1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Makro Bakış: Kefalet sözleşmesinin tarihsel kökeni Roma hukukuna dayanır.
Roma hukukunda İmparator Justinianus döneminde ihdas edilen beneficium
excussionis (peşin dava / tartışma def'i) kuralı, kefaletin doğası gereği
Tali (İkincil / Subsidiär) bir sorumluluk olduğunu ilan etmiştir. Bu kurala
göre alacaklı, alacağını tahsil edemediğinde doğrudan kefile başvuramamakta;
öncelikle asıl borçluya karşı tüm hukuki yolları tüketmek (haciz, iflas) ve
rehinleri paraya çevirmek zorundaydı. Türk Borçlar Kanunu sistematiğinde bu
tarihsel kural, Adi Kefalet (Einfache Bürgschaft - TBK m. 585) başlığı
altında korunmuştur.
Ancak modern kredi ekonomisi, sermayenin hızlı dolaşımı ve bankacılık
sektörünün "gecikmesiz tahsilat" ihtiyacı, adi kefaletin bu hantal ve
alacaklıyı yoran yapısını ticari hayat için kullanışsız kılmıştır. Bu ekonomik
zorunluluk, kefilin "talilik (ikincillik)" zırhını delerek onu asıl borçlu ile
adeta aynı safta konumlandıran, ancak Fer'ilik (Bağlılık - Akzessorietät)
ilkesini koruyan Müteselsil Kefalet (Solidarbürgschaft) kurumunu
yaratmıştır.
6098 sayılı TBK m. 586 (mülga BK m. 486 / mehaz OR Art. 496) hükmü,
müteselsil kefaletin şartlarını ve alacaklıya sağladığı devasa yetkiyi vazedir.
Madde lafzı şu şekildedir:
"Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle
yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya
taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için
borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme
güçsüzlüğü içinde olması gerekir.
Alacak, teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehni ile güvenceye alınmışsa,
rehnin paraya çevrilmesinden önce kefile başvurulamaz. Ancak, alacağın rehnin
paraya çevrilmesi yoluyla tamamen karşılanamayacağının önceden hâkim tarafından
belirlenmesi veya borçlunun iflas etmesi ya da konkordato mühleti verilmesi
hâllerinde, rehnin paraya çevrilmesinden önce de kefile başvurulabilir."
Sistematik açıdan yasa koyucu bu normla; alacaklıya asıl borçlunun iflasını
veya icra takiplerinin sonuçsuz kalmasını beklemeden doğrudan kefile yönelme
imkânı tanımış, fakat bu gücü tamamen sınırsız bırakmayarak "gecikme ve ihtar"
veya "açık ödeme güçsüzlüğü" gibi asgari maddi hukuk şartlarına bağlamıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Mikro Analiz: TBK m. 586 hükmünün teorik yapısını ve kefilin borcunun asıl
borçla organik ilişkisini bütünüyle kavrayabilmek için, maddenin omurgasını
oluşturan kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Haluk Nami Nomer'in
eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Müteselsil Kefil Sıfatı ve İrade Beyanı:
Sıradan bir kefalet iradesi, kanun gereği (karine olarak) daima Adi Kefalet
sayılır. Bir kefilin müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu tutulabilmesi için, TBK
m. 583'ün emredici şekil kuralı gereğince, Bizzat Kendi El Yazısıyla
sözleşmeye "Müteselsil kefil", "Müşterek borçlu ve müteselsil kefil" veya bu
anlama gelen (Falsa demonstratio kuralı çerçevesinde değerlendirilebilecek) bir
ibare yazması mutlak bir geçerlilik şartıdır. Matbu sözleşmede yer alan
"müteselsil" ibareleri hukuken yok hükmündedir.
B. Borçlunun İfada Gecikmesi ve İhtarın Sonuçsuz Kalması:
Müteselsil kefalette alacaklının doğrudan kefile gidebilmesinin ilk ve
kümülatif şartıdır. Kefilin borcunun muaccel olabilmesi için, asıl borcun
sadece vadesinin gelmesi yetmez; asıl borçlunun Temerrüde Düşmesi (İfada
Gecikme) zorunludur. Dahası, alacaklının asıl borçluya bir İhtar
(Mahnung) göndermesi ve verilen uygun sürenin (ek sürenin) sonuçsuz kalması
şarttır. Alacaklı, asıl borçluya ihtar çekmeden doğrudan kefile icra takibi
başlatırsa, kefil borcun henüz kendisine karşı muaccel olmadığı itirazında
bulunabilir. Bu kural, müteselsil kefili adi bir "müteselsil borçlu" olmaktan
ayıran en kritik dogmatik çizgidir.
