1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 21. maddesi, Genel İşlem Koşulları kurumunun
yargısal veya idari denetim mekanizmasındaki ilk ve en hayati aşama olan
Yürürlük Denetimi (veya doktrindeki diğer adıyla Kapsam Denetimi)
müessesesini düzenlemektedir. İlgili maddenin birinci fıkrası; "Karşı tarafın
menfaatine aykırı genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi,
sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların
varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkânı
sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Aksi
takdirde, genel işlem koşulları yazılmamış sayılır." hükmünü amirdir. Maddenin
ikinci fıkrası ise, "Sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan
genel işlem koşulları da yazılmamış sayılır." diyerek Şaşırtıcı Şartlar
(sürpriz koşullar) kuralını sisteme dâhil etmiştir.
Borçlar hukuku sistematiği içerisinde bu madde, klasik sözleşme hukukunun katı
"imza attıysan bağlısın" kuralını, Şeffaflık İlkesi ve dürüstlük kuralı
çerçevesinde esneten devrimci bir emredici normdur. Klasik sözleşme teorisinde
tarafların iradelerinin uyuşması (konsensüs) sözleşmenin kurulması için yeterli
görülürken, kitle sözleşmelerinde (katılmalı sözleşmelerde) zayıf tarafın önüne
konulan matbu metni okumadan veya okusa dahi anlayamadan imzalaması fiili bir
gerçekliktir. Bu sosyolojik ve ekonomik gerçeklik karşısında kanun koyucu,
Genel İşlem Koşulları içeren bir sözleşmede irade uyuşmasının sağlıklı bir
biçimde doğabilmesi için, düzenleyen tarafa ek ve ağırlaştırılmış bir
aydınlatma yükümlülüğü getirmiştir.
Karşılaştırmalı hukuk ve mehaz kanun ilişkisi bakımından TBK m. 21'in kökenleri
incelendiğinde, İsviçre Borçlar Kanunu'nda (OR) Genel İşlem Koşulları için
bağımsız, genel ve sistematik bir yürürlük denetimi kuralının (örneğin OR Art.
8a gibi bir doğrudan karşılığın) bulunmadığı görülmektedir. İsviçre
hukukunda bu mesele ağırlıklı olarak yargı içtihatları, güven teorisi ve
İsviçre Haksız Rekabet Kanunu (UWG) hükümleri üzerinden çözülmektedir. Türk
kanun koyucusu ise, 6098 sayılı TBK'yı hazırlarken bu konuda İsviçre'deki
dağınık yapıyı terk etmiş ve doğrudan doğruya Alman Medeni Kanunu'nun (BGB) §
305 fıkra 2 (sözleşmeye dâhil olma şartları) ve § 305c (şaşırtıcı şartlar)
hükümlerini model alarak bu kurumu borçlar hukukumuzun merkezine
yerleştirmiştir. Alman hukukundaki "werden nicht Vertragsbestandteil"
(sözleşmenin parçası olmazlar) ibaresi, Türk hukukuna "yazılmamış sayılır"
şeklinde tercüme edilerek aktarılmıştır. Bu tercih, kurumun tüm özel hukuk
ilişkilerinde evrensel bir geçerlilik kazanmasını sağlamıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 21 hükmünün uygulanabilmesi ve bir maddenin Yazılmamış Sayılma
yaptırımıyla karşılaşması, kanunda sayılan objektif ve sübjektif unsurların
titizlikle analiz edilmesini gerektirir. Doktrinde Fikret Eren, M. Kemal
Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ışığında bu kavramlar şu
şekilde tasnif edilebilir:
A. Karşı Tarafın Menfaatine Aykırılık:
TBK m. 21 hükmü, sözleşmedeki her matbu koşul için değil, yalnızca "karşı
tarafın menfaatine aykırı" olan Genel İşlem Koşulları için bir
bilgilendirme yükümlülüğü öngörmektedir. Düzenleyen tarafın önceden hazırladığı
koşul, karşı tarafın (zayıf tarafın) durumunu iyileştiriyor veya ona ek haklar
bahşediyorsa, bu koşulun varlığı hakkında açıkça bilgi verilmemiş olsa dahi
koşul sözleşmenin kapsamına dâhil olur. Hukuk sistemi, güçlünün zayıfa lütufta
bulunmasını denetlemez; güçlünün zayıfı gizlice borç altına sokmasını denetler.
