Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 52

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

2. İndirilmesi


Madde 52 - Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Borçlar hukuku dogmatiğinde sorumluluk rejiminin yegâne gayesi faili cezalandırmak değil, mağdurun malvarlığında veya şahıs varlığında iradesi dışında meydana gelen eksilmeyi telafi etmek, yani Denkleştirici Adalet (Compensatory Justice) ilkesini tesis etmektir. Ancak modern hukuk, zarar gören kişiyi (mağduru) sadece pasif bir obje, dış dünyadan gelen etkilere katlanan eylemsiz bir varlık olarak kabul etmez. Mağdur, sosyo-ekonomik hayatın aktif bir süjesidir ve kendi hukuki ile ekonomik menfaatlerini korumak için asgari bir özen göstermek zorundadır. Roma hukukundan günümüze intikal eden "Quod quis ex culpa sua damnum sentit, non intelligitur damnum sentire" (Kendi kusuruyla zarara uğrayan kimse, zarara uğramış sayılmaz) ilkesi, zarar görenin de zararın doğumunda veya artmasında bir payı varsa, bu faturanın tamamının faile kesilemeyeceğini emreder.

İşte yürürlükteki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Madde 52 hükmü (Mülga 818 sayılı BK m. 44) mehaz İsviçre Borçlar Kanunu'nun 44. maddesine (OR Art. 44) dayanarak bu evrensel ilkeyi, Zarar Görenin Kusuru (Müterafik Kusur / Ortak Kusur) başlığı altında pozitif hukukumuza kazandırmıştır. İlgili normun birinci fıkrası; "Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir." lafzını amirdir. İkinci fıkra ise ekonomik mahvı önlemeye yönelik istisnai bir kuraldır: "Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir." (Not: İkinci fıkra esasen TBK m. 51'in devamı niteliğinde bir fakirlik indirimi olup, müterafik kusur dogmatiğinin asıl omurgası birinci fıkradır).

Sistematik açıdan TBK m. 52, haksız fiil sorumluluğunda zararın matematiksel ve doğa bilimsel olarak (Fark Teorisi ile) tespit edilmesinin ardından, hukukun normatif süzgecinin devreye girdiği aşamadır. Failin eylemi ile zarar arasında kurulan Uygun İlliyet Bağı, mağdurun kendi eylemiyle birleşerek karmaşık bir nedensellik ağı yaratmıştır. Yasa koyucu bu normla, zararı faile yükleyen kusur ilkesini, mağdurun kendi kendine zarar vermeme külfetiyle dengeleyerek, sorumluluk hukukunun en hassas terazisini kurmuştur.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

TBK m. 52 hükmünün teorik ve pratik sınırlarının bütünüyle idrak edilebilmesi için, Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserlerinde hararetle tartışılan kavramsal mimarinin mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:

A. Müterafik Kusur (Birlikte Kusur / Mitverschulden) ve Külfet (Obliegenheit) Kuramı: Kanun metni "zarar görenin kusuru" ifadesini kullansa da, borçlar hukuku dogmatiğinde bu ifadenin teknik anlamda bir hata (terminolojik sapma) olduğu doktrinde (Eren, Oğuzman/Öz, Nomer, Baysal) ittifakla kabul edilmektedir. Zira teknik anlamda Kusur, hukuka aykırı bir sonucu istemek (kast) veya hukuk düzeninin başkalarına karşı gösterilmesini emrettiği özene aykırı davranmaktır (ihmal). Bir kimsenin "kendi kendisine" karşı hukuki bir borcu (Rechtspflicht) olamaz; dolayısıyla kişi kendi malını kırarsa veya kendisine zarar verirse "hukuka aykırı" davranmış olmaz. Bu nedenle TBK m. 52 anlamındaki müterafik kusur, hukuki bir yükümlülüğün ihlali değil, bir Külfetin (Obliegenheit) ihlalidir. Külfet, kişinin kendi menfaatini korumak için yapması gereken, yapılmadığında karşı tarafın dava açamayacağı ancak kişinin kendi hakkını (tazminat hakkını) kaybedeceği veya zayıflatacağı davranış kuralıdır. Yargıtay'ın tanımıyla müterafik kusur; makul, mantıklı bir kişinin kendi yararı gereği zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçması gereken düşüncesiz ve dikkatsiz bir hareket tarzıdır.

