1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Makro Bakış: Borçlar hukuku dogmatiğinde haksız fiil sorumluluğunun en asli
ve nihai gayesi, bir kimsenin hukuka aykırı eylemi neticesinde başkasının
malvarlığında veya şahıs varlığında meydana gelen eksilmeyi telafi etmek, yani
Denkleştirici Adalet (Compensatory Justice) ilkesini tesis etmektir.
Sorumluluk hukukunun klasik yapısı içinde "eşya zararları" ile "şahıs varlığı
zararları" (insan zararları) uzun süre aynı hesaplama ve indirim rejimlerine
tabi tutulmuştur. Ancak modern hukuk, insanın salt bir malvarlığı objesi
olmadığını, bedensel bütünlüğün ve yaşam hakkının en üstün hukuki değer
olduğunu kabul ederek, insan zararlarının hesaplanmasında daha koruyucu, daha
teknik ve hâkimin sübjektif müdahalelerinden arındırılmış yeni bir dogmatik
çerçeve inşa etme ihtiyacı duymuştur.
İşte 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Madde 55 hükmü, mülga 818
sayılı Borçlar Kanunu'nda (ve doğrudan mehaz İsviçre Borçlar Kanunu OR Art.
45-46'da) bu keskinlikte ve müstakil bir şekilde yer almayan, tamamen Türk
kanun koyucusunun Yargıtay içtihatlarından yola çıkarak kodifiye ettiği devrim
niteliğinde bir hesaplama ve koruma anayasasıdır. İlgili norm;
"Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine
ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu
edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür
zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.
Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz
veya azaltılamaz. Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile
idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen
veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem
ve davalarda da uygulanır." lafzını amirdir.
Sistematik açıdan TBK m. 55, haksız fiil sorumluluğunda TBK m. 53 (Ölüm) ve TBK
m. 54 (Bedensel Zararlar) maddelerinde sayılan maddi zarar kalemlerinin "nasıl
hesaplanacağını" ve "hangi unsurların bu hesaptan indirilemeyeceğini" emreden
mutlak ve katı bir metrik rejimdir. Kanun koyucu bu maddeyle, aktüeryal
hesaplamalarla tespit edilen insan zararının, fail lehine haksız şekilde
indirilmesini engellemeyi amaçlamış; bedensel zararları salt bir takdir
meselesi olmaktan çıkarıp matematiksel ve bilimsel bir temele oturtmuştur.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Mikro Analiz: TBK m. 55 hükmünün barındırdığı olağanüstü dogmatik yükün
idrak edilebilmesi için, Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami
Nomer'in eserlerinde titizlikle tartışılan maddedeki kurucu kavramların
mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:
A. Destekten Yoksun Kalma ve Bedensel Zararlar:
Maddenin uygulama alanı, yalnızca ölüm hâlinde ortaya çıkan Destekten Yoksun
Kalma Tazminatı ile yaralanma/sakatlanma hâllerinde ortaya çıkan Bedensel
Zararlar (geçici/sürekli iş göremezlik, tedavi giderleri vb.) ile sınırlıdır. Eşya zararlarında veya salt ekonomik zararlarda TBK m. 55'in bu katı
kuralları uygulanamaz. Destekten yoksun kalma zararı, ölenin fiilen ve düzenli
olarak baktığı kişilerin, bu ölüm neticesinde uğradıkları doğrudan doğruya
yansıma zarardır. Bedensel zararlar ise kişinin fiziksel ve
ruhsal bütünlüğünün ihlali sonucu çalışma gücünü kaybetmesinden doğan aktif ve
pasif malvarlığı eksilmeleridir.
B. Sorumluluk Hukuku İlkeleri ve Hesaplama:
TBK m. 55 uyarınca bu zararlar "sorumluluk hukuku ilkelerine" göre hesaplanır. Türk-İsviçre dogmatiğinde bu ilke kural olarak Fark Teorisi
(Differenztheorie)'dir. Buna göre zarar, haksız eylem hiç gerçekleşmemiş
olsaydı mağdurun malvarlığının bulunacağı durum ile haksız eylemden sonraki
mevcut durum arasındaki matematiksel farktır. Ancak bedensel zararlarda
doktrin, salt fark teorisinin yetersiz kaldığı durumlarda Normatif Zarar
kavramının da (kişinin malvarlığında fiili eksilme olmasa dahi, örneğin ev
hanımının sakatlanması hâlinde efor kaybının) bu ilkeler çerçevesinde tazmin
edilmesi gerektiğini kabul etmektedir.
