Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 235

Özel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

**IV. Alıcının temerrüdü

  1. Satıcının dönme hakkı**

Madde 235 - Satılanın, ancak satış bedeli ödendikten sonra veya ödenme anında devredilmesi gereken durumlarda alıcı temerrüde düşerse satıcı, herhangi bir işlem gerekmeksizin satıştan dönebilir. Bu hakkını kullanmak isteyen satıcı, durumu gecikmeksizin alıcıya bildirmek zorundadır. Satılanın zilyetliği satış bedeli ödenmeden alıcıya devredilmişse, alıcının temerrüdü sebebiyle satıcının dönme hakkını kullanarak satılanı geri alması, bu hakkın sözleşmede açıkça saklı tutulmasına bağlıdır.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Özel Borç İlişkileri" kısmının "Satış Sözleşmesi" başlığı altında yer alan 235. maddesi, alıcının satış bedelini ödemede temerrüde düşmesi (direnimi) hâlinde satıcının sahip olduğu sözleşmeden dönme hakkını düzenlemektedir [1]. Kural olarak, iki tarafa tam borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklının sözleşmeden dönebilmesi, genel hükümler çerçevesinde (TBK m. 123 vd.) borçluya "uygun bir mehil (süre) verilmesi" şartına bağlanmıştır [2]. Ancak kanun koyucu, satış sözleşmesinin ticari ve ekonomik işlevi ile peşin mübadele amacını gözeterek, TBK m. 235 hükmü ile genel hükümlere istisna teşkil eden özel bir rejim ihdas etmiştir [3], [1].

Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 211. maddesinin karşılığını oluşturan bu düzenleme [4], satış sözleşmelerini ifa zamanlaması açısından "peşin/ön ödemeli satışlar" ve "kredili (veresiye) satışlar" olmak üzere ikiye ayırmakta ve her iki durum için farklı hukuki sonuçlar bağlamaktadır. Hükmün birinci fıkrası, ifanın eşzamanlı olduğu (Zug-um-Zug) veya bedelin önceden ödenmesinin kararlaştırıldığı hâllerde satıcıya derhâl dönme imkânı sunarken; üçüncü fıkrası, zilyetliğin bedel ödenmeden devredildiği hâllerde dönme hakkını çok sıkı bir geçerlilik şartına (sözleşmede açıkça saklı tutulmasına) tâbi kılmıştır [1]. Bu yapı, mülkiyetin ve zilyetliğin intikali sonrasında hukuk ve işlem güvenliğini sağlama gayesine matbu bir yasal tercihtir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Maddenin doktriner ve dogmatik analizi, içerdiği spesifik şartların ve hukuki müesseselerin ayrı ayrı incelenmesini zorunlu kılmaktadır:

2.1. Peşin ve Ön Ödemeli Satışlarda Süre Verilmeksizin Dönme (TBK m. 235/1)

Madde metnindeki "Satılanın, ancak satış bedeli ödendikten sonra veya ödenme anında devredilmesi gereken durumlarda" ifadesi, peşin satışları ve bedelin önceden ödendiği satışları kapsamaktadır [1]. Bu durumlarda alıcı temerrüde düşerse, satıcı TBK m. 123 anlamında bir mehil (ek süre) tayinine lüzum olmaksızın ("herhangi bir işlem gerekmeksizin") sözleşmeden dönebilir [2], [1]. Bu, Jhering'in pandekt hukukuna dayanan ve İsviçre/Türk borçlar hukukunda şekillenen ifa menfaatinin korunması ilkesinin bir yansımasıdır [5]. Satıcı, bedeli tahsil edemediği takdirde malı kendi malvarlığında tutarak sözleşme bağından derhal kurtulma yetkisine kavuşur.

2.2. "Gecikmeksizin Bildirim" Külfeti (TBK m. 235/2)

Kanun koyucu birinci fıkrada "herhangi bir işlem gerekmeksizin" ifadesini kullanmış olmasına rağmen, ikinci fıkrada satıcının bu hakkını kullanmak istemesi hâlinde "durumu gecikmeksizin alıcıya bildirmek zorunda" olduğunu emretmiştir [1]. Dönme hakkı, niteliği itibarıyla bozucu yenilik doğuran bir hak olup, tek taraflı irade beyanının karşı tarafa ulaşmasıyla hüküm ifade eder [6]. Dolayısıyla buradaki "bildirim", hukuki bir merasim değil, yenilik doğuran hakkın kullanım şartıdır. "Gecikmeksizin" (derhâl) ibaresi ise dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde değerlendirilmelidir; satıcı piyasa koşullarındaki (örneğin borsaya kote mallardaki) fiyat dalgalanmalarını bekleyip spekülatif bir amaçla dönme hakkını bekletemez.