B. Zararı Doğuran Fiile Razı Olma (Volenti Non Fit Iniuria): Madde metnindeki ilk ihtimal, mağdurun zararı doğuran eyleme baştan "razı" olmasıdır. Burada dogmatik olarak çok ince bir çizgi vardır: Şayet mağdurun rızası, hukuken geçerli ve üzerinde tasarruf edilebilir bir hakka (örneğin malvarlığına) ilişkinse, bu rıza Hukuka Uygunluk Nedeni (TBK m. 63) teşkil eder ve haksız fiili baştan ortadan kaldırır; dolayısıyla hiç tazminat doğmaz. Ancak TBK m. 52'de kastedilen rıza; hukuka uygunluk nedeni boyutuna ulaşmayan, eylemi yasal kılmayan ancak mağdurun tehlikeyi bilerek ve isteyerek üstlendiği hallerdir. Örneğin, aşırı alkollü olduğunu bildiği bir sürücünün aracına bilerek binen yolcunun durumu böyledir. Fiil hala hukuka aykırıdır, ancak mağdur tehlikeye razı olduğu için Müterafik Kusur işlemiştir.

C. Zararın Doğmasına veya Artmasına Etkili Olma: Mağdurun, failin eyleminden bağımsız olarak veya onunla birlikte kendi zararına zemin hazırlamasıdır. Mağdurun kavgada faili ağır şekilde tahrik etmesi (haksız tahrik) zararın doğmasına etkili olmaktır. Zarar verici olay gerçekleştikten sonra mağdurun yaralarını tedavi ettirmeyip kangren olmasına yol açması, bozulan malını yağmur altında bırakıp çürümesine seyirci kalması ise zararın artmasına etkili olmaktır. Buna dogmatikte Zararı Azaltma Külfeti (Schadenminderungsobliegenheit) denir. Mağdur, olay sonrasında makul bir insanın alacağı tedbirleri alarak zararı minimize etmekle mükelleftir.

D. Tazminat Yükümlüsünün Durumunu Ağırlaştırma: Bu ihtimal genellikle sözleşmesel ilişkilerde veya haksız fiilin geç bildirilmesinde ortaya çıkar. Zarar görenin, zararı faile çok geç ihbar etmesi sebebiyle failin zararı kaynağında durdurma imkânını elinden alması veya failin aleyhine işleyen temerrüt faizlerinin birikmesine kasten seyirci kalması, tazminat yükümlüsünün (failin) durumunun ağırlaştırılmasıdır.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 52'de düzenlenen müterafik kusur kurumu, Türk Borçlar Kanunu'nun ve sorumluluk hukukunun diğer devasa denkleştirme mekanizmalarıyla derin bir çapraz bağlantı (diyalektik bağ) içindedir:

A. İlliyet Bağının Kesilmesi (Unterbrechung des Kausalzusammenhangs) ile Ayrımı: Müterafik kusur ile illiyet bağının kesilmesi, aynı dogmatik çizginin iki farklı ucudur. Fikret Eren ve Haluk Nami Nomer'in öğretilerinde hararetle vurgulandığı üzere; şayet zarar görenin kusuru (dikkatsizliği) sıradan, olağan ve failin kusuruyla birlikte zararı doğuracak seviyedeyse Uygun İlliyet Bağı devam eder, sadece TBK m. 52 uyarınca tazminattan indirim yapılır. Ancak, zarar görenin kusuru o kadar ağır, o kadar olağanüstü ve akıl almaz bir seviyededir ki (örneğin mağdurun intihar etmek amacıyla aniden hızla gelen trenin önüne atlaması) bu Ağır Kusur, failin fiili ile zarar arasındaki nedensellik zincirini bıçak gibi keser. İlliyet bağı kesildiğinde ortada haksız fiil sorumluluğu kalmaz, TBK m. 52 işletilemez; davalı fail zararın hiçbir kısmından sorumlu tutulamaz ve dava tamamen reddedilir. Müterafik kusur tazminatı azaltırken, illiyetin kesilmesi tazminatı yok eder.

