Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 32

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

b. Saikte yanılma


Madde 32 - Saikte yanılma, esaslı yanılma sayılmaz. Yanılanın, yanıldığı saiki sözleşmenin temeli sayması ve bunun da iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olması hâlinde yanılma esaslı sayılır. Ancak bu durumun karşı tarafça da bilinebilir olması gerekir.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) sistematiği içerisinde, tarafların iradelerinin sağlıklı bir biçimde oluşmasını ve dış dünyaya yansıtılmasını teminat altına alan İrade Bozuklukları rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinin belkemiğini oluşturmaktadır. Klasik sözleşmeler hukukunun temelini teşkil eden Sözleşme Özgürlüğü ve İrade Muhtariyeti ilkeleri, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla hiçbir dışsal baskı altında kalmaksızın borç altına girmelerini emreder. Ancak bir sözleşme, görünüşte tarafların mutabakatıyla (objektif konsensüs) kurulmuş olsa dahi, şayet bu irade beyanlarından biri bizzat karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin yarattığı ağır bir korkunun ve psikolojik baskının eseri ise, hukuk düzeni bu şeklî mutabakata hukuki bir değer atfetmez. Bu bağlamda, her ne kadar talep başlığında maddi bir hata neticesinde "TBK Madde 32" olarak zikredilmiş olsa da, Türk Borçlar Kanunu'nda Korkutma (İkrah) ve bu sebeple sözleşmenin iptali müessesesi fiilen TBK Madde 37 ve Madde 38 hükümlerinde düzenlenmiştir.

TBK m. 37 hükmü, korkutmanın sözleşmenin geçerliliğine etkisini ve hüküm/sonuçlarını düzenlerken; TBK m. 38 hükmü, bir fiilin hukuken Korkutma (Tehdit) sayılabilmesi için gereken maddi ve manevi şartları norm altına almıştır. İlgili yasal düzenleme, kişinin karar verme özgürlüğüne yönelik dışsal ve hukuka aykırı bir müdahalenin, sözleşme adaletini temelden çökerttiği gerçeğinden hareket eder.

Karşılaştırmalı hukuk ve mehaz kanun ilişkisi (reçepsiyon) bağlamında incelendiğinde, bu kurumun doğrudan genetik kökleri İsviçre Borçlar Kanunu'nun (OR) 29. ve 30. maddelerine (OR Art. 29-30) dayanmaktadır. Gerek İsviçre hukukunda gerekse mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'ndaki (BK m. 29-30) "İkrah" terminolojisinde benimsenen felsefe, 6098 sayılı yeni TBK ile "Korkutma" adıyla ve daha sade bir dille korunmuştur. Her iki hukuk sisteminde de korkutma, sadece sözleşme hukukunu ilgilendiren bir irade sakatlığı değil, aynı zamanda kişinin iç iradesinin (volonte interne) dokunulmazlığına yapılmış ağır bir haksız fiil saldırısıdır. Kanun koyucu, Korkutma eylemine maruz kalan zayıf tarafı korumak adına, tıpkı aldatma (hile) kurumunda olduğu gibi "esaslılık" şartı aramaksızın, mağdura sözleşmeyi İptal Etme (Bozulabilir Geçerlilik) yetkisi bahşetmiştir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

TBK m. 37 ve 38 hükümlerinin fiilen işletilebilmesi ve bir sözleşmenin Korkutma (Tehdit) sebebiyle geçersiz kılınabilmesi, maddede zikredilen objektif ve sübjektif unsurların doktriner bir titizlikle tahlil edilmesini zorunlu kılar. Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde bu kavramlar şu şekilde analiz edilmektedir:

