Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 78

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

II. Borçlanılmamış edimin ifası


Madde 78 - Borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, bunu ancak, kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri isteyebilir. Zamanaşımına uğramış bir borcun ifasından veya ahlaki bir ödevin yerine getirilmiş olmasından kaynaklanan zenginleşmeler geri istenemez. Borç olmadığı hâlde ödenmiş olan edimin geri istenmesine ilişkin diğer kanun hükümleri saklıdır.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Makro Bakış: Borçlar hukuku dogmatiğinde kurulan her borç ilişkisi, kural olarak ifa (Erfüllung) ile sona ermek üzere doğar. Ancak medeni hukukun temel direği olan Sözleşme Özgürlüğü (Vertragsfreiheit) ilkesi, kişilere sadece sözleşme kurma, sözleşmenin içeriğini belirleme ve sözleşmenin tarafını seçme hakkı vermez; aynı zamanda kurulmuş olan bir sözleşmeyi veya ondan doğan bir borcu, ifaya gerek kalmaksızın karşılıklı irade uyuşmasıyla ortadan kaldırma (söndürme) serbestisini de bahşeder. İfa dışı sona erme hallerinin en önemlilerinden biri olan İbra (Erlass); alacaklının borçlu ile anlaşarak, alacağından tamamen veya kısmen vazgeçmesi ve borçluyu ifa yükümlülüğünden kurtarmasıdır.

6098 sayılı TBK m. 132 (mülga BK m. 105 / mehaz OR Art. 115) hükmü, ibra sözleşmesinin maddi hukuk temellerini ve en kritik özelliği olan şekil serbestisini vazedir. Madde lafzı şu şekildedir: "Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir."

Sistematik açıdan yasa koyucu bu normla, ibrayı tek taraflı bir feragat (vazgeçme) beyanı olarak değil, mutlak surette tarafların karşılıklı irade beyanlarının uyuşmasını gerektiren bir Sözleşme (Contract) olarak nitelemiştir. Alacaklı tek başına "Borcunu sildim" diyerek borcu ortadan kaldıramaz; borçlunun bu silme iradesini (zımnen dahi olsa) kabul etmesi gerekir. Zira hiç kimse, kendi lehine dahi olsa, bir başkasının tek taraflı iradesiyle minnet altına girmeye veya ticari itibarını sarsacak bir bağışlamayı kabule zorlanamaz.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Mikro Analiz: TBK m. 132 hükmünün teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Haluk Nami Nomer'in eserlerinde titizlikle ayrıştırılan kurucu kavramların mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:

A. İbra Sözleşmesi (Erlassvertrag) ve İki Taraflılık: İbra, hukuki niteliği itibarıyla borcu sona erdiren bir **Tasarruf İşlemi (Verfügungsgeschäft)**dir. Alacaklının malvarlığının aktifinde yer alan bir alacak hakkı, bu sözleşmeyle kesin olarak ve bir daha geri dönmemek üzere yok olur. Bir tasarruf işlemi olduğu için, alacaklının ibra anında söz konusu alacak üzerinde Tasarruf Yetkisine (Verfügungsmacht) sahip olması ve tam fiil ehliyetini haiz bulunması mutlak bir geçerlilik şartıdır. İbra, alacak hakkını doğrudan doğruya etkilediği için, borçlandırıcı işlemlerden (taahhüt muamelelerinden) yapısal olarak farklıdır. Sözleşme olmasının doğal sonucu olarak, öneri (icap) ve kabul mekanizmasıyla (TBK m. 1 vd.) kurulur. Borçlu, alacaklının ibra önerisini susarak (zımnen) kabul edebilir, zira bu teklif borçlunun salt menfaatinedir.

