IV. Taşınır satışına ilişkin kuralların uygulanması
Madde 246 - Taşınır satışına ilişkin kurallar, kıyas yoluyla taşınmaz satışında da uygulanır.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM Bazı Satış Türleri
IV. Taşınır satışına ilişkin kuralların uygulanması
Madde 246 - Taşınır satışına ilişkin kurallar, kıyas yoluyla taşınmaz satışında da uygulanır.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM Bazı Satış Türleri
Akademik Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) "Özel Borç İlişkileri" başlıklı İkinci Kısmının, Birinci Bölümünde "Satış Sözleşmesi" düzenlenmiştir. Satış sözleşmesi de kendi içinde alt ayırımlara tabi tutulmuş olup, TBK m. 246 hükmü, Üçüncü Ayırım olan "Taşınmaz Satışı ve Satış İlişkisi Doğuran Haklar" başlığı altında yer almaktadır [1]. Madde 246, kanun koyucunun yasama tekniği açısından usul ekonomisi sağladığı, taşınmaz satışlarına ilişkin tüm kuralları baştan yazmak yerine, taşınır satışlarına ilişkin kurallara atıf (yollama) yaptığı temel bir kanuni düzenlemedir [2].
Mehaz İsviçre Borçlar Kanunu'nda (OR) ve Türk Borçlar Kanunu'nda taşınmaz satış sözleşmesi için, sözleşmenin niteliği gereği resmi şekil şartı öngörülmüş olmakla birlikte, mülkiyeti devir borcu doğuran bu sözleşmenin ihlali, satıcının temerrüdü, zapttan sorumluluk ve ayıptan sorumluluk gibi temel hukuki müesseseler taşınır satışında detaylı olarak düzenlenmiştir. TBK m. 246, taşınır satışına ilişkin bu kuralların, taşınmaz satışlarına da "kıyas yoluyla" uygulanmasını emrederek, borçlar hukuku sistematiği içindeki yasal boşlukları doldurmakta ve normatif bir bütünlük sağlamaktadır [3, 4]. Bu kapsamda, taşınmaz satımında satıcının mülkiyeti devir ve teslim borcunda temerrüde düşmesi veya taşınmazın üçüncü bir kişi tarafından üstün hak iddiasıyla zapt edilmesi (örneğin tapu iptali) hallerinde, hukuki çözüm TBK m. 246 vasıtasıyla taşınır satışına ilişkin ilgili hükümlerde aranır [4-8].
Madde metnindeki "taşınır satışına ilişkin kurallar" ibaresi, TBK m. 209 ile m. 236 arasında yer alan ve satıcının ile alıcının asli/yan borçlarını, yarar ve hasarın geçişini, satıcının temerrüdünü (m. 212), zapttan sorumluluğunu (m. 214 vd.) ve ayıptan sorumluluğunu (m. 219 vd.) kapsayan geniş bir bloktur. Doktrinde de (Eren, Oğuzman, Öz) vurgulandığı üzere, taşınmaz satış sözleşmesi de tam iki tarafa borç yükleyen (sinallagmatik) bir sözleşmedir ve satıcının borçlarının ifa edilmemesi ya da eksik ifa edilmesi durumunda, alıcının başvuracağı haklar kural olarak bu maddelere tabidir [4, 9].
Kanun koyucu, atıf yaparken "doğrudan uygulanır" demek yerine bilinçli bir biçimde "kıyas yoluyla uygulanır" ibaresini tercih etmiştir. Bunun temel nedeni, taşınır ve taşınmaz mülkiyetinin devri ve ayni hakların tesisi bakımından eşya hukukunda (TMK m. 704 vd.) birbirinden tamamen farklı rejimlerin geçerli olmasıdır. Taşınırlarda zilyetliğin devri (teslim) esas iken, taşınmazlarda tapu siciline tescil kurucu unsurdur [4, 10, 11]. Dolayısıyla, taşınır satışındaki "teslim" ve "zilyetliğin devri" kavramları, TBK m. 246 aracılığıyla taşınmaz satışına uygulanırken, olayın niteliğine ve eşya hukuku prensiplerine göre "tescil" ya da "zilyetliğin fiilen nakli" olarak anlaşılmalı ve somut olaya uyarlanarak uygulanmalıdır [4, 10].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Hukuk Daireleri (özellikle mülga 13. HD, yeni adıyla 3. HD), taşınmaz satış sözleşmelerindeki uyuşmazlıklarda TBK m. 246 (mülga BK m. 222) atfını tereddütsüz bir şekilde yerleşik içtihat hâline getirmiştir.