C. Rücu Edilemeyen Sosyal Güvenlik Ödemeleri (Zenginleşme Yasağı):
TBK m. 55'in en can alıcı yeniliklerinden biri, Sosyal Güvenlik Kurumu
(SGK) tarafından mağdura bağlanan gelirlerin tazminattan indirilmesi
meselesini çözmesidir. Haksız fiil neticesinde mağdura (veya mirasçılarına) SGK
tarafından bir peşin sermaye değerli gelir bağlandığında, SGK bu ödediği bedeli
rücu şartları oluşmuşsa haksız fiil failinden talep eder. Eğer SGK'nın
faile rücu hakkı yoksa (örneğin fail kusursuz sorumluysa veya kanun rücu hakkı
tanımıyorsa) bu ödeme mağdurun tazminatından "indirilemez". Aksi takdirde,
sosyal devletin mağduru korumak için yaptığı ödeme, haksız fiil failinin
borcunu azaltarak failin sebepsiz yere zenginleşmesine (haksız fiilinden kâr
etmesine) yol açar. Doktrinde Eren ve Oğuzman/Öz'ün vurguladığı gibi, "zarar
verenin zenginleşmesi yasağı" gereği rücu edilemeyen ödemeler hesaplamada
gözetilmez.
D. İfa Amacını Taşımayan Ödemeler:
Mağdurun yakınları, dernekler veya hayırseverler tarafından mağdura yapılan
bağışlar, yardımlar ve toplanan paralar da İfa Amacını Taşımayan
Ödemelerdir. Bu yardımları yapan kişilerin amacı haksız fiil failinin borcunu
ödemek (ifa etmek) değil, münhasıran mağdura şahsi bir destekte bulunmaktır. Bu nedenle TBK m. 55, bu tür teberruların da tazminat hesabından
(zarardan) indirilmesini kesin olarak yasaklamıştır.
E. Hakkaniyet Düşüncesi ile Artırma ve Azaltma Yasağı:
Maddenin en tartışmalı fıkrası budur. Kanun koyucu, aktüerya uzmanları
(bilirkişiler) tarafından yaş, bakiye ömür, gelir durumu gibi metrik ve somut
verilere dayanılarak hesaplanan nihai bedensel/ölüm tazminatı miktarının, hâkim
tarafından salt "hakkaniyet (equity)" gerekçesiyle indirilmesini veya
artırılmasını kesin ve mutlak bir dille yasaklamıştır.
F. İdari Eylem ve İşlemlere Uygulanma (TBK m. 55/2):
Maddenin ikinci fıkrası, bu kuralların idare hukukundaki Tam Yargı
Davalarına da (hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk hâllerine)
uygulanacağını emretmektedir. Özel hukuk normunun, kamu hukuku
alanına (Danıştay/İdare Mahkemeleri yargılamasına) bu denli doğrudan sirayet
etmesi, yargı kolları arasındaki ayrım prensibi bağlamında büyük bir dogmatik
istisnadır.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 55 hükmü, Türk Borçlar Kanunu'nun sorumluluk ve tazminat rejiminin
omurgasını oluşturan diğer temel müesseselerle olağanüstü derecede karmaşık,
çatışmalı ve diyalektik bir bağ içindedir:
A. TBK m. 51 (Tazminatın Belirlenmesi) ile Çatışma ve Sınırlandırma:
TBK m. 51, hâkime, tazminatı belirlerken "durumun gereğini ve failin kusurunun
ağırlığını (hafifliğini)" göz önüne alarak hakkaniyet indirimi yapma konusunda
devasa bir takdir yetkisi vermektedir. Ancak TBK m. 55/1'in son cümlesindeki
Hakkaniyet İndirimi Yasağı, TBK m. 51'in bu takdir yetkisine vurulmuş ağır
bir prangadır. Doktrinde Fikret Eren ve Haluk Nami Nomer'in
eserlerinde hararetle tartışıldığı üzere; şayet ortada ölüm veya bedensel bir
zarar varsa, failin kusuru ne kadar "hafif" olursa olsun veya tazminatı ödemek
faili ne kadar "ekonomik mahva" sürükleyecek olursa olsun, hâkim artık TBK m.
