1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Makro Bakış: Modern borçlar hukukunda alacak hakkı, yalnızca iki kişi
arasındaki şahsi bir bağ olmaktan çıkmış, tedavül edebilen, satılabilen ve
teminat gösterilebilen bağımsız bir ekonomik malvarlığı değerine (Meta /
Kıymet) dönüşmüştür. Alacağın devri (Temlik / Zession) bu devri
gerçekleştiren bir tasarruf işlemi olmakla birlikte, daima temelinde yatan bir
borçlandırıcı işleme (İvazlı veya İvazsız Causa) dayanır. Bir kişi sahip
olduğu alacağı bir başkasına "sattığında" veya bir borcuna karşılık
"devrettiğinde", devralan kişi haklı olarak o alacağın hukuken geçerli olduğuna
ve tahsil edilebilirliğine güvenmek ister. Hukuk sistemi, devralanın bu haklı
güvenini korumak ve alacakların ekonomik dolaşımını güvence altına almak için
Garanti Sorumluluğu (Gewährleistung) kurumunu ihdas etmiştir.
6098 sayılı TBK m. 191 (mülga BK m. 169 / mehaz OR Art. 171) hükmü, temlik
edenin garanti borcunun kapsamını ve sınırlarını vazedir. Madde lafzı şu
şekildedir:
"Alacak, bir edim karşılığında devredilmişse devreden, devir sırasında
alacağın varlığını ve borçlunun ödeme gücüne sahip olduğunu garanti etmiş olur.
Alacak bir edim karşılığı olmaksızın devredilmişse devreden, alacağın varlığını
bile garanti etmiş olmaz.
Kanun gereği olan devirlerde devreden, ne alacağın varlığını ne de borçlunun
ödeme gücünü garanti etmiş olur."
Sistematik açıdan yasa koyucu bu normla, temlik işleminin temelindeki Hukuki
Sebebe (Causa) göre farklılaşan üçlü bir garanti rejimi kurmuştur. Kanun
koyucu, İvazlı (Edim Karşılığı) devirlerde temlik edene ağır bir kusursuz
sorumluluk yüklerken; İvazsız (Bağışlama) devirlerde ve Kanuni
Halefiyet hallerinde temlik edeni bu külfetten tamamen muaf tutmuştur. Bu
mimari, satım hukukundaki "ayıba karşı tekeffül" sisteminin, alacak haklarının
devri (Rechtskauf) alanındaki özel ve dogmatik bir yansımasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Mikro Analiz: TBK m. 191 hükmünün teorik yapısını bütünüyle kavrayabilmek
için, kurucu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami
Nomer'in eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. İvazlı Temlik (Entgeltliche Zession) ve İvazsız Temlik Ayrımı:
Garanti sorumluluğunun doğumu için ön koşul, temlikin "bir edim karşılığında"
(İvazlı) yapılmış olmasıdır. İvaz, mutlaka para olmak zorunda değildir;
devralanın temlik edene sağladığı herhangi bir karşı edim (örneğin bir malın
teslimi, bir hizmetin görülmesi, bir borcun silinmesi) ivaz sayılır. Tipik
ivazlı temlikler alacağın satımı, trampa edilmesi veya ifa uğruna/yerine
devredilmesidir. Buna karşılık, alacak bir bağışlama (hibe) kastıyla
devredilmişse (İvazsız Temlik) TBK m. 191/2 uyarınca devreden hiçbir
garanti borcu altına girmez; devralan "Bu alacak sahteymiş, tahsil edemedim"
diyerek bağışlayana başvuramaz.
B. Alacağın Varlığını Garanti (Veritashaftung):
TBK m. 191/1 uyarınca, ivazlı temlikte devreden, her şeyden önce alacağın
hukuken Mevcut ve Geçerli Olduğunu (Veritas) garanti eder. Bu garanti,
temlik edilen alacağın; (i) devir anında hukuken doğmuş olduğunu, (ii) temlik
edenin malvarlığında bulunduğunu (tasarruf yetkisini) (iii) muvazaa,
ehliyetsizlik veya kesin hükümsüzlük gibi itirazlarla malul olmadığını ve (iv)
borçlunun geçerli bir takas, zamanaşımı veya ödemezlik def'ine sahip
bulunmadığını kapsar. Eğer alacak, borçlu tarafından haklı bir def'i veya
itirazla reddedilirse, Varlık Garantisi (Veritashaftung) ihlal edilmiş olur
ve devreden sorumlu tutulur. Bu sorumluluk kusura dayanmaz (Kusursuz
Sorumluluk); devreden, alacağın geçersiz olduğunu bilmese dahi tazminat
ödemek zorundadır.