Özellikle zapttan sorumluluk (tapu iptali ve tescil sonucunda alıcının taşınmazı kaybetmesi) hallerinde Yargıtay, taşınmazın evveliyatının orman olması yahut başkaca bir üstün hakka dayanarak elden çıkması durumunda uyuşmazlığın TBK m. 246 yollamasıyla TBK m. 214 vd. (zapta karşı tekeffül) hükümlerine göre çözüleceğine karar vermektedir [14-16]. Yargıtay, burada açılacak davalarda (ödenen bedelin ve faizin, güncellenmiş değer veya doğrudan/dolaylı zararların iadesi) sebepsiz zenginleşme zamanaşımının (TBK m. 82) değil, sözleşmeye dayalı genel zamanaşımı olan on yıllık sürenin (TBK m. 146) geçerli olacağını içtihat etmiştir [14, 17-19]. Bu içtihatlar, kıyasen uygulanan taşınır hükümlerinin salt zilyetlik devri mantığıyla değil, taşınmaz hukukunun dinamiklerine göre uyarlandığını teyit etmektedir.
Olay 1 (Satıcının Temerrüdü ve Menfi Zarar): (A) ile (B) arasında, tapuya kayıtlı bir bağımsız bölüm için Noterlikçe usulüne uygun şekilde "düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi sözleşmesi" akdedilmiş, (B) daha sonra tapu devrini gerçekleştirmekten kaçınmıştır. Hukuki analiz: TBK m. 237/2 gereği geçerli olan bu sözleşmede, satıcı konumundaki (B), ifadan kaçındığı için temerrüde düşmüştür. TBK m. 246 uyarınca taşınır satışındaki satıcının temerrüdü hükümleri (TBK m. 212) ve kıyasen borçlunun temerrüdü genel kuralları uygulanır [4, 8]. Alıcı (A), TBK m. 125'e dayanarak sözleşmeden dönme hakkını kullanabilir ve menfi zararlarının (fiili zararlar ve kaçırılan fırsatlar) tazminini talep edebilir [9, 20].
Olay 2 (Taşınmazın Zapt Edilmesi / Eviction): (X), (Y)'ye tapuda malik olarak görüldüğü araziyi resmi şekilde satmış ve mülkiyeti devretmiştir. Ancak 3 yıl sonra Orman Genel Müdürlüğü tarafından açılan dava sonucunda, arazinin aslında kesin orman sınırları içinde kaldığı saptanmış ve tapu (X) aleyhine iptal edilerek Hazine adına tescil edilmiştir. Hukuki analiz: Somut olayda geçerli bir satış sözleşmesi mevcut iken, üçüncü kişi (Hazine), üstün hakkına dayanarak taşınmazı alıcı (Y)'nin elinden almıştır (tam zapt) [21-23]. TBK m. 246 atfıyla TBK m. 214 ve m. 217 hükümleri kıyasen devreye girer [3, 7]. (Y), (X)'ten taşınmaz için ödediği bedelin iadesini, doğrudan doğruya uğradığı diğer zararları (TBK m. 217) kusursuz sorumluluk esasına göre talep edebilir [23-26].
Doktrinde (Eren, Oğuzman, Öz) TBK m. 246'daki bu atıf yönteminin (kıyas yoluyla uygulama), yasama tekniği bakımından kanunu gereksiz yere uzatmaktan kurtardığı için yerinde olduğu ifade edilmiştir. Ancak, "kıyas" mefhumunun sınırları uygulayıcılar tarafından sıklıkla bulanıklaştırılmaktadır. Taşınır mülkiyetine ilişkin zilyetlik temelli birçok hüküm (örneğin TBK m. 208’deki "zilyetliğin devri ile yarar ve hasarın geçmesi" kuralı) taşınmazlar bağlamında dogmatik sorunlara yol açabilmektedir [11].
Zira taşınmaz mülkiyeti tescil ile geçer, tescil dışı hallerde salt zilyetliğin nakli bazı istisnalar (TBK m. 245 teslim hükmü hariç) yarar ve hasarı tek başına geçirmeye yetmez. Bu sebeple doktrin, her bir taşınır kuralının taşınmaz hukuku zemininde (TMK m. 705 vd.) dikkatli bir teleolojik yoruma ve adaptasyona tabi tutulmasını şart koşmaktadır. Ayrıca satıcının borçlarının ifa edilmemesi dolayısıyla TBK m. 125 dönme hakkı kullanıldığında bu dönmenin ayni etkili mi yoksa şahsi etkili mi sonuç doğuracağı (Klasik Dönme Kuramı vs. Yeni Dönme Kuramı) hususu, kıyas metodunun çözüm getirmekte zorlandığı derin teorik tartışmalar barındırmaktadır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.