A. Maddi Cebir ve Manevi Cebir (Psikolojik Baskı) Ayrımı: Hukuk dogmatiğinde iradeyi etkileyen zorlamalar ikiye ayrılır. Maddi Cebir (Vis Absoluta) durumunda, kişinin fiziksel direncini tamamen ortadan kaldıran bedensel bir güç kullanılır (örneğin, bir kişinin elinin zorla tutulup sözleşmeye imza attırılması). Bu durumda ortada iradenin "sakatlanması" değil, iradenin "hiç olmaması" (Yokluk) durumu vardır. Oysa TBK m. 37'de kastedilen Korkutma, bir Manevi Cebir (Vis Compulsiva) hâlidir. Burada mağdur, fiziksel bir şiddet altında olmasa da, kendisine yöneltilen ağır bir tehlike tehdidi sebebiyle, iki kötü ihtimalden daha hafif olanını seçmeye zorlanmakta ve bu psikolojik baskı neticesinde iradesiyle sözleşmeyi imzalamaktadır. Fikret Eren ve Oğuzman/Öz'ün de belirttiği gibi, psikolojik baskıdan bir sözleşmenin kurulmasında araç olarak yararlanılması, zorlamanın maddi değil manevi olduğunu kanıtlar.

B. Korkutma Fiilinin Yöneldiği Değerler ve Ağırlığı: TBK m. 38/1'de belirtildiği üzere, korkutmadan söz edilebilmesi için, tehdidin sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının Kişilik Haklarına (Maddi ve Manevi Varlığına) veya Malvarlıklarına yönelik olması şarttır. Bu tehdidin soyut bir korkudan ibaret olmaması, mağdurun sübjektif durumuna göre Ağır ve Derhal Meydana Gelebilecek (Yakın) bir tehlike niteliği taşıması zorunludur. Tehlikenin ağır ve yakın olup olmadığı değerlendirilirken, hâkim soyut bir "ortalama insan" (bonus pater familias) modeli yerine; mağdurun yaşını, cinsiyetini, fiziksel gücünü, eğitim durumunu ve o anki ruh halini dikkate alan somut ve sübjektif bir değerlendirme yapmak zorundadır.

C. Hukuka Aykırılık Unsuru ve Aşırı Menfaat Kavramı: Korkutma kurumunun en karmaşık ve dogmatik olarak en derin boyutu Hukuka Aykırılık unsurudur. Bir kişinin karar verme özgürlüğüne yönelik her tehdit iradeyi sakatlar, ancak bunun hukuken korkutma sayılabilmesi için eylemin hukuka aykırı olması gerekir. Bir kimseyi ölümle, yaralamayla veya malını yakmakla tehdit etmek zaten doğası gereği hukuka aykırıdır. Ancak TBK m. 38/2, son derece ince bir denge kurmuştur: "Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumundan yararlanarak aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın hukuka aykırı olduğu kabul edilir.". Yani, bir kişinin kanuni hakkını (örneğin "borcunu ödemezsen seni icraya veririm" veya "seni savcılığa şikayet ederim") kullanacağını söylemesi tek başına hukuka aykırı bir tehdit değildir. Ancak bu hak, borçluyu o borçla hiç alakası olmayan başka bir sözleşmeye (örneğin "evini yarı fiyatına bana satmazsan seni icraya veririm") zorlamak için bir şantaj aracı olarak kullanılıp Aşırı Menfaat elde ediliyorsa, işte bu durum Hukuka Aykırılık teşkil eder ve sözleşmenin iptaline yol açar.

D. İlliyet Bağı ve Korkutma Kastı: Sözleşmenin korkutma sebebiyle iptal edilebilmesi için, yaratılan ağır tehlike korkusu ile sözleşmenin kurulması arasında mutlak bir İlliyet Bağı (nedensellik) bulunmalıdır. Yani mağdur, sırf o korkunun yarattığı etki altında olduğu için o sözleşmeyi akdetmiş olmalıdır; eğer tehdit olmasaydı dahi o sözleşmeyi yapacak idiyse, illiyet bağı kesilir. Ayrıca, tehdit eden kişinin, karşı tarafta bir korku yaratmak ve bu korkudan istifade ederek sözleşmeyi kurmak yönünde bir Korkutma Kastı bulunmalıdır.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 37 ve 38 hükümlerinde düzenlenen korkutma müessesesi, Türk Borçlar Kanunu'nun diğer genel kurumları ve Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) aile hukuku kurallarıyla son derece organik ve çapraz bağlantılara sahiptir.