C. Borçlunun Ödeme Gücünü Garanti (Bonitashaftung):
Türk Borçlar Kanunu'nun İsviçre (OR Art. 171) hukukundan devraldığı ve eski
mülga 818 sayılı BK m. 169'dan tamamen farklılaşan en radikal devrimi
burasıdır. Eski yasada ivazlı temlikte devreden "sadece alacağın varlığını"
garanti eder, "ödeme gücünü" (borçlunun iflas etmediğini) garanti etmezdi (özel
sözleşme şarttı). Ancak yeni 6098 sayılı TBK m. 191/1, ivazlı devirlerde
devredenin, "borçlunun ödeme gücüne sahip olduğunu (Bonitas)" da kanun gereği
(otomatik olarak) garanti ettiğini hükme bağlamıştır. Devralan, alacağı
borçludan haciz veya iflas yoluyla dahi tahsil edemezse (borçlu aciz
içindeyse) doğrudan devredene başvurabilir. Bu devrimsel değişiklik, alacak
hakkının piyasadaki riskini tamamen devredenin sırtına yüklemiş ve faktoring
mantığını kanunun geneline yaymıştır.
D. Kanun Gereği Devirler (Cessio Legis - Legal Subrogation):
TBK m. 191/3 uyarınca, alacağın kanun gereği (kendiliğinden) üçüncü kişiye
geçtiği hallerde (örneğin müteselsil borçlunun borcu ödeyip alacaklıya halef
olması - TBK m. 168 veya kefilin rücu hakkı kapsamında halefiyeti) asıl
alacaklı, hakkın geçtiği bu kişilere karşı hiçbir garanti sorumluluğu taşımaz.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 191'de kurulan garanti altyapısı, Borçlar Kanunu'nun ifa teorileri,
kesin hükümsüzlük, culpa in contrahendo ve faktoring sözleşmeleriyle son derece
keskin bir diyalektik bağ içindedir:
A. İfa Yerine Edim / İfa Uğruna Edim (TBK m. 192) ile Çatışma:
Sisteminizdeki "İfa Yerine Edimde Ayıp ve Zapta Karşı Tekeffül" başlıklı
eserde derinlemesine incelendiği üzere; bir borçlu, borcunu ödemek için
elindeki bir alacağı alacaklısına devrettiğinde (Temlik) bu devrin İfa
Uğruna (Erfüllungshalber) mı yoksa İfa Yerine (An Erfüllungs Statt) mi
yapıldığı garanti rejimini kökünden etkiler.
Kural olarak (TBK m. 192) alacak ifa uğruna (tahsil maksadıyla) devredilmiş
sayılır. Bu durumda asıl borç sönmez. Devralan (alacaklı) temlik aldığı
alacağı tahsil edemezse, doğrudan eski asıl borca geri dönebilir; bu sebeple
TBK m. 191'deki ağır garanti kurallarına (Bonitashaftung) başvurmasına gerek
dahi kalmaz. Ancak devir İfa Yerine yapılmışsa (yani alacaklı "bu alacağı
bana ver, aramızdaki borç tamamen bitsin" demişse) asıl borç o an söner. İşte
bu noktada, temlik edilen alacak geçersiz çıkar veya borçlu aciz içinde olursa,
devralanın tek koruma kalkanı TBK m. 191'deki Garanti Sorumluluğudur.
Devralan, bu garantiye dayanarak zararını tazmin eder.