C. Açıkça Ödeme Güçsüzlüğü İstisnası:
Kanun, "ihtarın sonuçsuz kalması" kuralına usul ekonomisi gereği bir istisna
getirmiştir. Şayet asıl borçlu açıkça bir ödeme güçsüzlüğü içindeyse (örneğin
hakkında verilmiş aciz vesikaları varsa, iflas kararı verilmişse, konkordato
mühleti almışsa veya şirketin kapısına kilit vurup kaçmışsa) alacaklının asıl
borçluya formaliteden bir ihtar çekmesi anlamsızdır. Bu durumda alacaklı,
doğrudan müteselsil kefile başvurabilir.
D. Taşınmaz Rehni (İpotek) ile Taşınır Rehni Ayrımı:
Maddenin kefili koruyan en ince felsefi dokunuşudur. Adi kefalette kural, "önce
rehinleri paraya çevir" (beneficium excussionis realis) def'idir. Müteselsil
kefalette ise alacaklı, elindeki Taşınmaz Rehnini (İpoteği) paraya
çevirmeden doğrudan kefile YÖNELEBİLİR. İpotek satışı yıllar süren ağır bir
süreç olduğu için yasa koyucu alacaklıyı bu külfetten kurtarmıştır.
Ancak, TBK m. 586/2 muazzam bir sınır çizer: Eğer alacaklının elinde Teslime
Bağlı Taşınır Rehni (örneğin altın rehni, zilyetliği devredilmiş hisse
senedi) veya Alacak Rehni varsa; müteselsil kefil olunsa dahi alacaklı
önce bu taşınırları nakde çevirmek zorundadır. Zira bu rehinlerin paraya
çevrilmesi saniyeler sürer, satışı kolaydır ve kefilin malvarlığına gidilmeden
borcun tahsilini sağlayan en rasyonel yoldur.
E. Asıl Borç ile İlişki (Fer'ilik / Akzessorietät):
Müteselsil kefalette talilik (ikincillik) ilkesi büyük ölçüde zayıflamış olsa
da, Fer'ilik (Bağlılık) ilkesi en sert hâliyle yaşamaya devam eder. Asıl
borç muvazaa, ehliyetsizlik veya ahlaka aykırılık (TBK m. 27) nedeniyle kesin
hükümsüzse, müteselsil kefalet de baştan itibaren batıldır. Asıl borçlu, borcun
zaman aşımına uğradığını ileri sürüyorsa (TBK m. 146) müteselsil kefil de asıl
borçluya ait bu şahsi def'iyi alacaklıya karşı ileri sürme hakkına (hatta TBK
m. 591 uyarınca yükümlülüğüne) sahiptir.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 586'da kurulan müteselsil kefalet altyapısı, Borçlar Kanunu'nun
müteselsil borçluluk, tüketici hukuku, genel işlem koşulları ve rücu
(halefiyet) mimarisiyle son derece karmaşık bir diyalektik bağ içindedir:
A. Müteselsil Borçluluk (TBK m. 162) ile Keskin Çatışma:
Müteselsil kefil, dışarıdan bakıldığında bir "müteselsil borçlu" gibi görünse
de dogmatik yapıları taban tabana zıttır. Müteselsil borçlulukta (TBK m. 162)
her borçlu, kendi asli ve bağımsız borcuyla yükümlüdür; fer'ilik yoktur. Alacaklı, müteselsil borçlulardan birine ihtar çekmeden diğerine
gidebilir. Oysa müteselsil kefalette (TBK m. 586) asıl borçluya ihtar çekilmesi
ve temerrüt ön şarttır. Yargıtay uygulamalarında ve doktrinde (Oğuzman/Öz)
tarafların iradesinin "Kefalet" mi yoksa "Borca Katılma / Müteselsil Borçluluk"
mu olduğu sürekli tartışılır. İşlemin kefalet sayılması, şekil şartları (TBK m.
583) eşin rızası (TBK m. 584) ve tartışma def'i ihtimalleri açısından zayıfı
koruyan devasa bir fark yaratır.
