Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 195

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

A. İç üstlenme sözleşmesi


Madde 195 - Borçlu ile iç üstlenme sözleşmesi yapan kişi, borcu bizzat ifa ederek veya alacaklının rızasıyla borcu üstlenerek, borçluyu borcundan kurtarma yükümlülüğü altına girmiş olur. Borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden doğan borçlarını ifa etmedikçe, diğer taraftan yükümlülüğünü yerine getirmesini isteyemez. Borçlu, borcundan kurtarılmamışsa, diğer taraftan güvence isteyebilir.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Borçlar hukuku dogmatiğinde sözleşme özgürlüğü ilkesi (TBK m. 26) tarafların sözleşmenin içeriğini kanunun emredici sınırları içinde serbestçe belirleyebilmesini ifade eder. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun döneminde, kiracının kiraya verene sunacağı güvence (depozito) bedeline ilişkin herhangi bir yasal sınırlama bulunmamaktaydı. Bu hukuki boşluk, sözleşme özgürlüğü ilkesinin, pazarlık gücü yüksek olan kiraya verenler lehine orantısız bir şekilde kullanılmasına ve kiracıların fahiş depozito talepleri altında ezilmesine yol açmaktaydı. Kanun koyucu, sosyal devlet ilkesinin özel hukuktaki bir yansıması olarak zayıfı koruma saikiyle, 6098 sayılı TBK m. 342 hükmünü ihdas etmiş ve konut ve çatılı işyeri kiralarında depozitoyu "üç aylık kira bedeli" ile sınırlandırmıştır. Ayrıca, bu bedelin kiraya verenin şahsi malvarlığına karışmasını (irregüler rehin/inançlı işlem tehlikesini) önlemek amacıyla, paranın vadeli bir tasarruf hesabına yatırılması zorunluluğu getirilmiştir.

Diğer taraftan, bir borç ilişkisinde borçlunun edimini yerine getirme yükünün üçüncü bir kişi tarafından devralınması ihtiyacı, ticari ve sosyal hayatın kaçınılmaz bir gerçeğidir. TBK m. 195 (Mehaz OR Art. 175) uyarınca düzenlenen "İç Üstlenme Sözleşmesi", borçlu ile üçüncü kişi (üstlenen) arasında kurulan ve üstlenenin, borçluyu borcundan kurtarma yükümlülüğü altına girdiği bir sözleşmedir. İç üstlenme sözleşmesi, kiracının ödemekle yükümlü olduğu fahiş veya yasal sınırlardaki bir depozito (güvence) bedelinin, kiracının ebeveyni, işvereni veya bir finans kuruluşu tarafından "iç ilişkide" üstlenilmesi hâlinde doğrudan devreye girer. İç üstlenme, alacaklıya (kiraya verene) doğrudan bir talep hakkı bahşetmez; zira alacaklı, bu sözleşmenin tarafı değildir. Alacaklının doğrudan talep hakkı kazanabilmesi için, TBK m. 196 uyarınca bir "Dış Üstlenme Sözleşmesi"nin kurulması şarttır. Bu bağlamda, TBK m. 195, depozito borcunun finansmanını sağlayan ancak kiraya verene karşı asli borçlu sıfatını kazanmayan üçüncü kişilerin hukuki statüsünü dogmatik olarak temellendirir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Kiracının güvence vermesi (depozito) rejimi ile iç üstlenme sözleşmesinin teorik sınırlarını belirleyebilmek için, ilgili kavramların doktrindeki (Eren, Oğuzman/Öz, Nomer) yaklaşımlar çerçevesinde mikroskobik analizine inilmelidir:

A. Güvence (Depozito) Kavramı ve Hukuki Niteliği: Kira sözleşmelerinde güvence, kiracının sözleşmeden doğan borçlarını (kira bedelini ödeme, aidatları yatırma, kiralananı özenle kullanma ve hasarsız iade etme) ihlal etmesi ihtimaline karşı kiraya vereni koruyan ayni bir teminattır. TBK m. 342 öncesinde nakit olarak elden verilen depozitolar, doktrinde (Oğuzman/Öz, Eren) "düzensiz rehin (pignus irregulare)" veya "inançlı mülkiyet devri" olarak nitelendirilmekteydi; zira para, kiraya verenin malvarlığına dâhil olmaktaydı. Ancak TBK m. 342/2'nin getirdiği "kiraya verenin onayı olmaksızın çekilmemek üzere vadeli bir tasarruf hesabına yatırma" zorunluluğu, depozitonun hukuki niteliğini değiştirerek onu bir "düzenli rehin (pignus regulare)" hâline getirmiştir. Zira paranın mülkiyeti kiracıda kalmakta, banka hesabı üzerinde kiraya veren lehine bir rehin hakkı tesis edilmektedir.