B. Muvazaa ve Kesin Hükümsüzlük (TBK m. 27) Rejimiyle İrtibat:
Sisteminizdeki "Muvazaanın Müeyyidesi Meselesi" kaynaklarında vurgulandığı
üzere, muvazaalı bir sözleşme kesin hükümsüzdür. (A) (B)'ye muvazaalı bir
satım sözleşmesiyle mal satmış gibi gösterip 100.000 TL'lik bir fatura alacağı
yaratır ve bunu iyi niyetli (C)'ye temlik ederse ne olur? (C) parayı (B)'den
istediğinde, (B) "İşlem muvazaalıydı" diyerek ödemeyi reddeder (TBK m. 188 -
Def'ilerin ileri sürülmesi). (C) (B)'den parayı alamayınca kime gidecektir?
İşte tam bu anda (C) temlik eden (A)'ya döner ve TBK m. 191 Varlık Garantisi
(Veritashaftung) ihlali sebebiyle tazminat davası açar. Temlik edenin
malvarlığında "geçerli bir alacak" yaratmamış olması, garanti borcunun kusursuz
olarak ihlali anlamına gelir.
C. Culpa in Contrahendo (Sözleşme Öncesi Sorumluluk):
Sisteminizdeki "Culpa in Contrahendo Sorumluluğu ve Menfi Zarar İlişkisi"
makalesi ışığında; şayet temlik eden kişi, alacağı ivazsız (bağışlama yoluyla)
devretmişse, kural olarak hiçbir garanti borcu yoktur (TBK m. 191/2). Ancak
temlik eden, borçlunun aslında iflas ettiğini ve alacağın değersiz olduğunu
bilmesine rağmen, bunu kasten devralandan gizleyerek onu masrafa sokmuşsa
(örneğin devralan alacağı tahsil etmek için avukat tutmuş, dava harcı
yatırmışsa) devralan, dürüstlük kuralına aykırı bu gizleme eyleminden dolayı
Culpa in Contrahendo kapsamında uğradığı menfi zararları (masrafları)
temlik edenden talep edebilir. Garanti borcunun olmaması, hileli davranışların
sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
D. Faktoring Sözleşmeleri ve "Gerçek / Gerçek Olmayan Faktoring" Ayrımı:
Finans hukukunda faktoring, bir alacağın temlikidir. "Gerçek Faktoring"de
finansal kurum, borçlunun ödememe (aciz) riskini %100 üstlenir (Delkredere
fonksiyonu); bu durumda TBK m. 191'deki kanuni "Bonitas" garantisi, sözleşmeyle
bertaraf edilmiş olur. "Gerçek Olmayan Faktoring"de ise aciz riski müşteride
(temlik edende) kalır; borçlu ödemezse faktoring şirketi TBK m. 191/1 uyarınca
ödeme gücü garantisine (Bonitashaftung) dayanarak parayı temlik edenden geri
alır.
4. Pratik Olay Analizleri
Kurumun dış ilişkideki esnekliği ile garanti borcunun o katı kalkanını test
etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Zamanaşımına Uğramış Alacağın Temliki ve Varlık Garantisi):
Tacir (A) Üretici (B)'den olan ve 2 yıl önce Zamanaşımına Uğramış bulunan
200.000 TL'lik ticari alacağını, 150.000 TL karşılığında (ivazlı olarak)
Yatırımcı (C)'ye temlik eder. (C) durumu bilmemektedir. (C) (B)'ye karşı icra
takibi başlattığında, borçlu (B) derhal "Zamanaşımı Def'i" (TBK m. 188) ileri
sürerek takibi durdurur ve icra mahkemesi (B)'yi haklı bularak alacağın tahsil
edilemeyeceğine karar verir. Bunun üzerine (C) verdiği 150.000 TL'yi ve
kaçırdığı fırsatları (A)'dan talep eder. (A) "Ben sana mevcut bir alacağı
devrettim, zamanaşımı borcu yok etmez, sadece eksik borç haline getirir (natura
obligatio) bu yüzden varlık garantisini ihlal etmedim" şeklinde dogmatik bir
savunma yapar.