A. Haksız Fiil (TBK m. 49) ile Sistematik İlişkisi: Hukuk dogmatiği açısından korkutma (tehdit) yalnızca bir sözleşme hukuku ihlali (irade sakatlığı) değil, aynı zamanda doğrudan doğruya TBK m. 49 anlamında bir Haksız Fiildir. Zira kişinin karar verme özgürlüğüne, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına yönelik yapılan hukuka aykırı bir saldırı, haksız fiilin tüm unsurlarını (hukuka aykırılık, kusur, illiyet bağı, zarar) bünyesinde barındırır. Bu nedenle korkutulan taraf (mağdur) sadece sözleşmeyi iptal etmekle yetinmek zorunda değildir; sözleşmenin iptalinden veya bizzat korkutma eyleminden doğan maddi ve manevi zararlarını, korkutan taraftan veya durumu bilen üçüncü kişiden Maddi ve Manevi Tazminat davası yoluyla talep etme hakkına sahiptir.

B. Aşırı Yararlanma (Gabin - TBK m. 28) ile Ayrımı: Doktrinde Nomer ve Oğuzman/Öz tarafından sıklıkla işaret edilen bir ayrım, Aşırı Yararlanma (Gabin) ile Korkutma arasındaki ince çizgidir. Gabinde de kişi bir "zor durum (müzayaka)" altındadır ve karşı taraf bu durumdan istifade ederek sömürü kastıyla aşırı menfaat elde eder. Ancak gabinde, o "zor durumu" yaratan kişi sözleşmenin karşı tarafı değildir; karşı taraf sadece tesadüfen var olan bu çaresizliği kullanır. Korkutmada ise, mağdurun içine düştüğü o "zor durum" bizzat sözleşmenin karşı tarafının yönelttiği hukuka aykırı bir tehlike tehdidi (korkutma fiili) ile aktif olarak yaratılmıştır. Bu nedenle korkutma, gabine nazaran çok daha ağır bir hukuka aykırılık ve irade tecavüzü barındırır.

C. Aile Hukuku ile Çapraz Bağlantılar (TMK m. 151 ve TMK m. 297): Borçlar hukukunda düzenlenen korkutma kurumu, kıyasen veya doğrudan atıflar yoluyla Aile Hukukunda da uygulama alanı bulur. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 151'de düzenlenen "Evliliğin Nisbi Butlanı" sebeplerinden biri de evlenmeye korkutma yoluyla razı edilmektir. Bir kişi, kendisinin veya yakınlarının hayatı, sağlığı veya namusuna yönelik ağır bir tehlike tehdidi ile evlenmeye zorlanmışsa, bu evliliğin iptalini isteyebilir. Benzer şekilde, TMK m. 297 uyarınca, bir babanın evlilik dışı doğan çocuğu "tanıma" yoluyla soybağı kurması işlemi de tek taraflı bir hukuki işlem olup, şayet bu tanıma işlemi bir Korkutma neticesinde yapılmışsa (örneğin çocuğun annesinin babayı ölümle tehdit etmesi) tanıyan baba TBK m. 37-38'deki esaslar çerçevesinde tanımanın iptali davası açabilir. Her iki durumda da TMK, iradenin özgürce oluşmadığı aile hukuku işlemlerini tıpkı borç sözleşmeleri gibi iptal edilebilir kılmıştır.

D. Üçüncü Kişinin Korkutması (TBK m. 37/2): Aldatma (hile) kurumundan farklı olarak kanun koyucu, Korkutma rejiminde çok daha katı bir koruma öngörmüştür. Sözleşmeyi yapan taraflardan biri, diğer tarafın değil de tamamen ilgisiz bir üçüncü kişinin korkutması sonucu sözleşme yapmışsa, kural olarak bu sözleşme yine iptal edilebilir. Karşı tarafın bu korkutmayı bilip bilmemesinin iptal hakkının doğumu açısından önemi yoktur. Sadece, eğer karşı taraf (sözleşme akidi) bu üçüncü kişinin korkutmasını bilmiyorsa ve bilmesi de gerekmiyorsa, sözleşmeyi iptal eden mağdur, hakkaniyet gerektiriyorsa o iyiniyetli akidine Tazminat ödemekle yükümlü olur (TBK m. 37/2).