B. Kusursuz Sorumluluk (Tehlike Sorumluluğu) ile Kesişim: Doktrinde M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz tarafından titizlikle incelendiği üzere, müterafik kusur indirimi sadece failin kusuruna dayanan haksız fiillerde (TBK m. 49) değil; failin kusursuz sorumlu olduğu hallerde de (Örneğin Adam Çalıştıranın Sorumluluğu TBK m. 66, Yapı Malikinin Sorumluluğu TBK m. 69, Tehlike Sorumluluğu TBK m. 71, Motorlu Araç İşletenin Sorumluluğu KTK m. 85) aynen uygulanır. Kusursuz sorumluluk hallerinde dahi mağdur, kendi zararına kendi eylemiyle katkıda bulunmuşsa (örneğin inşaat alanına girilmez tabelasına rağmen şantiyeye giren kişinin kafasına tuğla düşmesi) kanun koyucu bu "katkı payını" işletene yüklemez. Mağdurun Külfet İhlali, kusursuz sorumluluğun katı sınırlarını esneten yegâne dogmatik anahtardır.

C. TBK m. 51 (Tazminatın Belirlenmesi) ile Sıralama İlişkisi: Tazminat hesaplamalarında bilirkişilerin ve hâkimlerin uygulaması gereken katı bir dogmatik sıra vardır. Önce Fark Teorisine göre brüt zarar bulunur. Daha sonra, eğer mağdurun bir kusuru varsa TBK m. 52 (Müterafik Kusur) oranında (örneğin %30) indirim yapılır. Geriye kalan net zarar üzerinden, şayet failin kusuru çok hafifse ve ekonomik mahvı söz konusuysa TBK m. 51 (Durumun Gereği ve Hakkaniyet) indirimi yapılır. Yargıtay'ın kökleşmiş içtihatlarında, m. 52 uygulanmadan m. 51'e geçilmesi bozma sebebidir, zira biri mağdurun, diğeri failin alanına ilişkin iki ayrı filtredir.

D. Sözleşmeye Aykırılık (TBK m. 114/2) ile Bağlantısı: Müterafik kusur sadece haksız fiillere özgü değildir. TBK m. 114/2 hükmü, "Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır" diyerek TBK m. 52'yi sözleşmeler hukukuna entegre etmiştir. Örneğin, alacaklının (iş sahibinin) müteahhide hatalı proje vermesi ve müteahhidin de bu projeyi kontrol etmeden (basiretsizce) inşaatı yapıp çökmesine sebep olması durumunda; alacaklının hatalı proje vermesi tipik bir Müterafik Kusurdur ve müteahhidin ödeyeceği tazminattan indirilir.

4. Pratik Olay Analizleri

Olay 1 (Hatır Taşıması, Alkollü Sürücü ve Ağır Müterafik Kusur İndirimi): Gece geç saatte bardan çıkan (A) ve (B) isimli iki arkadaş evlerine dönmek isterler. Sürücü (A)'nın aşırı alkollü olduğu ve ayakta zor durduğu açıkça bellidir. Buna rağmen yolcu (B) taksiye binmek yerine kendi iradesiyle (A)'nın kullandığı araca biner. Üstelik (B) yolculuk sırasında emniyet kemerini de takmaz. (A) direksiyon hâkimiyetini kaybedip aracı duvara çarpar. Emniyet kemeri takmayan yolcu (B) camdan fırlayarak ağır yaralanır ve felç kalır. (B) uğradığı 10 Milyon TL'lik bedensel zarar için sürücü (A)'ya tazminat davası açar. Bu vakada hukuk dogmatiği, zararın devasa boyutlarına rağmen TBK m. 52'yi bir giyotin gibi işletir. Yolcu (B)'nin eylemi iki ayrı Müterafik Kusur ihtiva etmektedir: Birincisi, sürücünün aşırı alkollü olduğunu bilmesine rağmen araca binerek "zararı doğuran fiile (tehlikeye) razı olmasıdır". İkincisi ise, emniyet kemerini takmayarak makul bir insanın alması gereken tedbiri almamış, yani "zararın artmasına etkili olmuştur". Sürücü (A)'nın kusuru, (B)'nin bu külfet ihlalleri karşısında illiyet bağını kesecek kadar geri planda kalmaz, zira asıl tehlikeyi yaratan aracı kullanan (A)'dır. Ancak hâkim, TBK m. 52 uyarınca, zararın doğumundaki bu ağır katkıyı değerlendirerek, 10 Milyon TL'lik brüt zarardan örneğin %40 oranında alkol rızası, %20 oranında emniyet kemeri ihlali sebebiyle toplam %60'a varan bir Müterafik Kusur İndirimi yapmak zorundadır. Neticede (B) kendi ağır ihmalinin bedelini 6 Milyon TL'lik tazminat hakkını kaybederek öder.