51'e dayanarak hesaplanan zarardan bir indirim yapamaz. TBK m. 55,
bu yönüyle Lex Specialis (özel norm) olarak TBK m. 51'in şahıs varlığı
zararlarındaki uygulama alanını tamamen ortadan kaldırmıştır.
B. TBK m. 52 (Müterafik Kusur) ile Kesişim - Dogmatik Gerilim:
TBK m. 55'teki "hesaplanan tazminat hakkaniyet düşüncesi ile azaltılamaz" amir
hükmü karşısında; mağdurun zararın doğmasına veya artmasına kendi eylemiyle
katkıda bulunduğu Müterafik Kusur (TBK m. 52) hâllerinde, hâkimin bedensel
zarardan indirim yapıp yapamayacağı Türk hukukunda büyük bir dogmatik krize yol
açmıştır. İlk bakışta m. 55'in lafzı hiçbir indirime izin vermiyor
gibi görünse de; M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz, Fikret Eren ve Haluk Nami
Nomer'in başını çektiği hâkim doktrin ve Yargıtay içtihatları bu mutlak yorumu
şiddetle reddeder. Zira TBK m. 52'deki müterafik kusur indirimi,
hâkimin failin durumuna acıyarak yaptığı soyut bir "hakkaniyet" (m. 51)
indirimi değildir. Müterafik kusur, bizzat Uygun İlliyet Bağının ve
Denkleştirici Adaletin matematiksel bir zorunluluğudur. Mağdurun kask
takmayarak veya emniyet kemeri takmayarak kendi yarattığı zararın faturasını
faile yüklemek hukukun temel mantığına aykırıdır. Bu nedenle TBK m. 55'teki
yasak, TBK m. 52 (müterafik kusur) indirimlerini KAPSAMAZ; ölüm ve bedensel
zararlarda dahi mağdurun kusuru varsa TBK m. 52 gereği tazminattan mutlak
surette indirim yapılır.
C. TBK m. 66 vd. Kusursuz Sorumluluk Hâlleri ile Etkileşim:
TBK m. 55'te yer alan, rücu edilemeyen ödemelerin zarardan indirilememesi
kuralı en çok kusursuz sorumluluk (tehlike sorumluluğu, adam çalıştıranın
sorumluluğu) hâllerinde uygulama alanı bulur. Zira 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m. 21 uyarınca SGK, iş kazası
niteliğinde olmayan veya failin kastı/ağır kusuru bulunmayan pek çok kusursuz
sorumluluk hâlinde üçüncü kişilere rücu edememektedir. Bu durumlarda, adam
çalıştıran veya araç işleten kusursuz sorumlu kişi, SGK'nın mağdura ödediği
bedellerin (peşin sermaye değerinin) kendi ödeyeceği tazminattan düşülmesini
talep edemez; tüm zararı eksiksiz karşılamak zorundadır.
D. Destekten Yoksun Kalma Tazminatı'nın (TBK m. 53) Bağımsızlığı ve Yansıma
Zarar:
TBK m. 55, destekten yoksun kalma tazminatının sorumluluk hukuku ilkelerine
göre hesaplanacağını belirtir. Destekten yoksun kalma tazminatı, ölen kişinin
mirasçılarına intikal eden bir hak değil; doğrudan doğruya destek gören üçüncü
kişilerin (eş, çocuk vb.) şahsında doğan bağımsız, asli ve Yansıma Bir
Zarardır. Bu tazminatın bağımsız niteliği gereği, ölen kişi
hayattayken faile verdiği bir "ibra (aklama)" belgesi, ölümünden sonra destek
görenlerin TBK m. 53 ve 55 uyarınca açacağı destekten yoksun kalma tazminatı
davasını engellemez. Ancak, ölenin (desteğin) olaydaki Müterafik Kusuru
(örneğin kural ihlali yapması), destek görenlerin kusuru olmasa dahi, onların
alacağı tazminattan TBK m. 55 ve m. 52 dengesi içinde aynen indirilir.