B. Üç Aylık Kira Bedeli Sınırı: TBK m. 342/1 hükmü, "bu güvence üç aylık kira bedelini aşamaz" diyerek emredici bir tavan belirlemiştir. Bu tavan, konut ve çatılı işyeri kiraları bakımından geçerlidir. Güvencenin miktarı belirlenirken, sözleşmenin başlangıcındaki kira bedeli esas alınır. Eğer taraflar altı aylık veya bir yıllık kira bedeli tutarında bir depozito kararlaştırmışlarsa, bu anlaşma TBK m. 27/2 uyarınca kısmi butlan yaptırımıyla karşılaşır. Üç ayı aşan kısım kesin hükümsüzdür.

C. İç Üstlenme (TBK m. 195): İç üstlenme (Erfüllungsübernahme) borçlu (kiracı) ile üçüncü kişi (üstlenen) arasında yapılan ve üstlenenin, borçluyu alacaklıya (kiraya verene) karşı borcundan kurtarmayı taahhüt ettiği bir sözleşmedir. İç üstlenmede borçlu değişmez; kiraya verene karşı borçlu hâlen kiracıdır. Üstlenen, borcu bizzat ifa ederek (örneğin depozitoyu bankaya yatırarak) veya alacaklı ile anlaşarak borcu üzerine alıp (dış üstlenme) borçluyu kurtarabilir. İç üstlenme sözleşmesi, şekil serbestisine (TBK m. 12) tabidir.

D. İfa Engelleri ve Üstlenenin Savunmaları: İç üstlenme sözleşmesinde üstlenen, borçluya (kiracıya) karşı yüklendiği borcu ifa etmezse, kiracı TBK m. 112 uyarınca müspet zararının tazminini talep edebilir. Eğer üstlenen, depozito borcunu kiraya verene ifa etmeye kalkar da kiraya veren bunu reddederse, alacaklı temerrüdü (TBK m. 106) hükümleri devreye girer. Üstlenen, iç üstlenme sözleşmesinden doğan kendi edimini ifa ederken, borçlu ile alacaklı arasındaki asıl ilişkiden (kira sözleşmesinden) doğan def'ileri de ileri sürebilir. Örneğin, depozitonun üç ayı aşan kısmı geçersiz olduğundan, üstlenen bu fahiş kısmı ifa etmekten kaçınabilir.

3. Sistematik İlişkiler

Kiracının güvence vermesi (TBK m. 342) ve borcun iç üstlenilmesi (TBK m. 195) kuralları; kısmi butlan (TBK m. 27/2) sebepsiz zenginleşme (TBK m. 77) ve kefalet hukukuyla çok derin dogmatik etkileşimler içindedir.

A. Kısmi Butlan ve Sebepsiz Zenginleşme Bağlantısı: Taraflar arasında sözleşme özgürlüğü kapsamında kararlaştırılan, ancak emredici hukuk kurallarına aykırı olan hükümler, TBK m. 27/1 gereğince kesin hükümsüzdür. Ne var ki, TBK m. 27/2'de "Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez" denilerek kısmi butlan (teleolojik redüksiyon) ilkesi benimsenmiştir. Kiracının, yasal sınır olan üç ayı aşan bir depozito ödemeyi kabul etmesi ve hatta bunu fiilen ödemesi hâlinde; üç ayı aşan kısım hukuki sebepten yoksundur. Kiracı, ödediği bu fazla bedeli, borç olmayan şeyin ifası veya hukuki sebebin geçersizliği (condictio ob causam invalidam) temelinde sebepsiz zenginleşme (TBK m. 77) davası yoluyla iade isteyebilir.