B. Açıkça Bilgi Verme Yükümlülüğü:
Sözleşmenin kurulması aşamasında, düzenleyenin, metnin içerisinde Genel İşlem
Koşulları bulunduğunu karşı tarafa açık, anlaşılır ve net bir biçimde
bildirmesidir. Bu bildirim, sözleşmenin bir köşesine gizlenmiş ufak bir
ibareyle geçiştirilemez. Oğuzman ve Öz'ün de işaret ettiği üzere, düzenleyenin
bu yükümlülüğü aktif bir yapma borcudur. Muhatabın (müşterinin) kendi çabasıyla
sözleşmedeki standart şartları keşfetmesi beklenemez; düzenleyen, "Bu sözleşme
standart şartlar içermektedir, lütfen okuyunuz" şeklinde bir yönlendirme yapmak
zorundadır.
C. İçeriğini Öğrenme İmkânı Sağlama:
Salt bilgi vermek yeterli değildir; muhataba bu koşulların ne anlama geldiğini
idrak edebilmesi için makul bir süre ve elverişli bir fiziki/dijital ortam
sağlanmalıdır. Gözle okunamayacak kadar küçük (karınca duası gibi) puntolarla
yazılmış metinler, yabancı dilde veya ağır bir hukuki jargonda kaleme alınmış
teknik terimler, muhataba gerçek bir "öğrenme imkânı" sunmaz. Doktrinde Eren ve
Nomer tarafından altı çizildiği gibi, muhatabın eğitim seviyesi, işlemin
aciliyeti ve sözleşmenin yapıldığı mekân (örneğin ayaküstü ayaküstü imzalatılan
bir kargo fişi ile evde rahatça incelenen bir banka sözleşmesi) öğrenme
imkânının varlığının tespitinde dikkate alınmalıdır. Öğrenme imkânının hiç
verilmemesi, metnin Yazılmamış Sayılma yaptırımı ile karşılaşması için tek
başına yeterlidir.
D. Şaşırtıcı (Sürpriz) Şartlar (TBK m. 21/2):
Maddenin ikinci fıkrası, muhatap sözleşmeyi okumuş ve şartları kabul etmiş olsa
dahi, sözleşmenin "niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan" hükümlerin
Yazılmamış Sayılma yaptırımına tabi olacağını emretmektedir. Alman
dogmatiğinden (BGB § 305c) alınan bu kural, "Olağandışılık" ve "Beklenmezlik"
olmak üzere iki unsura dayanır. Bir kişinin araç kiralama sözleşmesi
imzalarken, o metnin içine gizlenmiş olan "kiralayanın hayat sigortası yaptırma
zorunluluğu" şeklindeki bir madde, salt araç kiralama amacına ve bu işin
doğasına taban tabana zıttır. Muhatap, dürüstlük kuralı çerçevesinde böyle bir
sözleşmede böylesine ağır ve alakasız bir yükümlülükle karşılaşmayı beklemez.
Bu tür Şaşırtıcı Şartlar, metne bilerek yerleştirilmiş hukuki tuzaklar
(snare) olarak kabul edilir ve yargısal denetim sonucunda derhal sözleşmenin
dışına atılır.
E. Yazılmamış Sayılma Yaptırımının Hukuki Niteliği:
Doktora düzeyindeki borçlar hukuku dogmatiğinin en çetin tartışma alanı,
Yazılmamış Sayılma kavramının hukuki niteliğidir. Klasik borçlar hukukunda
geçersizlik türleri "yokluk", "kesin hükümsüzlük (butlan)" ve "iptal
edilebilirlik" olarak üçe ayrılır. Peki, TBK m. 21'deki bu yaptırım hangisidir?
- Kısmi Yokluk Görüşü: Oğuzman/Öz ve bazı müelliflerin savunduğu görüşe
göre, Yazılmamış Sayılma aslında bir Kısmi Yokluk (dissensus) hâlidir. Zira sözleşme, tarafların iradelerinin karşılıklı olarak uyuşmasıyla
kurulur. Şayet karşı tarafa bilgi verilmemişse, onun o madde üzerinde "kabul"
iradesi hiç oluşmamıştır. Kurucu unsur olan irade beyanı (rıza) eksik
olduğundan, o madde hukuk âleminde baştan itibaren hiç doğmamıştır (yoktur).
- Kesin Hükümsüzlük Görüşü: Diğer bir görüş, kanunun emredici bir şartının
ihlal edildiğini belirterek bunu klasik bir kısmi butlan olarak değerlendirir.
- Sui Generis (Kendine Özgü) Yaptırım Görüşü: Fikret Eren ve modern
doktrinin büyük çoğunluğu tarafından savunulan baskın görüşe göre ise;
Yazılmamış Sayılma, ne tam bir yokluk ne de tam bir kesin hükümsüzlüktür.