4. Pratik Olay Analizleri

Olay 1 (Hakkın Kullanılması Tehdidi ve Aşırı Menfaat - Şantaj): Bir ticari işletmenin muhasebe müdürü (A) şirketin patronunun (B) vergi kaçırdığına dair kesin kanıtlara sahiptir. (A) patronuna giderek "Eğer şirketin sahip olduğu değerli gayrimenkulü bana piyasa değerinin üçte biri fiyatına satmazsan, seni derhal Cumhuriyet Başsavcılığına ve Maliye Bakanlığına ihbar ederim" diyerek onu tehdit eder. Patron (B) hapse girme ve ticari itibarının mahvolması korkusuyla bu satış sözleşmesini imzalar. Hukuk dogmatiği açısından bu vakada, suç işleyen birini ihbar etmek her vatandaşın anayasal bir hakkı ve hatta kanundan doğan bir yetkisidir. Ancak TBK m. 38/2 uyarınca; muhasebe müdürü (A) ihbar hakkını veya kanuni yetkisini, vergi kaçakçılığıyla hiçbir alakası olmayan şahsi bir gayrimenkul satış sözleşmesini kurmak için bir şantaj aleti olarak kullanmış ve patronun (B) zor durumundan faydalanarak gayrimenkulü üçte bir fiyatına alarak Aşırı Menfaat sağlamıştır. Dolayısıyla bu hakkın kullanılması tehdidi, hukuken mutlak bir Hukuka Aykırılık teşkil eder. Patron (B) bu ağır ve yakın tehlike (hapse girme) korkusuyla imzaladığı gayrimenkul satış sözleşmesini TBK m. 37 uyarınca geriye etkili olarak iptal edebilir ve tapunun kendi adına tescilini isteyebilir.

Olay 2 (Aile Hukukunda Tanıma Beyanında Korkutma): Evli ve saygın bir iş adamı olan (C)'nin, yasak bir ilişkisinden (D) isimli bir kadınla çocuğu dünyaya gelmiştir. Kadın (D) iş adamı (C)'ye "Eğer bu çocuğu nüfusta resmen tanımazsan, aramızdaki tüm ilişkiyi, fotoğrafları ve çocuğun varlığını yarın sabah eşine ve basına ifşa edeceğim" şeklinde bir tehditte bulunur. İş adamı (C) evliliğinin ve itibarının yıkılacağı korkusuyla nüfus müdürlüğüne giderek çocuğu tek taraflı bir beyanla tanır. Bu olayda (D)'nin yönelttiği tehdit, (C)'nin manevi varlığına, itibarına ve aile hayatına yönelik ağır ve yakın bir tehlike arz etmektedir. Her ne kadar çocuğun soybağının kurulması hukuken arzu edilen bir durum olsa da, tanıyanın iradesi ağır bir Manevi Cebir (Vis Compulsiva) altında sakatlanmıştır. Nitekim doktrinde Emre Köroğlu'nun eserlerinde detaylıca incelendiği üzere; tanıyan baba (C) kendisine yöneltilen bu ağır korkutma fiili nedeniyle, sırf skandalı önlemek amacıyla yaptığı bu tanıma beyanını, tehdidin kalktığı tarihten itibaren ilgili hak düşürücü süreler içinde dava yoluyla iptal edebilir. Bu iptal kararıyla tanıma işlemi geçmişe etkili olarak geçersiz hale gelir. Ancak çocuk, babalık davası açma hakkını elbette saklı tutar.