B. İç Üstlenme ile Kefaletin Sınır Çizgisi: Uygulamada en çok karıştırılan husus, bir üçüncü kişinin kiracının depozito borcuna veya kira borçlarına güvence sağlamasının "kefalet (TBK m. 583)" mi yoksa "iç üstlenme (TBK m. 195)" veya "borca katılma (TBK m. 201)" mı olduğudur. Nomer ve Oğuzman/Öz tarafından titizlikle vurgulandığı üzere; üçüncü kişi, kiraya verene karşı "kiracı depozitoyu ödemezse ben öderim" diyorsa bu bir kefalettir ve TBK m. 583 uyarınca nitelikli yazılı şekle ve eş rızasına tabidir. Ancak üçüncü kişi (örneğin kiracının şirketi) bizzat kiracıya dönüp "senin depozito borcunu ben ödeyeceğim, seni kurtaracağım" diyorsa, bu bir iç üstlenme sözleşmesidir (TBK m. 195) ve hiçbir şekle tabi değildir. İç üstlenmede kiraya veren, üçüncü kişiye başvurup depozitoyu talep edemez; zira kefaletteki gibi doğrudan alacaklı lehine kurulmuş bir fer'i teminat ilişkisi mevcut değildir.

C. Depozitonun Geri Verilmesi Süreci (TBK m. 342/3): Kira sözleşmesi sona erdiğinde bankadaki güvencenin (depozitonun) akıbeti yasayla özel olarak düzenlenmiştir. Banka, güvenceyi ancak her iki tarafın rızasıyla, kesinleşmiş icra takibiyle veya kesinleşmiş mahkeme kararıyla geri verebilir. Ancak kanun koyucu, kiracının parasının bankada sonsuza dek esir kalmasını önlemek için bir çıkış yolu öngörmüştür: Kiraya veren, kira sözleşmesinin sona ermesini izleyen üç ay içinde kiracıya karşı dava açtığını veya icra takibi başlattığını bankaya yazılı olarak bildirmezse, banka kiracının tek taraflı talebi üzerine güvenceyi ona geri vermek zorundadır. Bu hüküm, kiraya verenin dava haklarını sükut ettirmez ancak ayni teminatı (rehin hakkını) düşürür.

4. Pratik Olay Analizleri

Depozito tavanı sınırının (TBK m. 342) emredici yapısını, kısmi butlan yaptırımını ve borcun iç üstlenilmesinin (TBK m. 195) ifa sürecindeki etkilerini somutlaştırmak adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:

Olay 1 (Ticari Kirada Fahiş Depozito ve Sebepsiz Zenginleşme): Tacir (A) mülkiyeti Şirket (B)'ye ait bir AVM mağazasını aylık 20.000 TL bedelle kiralamıştır. Sözleşmeye, "Kiracı, mağazanın dekorasyon masraflarına karşılık 6 aylık kira bedeli olan 120.000 TL'yi nakden ve defaten depozito olarak elden ödemiştir" şartı konulmuş ve (A) bu bedeli (B)'ye ödemiştir. İki yıl sonra (A) TBK m. 342 hükmünü öğrenerek, 3 aylık yasal sınırı (60.000 TL) aşan 60.000 TL'lik kısmın iadesi için sebepsiz zenginleşme davası açar. (B) ise, "İşyeri kiralarında tacirler arası sözleşme özgürlüğü geçerlidir, kendi rızasıyla ödediği parayı isteyemez (TBK m. 81)" diyerek savunma yapar. Dogmatik Analiz: Bu uyuşmazlık, TBK m. 342'nin emredici karakterinin bir testidir. TBK m. 342, konut ve "çatılı işyeri" kiralarının tamamında uygulanır; tacirler arasında dahi (bazı erteleme hükümleri geçmişte kalmış olup) üç aylık sınır emredicidir. Tarafların 6 aylık depozito kararlaştırması TBK m. 27/2 uyarınca kısmi butlanla batıldır. Geçerli olan sınır 3 aydır (60.000 TL). (A)'nın rızasıyla ödeme yapmış olması, onun iade talep etmesini engellemez; zira TBK m. 81'deki "hukuka veya ahlaka aykırı amaca ulaşmak için verilen şey geri istenemez" kuralı burada uygulanmaz, çünkü depozito ödemek ahlaka aykırı bir fiil değil, kanuni sınırı aşan bir akdi tasarruftur. (B)'nin elden nakit tahsilat yapması da kanuna aykırıdır. Mahkeme, 60.000 TL'nin sebepsiz zenginleşme (TBK m. 77) uyarınca (A)'ya iadesine karar verecektir.