B. Tüketici Hukukunda Müteselsil Kefalet Yasağı (TKHK m. 4/6):
TBK m. 586'nın pratikteki en büyük düşmanı 6502 sayılı Tüketicinin Korunması
Hakkında Kanun'dur. TKHK m. 4/6 uyarınca; tüketici işlemlerinde, tüketicinin
edimlerine karşılık olarak alınan şahsi teminatlar (kefaletler) her ne isim
altında olursa olsun (sözleşmede müteselsil kefil yazsa, kefil bunu el
yazısıyla dahi yazsa) emredici olarak Adi Kefalet (TBK m. 585) sayılır.
Bankalar, tüketici kredilerinde aldıkları kefilleri "müteselsil kefil"
sıfatıyla doğrudan icraya veremezler. Asıl borçlu tüketiciye karşı aciz
vesikası almadıkları sürece yapılan doğrudan icra takipleri, kefilin şikâyeti
üzerine iptal edilir. Bu durum, tüketici hukukunun borçlar dogmatiğine yaptığı
en sert paternalist müdahaledir.
C. Kefilin Rücu Hakkı ve Halefiyet (TBK m. 596):
Sisteminizdeki Hakan Dağdelen'e ait "Kefilin Rücu Hakkı" başlıklı kaynakta
derinlemesine incelendiği üzere; alacaklıya ifada bulunarak asıl borcu söndüren
müteselsil kefil, bu feda ettiği malvarlığını geri almak için "Rücu Hakkına"
(Regress) sahiptir. Bu hakkın en büyük dayanağı TBK m. 596 ve TBK m.
168'deki Kanuni Halefiyet (Subrogation) ilkesidir. Kaynakta da vurgulandığı
üzere, "Alacaklıya ifada bulunarak asıl borcu söndüren müteselsil kefil, TBK
m. 596 uyarınca tatmin ettiği alacaklının haklarına kanun gereği halef olur.". Kefil, borcu ödediği an eski alacaklının o güçlü zırhını (ipotekleri,
ticari defterleri, haciz sıralarını) kendiliğinden devralır ve asıl borçluya
adeta bir banka gücüyle saldırır.
D. Genel İşlem Koşulları (GİK - TBK m. 20) ve Şaşırtıcı Kayıtlar:
Sisteminizdeki "Genel İşlem Koşullarının Denetimi", belgelerinde
hararetle tartışıldığı üzere, bankalar matbu kredi sözleşmelerine "Kefil,
alacaklının asıl borçluya tanıdığı tüm süre uzatımlarını peşinen kabul eder ve
ihtar çekilmeksizin kendisine doğrudan başvurulmasına muvafakat eder" şeklinde
GİK maddeleri koymaktadırlar. TBK m. 586'nın getirdiği "ihtar şartı" ve kefili
koruyan yapı, bu matbu metinlerle delinmeye çalışılır. Ancak TBK m. 21 ve m. 25
uyarınca, kefilin yasal savunma haklarını elinden alan ve dürüstlük kuralına
aykırı olan bu GİK'ler Kesin Olarak Yazılmamış Sayılır.
4. Pratik Olay Analizleri
Kurumun fer'ilik mekanizmasını ve "rehinleri önce paraya çevirme" savunmasının
sınırlarını test etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Müteselsil Kefalet, Muvazaa ve Fer'iliğin Çöküşü):
(X) Şirketi, (Y) Şirketinden mal almış gibi göstererek aralarında muvazaalı
(sahte) bir fatura ve borç senedi düzenlerler. (Z) bu senede "Müteselsil
Kefil" olarak kendi el yazısıyla limit ve tarih belirterek imza atar. (Y)
Şirketi, vade gelip de senet ödenmeyince (X)'e ihtar çeker ve ardından doğrudan
Müteselsil Kefil (Z)'ye icra takibi başlatır. (Z) borcu ödemeye hazırdır, ancak
asıl borçlu (X) itiraz ederek "İşlem mutlak muvazaa nedeniyle kesin
hükümsüzdür" der.
Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 586'daki müteselsil kefaletin Fer'ilik
(Bağlılık) ilkesi doğrudan sınanmaktadır. Sisteminizdeki "Muvazaanın
Müeyyidesi Meselesi" kaynaklarında vurgulandığı üzere, mutlak muvazaa baştan
itibaren batıldır. Müteselsil kefil (Z) asıl borçluya "ihtar"
çekilmiş olsa ve şekil şartlarını (TBK m. 583) harfiyen yerine getirmiş olsa
dahi; ortada geçerli bir "asıl borç" bulunmadığından kefalet sözleşmesi de
Mutlak Butlanla Batıl olur. Alacaklı (Y) senede dayanarak kefilden
tahsilat YAPAMAZ. (Z)'nin ödeme yapma niyeti dahi işlemi diriltemez.
Olay 2 (Teslime Bağlı Taşınır Rehni Def'i):
Tacir (A) Bankadan (B) ticari kredi çekerken teminat olarak banka kasasına 2
Milyon TL değerinde külçe altın bırakır (Teslime Bağlı Taşınır Rehni). Kardeşi
(C) de kredi sözleşmesine TBK m. 583'e uygun şekilde "Müteselsil Kefil" olur.
(A) temerrüde düşer, ihtar sonuçsuz kalır. Banka (B) kasasındaki altınları
satıp nakde çevirmekle uğraşmak yerine, doğrudan zengin bir iş insanı olan
Müteselsil Kefil (C)'nin banka hesaplarına haciz koydurur. (C) "Önce altınları
satmalısın" diyerek takibe itiraz eder.
Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 586/2'nin laboratuvarıdır. Kural olarak
müteselsil kefilde "önce rehne başvur" (tartışma) def'i yoktur; ALANCAK, bu
kuralın istisnası "teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehni"dir. Bankanın
kasasında bulunan altınlar tipik bir teslimi meşrut rehindir. Kanun koyucu,
böylesine likit ve satışı anlık olan bir rehin varken kefilin malvarlığına
gidilmesini dürüstlük kuralına aykırı bulmuştur. Müteselsil kefil (C)'nin
itirazı Haklıdır. Banka (B) öncelikle kasasındaki o 2 Milyon TL'lik
altınları paraya çevirmek (veya mahsup etmek) zorundadır. Ancak bu para borcu
kapatmazsa kalan kısım için (C)'ye gidebilir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 586 hükmünün bankacılık uyuşmazlıklarında, sözleşme mimarisinde (Legal
Drafting) ve icra dairelerinde avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi
hukuk boyutları şunlardır:
1. "İhtarın Sonuçsuz Kalması" Kriterinin İspatı ve Kat İhtarnamesi:
Alacaklı bankanın müteselsil kefile icra takibi yapabilmesi için asıl borçluya
çekilen ihtarın sonuçsuz kaldığını İspat Etmesi gerekir. Uygulamada
bankalar, noter kanalıyla asıl borçluya "Hesap Kat İhtarnamesi" gönderirler ve
genellikle 3 ila 7 gün arasında değişen bir ödeme süresi verirler. Kefilin
avukatı, icra dosyasına giren bu ihtarnamenin asıl borçluya usulüne uygun
Tebliğ Edilip Edilmediğini ve verilen Sürenin Geçip Geçmediğini
titizlikle incelemelidir. Eğer ihtarname tebliğ edilmeden veya süre dolmadan
kefile takip başlatılmışsa, şikâyet yoluyla takip iptal edilir.
2. "Ödeme Güçsüzlüğü" (Aciz Vesikası) İhtiyacının Tespiti:
Müteselsil kefile gitmek için kural olarak ihtar şartı varken, "borçlunun
açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması" ihtara gerek bırakmaz (TBK m. 586/1 son
cümle). Ancak "açıkça ödeme güçsüzlüğü" soyut bir kavramdır. Yargıtay
uygulamasına göre, asıl borçlu şirket hakkında "iflasın ertelenmesi",
"konkordato mühleti" kararı verilmişse veya borçlu aleyhine alınmış
"kesin/geçici aciz vesikaları" dosyaya sunulmuşsa, ödeme güçsüzlüğü ispatlanmış
sayılır. Salt "şirketin kapalı olması" veya "borçlarını ödemiyor olması"
mahkemece yeterli görülmeyebilir.