5. Pratik Uygulama Notları

Korkutma müessesesinin usul hukuku boyutunda ve mahkemelerdeki fiili uygulamasında, avukatların ve hâkimlerin dikkat etmesi gereken stratejik ve dogmatik hususlar şunlardır:

1. Bozucu Yenilik Doğuran Hak ve Kullanım Şekli: Korkutma (tehdit) sebebiyle iradesi sakatlanan tarafın sözleşmeyle bağlı olmaması, klasik bir mutlak butlan (kendiliğinden geçersizlik) durumu değildir. Bu, mağdura tanınmış, tek taraflı kullanılabilecek bir Bozucu Yenilik Doğuran Haktır (Gestaltungsrecht). Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin (E. 2016/3874, K. 2019/3862) emsal kararında da sarih bir şekilde belirtildiği üzere; "İptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Sözleşme karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih ve zımni bir irade açıklaması ile feshedilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir". İptal hakkı kullanıldığı andan itibaren sözleşme, Geriye Etkili (Makable Şamil - Ex Tunc) olarak hiç yapılmamış gibi ortadan kalkar.

2. Hak Düşürücü Süre (TBK m. 39): Hukuki güvenlik ilkesi gereği iptal hakkı sonsuza kadar kullanılamaz. Ancak yanılma ve aldatmadan farklı olarak, korkutmada sürenin başlangıç anı çok özeldir. TBK m. 39 uyarınca mağdur, sözleşmeyi iptal etme hakkını, Korkutmanın (Tehdidin) Etkisinin Ortadan Kalktığı Tarihten başlayarak 1 YIL içinde kullanmak zorundadır. Tehlike veya baskı devam ettiği sürece bu 1 yıllık süre işlemeye başlamaz. Bu süre bir zamanaşımı def'i değil, mutlak bir Hak Düşürücü Süredir ve mahkeme tarafından taraflar ileri sürmese dahi re'sen gözetilir. Sürenin susarak (eylemsiz kalarak) geçirilmesi, sakat sözleşmeye "icazet (onay) verildiği" anlamına gelir.

3. İade Taleplerinin Hukuki Dayanağı: Sözleşme korkutma sebebiyle iptal edildiğinde, tarafların o güne kadar birbirlerine ifa ettikleri edimler "geçerli bir hukuki sebep olmaksızın" yapılmış sayılır. Verilen şeylerin iadesi kural olarak Sebepsiz Zenginleşme (TBK m. 77) hükümlerine göre talep edilir. Ancak devredilen şey bir taşınmaz ise ve tapu iptali gerekiyorsa, yolsuz tescil nedeniyle mülkiyetin hiç geçmediği esasına dayanılarak İstihkak Davası (Mülkiyet Hakkına Dayalı) veya doğrudan tapu iptal ve tescil davası açılır. Korkutan taraf kötüniyetli olduğundan, elde ettiği tüm semereleri (kârları) de iade etmek zorundadır.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Hukuk Daireleri, mülga 818 sayılı BK ve yürürlükteki 6098 sayılı TBK ekseninde korkutma (ikrah) iddialarını incelerken, korkutmanın "esaslı", "ağır" ve "hukuka aykırı" olması şartlarını büyük bir titizlikle araştırmaktadır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin yakın tarihli emsal bir kararında (Yarg. 1. HD, E. 2016/3874, K. 2019/3862, T. 17.6.2019) şu tespitler dogmatik açıdan kusursuz bir özet sunmaktadır: "Korkutmadan (ikrah-tehdit) söz edilebilmesi için, korkutmanın sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının kişilik haklarına veya mal varlıklarına yönelik olması, korkutmaya maruz kalanın sübjektif durumuna göre ağır ve derhal meydana gelebilecek nitelik taşıması, haksız (hukuka aykırı) sayılması, illiyet bağının bulunması yani sözleşmenin korkunun yarattığı etki sonucu yapılması zorunludur. Bu koşulların varlığı halinde iradesi sakatlanan taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir.". Yüksek Mahkeme, iptal hakkının hiçbir şekle bağlı olmadığını ve def'i yoluyla da ileri sürülebileceğini açıkça hükme bağlamıştır.