Bu, kitle sözleşmelerine özgü olarak kanun koyucu tarafından yaratılmış
Kendine Özgü (Sui Generis) bir yaptırımdır. Madde kâğıt üzerinde
fiziken mevcuttur ancak sözleşmenin "kapsamına dâhil edilmemesi" suretiyle
hukuken hayalet bir madde statüsüne indirgenir.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 21 hükmünün, Türk Borçlar Kanunu'nun diğer temel müesseseleriyle olan
organik ve sistematik bağları şu şekilde özetlenebilir:
A. TBK Madde 20, 22, 23 ve 25 ile Hiyerarşik Bağlantı:
Genel İşlem Koşulları denetimi, aşamalı ve sımsıkı birbirine bağlı bir
zincirdir. TBK m. 20, bu koşulların ontolojik tanımını yapar. Bir metnin GİK
olduğu tespit edildikten sonra derhal TBK m. 21 (Yürürlük Denetimi) devreye
girer. Şayet bir koşul hakkında bilgi verilmemişse veya şaşırtıcı nitelikteyse,
o koşul sözleşme kapsamına hiç giremez ve yazılmamış sayılır. Yürürlük
denetimini geçemeyen, yani yazılmamış sayılan bir maddenin, TBK m. 23 uyarınca
Yorum Denetimine veya TBK m. 25 uyarınca İçerik Denetimine tabi
tutulması hukuken ve mantıken imkânsızdır. Olmayan (hayalet) bir metin
yorumlanamaz ve onun dürüstlük kuralına aykırılığı tartışılamaz.
Öte yandan, Yazılmamış Sayılma yaptırımı gerçekleştiğinde sözleşmenin
gövdesine ne olacağı TBK m. 22 ile güvence altına alınmıştır. İlgili madde
gereği, yazılmamış sayılan koşullar dışındaki sözleşme hükümleri geçerliliğini
korur ve düzenleyen taraf "bu koşul olmasaydı sözleşmeyi yapmazdım" itirazında
bulunamaz.
B. İrade Bozuklukları (Hata ve Hile) ile İlişkisi:
Klasik sözleşmeler hukukunda, bir taraf metni yanlış anlar veya kendisine gizli
bir madde dayatılırsa, TBK m. 30 vd. uyarınca Yanılma (Hata) veya Aldatma
(Hile) hükümlerine dayanarak sözleşmeyi iptal etmesi gerekir. Ancak bu süreç
1 yıllık hak düşürücü süreye tabidir ve ispatı son derece zordur. TBK m. 21'in
getirdiği en büyük sistematik devrim, zayıf tarafı bu ispat külfetinden ve kısa
süre kısıtlamasından kurtarmasıdır. Bir madde Şaşırtıcı Şart
niteliğindeyse, mağdurun irade sakatlığını ispat etmesine gerek kalmaksızın, o
madde doğrudan mahkemece Yazılmamış Sayılma yaptırımı ile sözleşmeden
sökülüp atılır.
C. TMK Madde 2 (Dürüstlük Kuralı) ile Organik Bağ:
TBK m. 21'deki Şeffaflık İlkesi ve şaşırtıcı şartların geçersizliği kuralı,
doğrudan doğruya Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük
(objektif hüsnüniyet) kuralının ve Güven Teorisi'nin borçlar hukukundaki
somutlaştırılmış hâlidir. Sözleşmeyi tek taraflı hazırlayan gücün,
karşı tarafın bilgisizliğinden faydalanarak metne gizli tuzaklar kurması,
çelişkili davranış yasağına (venire contra factum proprium) aykırılık teşkil
eder.
4. Pratik Olay Analizleri
Olay 1 (Öğrenme İmkânının Sağlanmaması ve Bilgilendirme Eksikliği):
Bir tüketici (A) ulusal bir banka şubesinde tüketici kredisi kullanmak üzere
masaya oturur. Banka memuru, mesai saatinin bitmek üzere olduğunu belirterek
kırk sayfalık kredi sözleşmesini hızla tüketicinin önüne koyar ve "Sadece
kırmızı ile işaretli yerleri acilen imzalayın, prosedür gereği standart
metinlerdir" der. Tüketici (A) metni okuma fırsatı bulamadan sayfaları imzalar.
Sözleşmenin on sekizinci sayfasında, "Tüketici, bankanın piyasa koşullarındaki
dalgalanmaları gerekçe göstererek belirleyeceği her türlü ek sigorta primini
peşinen ödemeyi kabul eder" şeklinde bir Genel İşlem Koşulu yer almaktadır.