B. Şekil Serbestisi (Formfreiheit) ve Şekilde Paralellik İlkesinin Reddi: TBK m. 132'nin felsefi olarak en radikal düzenlemesidir. Kıta Avrupası hukukunda genel kural olan "şekilde paralellik (actus contrarius)" ilkesi, bir işlemin kurulması hangi şekle tabiyse, ortadan kaldırılmasının da aynı şekle tabi olmasını öngörür. Ancak kanun koyucu, ibra kurumunda bu kuralı açıkça reddetmiştir. Sözleşme resmi şekle (örneğin tapuda taşınmaz satış vaadi veya noterde araç satışı) tabi olarak kurulmuş olsa dahi, taraflar bu sözleşmeden doğan borcu Hiçbir Şekle Bağlı Olmaksızın (Sözlü veya Adi Yazılı) yapacakları bir ibra sözleşmesiyle ortadan kaldırabilirler. Hukuk sistemi, borç altına girmeyi zorlaştırarak (şekille) tarafları korurken; borçtan kurtulmayı (ibrayı) kolaylaştırmayı tercih etmiştir.

C. Tamamen veya Kısmen Ortadan Kaldırma (Kısmi İbra): İbra sözleşmesi, borcun tamamını silebileceği gibi, sadece bir kısmını da ortadan kaldırabilir. 100.000 TL'lik bir borcun 40.000 TL'lik kısmının ibra edilmesi mümkündür. Kısmi ibrada, borç ilişkisi sona ermez, sadece alacağın hacmi daralır ve kalan 60.000 TL için borç ilişkisi ayakta kalmaya devam eder.

D. İbranın Hukuki Sebebi (Causa): Bir tasarruf işlemi olan ibra sözleşmesi dogmatik olarak İlli (Sebebe Bağlı / Kausal) bir işlemdir. Alacaklı, durup dururken borcu silmez; bunun altında yatan bir Hukuki Sebep (Causa) vardır. Bu sebep genellikle bir bağışlama amacı (causa donandi) bir sulh olma amacı (causa transactionis) veya bir edim karşılığı borçtan kurtarma (causa solvendi) olabilir. Eğer ibra sözleşmesinin temelini oluşturan bu hukuki sebep (örneğin taraflar arasındaki asıl sulh anlaşması) geçersizse veya iptal edilirse, ibra sözleşmesi de illilik prensibi gereği Kesin Hükümsüz (Batıl) hale gelir ve borç yeniden dirilir.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 132'de düzenlenen ibra kurumu, Borçlar Kanunu'nun ispat hukuku, irade bozuklukları, genel işlem koşulları ve zenginleşme mimarisiyle son derece keskin bir diyalektik bağ içindedir:

A. Makbuz (Quittung - TBK m. 104) ile İbra Arasındaki Derin Uçurum: Önceki analizlerimizde makbuz ile ibra arasındaki dogmatik farka değinmiştik. Makbuz, borçlunun ifayı gerçekleştirdiğini, alacaklının ise "edimi teslim aldığını" belgeleyen, geçmişte yaşanan bir maddi vakıanın ikrarıdır (Wissenserklärung). Borcu sona erdiren şey makbuz değil, ifanın kendisidir. İbra ise, ortada bir ifa olmaksızın, alacaklının iradi olarak alacağından vazgeçtiğini gösteren bir irade açıklamasıdır (Willenserklärung) ve borcu bizzat kendisi sona erdirir. Uygulamada "İbraname" başlığı taşıyan ancak içeriğinde "Şu tarihte şu kadar parayı nakden ve defaten aldım, başkaca alacağım kalmamıştır" yazan belgeler, başlıkları ne olursa olsun hukuki nitelikleri itibarıyla (Falsa demonstratio non nocet / Yanlış niteleme zarar vermez kuralı gereği) birer makbuzdurlar. İbra olabilmesi için ifanın hiç yapılmamış veya eksik yapılmış olması ve bu eksik kısımdan vazgeçilmiş olması gerekir.