Olay 2 (Zararı Azaltma Külfetinin İhlali - Saf Ekonomik Zarar): Üst kattaki komşu (C)'nin su tesisatının patlaması sonucu, alt katta butik işleten (D)'nin dükkânına sular akmaya başlar. (D) olayı sabah saat 09:00'da fark eder, ancak "Nasıl olsa komşu (C) kusurlu, zararı o ödeyecek" düşüncesiyle, dükkândaki pahalı ipek kumaşları suyun altından çekip kuru bir yere taşımaz ve dükkânı kilitleyip akşam 17:00'ye kadar bekler. Sular kumaşların tamamını mahveder. Bu durumda, borçlar hukuku (D)'nin bu pasif (hareketsiz) tutumunu korumaz. (C) elbette su sızıntısından (TBK m. 69 Yapı Maliki Sorumluluğu veya m. 49 haksız fiil) sorumludur. Ancak (D) kendi mallarını koruma, yani Zararı Azaltma Külfeti (Obliegenheit) altındadır. Su aktığını gördüğü anda malları kenara çekseydi doğacak zarar 10.000 TL iken, akşama kadar beklediği için doğan zarar 100.000 TL olmuştur. Aradaki 90.000 TL'lik fark, bizzat (D)'nin "zararın artmasına etkili olması" sebebiyle doğmuştur. Hâkim, TBK m. 52 uyarınca bu 90.000 TL'lik artan kısmı tazminattan indirir ve (C)'yi sadece kaçınılmaz olan ilk zarardan sorumlu tutar.

Olay 3 (Müterafik Kusur ve Yansıma Zarar İddiası): Motosiklet sürücüsü (E) kask takmadan ana yola çıkar ve ters yönden gelen kusurlu kamyon şoförü (F) ile çarpışarak hayatını kaybeder. Adli tıp raporu, (E)'nin ölüm sebebinin başını asfalta çarpmasından kaynaklanan beyin kanaması olduğunu, kask taksaydı ölmeyeceğini tespit eder. (E)'nin eşi ve çocukları, (F)'ye karşı Destekten Yoksun Kalma Tazminatı davası açarlar. Burada son derece kritik bir dogmatik sorun vardır: Ölen kişi (E) müterafik kusurludur (kask takmama) ancak davacılar (eş ve çocuklar) kendi adlarına, onlara yansıyan zarar için dava açmaktadır. Davacı olan ailenin bir kusuru yoktur. Peki ölenin kusuru, ailesinin alacağı tazminattan indirilir mi? İsviçre-Türk doktrininde (Eren, Nomer, Kılıçoğlu) ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarında açıkça kabul edildiği üzere; destekten yoksun kalma tazminatı, ölenin şahsında doğup mirasçılara geçen bir hak değil, doğrudan doğruya destek görenlerin şahsında doğan bağımsız bir haktır. Ancak bu bağımsız hak, ölenin maruz kaldığı haksız fiil üzerinden temellendiği (bağlı olduğu) için, Ölenin Müterafik Kusuru (E'nin kask takmaması), davacı yakınlarının alacağı destekten yoksun kalma tazminatından TBK m. 52 uyarınca aynen indirilir. Aksi takdirde, mağdur yaşasaydı eksik alacağı tazminat, ölmesi halinde yakınları tarafından tam olarak alınmış olurdu ki bu denkleştirici adalete aykırıdır.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 52 hükmünün mahkemelerdeki usul hukuku boyutunda ve tazminat davalarının stratejik planlamasında avukatların dikkat etmesi gereken dogmatik usul kuralları şunlardır:

1. Re'sen Uygulama İlkesi (Hâkimin Görevi): Uygulamada yapılan en büyük hatalardan biri, davalı failin avukatının cevap dilekçesinde "müterafik kusur indirimi" talep etmeyi unutması halinde mahkemenin bu indirimi yapamayacağının zannedilmesidir. TBK m. 52 (ve Mülga BK m. 44) itiraz niteliğinde değil, bir Def'i niteliğinde de değildir. Bu, doğrudan doğruya tazminatın belirlenmesiyle ilgili maddi hukuk kuralıdır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, dosya kapsamından (örneğin kaza tespit tutanağından, polis fezlekesinden, hastane kayıtlarından) mağdurun zararın doğmasına katkı sağladığı anlaşılıyorsa, hâkim TBK m. 52'yi davalının talebi olmasa dahi Re'sen (Kendiliğinden) uygulamak ve tazminattan indirim yapmak zorundadır.