2.3. Veresiye (Kredili) Satışlarda "Açıkça Saklı Tutma" Şartı (TBK m. 235/3 - Lex Commissoria)

Maddenin en kritik fıkrası, satılanın zilyetliğinin bedel ödenmeden alıcıya devredildiği veresiye (kredili) satışlara ilişkindir. Eğer satıcı, bedeli tahsil etmeden malı alıcıya teslim etmişse, alıcı daha sonra bedel ödemede temerrüde düşse dahi satıcı kural olarak sözleşmeden dönemez [1]. Bu durumda satıcı, ancak bedelin ifasını (aynen ifa) ve gecikme tazminatını / temerrüt faizini talep edebilir [7].

Satıcının malı geri alabilmesi ve sözleşmeden dönebilmesi, ancak "bu hakkın sözleşmede açıkça saklı tutulmasına" bağlıdır [1]. Doktrinde lex commissoria (mülkiyeti muhafaza veya bedel ödenmediğinde dönme şartı) olarak bilinen bu kurum, mülkiyetin ve zilyetliğin güvenliğini korumak içindir [4]. Eğer sözleşmede "bedel zamanında ödenmezse satıcı sözleşmeyi tek taraflı feshedebilir/dönebilir ve malı geri alabilir" şeklinde sarih bir hüküm yoksa, TBK m. 125'te alacaklıya tanınan genel dönme hakkı dahi bu özel hüküm karşısında uygulanamaz hâle gelir.

3. Sistematik İlişkiler

Bu maddenin Türk Borçlar Kanunu sistemi içerisindeki dogmatik bağlantıları şunlardır:

  • TBK m. 123-125 (Borçlunun Temerrüdü): İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde borçlu temerrüdünün genel sonuçları TBK m. 123-125 arasında düzenlenmiştir [8]. TBK m. 235, bu genel rejim karşısında özel bir kanun hükmüdür (lex specialis derogat legi generali). Zilyetliği devredilmiş bir mal söz konusu olduğunda, satıcı TBK m. 123'e dayanarak mehil verip TBK m. 125'e göre sözleşmeden dönemez; mecburen TBK m. 235/3'ün "açıkça saklı tutma" şartına tabidir.
  • TBK m. 236 (Zararın Hesaplanması): Satıcı, TBK m. 235 çerçevesinde sözleşmeden döndüğü takdirde, uğradığı zararın giderilmesini talep edebilir. Bu menfi zararın nasıl hesaplanacağı, TBK m. 236'da (fark teorisi ve piyasa/borsa fiyatına göre soyut hesaplama) özel olarak düzenlenmiştir [9], [10].
  • TBK m. 259 (Taksitle Satışta Satıcının Dönme Hakkı): Taksitle satış da özünde bir kredili satış olup, zilyetliğin bedelden önce devredildiği bir sözleşme tipidir [11]. TBK m. 259/2, tıpkı m. 235/3 gibi, satıcının sözleşmeden dönebilmesini "bu hakkı açık biçimde saklı tutmuş olmasına" ve ilaveten asgari temerrüt oranlarının gerçekleşmesine bağlamıştır [12], [13].
  • TBK m. 229 vd. (Dönmenin Tasfiye Etkisi): Dönme hakkı kullanıldığında sözleşme geriye etkili (ex tunc) olarak ortadan kalkar ve bir "tasfiye (iade) ilişkisine" dönüşür; taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme veya ayni hak kuralları dairesinde karşılıklı olarak iade ile yükümlü hâle gelirler [14], [15].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay kararlarında, TBK m. 235 (mülga BK m. 211) hükmü oldukça katı bir lafzi yoruma tâbi tutulmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Daire (özellikle 13. Hukuk Dairesi ve güncel yapıda 3. Hukuk Dairesi) kararlarında şu temel ilkeler yerleşmiştir:

  1. Zilyetliğin Devrinden Sonra Dönme Yasağı: Yargıtay, taraflar arasındaki ticari veya adi satış sözleşmesinde bedel ödenmeden fatura irsaliyesi ile veya fiilen mal teslim edilmişse, faturanın altındaki matbu genel işlem koşullarında yer alan dönme ibarelerini çoğu kez "açıkça saklı tutma" olarak kabul etmemektedir. Açıkça saklı tutulmayan hallerde, satıcının salt temerrüt nedeniyle malın iadesini talep ettiği (istihkak veya sebepsiz zenginleşme) davalar reddedilmektedir.
  2. Sözleşmenin Sona Ermesinin Tasfiye Niteliği: Dönme hakkı geçerli olarak kullanıldığında, Yargıtay sözleşmenin ex tunc (geçmişe etkili) son bulduğunu ve tarafların birbirlerine ifa ettikleri edimleri iade borcu altına girdiğini kabul etmektedir [16].
  3. Gecikmeksizin Bildirim Şartı: Yargıtay, peşin satışta bedelin ödenmemesi durumunda satıcının malı teslimden kaçınma hakkını (TBK m. 97 - ödemezlik def'i) her zaman kullanabileceğini; ancak dönme (fesih) hakkını kullanacaksa "makul süre" içinde ihtar çekerek durumu bildirmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Aylarca sessiz kalıp piyasa koşullarının kendi lehine değişmesi üzerine yapılan dönme bildirimleri, TMK m. 2 (dürüstlük kuralı) uyarınca hakkın kötüye kullanılması sayılarak geçersiz kabul edilmektedir.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Peşin Satışta Temerrüt): Bir sanayi şirketi (Alıcı), demir-çelik firmasından (Satıcı) 100 ton çelik alımı için peşin ödemeli bir sözleşme akdetmiştir. Sözleşmeye göre mallar 1 Kasım tarihinde satıcının fabrikasında teslim edilecek ve bedel o an ödenecektir (elden ele ifa). 1 Kasım günü Alıcı nakliye araçlarıyla gelmiş ancak banka transferindeki bir sorun nedeniyle bedeli ödeyememiştir. Satıcı, ertesi gün noter aracılığıyla "bedelin ödenmemesi nedeniyle sözleşmeden dönüldüğünü" bildirmiştir. Hukuki analiz: TBK m. 235/1 ve 2 gereğince satıcının işlemi tamamen hukuka uygundur. İfa peşin kararlaştırıldığı için alıcının temerrüdü hâlinde satıcının TBK m. 123 anlamında ek süre (mehil) tayin etmesine lüzum yoktur. Satıcının ertesi gün yolladığı ihtarname, "gecikmeksizin bildirim" şartını da fazlasıyla karşılamaktadır [1].