4. Pratik Olay Analizleri
Olay 1 (Rücu Edilemeyen SGK Ödemesi ve Hakkaniyet Yasağının İşleyişi):
Müteahhit (A)'nın şantiyesinde gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması
sebebiyle yoldan geçen yaya (B)'nin üzerine iskele demiri düşer ve (B) hayatını
kaybeder. Olay bir "iş kazası" değildir. SGK, ölen (B)'nin eşi ve çocuklarına
ölüm aylığı (peşin sermaye değerli gelir) bağlar. (B)'nin ailesi, Müteahhit
(A)'ya karşı Destekten Yoksun Kalma Tazminatı davası açar. Bilirkişi,
ailenin toplam zararını 2 Milyon TL olarak hesaplar. Müteahhit (A)'nın avukatı;
- "SGK zaten aileye 500.000 TL ölüm aylığı bağladı, bu rakamın 2 Milyon TL'den
mahsup edilmesi (indirilmesi) gerekir", 2) "Müvekkilim iflasın eşiğindedir,
kalan tazminattan da TBK m. 51 uyarınca hakkaniyet indirimi yapılmalıdır"
şeklinde iki temel savunma yapar.
Hukuk dogmatiği ve TBK m. 55 ekseninde bu savunmalar tamamen çökertilir.
Birincisi; olay iş kazası olmadığı ve SGK'nın 5510 sayılı Kanun uyarınca üçüncü
kişi konumundaki Müteahhit (A)'ya bu 500.000 TL'yi rücu etme hakkı (imkânı)
bulunmadığı için, TBK m. 55/1'in açık lafzı gereği bu "kısmen veya tamamen rücu
edilemeyen" sosyal güvenlik ödemesi zarardan (2 Milyon TL'den) kesinlikle
indirilemez. İkincisi; Müteahhit (A)'nın ekonomik durumunun kötü
olması (iflas riski) bedensel/ölüm zararlarında TBK m. 55'teki Hakkaniyet
İndirimi Yasağı nedeniyle dikkate alınamaz. Hâkim, 2 Milyon TL'lik hesaplanan
zarardan m. 51 uyarınca takdiri bir indirim yapamaz ve (A)'yı tam tazminata
mahkûm eder.
Olay 2 (Bedensel Zarar, Kask Takmama ve Müterafik Kusur İndirimi):
Motosiklet sürücüsü (X) kask takmadan seyir hâlindeyken, kırmızı ışıkta geçen
otomobil sürücüsü (Y) ile çarpışır. (X) kafa travması geçirerek çalışma gücünü
%40 oranında kaybeder (sürekli iş göremezlik). Bilirkişi, (X)'in bedensel
zararını (kazanç kaybını) 1 Milyon TL olarak hesaplar. Otomobil sürücüsü
(Y)'nin avukatı, "(X) kask takmadığı için zararın artmasına neden olmuştur, TBK
m. 52 uyarınca %20 müterafik kusur indirimi yapılmalıdır" der. (X)'in avukatı
ise "TBK m. 55 açıkça hesaplanan tazminatın azaltılamayacağını emretmektedir,
müterafik kusur indirimi yapılamaz" şeklinde itiraz eder.
Doktrin (Eren, Oğuzman/Öz, Nomer) ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre
(X)'in avukatının TBK m. 55 savunması reddedilir. TBK m. 55'teki azaltma
yasağı, sadece TBK m. 51'deki soyut hakkaniyet indirimlerine ilişkindir. Oysa (X)'in kask takmayarak kendi bedensel zararına ortak olması
(Müterafik Kusur) TBK m. 52 bağlamında nedensellik bağının matematiksel bir
sonucudur. Hâkim, TBK m. 55'in varlığına rağmen, 1 Milyon TL'lik tazminattan
(X)'in kask takmama kusurunu (örneğin %20) indirerek 800.000 TL net tazminata
hükmetmek zorundadır. Denkleştirici adalet bunu emreder.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 55 hükmünün mahkemelerdeki usul hukuku boyutunda ve hesap bilirkişisi
raporlarında avukatların ve hâkimlerin dikkat etmesi gereken stratejik dogmatik
hususlar şunlardır:
1. Yaşam Tabloları ve Aktüeryal Hesaplama Krizi:
TBK m. 55, zararın "sorumluluk hukuku ilkelerine" göre hesaplanacağını
belirtmektedir. Uygulamada destekten yoksun kalma veya bedensel zararın bakiye
ömür süresi boyunca ne kadar devam edeceği hesaplanırken, eskiden Fransız
kökenli PMF 1931 tablosu kullanılırdı. Ancak Yargıtay'ın güncel
içtihatları ve bilimsel gerçeklikler doğrultusunda, günümüzde Türk insanının
yaşam standartlarına daha uygun olan TRH 2010 (Türkiye Kadın-Erkek Hayat
Tablosu) tablosunun kullanılması zorunlu hâle gelmiştir. Avukatların
bilirkişi raporlarına bu yönde dikkat etmeleri, PMF 1931 ile yapılan
hesaplamalara "TBK m. 55'in bilimsel hesaplama ilkelerine aykırılık"
gerekçesiyle itiraz etmeleri şarttır.