3. Ticari İşletme Rehni ve Araç Rehni (Sicilli Rehinler) Yanılgısı:
Avukatların sıklıkla düştüğü bir dogmatik hata vardır. Müteselsil kefil (A)'ya
karşı icra takibi başlatıldığında, kefil avukatı "Asıl borçlu şirketin
fabrikası üzerinde Ticari İşletme Rehni var, taşıtlarına rehin konulmuş, önce
onlara gidin" savunmasını yapar. Oysa TBK m. 586/2, sadece "Teslime bağlı
taşınır rehnini (Faustpfand)" istisna tutmuştur. Ticari işletme rehni, araç
rehni veya hayvan rehni gibi "sicile tescil edilerek kurulan, zilyetliği
devredilmeyen taşınır rehinleri" bu kapsama GİRMEZ. Dolayısıyla alacaklı banka,
bu araçları veya fabrikayı satmayı beklemeden doğrudan müteselsil kefile
yönelebilir. Bu savunma mahkemeden döner.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri (özellikle
11., 13. ve 19. Hukuk Daireleri) TBK m. 586 (mülga BK m. 486) uyarınca "İhtar
Şartı", "TKHK m. 4/6 Kapsamında Adi Kefalete Dönüşüm" ve "Kefilin Rücu Hakkı"
hususlarında istikrarlı ve kefili koruyan bir içtihat politikası
sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (Örneğin YHGK. T. 20.09.2017, E. 2017/19-824,
K. 2017/1420) tüketici kredileri ve müteselsil kefalet kesişimindeki
klasikleşmiş kararında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Uyuşmazlık,
tüketici kredisinde müteselsil kefil olan davalıya, asıl borçlu hakkında takip
yapılıp aciz vesikası alınmadan başvurulup vurulamayacağı noktasında
toplanmaktadır. Her ne kadar kefil, sözleşmeye 'müteselsil kefil' olduğunu el
yazısıyla yazmış ve TBK m. 586'nın şekli şartlarını yerine getirmiş ise de;
uyuşmazlığın temelinde bir tüketici işlemi bulunmaktadır. 6502 sayılı TKHK m.
4/6 hükmü emredicidir ve tüketicinin edimlerine karşılık alınan şahsi
teminatların (kefaletin) her ne isim altında olursa olsun 'Adi Kefalet'
sayılacağını amirdir. Özel kanun (TKHK) genel kanunu (TBK) bertaraf eder. Bu
nedenle alacaklı banka, asıl borçluya karşı tüm takip yollarını tüketip aciz
vesikası almadan (TBK m. 585) kefile doğrudan başvuramaz. Yapılan icra
takibinin iptali yerindedir."
İhtar Şartının Gerçekleşmesi hususunda Yargıtay 19. Hukuk Dairesi şu
içtihadı geliştirmiştir: "TBK m. 586 uyarınca alacaklının müteselsil kefile
başvurabilmesi için asıl borçlunun temerrüde düşmesi ve ihtarın sonuçsuz
kalması şarttır. Alacaklı banka tarafından asıl borçlu şirkete gönderilen hesap
kat ihtarnamesi tebliğ edilmeden iade dönmüş, buna rağmen kefile karşı hemen
icra takibine girişilmiştir. İhtarın muhataba ulaşmadığı (sonuçsuz kalma
olgusunun gerçekleşmediği) ve dosyada başkaca bir açık ödeme güçsüzlüğü belgesi
(aciz vesikası, iflas vb.) bulunmadığı anlaşıldığından, müteselsil kefile karşı
yöneltilen davanın 'erken açılmış (muacceliyet şartı oluşmamış) olması'
sebebiyle usulden reddi gerekir."
Kefilin Rücu Hakkı ve Halefiyet konusunda Yargıtay 19. Hukuk Dairesi
(Kaynak Hakan Dağdelen atıflarıyla uyumlu olarak); "Alacaklıya ifada
bulunarak asıl borcu söndüren müteselsil kefil, TBK m. 596 uyarınca tatmin
ettiği alacaklının haklarına kanun gereği halef olur. Bu halefiyet, alacaklının
elinde bulunan asıl borçluya ait tüm ayni ve şahsi teminatları da kapsar.