Olay 2 (Veresiye Satışta Dönme Şartının Bulunmaması): Bir mobilya fabrikası (Satıcı), otel işletmecisine (Alıcı) 500 adet yatak odası takımını satıp teslim etmiştir. Taraflar bedelin teslimden 3 ay sonra ödeneceğini kararlaştırmıştır. Sözleşmede "satış bedelinin zamanında ödenmemesi hâlinde satıcının hukuki yollara başvuracağı" belirtilmiş, ancak sözleşmeden dönülebileceğine veya malların iade alınabileceğine dair hiçbir kayıt konulmamıştır. Vade geldiğinde Alıcı bedeli ödeyememiş temerrüde düşmüştür. Satıcı, TBK m. 125'e dayanarak 15 günlük mehil vermiş, süre sonunda sözleşmeden döndüğünü ve mobilyaların iadesini talep etmiştir. Hukuki analiz: Satıcının sözleşmeden dönme beyanı ve mobilyaların iadesini (istihkak) talebi mesnetsizdir ve açacağı dava reddedilecektir. TBK m. 235/3 uyarınca zilyetlik bedel ödenmeden devredildiği için, satıcının dönme hakkını kullanarak malı geri alabilmesi ancak bu hakkın "sözleşmede açıkça saklı tutulmasına" bağlıdır [1]. Sözleşmedeki "hukuki yollara başvurma" şeklindeki genel ibare, açıkça dönme (lex commissoria) hakkının saklı tutulduğu anlamına gelmez. Satıcı, yalnızca bedelin tahsilini ve temerrüt faizini talep edebilir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Peşin ödemeli satışlarda bedelin ödenmediğini ve durumun gecikmeksizin bildirildiğini (TBK m. 235/2) satıcı ispatla mükelleftir. Veresiye satışlarda (TBK m. 235/3) ise satıcı, sözleşme belgesini sunarak dönme hakkının açıkça, tereddüde mahal bırakmayacak kati bir lisanla saklı tutulduğunu ispat etmek zorundadır.
  • Zamanaşımı / Süreler: "Gecikmeksizin" (derhâl) ibaresi, satıcının dönme hakkı için zımni bir hak düşürücü nitelik ihtiva eder. Yenilik doğuran bir hak olan dönme, somut olayın şartlarına (iletişim imkânları, ticari teamüller) göre olabilecek en kısa sürede muhataba yöneltilmelidir. Satıcının dönmesi üzerine tarafların birbirlerine verdiklerini iade borcu, (Örn. peşinatın iadesi) TBK m. 146 uyarınca genel 10 yıllık zamanaşımı süresine tâbidir [7].
  • Görevli/Yetkili Mahkeme: Satış işleminin her iki taraf için ticari iş olması (TTK m. 4) veya tarafların tacir olması durumunda görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. Taraflardan biri tüketici ise (TKHK m. 3/1-l) Tüketici Mahkemeleri görevlidir. Yetkili mahkeme ise HMK m. 6 (genel yetkili davalı yerleşim yeri) veya m. 10 (sözleşmenin ifa edileceği yer) hükümleri uyarınca belirlenir.
  • Yaygın Uygulama Hataları: Hukuk uygulamasında yapılan en büyük hata, kredili satışlarda TBK m. 235/3 hükmünün gözden kaçırılması ve satıcının tıpkı bir eser sözleşmesinde veya hizmet sözleşmesinde olduğu gibi TBK m. 125 genel hükümleri üzerinden mehil vererek sözleşmeden dönmeye (malları fiilen geri almaya) çalışmasıdır. Sözleşmede "bedel ödenmezse mal geri alınır" şeklinde sarih bir hüküm yoksa, mal teslim edildikten sonra satıcının mülkiyet ve iade iddiası hukuken çöker.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu m. 235 hükmü, doktrinde bilhassa 1. ve 2. fıkraları arasındaki ifadeler bağlamında sıklıkla eleştirilmektedir. Kanun koyucu, ilk fıkrada "herhangi bir işlem gerekmeksizin satıştan dönebilir" ibaresine yer vermişken, hemen ardındaki fıkrada "bu hakkını kullanmak isteyen satıcı, durumu gecikmeksizin alıcıya bildirmek zorundadır" şeklinde kesin bir ifade kullanmıştır [1]. Bu durum görünüşte bir çelişki barındırmaktadır.

Doktrindeki ağırlıklı bilimsel izah (Eren, Nomer, Oğuzman/Öz) şudur: Burada "herhangi bir işlemden kastedilen", TBK m. 123 kapsamında aranan "ek süre (mehil) tayini" prosedürüdür. Yani mehil vermeye gerek yoktur; ancak dönme eylemi, hukuki doğası itibarıyla karşı tarafa varması gereken bozucu yenilik doğuran bir irade beyanı olduğu için (Serozan, Buz) [6], [17], her hâlükârda bir "bildirim" şarttır. Aksi takdirde, kanun koyucunun dönmeyi "otomatik" bir infisah sebebi saydığı gibi çok tehlikeli ve sözleşmeler hukukunun temel dogmatiğiyle çelişen bir sonuca varılır. Dolayısıyla buradaki bildirim, bildirmeyen satıcının hakkını kaybetmesi veya zımnen ifa beklediği şeklinde yorumlanır.

Ayrıca, TBK m. 235/3'ün getirdiği mutlak yasaklayıcı (emredici) koruma, doktrinde mülkiyetin devri ile zilyetliğin devri kavramlarının ayrımları üzerinden tartışılmaktadır. Şayet zilyetlik salt "kullanma" gayesiyle (örneğin deneme amacıyla) verilmişse m. 235/3 işlemez. Zilyetliğin mülkiyeti nakil gayesiyle ve "kredili satış" bilinciyle kesin devri hâlinde bu fıkra uygulama alanı bulacaktır. Kanun koyucunun, mülkiyet geçtikten sonra piyasada dolaşıma giren malların üçüncü kişilere devri veya rehnedilmesi (güvenin korunması) ihtimaline binaen ticari istikrarı satıcının şahsi ifa menfaatine üstün tuttuğu görülmektedir.


Metodolojik Not

Bu yorum, akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca İsviçre-Türk borçlar hukuku doktrini ve yerleşik yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuş olup, bilimsel makale ve içtihat analizlerine dayandırılmıştır.