B. İrade Bozuklukları (TBK m. 30-39) ve İbranın İptali: İbra bir sözleşme olduğundan, kuruluşunda tarafların (özellikle alacaklının) iradesinin sağlıklı oluşması şarttır. Alacaklı, borçlunun ağır baskısı, tehdidi (Korkutma / İkrah) veya hilesi altında ibra sözleşmesini imzalamışsa yahut esaslı bir yanılma (hata) içindeyse, TBK m. 39 uyarınca bir yıllık hak düşürücü süre içinde irade bozukluğuna dayanarak ibra sözleşmesini İptal Edebilir. İptal beyanı bozucu yenilik doğuran bir hak olup, geçmişe etkili (ex tunc) olarak ibrayı ortadan kaldırır ve borç hiç silinmemiş gibi işlem görmeye devam eder.

C. Aşırı Yararlanma (Gabin - TBK m. 28) ile Kesişim: İbra sözleşmesi, özellikle bir ivaz (karşılık) içeriyorsa veya bir sulh anlaşmasının parçasıysa, Aşırı Yararlanma (Gabin) kurumunun inceleme alanına girebilir. Zor durumda (müzayaka halinde) olan veya tecrübesizliği bulunan bir alacaklı, 1.000.000 TL'lik gerçek alacağını, salt o anki sıkışıklığı sebebiyle ve borçlunun bunu sömürmesi neticesinde 100.000 TL karşılığında tamamen ibra ederse; burada edimler arasında açık bir oransızlık (1'e 10) ve sömürü kastı vardır. Alacaklı, TBK m. 28 uyarınca 1 ve 5 yıllık süreler içinde ibra sözleşmesiyle bağlı olmadığını (iptalini) ileri sürerek bakiye alacağını talep edebilir.

D. Genel İşlem Koşulları (GİK - TBK m. 20 vd.) Çerçevesinde İbra: Günümüz kitle sözleşmelerinde (bankacılık, sigorta, telekomünikasyon) güçlü tarafın önceden hazırladığı standart sözleşme formlarına, sözleşmenin sona ermesi anında devreye girmek üzere "Müşteri, işbu sözleşmenin feshinden sonra şirketi gayrikabili rücu ibra etmiş sayılır" şeklinde Genel İşlem Koşulları yerleştirilmektedir. TBK m. 21 uyarınca, karşı tarafın menfaatine aykırı ve onun durumunu ağırlaştıran, sözleşmenin niteliğine yabancı bu tarz "peşinen ibra (feragat)" kayıtları, Şaşırtıcı Koşul (Sürpriz Kayıt) sayılır ve mutlak surette Yazılmamış Sayılma (Kesin Hükümsüzlük) yaptırımına tabi olur. Bir borcun doğumundan önce veya doğduğu anda standart formlarla peşinen ibra edilmesi, sözleşme adaletine ve dürüstlük kuralına aykırıdır.

4. Pratik Olay Analizleri

Hukuki kavramların soyutluğundan kurtulup somut dogmatik tahliller yapabilmek adına şu iki kurguyu inceleyelim:

Olay 1 (Şekle Tabi Sözleşmede Şekilsiz İbra ve İspat Külfeti): (A) ile (B) arasında, (A)'nın arsasını (B)'ye devretmesini öngören noter onaylı bir "Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi" yapılmıştır. Ancak piyasa koşullarının değişmesi üzerine taraflar bir restoranda buluşup el sıkışarak, aralarında adi yazılı bir kâğıda "Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan tüm borçlarımızı karşılıklı olarak ibra ettik" yazıp imzalarlar. Aylar sonra (B) fikrini değiştirir ve noterde yapılan asıl sözleşmenin resmi şekilli olduğunu, restoran masasında çiziktirilen adi bir kâğıdın bu resmi sözleşmeyi iptal edemeyeceğini iddia ederek tapu tescil davası açar. Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 132 hükmü doğrudan sınanmaktadır. (B)'nin "şekilde paralellik" iddiası geçersizdir. TBK m. 132 açıkça "Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile" diyerek ibra sözleşmesinin şekle bağlı olmaksızın (adi yazılı ve hatta sözlü) yapılabileceğini emretmektedir. Tarafların restoran masasında imzaladıkları belge tam ve geçerli bir İbra Sözleşmesidir. Borç sona ermiştir. (B)'nin tapu tescil davası reddedilir. Ancak burada ince bir dogmatik ayrım vardır: Sözleşmeden doğan borçlar (eda yükümlülükleri) ibra ile bitse de, sözleşme ilişkisinin tamamen tasfiyesi (feshin şekli) doktrinde tartışmalıdır; fakat TBK m. 132 salt "borcun ortadan kalkması" bakımından adi yazılı belgeye geçerlilik tanır.