Hukuki dogmatik açısından incelendiğinde, banka memurunun metni hızla
imzalatması ve müşterinin incelemesine fırsat tanımaması, TBK m. 21 fıkra 1
uyarınca "koşulların içeriğini açıkça öğrenme imkânı sağlama" yükümlülüğünün
ağır ve mutlak bir ihlalidir. Sözleşmede "okudum, anladım" ibareleri yer alsa
bile, fiili durumda (de facto) bir okuma ve anlama şansının verilmediği
ispatlandığında, bu ek sigorta primi tahsilatına imkân veren madde doğrudan
Yazılmamış Sayılma yaptırımına tabi olur. Tüketici kredisi geçerliliğini
korurken, banka bu maddeye dayanarak tüketiciden hiçbir ek talepte bulunamaz.
Olay 2 (Şaşırtıcı / Sürpriz Şart İhlali):
Serbest meslek sahibi olan mimar (B) ofisinin internet altyapısını kurmak için
bir telekomünikasyon şirketiyle standart bir "İnternet Abonelik Sözleşmesi"
imzalar. Sözleşmenin altıncı maddesinde "Abone, işbu sözleşmeyi imzalayarak,
telekomünikasyon şirketinin iştiraki olan özel bir dijital yayın platformuna da
aylık ücret mukabilinde 24 ay boyunca üye olmayı taahhüt eder" şeklinde bir
kayıt bulunmaktadır. (B) sadece internet bağlatmak gayesiyle masaya oturmuştur.
Telekomünikasyon şirketinin, ana hizmetten tamamen bağımsız ve farklı bir mali
yükümlülük doğuran dijital yayın aboneliğini internet sözleşmesinin arasına
sokuşturması, TBK m. 21 fıkra 2 kapsamında tipik bir Şaşırtıcı Şart
(beklenmedik şart) niteliğindedir. Bir internet abonelik sözleşmesinin
"niteliğine ve işin özelliğine taban tabana yabancı" olan bu madde, taraflar
arasında tartışılmış olmadığı sürece hukuken Yazılmamış Sayılır. Mimar
(B)'nin internet aboneliği devam eder ancak yayın platformuna ilişkin taahhüt
borcu baştan itibaren hiç doğmamış kabul edilir.
5. Pratik Uygulama Notları
Bu maddenin mahkemeler ve tahkim heyetleri nezdindeki pratik uygulamasında,
avukatların ve hukukçuların en çok mesai harcadığı alan İspat Yükü (onus
probandi) kurallarının işletilmesidir. Kural olarak, bir sözleşmenin
geçerliliğini ve hükümlerinin bağlayıcılığını iddia eden taraf, bu hükümlerin
sözleşme anında usulüne uygun şekilde karşı tarafa sunulduğunu ispatla
mükelleftir. Dolayısıyla, Genel İşlem Koşulları içeren metni hazırlayan
düzenleyen taraf (şirket/banka) TBK m. 21'deki aydınlatma ve öğrenme imkânı
sağlama yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiğini HMK m. 190 vd. uyarınca
kesin delillerle ispat etmek zorundadır.
Uygulamada şirketlerin en sık başvurduğu savunma mekanizması, matbu
sözleşmelerin en altına el yazısıyla veya dijital onay kutucuklarıyla
"Sözleşmenin tüm şartlarını okudum, anladım ve kabul ediyorum" ibaresini
yazdırmaktır. Ancak hukuk dogmatiği ve Yargıtay pratiği, bu tarz şablon "beyaza
imza" niteliğindeki klişe kayıtları, TBK m. 21'in aşılması için yeterli
görmemektedir. Şayet metin çok uzun, karmaşık veya fiziken okunması imkânsız
puntolarla yazılmışsa, altına atılan "okudum" imzası dahi o maddeleri
Yazılmamış Sayılma yaptırımından kurtaramaz. Düzenleyen tarafın, riskli ve
karşı tarafın durumunu ağırlaştıran maddeleri, sözleşme ana metninden ayırarak
ayrı bir "Ön Bilgilendirme Formu" (Bilgi Föyü) ile kalın puntolarla ve dikkat
çekici bir tasarımla sunması, yürürlük denetimini aşmanın yegâne dogmatik ve
pratik yoludur.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay, mülga 818 sayılı BK döneminde güven teorisi üzerinden sağladığı
korumayı, 6098 sayılı TBK m. 21 yürürlüğe girdikten sonra doğrudan kanun
lafzına dayandırarak son derece katı bir yargısal denetime dönüştürmüştür.