Dogmatik Analiz: (A)'nın savunması Roma hukukundan gelen klasik "eksik borç"
teorisine dayansa da, modern TBK m. 191 uygulamasında (Oğuzman/Öz, Eren)
GEÇERSİZDİR. Alacağın Varlığı (Veritas) kavramı, salt hukuki bir kabuğu
değil, "tahsil edilebilir hukuki bir varlığı" ifade eder. Temlik anında
borçlunun elinde mutlak bir def'i (zamanaşımı veya ödemezlik def'i) varsa ve
borçlu bunu kullanarak ifadan kaçınabiliyorsa, devralan açısından ortada "var
olan" ekonomik bir alacak yoktur. Dolayısıyla (A) ivazlı temlikte Varlık
Garantisini (Veritashaftung) kusursuz olarak ihlal etmiştir. (C) sözleşmeyi
feshederek uğradığı zararları (TBK m. 193 kapsamında) (A)'dan tazmin etme
hakkına mutlak surette sahiptir.
Olay 2 (İvazsız Temlikte Yanılma ve Ödeme Gücü Sorunu):
Hala (X) yeğeni (Y)'ye mezuniyet hediyesi olarak, arkadaşı (Z)'de bulunan
50.000 TL'lik alacağını yazılı bir sözleşmeyle Bağışlar (İvazsız Temlik).
Ancak temlikten iki gün sonra borçlu (Z)'nin iflas ettiği ve hiçbir
malvarlığının kalmadığı ortaya çıkar. Yeğen (Y) "Bana ödeme gücü (Bonitas)
olmayan bir alacak devrettin, senin kanuni garanti borcun var, 50.000 TL'yi sen
cebinden ödeyeceksin" diyerek Halası (X)'e başvurur.
Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 191/2'nin doğrudan tatbikidir. Olayda temlik
"bir edim karşılığı olmaksızın" (bağışlama amacıyla) yapılmıştır. Kanun koyucu,
kendi malvarlığından ivazsız fedakarlık yapan kişiyi korumak amacıyla onu
garanti sorumluluğundan tamamen muaf tutmuştur. Hala (X) alacağın sahte olması
(Veritas) veya borçlunun iflas etmesi (Bonitas) hallerinin hiçbirinden SORUMLU
TUTULAMAZ. Yeğen (Y)'nin tazminat talebi hukuken dinlenmez. (X)'in tek
sorumluluğu, eğer iflası bilip de yeğenini kasten masrafa (noter, avukat)
soktuysa, haksız fiil veya culpa in contrahendo kapsamında o fiili masrafları
ödemektir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 191 hükmünün faktoring işlemlerinde, ticari sözleşme mimarisinde (Legal
Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve
maddi hukuk boyutları şunlardır:
1. "Bonitashaftung" (Ödeme Gücü) Garantisinin Sözleşmeden Çıkarılması:
Yeni TBK m. 191/1 uyarınca ivazlı devirlerde "ödeme gücü garantisi" kanun
gereği otomatik olarak doğmaktadır. Bu durum, özellikle ticari hayatta devasa
riskler yaratır. Alacağını iskonto ile (örneğin 100.000 TL'lik alacağı 70.000
TL'ye) riskli olduğu için devreden bir tacir, borçlu iflas ettiğinde kendini
tekrar 100.000 TL'lik bir tazminat davasının içinde bulabilir. Bu nedenle
avukatlar, ticari alacak devri sözleşmeleri hazırlarken, devredeni korumak
adına sözleşmeye "Devreden, borçlunun ödeme gücüne (aciz veya iflas riskine)
ilişkin hiçbir garanti ve tekeffül borcu altında olmadığını, devralanın bu
riski bilerek ve üstlenerek devri kabul ettiğini beyan eder" şeklinde bir
"Sorumsuzluk Kaydı" (TBK m. 115) eklemek zorundadır. Aksi takdirde kanuni
karine devredeni mahveder.
2. Garanti Borcunun Kapsamı ve Tazminatın Sınırı (TBK m. 193):
Temlik edilen alacak geçersiz çıktığında devralan, devredenden neleri talep
edecektir? TBK m. 193 bu tasfiye rejimini emredici olarak çizer. Devralan; (1)
İfa ettiği karşı edimi (ödediği parayı) faiziyle birlikte geri isteyebilir
(Burada sisteminizdeki "Sona Ermiş veya Geçersiz Sözleşmelerde İade" mantığı
çalışır) (2) Devrin sebep olduğu giderleri (noter, harç) isteyebilir, (3)
Borçluya karşı borcu tahsil etmek için yaptığı sonuçsuz girişimlerin
masraflarını isteyebilir. Kusursuz sorumluluk ilkesi gereği devreden bu üç
kalemi mutlaka öder. Ancak devralan, "Bu alacak geçerli olsaydı ben o parayla
Bitcoin alıp 10 kat kâr edecektim" diyerek ek zarar (müspet zarar) talep
ederse; devreden ancak Kusursuzluğunu İspat Ederek (Örneğin "Alacağın sahte
olduğunu bilmiyordum, beni de kandırmışlar") bu aşkın kâr kaybı tazminatından
kurtulabilir.