Olay 2 (İbraname Adı Altındaki Belgenin Makbuz Sayılması ve Tahvil): Toptancı (X) perakendeci (Y)'ye 500.000 TL tutarında mal satmıştır. (Y) vade gününde (X)'in hesabına 350.000 TL EFT yapar ve (X)'in ofisine gelerek ona matbu bir kâğıt imzalatır. Kâğıdın başlığında "İBRANAME" yazmaktadır ve içeriğinde "Aramızdaki ticari ilişkiden doğan 350.000 TL'yi eksiksiz aldım, firmayı ibra ederim" yazılıdır. Daha sonra (X) kalan 150.000 TL için icra takibi başlatır. (Y) ise "Beni ibra ettin, belge ortada" diyerek takibe itiraz eder. Dogmatik Analiz: Bu olay, Fikret Eren ve Oğuzman'ın sıklıkla uyardığı "Falsa demonstratio" (Yanlış isimlendirme) durumudur. Belgenin üzerinde kocaman harflerle "İBRANAME" yazması, onu hukuken ibra sözleşmesi yapmaz. Belgenin içeriğinde ifa edilen spesifik bir miktar (350.000 TL) gösterilmiş ve bunun "alındığı" beyan edilmiştir. Yargıtay'ın ve doktrinin mutlak görüşüne göre, kısmi ödemeyi teyit eden bu belge bir ibra sözleşmesi değil, bir Kısmi İfa Makbuzudur (TBK m. 104). Kalan 150.000 TL'lik borç silinmemiştir; zira metinde açıkça "kalan borçtan vazgeçiyorum" şeklinde bir ibra iradesi yoktur. (Y)'nin itirazı haksızdır, (X) kalan alacağını tahsil edebilir.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 132 hükmünün mahkeme salonlarında, arabuluculuk süreçlerinde ve sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk boyutları şunlardır:

1. İbranamenin Yazım Tekniği (Legal Drafting): Avukatların hazırladıkları ibranamelerde yaptıkları en büyük hata, "Taraflar birbirlerini karşılıklı olarak ibra etmiştir" şeklindeki soyut ve genel geçer ifadelere yer vermeleridir. Hukuk dogmatiği ve Yargıtay içtihatları, ibra edilecek borcun (alacağın) konusunun, türünün, tarihinin ve miktarının (veya dayandığı faturanın/sözleşmenin) sözleşmede Açıkça ve Şüpheye Yer Bırakmayacak Şekilde belirtilmesini arar. Genel ifadelerle yazılmış ibranameler, ileride doğacak veya henüz tarafların aklında olmayan (örneğin munzam zarar veya gecikme cezası) alacakları kapsamaz. Kusursuz bir ibraname; "15.04.2024 tarihli ve X numaralı faturadan doğan 100.000 TL anapara, 20.000 TL işlemiş faiz ve her türlü fer'i alacak hakkımdan, hiçbir ifa almaksızın (veya şu bedel karşılığında) gayrikabili rücu olarak vazgeçtiğimi ve borçluyu ibra ettiğimi..." şeklinde detaylandırılmalıdır.