2. SGK Peşin Sermaye Değerinin Bildirilmesi (HMK m. 140 vd.):
Tazminat davası açan davacı avukatları, müvekkillerine SGK tarafından bir gelir
bağlanıp bağlanmadığını ve bu gelirin "rücuya tabi olup olmadığını" mahkemeye
bildirmekle yükümlüdür. Zira TBK m. 55 uyarınca indirilemeyecek olan kısım
"rücu edilemeyen" kısımdır. Eğer SGK'nın faile rücu hakkı (iş kazası vb.
sebeplerle) mevcutsa, bağlanan gelirin peşin sermaye değeri (Peşin Sermaye
Değeri İskontosu) hesaplanan toplam zarardan mutlak surette mahsup edilir.
Hâkimin bu hususu SGK'ya müzekkere yazarak re'sen araştırması, davanın sıhhati
açısından zorunludur.
3. Salt Hakkaniyet İndirimi Taleplerinin Reddi:
Davalı avukatlarının, cevap dilekçelerinde veya istinaf aşamasında salt
"müvekkilim yoksuldur, ödeme gücü yoktur, bedensel zarardan TBK m. 51 uyarınca
takdiri indirim yapılsın" şeklindeki talepleri, TBK m. 55/1'in emredici lafzı
karşısında beyhude bir çabadır. Avukatların, indirim sağlamak için
stratejilerini m. 51 (hakkaniyet) üzerine değil; doğrudan doğruya m. 52
(Müterafik Kusur) veya zarar kalemlerinin ispatlanamaması (Fark Teorisi
ihlali) üzerine kurgulamaları gerekir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve tazminat davalarına bakan daireleri (özellikle
3., 4., 10., 17. ve 21. Hukuk Daireleri) TBK m. 55'in getirdiği yenilikleri,
özellikle hakkaniyet yasağı ve sosyal güvenlik ödemelerinin tenzili konularında
katı ve emredici bir içtihat politikası ile uygulamaktadır.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin (örneğin 08.06.2017 T., 2016/5195 E., 2017/4962
K. sayılı) kararlarında açıkça belirtildiği üzere: "Türk Borçlar Kanunu'nun
55. maddesinin emredici hükmü dikkate alınarak sigortalının vefatı veya ağır
bedensel zararı sebebiyle hesaplanan maddi tazminattan hakkaniyet indirimi (TBK
m. 51) yapılabilmesi mümkün değildir.". Yüksek Mahkeme, hesaplanan
metrik zararın, miktarının yüksekliği veya failin yoksulluğu gibi gerekçelerle
yerel mahkemelerce indirilmesini doğrudan doğruya bir bozma sebebi saymaktadır.
Öte yandan Yargıtay, Müterafik Kusur (TBK m. 52) ile Hakkaniyet Yasağı
(TBK m. 55) arasındaki gerilimi de doktrinle paralel biçimde çözmüştür.
Yargıtay (örneğin 10. HD., 12.11.2012 T., E. 2012/21455, K. 2012/21185)
kararlarında; "TBK m. 55 uyarınca hesaplanan tazminatın hakkaniyet
düşüncesiyle azaltılamayacağı kuralı, TBK m. 52'de yer alan zarar görenin
kusuru (müterafik kusur) nedeniyle tazminattan indirim yapılmasına engel teşkil
etmez." diyerek, kask takmama, emniyet kemeri takmama, hatır taşıması veya
tedaviden kaçınma gibi mağdurun illiyet bağına kendi kusuruyla iştirak ettiği
durumlarda indirim yapılmasını hukuki bir zorunluluk olarak görmekte ve m.
55'in yasaklayıcı kalkanını m. 52'nin önünden çekmektedir.