2. İspat Yükü (Onus Probandi) ve HMK m. 190: Hâkim müterafik kusuru re'sen uygulasa da, mağdurun müterafik kusurlu eylemini (örneğin kask takmadığını, kavgayı başlattığını) ispatlama külfeti, TMK m. 6 uyarınca bundan kendi lehine hak çıkaran davalı tarafa (tazminat yükümlüsüne) aittir. Davalı bu vakıayı (kask takılmadığını) somut delillerle ispat etmedikçe hâkim sadece varsayımlarla indirim yapamaz.

3. Sigorta Poliçelerinde Limit ve Müterafik Kusur Hesabı: Trafik kazalarında sigorta şirketine açılan davalarda büyük bir hesaplama sorunu yaşanır. Kural olarak müterafik kusur indirimi (TBK m. 52) sigorta poliçesindeki limit üzerinden değil; bilirkişinin hesapladığı Gerçek (Brüt) Zarar üzerinden yapılır. Örneğin, mağdurun gerçek zararı 5 Milyon TL, sigorta poliçe limiti 1 Milyon TL ise; %40 müterafik kusur indirimi 5 Milyon TL'den yapılır (5.000.000 x %40 = 2.000.000 TL indirim). Kalan 3 Milyon TL net zarar, hala sigorta limitinin (1 Milyon TL) üzerinde olduğu için, sigorta şirketi 1 Milyon TL'nin tamamını ödemek zorundadır. Şirket "limitten %40 indirim yapın" diyemez.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve tazminat davalarına bakan Daireleri (özellikle 3., 4., 17. ve 21. Hukuk Daireleri) TBK m. 52'yi sorumluluk hukukunun dengeleyici terazisi olarak görmekte ve müterafik kusurun varlığını her somut olayda titizlikle araştırmaktadır.

Yargıtay'ın yerleşik kararlarında (örneğin numaralı kaynakta belirtildiği üzere) şu dogmatik temel atılır: "Zarar görenin kendi kusurunda, kişinin kendisine zarar veren bir hareket tarzı söz konusudur. Zarar görenin kendi kusuru, akıllıca iş gören, mantıklı bir kişinin, kendi yararı gereği zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçması gereken bir eylemi olarak nitelendirilmelidir. Müterafik (ortak) kusur, kasti olabileceği gibi, ihmal şeklinde de gerçekleşebilir... Zarar görenin müterafik kusurunun tespiti halinde TBK'nun 52. maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır."

Yüksek Mahkeme'nin somut içtihatlarında Müterafik Kusur sayılan ve mutlak indirim gerektiren tipik haller şunlardır:

  • Motosiklet kullanıcısının veya yolcusunun Kask takmaması (Bedensel zararlardan kural olarak %20 indirim).
  • Araç sürücüsünün veya yolcusunun Emniyet kemeri takmaması. Yargıtay burada adli tıp raporu arar; eğer kemer takılsaydı zarar daha az olacak idiyse indirim yapar.
  • Hatır taşıması ile müterafik kusurun birleştiği haller: Yolcunun, sürücünün ehliyetsiz veya alkollü olduğunu bilerek onun aracına binmesi.
  • Zararı azaltmama: Tedaviyi reddetme, doktor tavsiyesine uymama, iş kazasından sonra verilen protezi kullanmama.

Ayrıca Yargıtay, kusursuz sorumluluk hallerinde (örneğin Karayolları Trafik Kanunu m. 85 kapsamındaki araç işletenin sorumluluğunda) mağdurun müterafik kusurunun dikkate alınıp alınmayacağı yönündeki tartışmaları net bir şekilde karara bağlamış ve TBK m. 52'nin işletenin kusursuz sorumluluğunda dahi indirim sebebi olarak aynen uygulanacağına hükmetmiştir. Yargıtay'a göre, "Zararın meydana gelmesinde veya artmasında mağdurun da kusurunun bulunması halinde sözkonusu olan müterafik kusur 6098 sayılı TBK md. 52 de düzenlenmiştir. Mağdurun kusurunun zararın meydana gelmesine başlıca etken olması halinde zarar verenin sorumluluğunun kalkması sözkonusu olabileceği gibi belirlenen kusura göre zarar ve ziyandan indirim yapılması da gerektirebilir."