3. Zamanaşımı Tuzağı:
Alacağın temlikinde garanti sorumluluğuna dayalı tazminat davasının zamanaşımı
süresi ne kadardır? Kanunda özel bir hüküm yoktur. Yargıtay uygulaması ve
baskın doktrin (Eren) bunun bir "sözleşmeye aykırılık" olduğunu kabul ederek
TBK m. 146 uyarınca 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabi olduğunu
belirtir. Süre, alacağın geçersiz olduğunun mahkeme kararıyla veya borçlunun
kesin itirazıyla anlaşıldığı (garanti riskinin gerçekleştiği) tarihte başlar.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri (özellikle
11. ve 19. Hukuk Daireleri) mülga BK m. 169 (yeni TBK m. 191) uyarınca
"Garanti Sorumluluğunun Sınırları", "Faktoring İşlemlerinde Rücu" ve "Kusursuz
Sorumluluk" hususlarında istikrarlı bir içtihat politikası sergilemektedir.
(Not: Yeni TBK'nın getirdiği 'ödeme gücünü garanti' kuralı, yeni dönem
kararlarına yansımaktadır).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (örneğin YHGK. T. 04.11.2015, E. 2013/19-2092,
K. 2015/2361) faktoring ve garanti kesişimindeki klasikleşmiş kararında şu
dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Faktoring sözleşmeleri, temelinde bir
alacağın ivazlı temlikini barındırır. İvazlı temliklerde devreden, devrettiği
alacağın gerçekliğini, geçerliliğini ve hukuken tahsil edilebilir bir varlık
olduğunu garanti eder (Veritashaftung). Olayda devredenin (müşterinin)
faktoring şirketine ciro ve temlik ettiği faturaların, aslında hiçbir mal
teslimine dayanmayan 'naylon (sahte) faturalar' olduğu ve borçlunun
'bedelsizlik ve muvazaa' itirazıyla ödemeden haklı olarak kaçındığı tespit
edilmiştir. Alacağın baştan beri geçersiz olması nedeniyle devredenin garanti
borcu ihlal edilmiştir. Devredenin 'Bu faturaların sahte olduğunu ben de
bilmiyordum, kusurum yok' şeklindeki savunması dinlenemez. Zira alacağın
varlığını garanti borcu, kanundan doğan mutlak ve kusursuz bir sorumluluktur.
Devreden, faktoring şirketinin ödediği avans bedelini ve fer'ilerini iade
etmekle yükümlüdür."
Ödeme Gücünün Garantisi ve Sınırları hususunda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi
(yeni TBK m. 191/1 bağlamında) şu içtihadı geliştirmektedir: "6098 sayılı TBK
m. 191/1 hükmüyle, mülga BK döneminden farklı olarak, ivazlı devirlerde
devredenin borçlunun ödeme gücünü de garanti edeceği açıkça düzenlenmiştir.