Ayrıca SGK ödemelerine ilişkin olarak Yargıtay, rücu edilemeyen ödemelerin
indirilmemesi kuralını (TBK m. 55/1 c.2) titizlikle işletmekte, failin rücu
riski taşımadığı hiçbir sosyal güvenlik ödemesinin (örneğin dul ve yetim
aylığının) fail lehine bir indirim aracı (zenginleşme) olarak
kullanılamayacağını istikrarlı kararlarında vurgulamaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesinde lafzını bulan Ölüm ve Bedensel
Zararların Belirlenmesi kurumu, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M.
Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; özellikle
kanunlaştırma tekniği, yargı bağımsızlığı ve denkleştirici adaletin sınırları
bağlamında son derece sert felsefi ve teorik eleştirilerin odağında yer
almaktadır.
Birinci ve en büyük dogmatik eleştiri, maddenin birinci fıkrasının son
cümlesinde yer alan "Hakkaniyet Düşüncesi ile Artırılamaz veya Azaltılamaz"
mutlak yasağına yöneliktir. Oğuzman ve Öz, Fikret Eren ve Haluk Nami Nomer'in
öğretilerinde (ve İsviçre-Alman doktrininde Huguenin, Schönenberger gibi
yazarların yaklaşımları ışığında) şiddetle eleştirildiği üzere; hukukun kör bir
hesap makinesi olması mümkün değildir. Failin, anlık ve çok hafif
bir dalgınlığı (hafif ihmal) neticesinde, mağdurun ölümüne veya ağır
sakatlanmasına sebep olması ve aktüeryal hesaplamalar sonucu ortaya milyonlarca
liralık bir tazminat faturasının çıkması hâlinde; TBK m. 55'in bu mutlak
yasağı, failin tüm hayatı boyunca ekonomik bir köleliğe, bir sivil ölüme mahkûm
edilmesi sonucunu doğurmaktadır. Oysa Türk Medeni Kanunu m. 4 hâkime hukuku
uygularken hakkaniyeti gözetme, TBK m. 51 ise durumun gereğine göre tazminatı
belirleme ödevini yüklemiştir. Doktrinde haklı olarak belirtildiği gibi, ölüm
ve bedensel zararlarda hâkimin takdir yetkisinin elinden alınması, fail ile
mağdur arasındaki terzinin (hâkimin) makasını kırmaktır. Hakkaniyet indiriminin
tamamen yasaklanması, sorumluluk hukukunun "orantılılık" ve "kusura uygunluk"
ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
İkinci köklü eleştiri, maddenin ikinci fıkrasında yer alan kuralın İdari
Eylem ve İşlemlere (İdare Hukukuna) teşmil edilmesine ilişkindir. TBK m.
55/2, idarenin hizmet kusurundan veya kusursuz sorumluluğundan doğan tam yargı
davalarında da bu kanun hükümlerinin uygulanacağını emretmektedir.
Kemal Gözler, Fikret Eren ve Kadir Kapancı gibi akademisyenlerin işaret ettiği
üzere; özel hukuk (borçlar hukuku) kurallarının, kamu gücünün kullanımı ve
idare hukukunun kendine has dinamikleri (kamu yararı, kamu külfetleri önündeki
eşitlik ilkesi) içine doğrudan ve emredici bir şekilde sokulması, kuvvetler
ayrılığına ve idari yargının bağımsız dogmatiğine vurulmuş ağır bir
kanunlaştırma darbesidir. İdarenin tazminat sorumluluğu ile özel kişilerin
haksız fiil sorumluluğu aynı kaba sığdırılamaz.
Sonuç itibarıyla TBK m. 55; insan hayatının ve bedensel bütünlüğünün değerini,
sigorta şirketlerinin veya faillerin haksız indirim manevralarına karşı
koruyan, sosyal devletin mağdura uzattığı şefkat elini (rücu edilemeyen
ödemeleri) failin cebinde bir kâra dönüştürmeyi kesinlikle reddeden muazzam ve
modern bir denkleştirme kalkanıdır. Ancak yasa koyucunun, mağduru koruma
refleksiyle hareket ederken hâkimin gözlerini bağlaması ve failin hafif
kusuruyla sürüklenebileceği o trajik iflas sahnesine (hakkaniyet yasağıyla)
sırtını dönmesi; sorumluluk hukukunun o çok hassas "kusur ile yaptırım
arasındaki" altın terazisini zedelemiş, adaleti bilimsel bir formüle hapsetme
tehlikesini doğurmuştur.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 55'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 45.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 55. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.