecekteki İfa
Engelleri (Örneğin Sonradan Çıkan İşgal veya İmkânsızlık) Bakımından Devreden
Üzerinde Haksız Bir Kusursuz Sorumluluk Yaratmasıdır. Oğuzman/Öz ve Eren'in
öğretilerinde haklı olarak sorgulandığı üzere; devreden, kural olarak devir
anında alacağın varlığını garanti eder. Taşınmaz satımında, devir anında
taşınmazda bir işgalci yoksa, sözleşme geçerli kurulmuş ve alacak hukuken
mevcut demektir. Ancak devirden aylar sonra bir fuzuli şagilin taşınmazı işgal
etmesi ve alıcının ifadan kaçınması, alacağın "devir anındaki" varlığına değil,
"sonradan ifa edilebilirliğine" vurulmuş bir darbedir. Kanun koyucunun (ve
yerleşik Yargıtay pratiğinin) devir sonrasında gerçekleşen her türlü ifa
engelini (kusursuz imkânsızlık veya sonradan ortaya çıkan zapt) dahi geniş
yorumla veritas (varlık) garantisinin ihlali sayarak devredeni sorumlu tutması,
hukuki nedensellik bağını zedeleyen ve devredeni adeta bir "mutlak sigortacıya"
dönüştüren arkaik bir kavramsal esnemedir. Rona Serozan'ın işaret ettiği
"dönüşüm (yeni dönme) teorisi" dahi uygulandığında, alacak ifa edilebilir
olmaktan çıksa da baştan itibaren batıl sayılmaz. Dolayısıyla ifa engellerinin
veritas garantisini değil, genel ifa güvencesini ihlal ettiği dogmatik olarak
daha hassas işlenmelidir.
İkinci felsefi eleştiri, TBK m. 191 ile İsviçre Borçlar Kanunu'ndan
Ayrışılarak 'Borçlunun Ödeme Gücünün (Bonitas)' de Yasa Gereği Otomatik Garanti
Edilmesinin, Modern Finans Piyasalarının Doğasıyla Çelişmesidir. Nomer ve
Öz'ün eserlerinde şiddetle eleştirildiği üzere; İsviçre hukukunda (OR Art. 171)
kural olarak ivazlı devirde sadece alacağın varlığı (veritas) garanti edilir,
ödeme gücü ancak ayrıca taahhüt edilmişse garanti kapsamına girer. Türk kanun
koyucusu ise, 6098 sayılı TBK ile, ivazlı her devirde devredenin borçlunun
"ödeme gücünü de" kanunen garanti ettiğini emredici bir kural olarak
getirmiştir. Bir taşınmazı satan ve bedel alacağını iskontoyla faktoring
şirketine devreden satıcının, sadece "taşınmazın işgalsiz teslimini" değil,
aynı zamanda alıcının (kendisiyle hiçbir ilgisi olmayan ticari riskler
nedeniyle) yıllar sonra iflas etmemesini de kanunen garanti etmesi, faktoring
şirketlerinin mesleki risk analizi (kredi derecelendirme) külfetini tamamen
sıradan devredenin omuzlarına yıkan, kapitalist işleyişe ve risk/kazanç
dengesine aykırı ağır bir legistik anomalidir. Sözleşme özgürlüğü ve eşitlik
ilkeleri, kanun eliyle finans tekelleri lehine bu denli bozulmamalıdır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 191'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 218.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 191. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.