Özellikle Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin bankacılık ve sigorta sözleşmelerine
ilişkin verdiği kararlarında, Şeffaflık İlkesi'nin altı kalın çizgilerle
çizilmiştir.
Yargıtay içtihatlarında vurgulanan temel prensip şudur: "Karşı tarafın
menfaatine aykırı genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi,
açıkça bilgi verilmesine ve öğrenme imkânı sağlanmasına bağlıdır. Salt
sözleşmenin altına atılan imza, yürürlük denetiminin geçildiği anlamına
gelmez." (Örn. Yarg. 11. HD, E. 2016/11123, K. 2018/3743). Yüksek Mahkeme,
özellikle kredi kartı ve kredi sözleşmelerinde tek taraflı faiz artırım yetkisi
veya fahiş komisyon bedeli tahsili öngören maddeleri değerlendirirken, bu
maddelerin müşteri tarafından önceden görülüp tartışılabilecek şekilde bağımsız
olarak sunulup sunulmadığını incelemektedir. Şayet banka, sözleşmenin
herhangi bir yerinde müşterinin dikkatinden kaçacak şekilde "şaşırtıcı" veya
"gizlenmiş" bir hüküm kurgulamışsa, Yargıtay bu hükümleri doğrudan TBK m. 21/2
uyarınca yabancı (sürpriz) şart kabul ederek Yazılmamış Sayılma
müeyyidesini onamaktadır. Bu içtihatlar, yürürlük denetimini kâğıt üzerindeki
bir prosedür olmaktan çıkarıp, maddi adalet denetiminin ön koşulu hâline
getirmiştir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu m. 21'in dogmatik yapısı ve uygulama alanı, doktrinde ciddi
felsefi ve hukuki eleştirilere maruz kalmaktadır. Bu eleştirilerin ilki ve en
büyüğü, yaptırımın isimlendirilmesine yöneliktir. Kanun koyucunun "yokluk" veya
"kesin hükümsüzlük" gibi asırlardır oturmuş ve sınırları belli olan klasik
yaptırım türlerini kullanmak yerine Yazılmamış Sayılma şeklinde yeni bir
terminoloji icat etmesi, hukuk teorisinde devasa bir kavram kargaşası
yaratmıştır. Fikret Eren ve Oğuzman/Öz gibi otoritelerin bu kavramın
hukuki genetiğini "kısmi yokluk" veya "sui generis bir müeyyide" olarak
açıklamak zorunda kalması, yasa koyucunun dogmatik özensizliğinin bir
sonucudur. Yaptırımın net bir şekilde kesin hükümsüzlük olarak formüle
edilmemesi, ileride bu tür maddelere dayanılarak yapılan ifaların (sebepsiz
zenginleşme mi yoksa istihkak mı doğuracağı) tespiti konusunda usul hukuku
bağlamında belirsizliklere yol açabilmektedir.
İkinci ve ticari hayatı derinden sarsan büyük eleştiri, maddenin kişi
bakımından uygulama alanına, bilhassa Tacirler üzerindeki etkisine
yöneliktir. Alman hukukunda (BGB) ve Avrupa Kıta hukukunda GİK koruması
ağırlıklı olarak "tüketiciyi (zayıf tarafı)" tekelci sermayeye karşı korumak
üzere kurgulanmışken; TBK m. 21, lafzındaki mutlaklık sebebiyle, milyonlarca
liralık işlem hacmine sahip, kendi devasa hukuk departmanları olan tacirler
arası (B2B) işlemlerde dahi ayrım gözetmeksizin uygulanmaktadır. Türk
Ticaret Kanunu m. 18/2'de yer alan "Her tacir, ticaretine ait bütün
faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır" şeklindeki
emredici kuralla, TBK m. 21'in "ben bu maddeyi okumadım, bu bana şaşırtıcı
geldi" şeklindeki paternalist (korumacı) mantığı birbiriyle taban tabana zıt
düşmektedir. Nomer ve diğer akademisyenlerin de altını çizdiği üzere, taciri
tüketici ile aynı zayıflık kefesine koyarak ona "ben bu sözleşmeyi anlamadım,
yazılmamış sayılsın" deme hakkını tanımak, ticari hayatın ihtiyaç duyduğu hızı,
riski ve sözleşme kesinliğini (legal certainty) felç etmektedir. Borçlar
hukukumuzun, bu emredici koruma şemsiyesini tacirler bakımından esnetecek veya
TTK ile uyumlu hâle getirecek amaca uygun sınırlayıcı (teleolojik redüksiyon)
bir yoruma acilen ihtiyacı vardır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 21'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 8a.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 21. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı ve öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.