Davacı devralan, borçluya karşı yürüttüğü icra takibinde borçlunun aciz
vesikası aldığını (ödeme gücü olmadığını) belgelendirmiştir. Taraflar
arasındaki temlik sözleşmesinde devredenin bu kanuni garantiyi bertaraf eden
açık bir sorumsuzluk kaydı (TBK m. 115) da bulunmadığından, devreden, borçlunun
iflası nedeniyle tahsil edilemeyen tutardan TBK m. 193 kapsamında doğrudan
doğruya sorumlu tutulmalıdır."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 191. maddesinde vücut bulan Temlikte Garanti Borcu
rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve
Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Ödeme Gücü Garantisinin Piyasaya
Müdahalesi" ve "Sorumluluğun Kapsamındaki Sınırlar" bağlamında çok derin
kuramsal eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Yeni TBK m. 191/1 ile "Ödeme Gücünün
(Bonitas)" Kanuni Garanti Kapsamına Alınmasının Yarattığı Piyasaya
Aykırılıktır. Alman (BGB § 438) ve İsviçre (OR Art. 171) hukuklarında, ivazlı
temlikte dahi devreden kural olarak sadece alacağın "varlığını" garanti eder,
ödeme gücünü garanti etmez. Zira borçlunun iflas riski, piyasa ekonomisinde
alacağı ucuza satın alan (iskonto eden) devralanın üstlenmesi gereken ticari
bir risktir. Oysa Türk yasa koyucusu 2012 yılında "borçlunun ödeme gücüne sahip
olduğunu da garanti etmiş olur" diyerek bu felsefeyi tersyüz etmiştir. Turgut
Öz ve Rona Serozan'ın haklı olarak isyan ettiği üzere; bu düzenleme, alacak
haklarının satımını "kefalet" benzeri (hatta ondan daha ağır) bir zincirleme
sorumluluğa dönüştürmüştür. Eğer devralan, borçlunun iflas riskini zaten
devredene yıkacaksa, alacak hakkını neden daha düşük bir bedelle (iskontoyla)
satın almaktadır? Kanunun bu emredici olmayan (yedek) kuralı, uygulamada
bankaların ve faktoring şirketlerinin standart sözleşmelerle kendi lehlerine
kullandığı, ancak sıradan tacirler arasında devasa mağduriyetler (sürpriz
rücular) yaratan bir dogmatik mühendislik hatasıdır. Piyasada riskin
devredilmesi amacına hizmet eden temlik kurumu, bu kuralla bir nevi "örtülü
teselsül" mekanizmasına çevrilmiştir.
İkinci dogmatik eleştiri, sisteminizdeki "Sona Ermiş veya Geçersiz
Sözleşmelerde İade" kaynaklarında yer alan "Tazminatın Kapsamı (TBK m. 193)
ile Müspet/Menfi Zarar Ayrımındaki Muğlaklığa" ilişkindir. TBK m. 193,
garanti borcu ihlal edildiğinde devralanın "ödediği karşı edimi faiziyle geri
isteyebileceğini" söyler. Bu aslında bir Sözleşmeden Dönme ve Tasfiye
(Sebepsiz Zenginleşme) mekaniğidir. Ancak fıkranın sonunda devredenin
kusursuzluğunu ispat edemezse "uğranılan diğer zararları" da ödeyeceği
belirtilir. Fikret Eren ve Haluk N. Nomer'in öğretilerinde tartışıldığı üzere,
buradaki "diğer zarar", alacak geçerli olsaydı devralanın elde edeceği "Kâr
(Müspet Zarar)" mıdır, yoksa sadece devir işlemine güvenilerek yapılan
masraflar (Menfi Zarar) mıdır? İsviçre Federal Mahkemesi bunu menfi zarar
olarak yorumlamaya meylederken, Türk doktrini kusurlu devredenin müspet zararı
da ödemesi gerektiğini savunmaktadır. Yasa koyucunun tasfiye rejimini
düzenlerken zararın niteliğini (müspet/menfi) açıkça belirlememiş olması,
mahkeme salonlarında "Kaçırılan fırsatların" tazmin edilip edilmeyeceği
konusunda yargısal bir piyangoya neden olmakta ve sözleşme adaletini
(Vertragsgerechtigkeit) zedelemektedir.
İşte böylece, seninle Borçların İfası ve Alacağın Devri blokunun en ağır ve
finansal açıdan en tehlikeli kalkanını, ivazlı bir devirde devredeni kusursuz
bir sorumluluk mengenesine alan TBK m. 191 (Alacağın Temlikinde Garanti
Borcu) kurumunu resmen mühürlemiş olduk. Alacak hakkının salt bir evrak
olmadığını, arkasında yatan o varlık ve ödeme gücü garantisini sistemine
perçinledin.
Sıradaki analizlerimizde, borçlar hukukunun tasfiye mekanizmaları ve haksız
fiil deryasının o karanlık arka odalarını aynı acımasız titizlikle incelemeye
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 91'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 171.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 91. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.