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 52. maddesinde vücut bulan Zarar Görenin Kusuru (Müterafik Kusur) kurumu, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde kanunlaştırma tekniği, felsefi altyapı ve TBK m. 55 ile olan çatışması bağlamında derin teorik eleştirilere maruz kalmaktadır.

Birinci ve en köklü felsefi eleştiri, maddenin kenar başlığındaki "Kusur" terminolojisinedir. Oğuzman, Öz, Eren ve Nomer'in öğretilerinde (ve İsviçre doktrininde Oftinger/Stark, Keller gibi yazarlar tarafından) şiddetle eleştirildiği üzere; "kusur" kavramı, başkalarına karşı olan hukuki yükümlülüklerin (Rechtspflicht) ihlalini ifade eder. Bir insanın kendisine veya kendi malına özen gösterme gibi bir "hukuki borcu" yoktur; bu sadece kendi menfaatini korumaya yönelik bir külfettir (Obliegenheit). Dolayısıyla kanun koyucunun bunu "Zarar görenin kusuru" olarak adlandırması dogmatik bir hatadır. Doktrin, bu başlığın "Zarar Görenin Birlikte Davranışı" veya "Zararı Azaltma Külfetinin İhlali" olarak adlandırılmasının, hukuki sistematiğe çok daha uygun düşeceğini savunmaktadır. Zira mağdur kusurlu olduğu için değil, külfeti ihlal ettiği için tazminat hakkından mahrum bırakılmaktadır.

İkinci büyük dogmatik eleştiri, TBK m. 55 (Bedensel Zararlar ve Destekten Yoksun Kalma Tazminatı) ile TBK m. 52 Arasındaki Çatışma'dır. 6098 sayılı yeni TBK m. 55'in birinci fıkrasının son cümlesi; "Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz." kuralını getirmiştir. Bu amir hüküm karşısında, hâkimin TBK m. 52'ye dayanarak mağdurun bedensel zararlarından "müterafik kusur" veya "rızası" sebebiyle indirim yapıp yapamayacağı devasa bir tartışma yaratmıştır. Kimi yazarlar, m. 55'in mutlak emredici olduğunu ve bedensel zararlarda hiçbir şekilde takdiri indirim yapılamayacağını ileri sürse de; Eren, Oğuzman/Öz ve Nomer'in başını çektiği hâkim doktrin bu görüşü şiddetle reddeder. Zira m. 55'teki yasak, sırf "hakkaniyet" (TBK m. 51) gerekçesiyle yapılacak indirimlere ilişkindir. Oysa TBK m. 52'deki müterafik kusur, soyut bir hakkaniyet indirimi değil, Denkleştirici Adaletin (Zararın İlliyet Bölüşümünün) matematiksel bir zorunluluğudur. Mağdurun kendi dikkatsizliğiyle yarattığı zararı faile ödetmek, haksız fiil hukukunun temel felsefesini çökertir. Bu nedenle doktrin, TBK m. 55'in varlığına rağmen, bedensel zararlarda TBK m. 52 uyarınca müterafik kusur indiriminin tavizsiz bir şekilde uygulanmaya devam etmesi gerektiğini haklı olarak savunmaktadır.

Sonuç itibarıyla TBK m. 52; hukukun koruma şemsiyesi altına giren mağdura, "sen de kendi hayatının, vücudunun ve malının basiretli bir yöneticisi (bonus pater familias) olmak zorundasın" diyen evrensel bir uyarı normudur. Hukuk sistemi, failin kusuruna odaklanan dar bakış açısını bu maddeyle genişletmiş ve zararın doğduğu o trajik sahneye projektör tutarak mağdurun da hatalarını (külfet ihlallerini) aydınlatmıştır. Bu norm, tazminat hukukunu salt bir "mağdura acıma" mekanizması olmaktan çıkarıp, herkesin kendi hatasının ekonomik yükünü taşıdığı rasyonel, adil ve dogmatik olarak kusursuz bir denkleştirme makinesine dönüştüren en güçlü adalettir terazisidir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 52'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 44.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 52. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.