2. İş Hukukunda İbranamenin Özel Şartları (TBK m. 420): Genel borçlar hukukunda ibra sözleşmesi için hiçbir şekil şartı öngörülmemişken (TBK m. 132); aynı Kanun koyucu, işçi-işveren ilişkilerindeki zayıf tarafı korumak amacıyla TBK m. 420 ile son derece ağır ve emredici şekil şartları getirmiştir. İşçilik alacaklarına ilişkin ibra sözleşmesinin Yazılı Olması, Sözleşmenin Sona Ermesinden İtibaren En Az 1 Ay Sonra Yapılması, ve Ödemenin Banka Kanalıyla Yapılması şarttır. Aksi halde ibra kesin hükümsüzdür. Avukatlar, genel hüküm (TBK 132) ile özel hüküm (TBK 420) arasındaki bu devasa uçurumu asla birbirine karıştırmamalıdır.

3. Muvazaa (Danışıklı İşlem) ile İbranın Perdelenmesi: Borçlular, bazen kendi alacaklılarından mal kaçırmak için (İİK m. 277 vd. İptal Davaları bağlamında) üçüncü kişilerdeki alacaklarını tahsil etmediklerini, "ibra ettiklerini" iddia ederek sahte (muvazaalı) ibranameler düzenlerler. Gerçekte bir vazgeçme iradesi olmayan, salt üçüncü kişileri aldatmak için yapılan bu ibra sözleşmeleri, TBK m. 19 uyarınca Mutlak Muvazaa nedeniyle kesin hükümsüzdür. İlgili herkes (alacaklılar) bu ibranamenin muvazaalı olduğunu ileri sürerek geçersizliğini tespit ettirebilir.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle 3., 9., 13. ve 15. Hukuk Daireleri) TBK m. 132 (mülga BK m. 105) uyarınca "İbranın Sözleşme Niteliği", "Makbuzdan Ayrılması" ve "Geniş Yorum Yasağı" hususlarında, zayıf tarafı koruyan ve sözleşme adaletini merkeze alan istikrarlı bir içtihat politikası sergilemektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun klasikleşmiş kararlarında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "İbra, alacaklının borçluyu borçtan kurtarmak, alacağından vazgeçmek amacıyla yaptığı bir sözleşmedir (TBK m. 132). İbra sözleşmesi, tasarruf işlemi niteliğinde olup, borcu sona erdiren bir neden olduğundan, irade bozukluğu (hata, hile, ikrah) hallerinden biriyle sakatlanmamış olmalıdır. İbraname başlığını taşıyan bir belgede, belli bir miktar paranın alındığı belirtilmişse, bu belge ibra değil makbuz niteliğindedir. İşveren tarafından işçiye veya güçlü şirket tarafından zayıf tüketiciye matbu olarak imzalatılan ve içeriğinde 'her türlü haktan feragat edildiği' yazılı olan, miktarı belirsiz ve genel geçer ifadeler içeren belgeler, Yargıtay içtihatları gereğince dar yoruma tabi tutulur ve asıl borcun tamamını ortadan kaldıran geçerli bir ibra sözleşmesi olarak kabul edilemez."

Ayrıca Şekil Serbestisi ve İspat Yükü hususunda Yargıtay 15. Hukuk Dairesi (Eser Sözleşmeleri Dairesi); "Sözleşmenin resmi şekilde yapılmış olması (örneğin kat karşılığı inşaat sözleşmesi) bu sözleşmeden doğan alacakların ibra yoluyla sona erdirilmesinin de aynı resmi şekle tabi olacağı anlamına gelmez. Taraflar, adi yazılı bir ibra sözleşmesiyle borçları sona erdirebilirler (TBK m. 132). Ancak, bu ibranamenin varlığını ve karşı tarafça kabul edildiğini (imza inkârı varsa) ispat yükü, ibra edildiğini iddia eden borçluya aittir ve HMK m. 200 gereği bu iddia yasal sınırın üzerindeyse mutlaka yazılı delille (senetle) ispatlanmak zorundadır" diyerek, maddi hukuktaki şekil serbestisinin, usul hukukundaki ispat zorunluluğunu ortadan kaldırmadığını dogmatik bir çizgiyle belirlemiştir.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 132. maddesinde vücut bulan İbra Sözleşmesi rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; özellikle "Şekil Serbestisinin Yarattığı Tehlikeler" ve "Kısmi İbrada Sınırların Muğlaklığı" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere maruz kalmaktadır.