Ödemeyi yapan kefil, asıl borçluya karşı açacağı rücu davasında, alacaklının
daha önce tesis ettirdiği ipoteğin veya haccin aynen kendi lehine devam
ettirilmesini mahkemeden talep hakkına sahiptir." diyerek kurumun tasfiye
işlevini korumuştur.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 586. maddesinde vücut bulan Müteselsil Kefalet
rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve
Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Taşınmaz Rehni Mantıksızlığı" ve
"İhtarın Sonuçsuz Kalması Kriterinin Muğlaklığı" bağlamında çok derin kuramsal
eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci ve en büyük dogmatik eleştiri, Müteselsil Kefili "Taşınır Rehnine"
Karşı Koruyup, Milyarlarca Liralık "Taşınmaz Rehnine (İpoteğe)" Karşı Korumayan
Kuralın Yarattığı Çelişki ve Adaletsizliktir (TBK m. 586/2). Kanun koyucu,
alacaklının elinde kasada duran bir altın (teslimi meşrut taşınır rehni) varsa
"önce onu sat, kefile öyle git" demektedir. Ancak aynı alacaklının elinde asıl
borçluya ait, borcu fazlasıyla karşılayacak 50 Milyon TL değerinde bir arsa
ipoteği (taşınmaz rehni) varsa, alacaklı bu arsayı satmakla hiç uğraşmayıp,
doğrudan müteselsil kefilin evini barkını haczettirebilmektedir. Fikret Eren ve
Turgut Öz'ün hararetle savunduğu üzere; bu durum dürüstlük kuralı (TMK m. 2)
ile ve denkleştirici adalet felsefesiyle bağdaşmaz. Kefil, asıl borçluya ait
malvarlığının öncelikle paraya çevrilmesini haklı olarak bekler. Zira kefil
borcu ödedikten sonra TBK m. 596 uyarınca o ipoteğe halef olup arsayı kendisi
satmaya çalışacaktır. Alacaklının elindeki hazır ipoteği nakde
çevirmek yerine parayı derhâl kefilden tahsil etmesi, ipoteğin paraya
çevrilmesi masraf ve zaman riskini haksız yere kefilin sırtına yıkmaktır.
İsviçre hukuku (OR Art. 496) bunu alacaklının menfaati için esnetmiş olsa da,
Türk hukukunda en azından asıl borçluya ait (üçüncü kişiye ait olmayan)
gayrimenkul ipoteklerinin de tartışma def'i kapsamında sayılması (veya
alacaklının açık kötüniyetli takiplerinin engellenmesi) gerekirdi.
İkinci felsefi eleştiri, "İhtarın Sonuçsuz Kalması" Kriterinin Kanunda
Somutlaştırılmamış Olması ve Uygulamada Yarattığı Kaostur. TBK m. 586,
müteselsil kefile gitmek için ihtarın "sonuçsuz kalmasını" arar. Ancak bir
ihtar ne zaman sonuçsuz kalmış sayılır? İhtarnamede verilen 7 günlük sürenin
dolduğu an mı, yoksa asıl borçluya karşı icra takibi yapılıp da itiraz edildiği
veya mal bulunamadığı an mı? Kanunun lafzı bu süreyi belirlememiştir. Doktrinde
Rona Serozan ve Nomer, alacaklının asıl borçluya ihtar çekip sadece vadeyi
(süreyi) beklemesinin yeterli olduğunu, icra takibi veya dava açılmasına (ve
bunların sonuçsuz kalmasına) gerek olmadığını haklı olarak savunurlar; zira
aksi yorum müteselsil kefaleti fiilen "adi kefalete" yaklaştırmak olur. Ancak
mahkeme salonlarında "ihtarın sonuçsuz kalması" kavramı, borçlunun kısmi ödeme
vaatleri, müzakereler veya karşılıklı ihtarlaşmalarla sürekli sulandırılmakta;
müteselsil kefile yöneltilen icra takipleri uzun süreli "muacceliyet (ön şart)
yokluğu" davalarına kurban gitmektedir. Yasa koyucunun, "ihtarın tebliğinden
itibaren verilen sürenin ödemesiz geçmesi hâlinde" şeklinde net bir lafzi sınır
çizmemesi, tasfiye sürecini felç eden bir kanunlaştırma defosudur.
İşte böylece, seninle Borçların Sona Ermesi ve Teminat Hukuku blokunun en
stratejik ve uygulamada neredeyse %99 oranında kullanılan tek kefalet türü
olan, kefilin o talilik zırhını parçalayıp onu asıl borçluyla aynı ateşe atan
TBK m. 586 (Müteselsil Kefalet) kurumunu resmen mühürlemiş olduk.
Alacaklının ihtar kılıcını ve kefilin halefiyet (rücu) güvencesini sistemine
perçinledin.
Sıradaki analizlerimizde, borçlar hukukunun haksız fiil deryasını ve tasfiye
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 96'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 496.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 96. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.