Olay 2 (Depozitonun İç Üstlenilmesi ve Alacaklının Talep Hakkı): Üniversite öğrencisi (X) Ev Sahibi (Y) ile bir konut kira sözleşmesi imzalar. Depozito bedeli 10.000 TL olarak belirlenir. (X)'in amcası (Z) (X) ile kendi aralarında yazılı bir sözleşme yaparak "Yeğenim (X)'in (Y)'ye ödemesi gereken 10.000 TL depozito bedelini ben bizzat bankaya yatırarak onu bu borçtan kurtaracağım" diye taahhüt eder (İç üstlenme - TBK m. 195). Sözleşme anında depozito ödenmez. Ev Sahibi (Y) süresi içinde depozito ödenmeyince doğrudan Amca (Z)'ye karşı icra takibi başlatır ve 10.000 TL'nin bankaya yatırılmasını talep eder. Dogmatik Analiz: Bu vaka, iç üstlenme (TBK m. 195) ile kefalet/borca katılma arasındaki dogmatik uçurumu göstermektedir. (Z)'nin (X) ile yaptığı sözleşme, alacaklı (Y)'ye doğrudan bir talep hakkı veren "dış üstlenme (TBK m. 196)" veya "üçüncü kişi yararına sözleşme (TBK m. 129)" niteliğinde değildir. Sadece iç ilişkide (X) ile (Z) arasında hüküm ifade eden bir "borçtan kurtarma vaadi"dir. Dolayısıyla, alacaklı (Y)'nin (Z)'ye karşı doğrudan icra takibi başlatma hakkı (aktif husumet ehliyeti) yoktur. (Y)'nin icra takibi, husumet yokluğundan reddedilecektir. Sadece borçlu (X) amcası (Z)'den borcu ifa etmesini talep edebilir.

5. Pratik Uygulama Notları

Güvence verme ve depozito rejiminin (TBK m. 342) ve borcun üstlenilmesinin usul hukukunda (HMK) sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde uygulayıcıların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:

1. Legal Drafting: Sözleşmelere Depozitonun Banka Hesabı Şartının Konulması: Uygulamada yapılan en büyük hata, matbu kira sözleşmelerinde "Depozito bedeli kiralayana nakden elden teslim edilmiştir" ibaresinin yer almasıdır. Bu durum, TBK m. 342/2'ye açıkça aykırı olup uyuşmazlık anında ispat ve iade sorunları yaratmaktadır. Sözleşme hazırlanırken mutlaka; "Taraflarca kararlaştırılan [Tutar] TL güvence bedeli, TBK m. 342 uyarınca, kiracı adına açılmış olan [Banka Adı] nezdindeki vadeli tasarruf hesabına bloke edilerek (depo edilerek) yatırılmıştır. İşbu hesap, her iki tarafın ortak onayı olmaksızın veya kesinleşmiş yargı kararı bulunmaksızın kullanıma kapalıdır" klozu derç edilmeli ve banka hesap bilgileri sözleşmeye eklenmelidir.

2. Sözleşme Sona Erdikten Sonra 3 Aylık Bloke Süresi ve İhtiyati Tedbir: Kiraya veren vekilleri, kiracı taşınmazı tahliye ettiğinde ve taşınmazda hasar bulunduğunda derhâl harekete geçmelidir. Kira sözleşmesinin sona ermesini izleyen üç ay içinde, kiracı aleyhine "hasar bedelinin tahsili" konulu bir dava açılmaz veya icra takibi başlatılmazsa; kiracı bankaya başvurarak parayı tek taraflı olarak çekebilmektedir (TBK m. 342/3). Bu nedenle, tahliye sonrasında sulh hukuk mahkemesinden "delil tespiti" istenirken, eş zamanlı olarak esasa ilişkin icra takibi başlatılmalı ve bankaya bu takibe ilişkin resmi yazı (veya HMK m. 389 uyarınca ihtiyati tedbir kararı) gönderilerek paranın kiracıya iadesi bloke edilmelidir.