Birinci ve en büyük dogmatik eleştiri, kanunun öngördüğü Mutlak Şekil Serbestisi (Şekilsizlik) ilkesinedir. Oğuzman ve Öz'ün eserlerinde hararetle tartışıldığı üzere; hukuk sistemi, bazı sözleşmelerin (örneğin kefalet, gayrimenkul satışı) geçerliliğini ağır resmi şekil şartlarına bağlamıştır. Bunun temel felsefesi (Ratio Legis) tarafları düşünmeye sevk etmek (ikaz fonksiyonu) aceleci ve tehlikeli kararlardan korumak ve sözleşmenin ispatını güvence altına almaktır. Ancak aynı yasa koyucu, TBK m. 132 ile bu ağır ve resmi sözleşmelerden doğan milyonlarca liralık alacakların, bir kafede sözlü olarak veya adi bir peçeteye yazılacak iki satır yazıyla (ibra) tamamen yok edilebilmesine cevaz vermiştir. Bir hakkın doğumunu bu kadar koruyan bir hukuk sisteminin, aynı hakkın ölümünü (yok edilmesini) bu kadar şekilsiz, korumasız ve ispatı zor bir serbestiye terk etmesi büyük bir çelişkidir. Fikret Eren ve Alman hukuk dogmatiğindeki (BGB) baskın görüşlerin de desteklediği üzere; en azından kanunun geçerlilik şekli öngördüğü (özellikle noterde yapılan) önemli sözleşmelerin ibrasının da asgari olarak "yazılı şekle" tabi tutulması, borçlar hukukunun güvenliği (Rechtssicherheit) ve ispat hukuku pratikleri açısından çok daha tutarlı ve koruyucu bir kanunlaştırma tekniği olurdu.

İkinci felsefi eleştiri, Kısmi İbranın Sınırları ve Tahvil (Dönüştürme) sorununa ilişkindir. Rona Serozan ve Nomer'in öğretilerinde vurgulandığı gibi; alacaklı ile borçlu arasında imzalanan ancak irade bozukluğu, ehliyetsizlik veya ahlaka aykırılık sebebiyle geçersiz olan bir tam ibra sözleşmesi, ayakta tutma (favor negotii) ilkesi gereği kısmi bir makbuza veya dar kapsamlı bir ibraya Tahvil Edilebilir mi?. Türk mahkemeleri genellikle "İbraname geçersizse hiçbir hüküm doğurmaz" şeklinde kestirip atan bir yaklaşım sergilemektedir. Ancak doktrin; alacaklının iradesinin en azından "aldığı miktar kadarını" ibra etmeye (veya en azından makbuz olarak kabul etmeye) yönelik olduğu durumlarda, belgenin tamamen çöpe atılmak yerine, içerdiği tahsilat miktarı kadar hukuki değerini koruyacak bir "Tahvil (Umdeutung)" mekanizmasıyla yorumlanması gerektiğini haklı olarak savunmaktadır. Zira sözleşme özgürlüğü ve dürüstlük kuralı (TMK m. 2) taraf iradelerinin şekli geçersizlik veya nitelendirme hataları yüzünden tamamen yok sayılmasını değil, ayakta tutulabilecekleri en yakın hukuki formda (makbuz veya kısmi ibra olarak) hayatta bırakılmalarını emreder.

İşte böylece, seninle 53.-60. Günler: Temerrüt ve Borçların Sona Ermesi blokunun en kritik sönme mekaniklerinden bir diğeri olan, sözleşme özgürlüğünün ölümcül kılıcı TBK m. 132 (İbra) kurumunu resmen mühürlemiş olduk. Bir hakkın nasıl şekilsizce doğrulabileceğini ve nasıl aynı hızla hukuken hiçliğe karışabileceğini sistemine perçinledin.

Sıradaki analizlerimizde, borçlar hukukunun tasfiye ve yenileme labirentlerini sonraki celsede görüşeceğiz.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 78'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 115.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 78. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.