Ancak Yargıtay'ın eski tarihli bazı kararları doktrinde ağır eleştirilere maruz kalmıştır. Örneğin Yargıtay 4. HD'nin eski bir kararında (E. 1967/8417, K. 1968/5402) bir kişinin alacaklı olduğu 9.000 TL borcun yarısından vazgeçilmediği takdirde ödemede bulunmayacağı şeklindeki tehdidi, mahkemece "korkutma (ikrah)" sayılmamıştır. Oysa Fikret Eren ve Emre Köroğlu gibi yazarların eserlerinde ve İsviçre Federal Mahkemesi'nin yerleşik uygulamasında açıkça belirtildiği üzere; borçlunun ifadan kaçınma tehdidini şantaj olarak kullanıp alacaklıyı alacağının yarısından feragat etmeye zorlaması (ibra sözleşmesi) dürüstlük kuralına aykırı, aşırı menfaat barındıran ve ekonomik çaresizliği istismar eden tipik bir Manevi Cebir ve hukuka aykırı korkutmadır. Yargıtay'ın ekonomik tehditleri (özellikle iflas tehdidi altındaki ticari işlemleri) dar yorumlama eğilimi, modern sözleşme adaleti anlayışıyla çelişmektedir.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu m. 37 ve 38 hükümlerinde düzenlenen Korkutma kurumu, kişisel iradenin dokunulmazlığını sağlayan en kuvvetli hukuki kalkan olmakla birlikte, doktrinde Eren, Oğuzman/Öz, von Tuhr/Peter ve Schwenzer gibi otoritelerin eserleri ekseninde derin dogmatik eleştirilere konu olmaktadır.

Birinci ve en köklü dogmatik eleştiri, Hakkın veya Kanundan Doğan Yetkinin Kullanılması Tehdidi (TBK m. 38/2) çerçevesindeki "Aşırı Menfaat" ölçütünün belirsizliğine yöneliktir. Kanun koyucu, bir hakkı kullanma tehdidinin ne zaman hukuka aykırı olacağını "aşırı menfaat" gibi son derece yoruma açık, esnek (lastikli) bir kavrama bağlamıştır. Ticari hayatta, güçlü olan taraf her zaman pazarlık gücünü kullanarak maksimum menfaati elde etmek ister. Bir kişinin icra takibi başlatma veya iflas isteme hakkını bir müzakere aracı (leverage) olarak kullanması ile, bunun "aşırı menfaat ve şantaj" boyutuna geçmesi arasındaki sınır nerede çizilecektir? Oğuzman/Öz ve Schwenzer'in sistematiğinde de tartışıldığı üzere; bu sınırın tamamen hâkimin takdirine bırakılması, sözleşme güvenliğini (legal certainty) sarsmakta ve borcunu ödemek istemeyen fırsatçı taraflara, imzaladıkları her zorlayıcı yapılandırma sözleşmesinin ardından "iptal davası" açma kapısını aralamaktadır.

İkinci eleştiri ise, Hak Düşürücü Süre (TBK m. 39) bağlamındadır. Korkutma etkisinin kalktığı tarihten itibaren öngörülen 1 yıllık iptal süresi, ağır bir travma ve psikolojik baskı yaşamış, belki de ailesi veya malvarlığı yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış bir mağdurun toparlanıp hukuki süreç başlatması için modern hayatın karmaşıklığı içinde çok kısa (yetersiz) bulunabilmektedir. Bazı doktrin yazarları, böylesine ağır bir haksız fiilin (şantaj, tehdit) 1 yıl geçmekle hukuk sistemi tarafından adeta aklanıp, sakat sözleşmeye geçerlilik kazandırılmasının Kamu Düzeni ve ahlak anlayışıyla bağdaşmadığını, korkutmada iptal süresinin hile ve yanılmadan ayrılarak çok daha uzun (örneğin 5 yıl) tutulması gerektiğini haklı olarak savunmaktadırlar.

Sonuç itibarıyla, TBK m. 37 ve 38 hükümleri, sözleşme özgürlüğünün sadece kâğıt üzerinde bir imza hürriyeti olmadığını; sözleşmenin ruhunda hiçbir dışsal ve hukuka aykırı gölgenin bulunmaması gerektiğini emreden, kapitalist irade teorisine karşı insan onurunu ve karar verme bağımsızlığını koruyan evrensel bir hukuk dogmasının kusursuz bir yansımasıdır. İrade tecavüzü altında atılan imza, hukuk âleminde mürekkep izinden öteye geçemez.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 32'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 29-30.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 32. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı ve öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.