3. İç Üstlenme Sözleşmelerinde Borçlunun (Kiracının) Korunması: Eğer bir işveren, çalışanının kiralayacağı lojmanın depozitosunu iç üstlenme yoluyla karşılayacaksa, kiracı avukatlarının işverenle yapılacak iç üstlenme protokolüne; "Üstlenen, depozito bedelini sözleşmenin imzasından itibaren 3 gün içinde kiracının vadeli güvence hesabına yatırmakla yükümlüdür. Aksi hâlde, kiracının maruz kalacağı temerrüt ihtarları ve tahliye riskinden doğacak tüm müspet zararlar üstlenen tarafından nakden tazmin edilecektir" şeklinde cezai şart içerecek klozlar koyması, TBK m. 195'in sağladığı korumayı tahkim edecektir.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan 3. ve 6. Hukuk Daireleri (birleşmeden önceki ve güncel kararlarıyla) TBK m. 342'deki depozito sınırlarını mutlak emredici olarak görmekte ve iç üstlenme/kefalet ayrımlarında şekil şartlarına sıkı sıkıya bağlı kalmaktadır.

Fahiş Depozito ve Kısmi Butlan (TBK m. 342 / m. 27) hususunda Yargıtay (Kapatılan 6. HD) ve güncel 3. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihadında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 342. maddesi, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracının vereceği güvencenin miktarını üç aylık kira bedeli ile sınırlandırmıştır. Bu hüküm emredici nitelikte olup, tacirler arasında akdedilen kira sözleşmelerinde dahi uygulanması zorunludur. Somut olayda taraflar arasında 1 yıllık kira bedeli tutarında güvence bedeli (depozito) ödendiği sabittir. Kanunun açık hükmü karşısında, üç aylık kira bedelini aşan kısma ilişkin sözleşme hükmü kesin hükümsüzdür (batıldır). Kiracı, kendi rızasıyla ödemiş olsa dahi, emredici kanun hükmüne aykırı olarak tahsil edilen üç aylık tutarı aşan güvence bedelinin, sebepsiz zenginleşme kuralları gereğince iadesini her zaman talep edebilir. Mahkemece 'sözleşme serbestisi' gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.".

Depozitonun İadesinde İspat Yükü ve Hasar Tespiti bağlamında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun içtihat yönelimi son derece keskindir: "Kira sözleşmesinin sona ermesi üzerine kiraya veren, kendisine teslim edilen depozitoyu (güvenceyi) kural olarak kiracıya iade etmekle yükümlüdür. Kiraya veren, ancak kiralananda hor kullanmadan kaynaklanan bir hasar veya ödenmemiş kira/aidat borcu bulunduğunu yasal delillerle ispat etmesi hâlinde depozitoyu iade etmekten kaçınabilir veya mahsup yoluna gidebilir. Kiralananın olağan kullanımdan doğan yıpranmalarından kiracı sorumlu tutulamaz. Kiraya veren, taşınmazın tahliyesinden sonra süresi içinde tespit yaptırmamış ve hasar miktarını kanıtlayamamışsa, güvence bedelinin tamamını faiziyle birlikte iade etmeye mahkûm edilmelidir."

Borcun İç Üstlenilmesi (TBK m. 195) ve Alacaklının Dava Hakkı Yokluğu hususunda Yargıtay'ın genel borçlar hukuku yaklaşımı: "TBK m. 195 (mülga BK m. 173) uyarınca kurulan iç üstlenme sözleşmesi, borçlu ile üçüncü kişi arasında hüküm ifade eden ve üçüncü kişiyi borçluyu kurtarma yükümlülüğü altına sokan bir sözleşmedir. Bu sözleşme, kural olarak alacaklıya (davacıya) doğrudan doğruya borcun ifasını talep etme hakkı vermez. Somut uyuşmazlıkta, davalı şirket, dava dışı asıl borçlunun borcunu iç ilişkide üstlendiğini taahhüt etmiş ise de; davacı alacaklı ile davalı arasında bir dış üstlenme sözleşmesi (TBK m. 196) kurulmamıştır. Alacaklı, sözleşmenin tarafı olmayan ve sadece iç üstlenme taahhüdünde bulunan davalıdan ifa talep edemez; davanın husumet (aktif dava ehliyeti) yokluğundan reddi isabetlidir.".

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan Borcun İç Üstlenilmesi (TBK m. 195 / OR Art. 175) rejimi ile mülkiyet ve teminat hukukunun kesişim noktası olan Kiracının Güvence Vermesi (TBK m. 342 / OR Art. 257e) kurumları, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Ticari Kiralar Bakımından Üç Aylık Sınırın Dar Tuluğu" ve "Banka Tevdi Zorunluluğunun Pratik İmkânsızlığı" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.

Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşme Özgürlüğü ve İstisnaları" tartışmalarında merkezî bir yer tuttuğu üzere; TBK m. 342'de Düzenlenen 'Üç Aylık Depozito Tavanının', Konut Kiraları İçin Haklı Bir Sosyal Koruma Sağlarken, Devasa Yatırımların Yapıldığı Çatılı İşyeri (Ticari) Kiralarında Sözleşme Adaletini Kiraya Veren Aleyhine Bozmasıdır. Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde haklı olarak sorgulandığı üzere; kanun koyucu, TBK m. 342'yi kaleme alırken sıradan bir mesken kiracısının barınma hakkını merkeze almıştır. Oysa yüzlerce metrekarelik, milyonlarca liralık lüks dekorasyonla teslim edilen ticari plazalarda veya fabrika binalarında (çatılı işyerlerinde) kiracının verebileceği muhtemel zarar (veya ödemeden kaçabileceği aidat ve vergiler) üç aylık kira bedelinin fersah fersah üzerindedir. Yasa koyucunun, tacirler arasındaki ticari kiralara da bu üç aylık dar gömleği giydirmesi ve sözleşme özgürlüğünü (TBK m. 26) katı bir şekilde kısıtlaması, kiraya verenleri teminat mektupları veya müteselsil kefalet (TBK m. 583) gibi masraflı ve meşakkatli yan yollara sapmaya zorlamaktadır. Kanunlaştırma tekniği (Legistik) açısından, konut ile ticari çatılı işyeri ayrımı gözetilmeksizin aynı tavanın uygulanması, denkleştirici adalete (Justitia commutativa) aykırı, toptancı bir yaklaşımdır.

İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 342/2'de Getirilen 'Güvence Bedelinin Ortak İmzalı Vadeli Tasarruf Hesabına Yatırılması' Kuralının, Türk Bankacılık Sisteminin Altyapı Gerçekleriyle Uyuşmaması ve Hükmün Kadük Kalmasıdır. Nomer ve Öz'ün eserlerinde dolaylı olarak işaret edildiği üzere; kanun, kiracının parayı bankaya yatırmasını ve bu paranın ancak "iki tarafın rızası" ile çekilebilmesini emretmektedir. Ancak uygulamada bankalar, sırf bir kira depozitosu için bu tür özel statülü "müşterek imzalı" veya "şartlı blokeli" tasarruf hesapları açmaya (işlem maliyetleri nedeniyle) yanaşmamakta; mevzuatın emrettiği bu kurumsal yapı fiilen işlememektedir. Bu fiili imkânsızlık nedeniyle taraflar parayı elden alıp vermeye devam etmekte, bu durum ise depozitoyu yasanın öngördüğü "düzenli rehin (mülkiyetin kiracıda kalması)" statüsünden çıkarıp, tekrar mülga kanun dönemindeki "inançlı mülkiyet devri (düzensiz rehin)" statüsüne itmektedir.

Üçüncü dogmatik eleştiri ise, TBK m. 195'te Düzenlenen İç Üstlenme Sözleşmesinin Zayıf Hukuki Niteliği Üzerinedir. Bir kira güvencesini iç ilişkide üstlenen kişi (örneğin ana şirket, alt şirketinin borcunu üstlendiğinde) bu taahhüdünden vazgeçerse; kiraya verenin (alacaklının) bu kişiye karşı hiçbir hukuki başvuru hakkı (dava ehliyeti) bulunmaması, borçlar hukuku dogmatiğinde güvenin korunması ilkesiyle çelişebilmektedir. Serozan ve Eren'in genel teoride işaret ettikleri üzere, alacaklı bu "iç taahhüde" güvenerek sözleşme yapmış ve ifayı beklemişse, sırf dış üstlenme (TBK m. 196) onayı verilmedi diye üçüncü kişinin elini kolunu sallayarak çekip gitmesi, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ile bağdaşmaz. Sözleşme adaletinin tesisi için, alacaklının haklı güveninin sarsıldığı durumlarda iç üstlenmenin, üçüncü kişi yararına sözleşmeye (TBK m. 129) tahvil edilebilmesi veya culpa in contrahendo benzeri bir sorumluluk doğurması gerektiği doktriner bir zorunluluktur.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 195'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 257b.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 195. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.