Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 265

Özel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

8. Alıcının sözleşmeden cayma hakkı ve bu sebeple ödeyeceği cayma parası. 9. Sözleşmenin kurulduğu yer ve tarih. 2. Tarafların hak ve borçları a. Ödemelerin güvenceye bağlanması


Madde 265 - Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde alıcı, ödemeleri sözleşmede belirtilen bir bankada kendi adına açılacak gelir getiren bir tasarruf veya yatırım hesabına yatırmakla yükümlüdür. Banka, her iki tarafın çıkarlarını gözetmek zorundadır. Açılan hesaptan her iki tarafın rızasıyla ödeme yapılabilir. Bu rıza önceden verilemez. Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde alıcı, satılanın devrine kadar 269 uncu madde uyarınca sözleşmeden cayarsa satıcı, bu hesap üzerindeki bütün haklarını kaybeder.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Özel Borç İlişkileri kısmında, Satış Sözleşmesi başlığı altındaki "Kısmi Ödemeli Satışlar" ayrımında yer alan Ön Ödemeli Taksitle Satış kurumu, yapısal olarak alıcının ifa riskini en yüksek düzeyde taşıdığı sözleşme tiplerinden biridir. Ön ödemeli taksitle satış, TBK m. 264 hükmünde "alıcının taşınır bir malın satış bedelini önceden kısım kısım ödemeyi, satıcının da bedelin tamamen ödenmesinden sonra satılanı alıcıya devretmeyi üstlendikleri satış" olarak tanımlanmıştır [1]. Bu sözleşme modelinde, klasik satış sözleşmesindeki "aynı anda ifa" (uno flatu) kuralı [2] alıcı aleyhine tersine çevrilmekte; alıcı, malın mülkiyetini ve zilyetliğini devralmadan aylar veya yıllar önce ifaya başlamaktadır.

İşte TBK m. 265 hükmü, alıcının satıcıya karşı üstlendiği bu ağır ifa riskini dengelemek, satıcının olası iflası veya malı teslimden kaçınması ihtimallerine karşı alıcının ödediği anaparayı güvence altına almak amacıyla kaleme alınmış, son derece spesifik ve emredici nitelikte bir koruma normudur. İsviçre Borçlar Kanunu'ndaki (OR) paralel düzenlemelerden esinlenilerek hukukumuza kazandırılan bu madde, ödeme süresi belirli bir uzunluğu aşan veya belirsiz olan sözleşmelerde, ödemelerin doğrudan satıcının malvarlığına girmesini kesin bir dille yasaklamaktadır. Madde, ödemelerin bağımsız bir üçüncü kişi (banka) nezdinde, alıcının kendi adına açılacak, enflasyonist etkilere karşı korumalı (gelir getiren) bir hesapta bloke edilmesini amir kılmıştır [3, 4]. Bu yönüyle hüküm, sözleşme özgürlüğüne meşru bir müdahale teşkil etmekte ve sosyal devlet ilkesinin sözleşmeler hukukundaki yansımalarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Ödeme Süresinin Bir Yıldan Daha Uzun veya Belirsiz Olması Kriteri

Kanun koyucu, banka nezdinde güvence hesabı açılması zorunluluğunu tüm ön ödemeli taksitle satış sözleşmeleri için öngörmemiştir. Madde metni açıkça "Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde" ifadesine yer vermektedir [4]. Bu durum, kanunun uygulama alanını sınırlayan objektif bir eşiktir. Bir yıldan kısa süreli ön ödemeli satışlarda, alıcının karşılaşabileceği ekonomik riskin daha düşük olduğu ve paranın bloke edilmesinin ticari akışı gereksiz yere yavaşlatacağı düşünülmüştür. Dolayısıyla, ödeme süresi bir yıl veya daha az olan ön ödemeli sözleşmelerde, taraflar ödemelerin doğrudan satıcıya ifa edilmesini geçerli olarak kararlaştırabilirler [3]. Ancak süre bir yılı aşıyorsa veya sözleşmenin vadesi belirsiz ise, güvence mekanizması emredici olarak devreye girer.

2.2. Kendi Adına Açılacak Gelir Getiren Tasarruf veya Yatırım Hesabı

Hükmün temel koruma unsuru, ödenen bedelin aidiyetine ilişkindir. Alıcı, taksitleri satıcının hesabına değil, sözleşmede belirlenen bir bankada "kendi adına" açılacak bir hesaba yatırmak zorundadır [3, 4]. Hesabın alıcı adına açılması, satıcının iflası halinde bu paranın iflas masasına dâhil olmasını engeller. Paranın mülkiyeti, teslim gerçekleşip rızaen ödeme yapılana kadar alıcıda kalır. Ayrıca kanun koyucu, salt bir mevduat hesabını yeterli görmemiş, hesabın "gelir getiren bir tasarruf veya yatırım hesabı" olması şartını koşmuştur [3]. Bunun rasyosu, uzun ödeme süreci boyunca paranın enflasyon karşısında değer kaybetmesini önlemek ve alıcının satın alma gücünü korumaktır.

2.3. Bankanın Bağımsız Gözetim Yükümlülüğü ve Önceden Verilemeyen Ortak Rıza

TBK m. 265/2 uyarınca, "Banka, her iki tarafın çıkarlarını gözetmek zorundadır. Açılan hesaptan her iki tarafın rızasıyla ödeme yapılabilir. Bu rıza önceden verilemez." [4]. Burada bankaya kanundan doğan bir nevi yeddiemin (fiduciary) rolü yüklenmiştir. Banka, tarafların talimatlarına körü körüne uyan bir ödeme aracı değil, kanuni şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini denetleyen pasif bir teminat merciidir.

Hesaptaki paranın satıcıya aktarılabilmesi için "her iki tarafın rızası" kurucu unsurdur [3]. Dahası, kanun koyucu "Bu rıza önceden verilemez" diyerek, satıcıların genel işlem koşulları veya sözleşme metninin içine gizlenmiş matbu "Alıcı, yatırılan taksitlerin her ayın sonunda satıcıya aktarılmasını şimdiden gayrikabili rücu kabul eder" şeklindeki peşin muvafakatnameleri kesin olarak hükümsüz kılmıştır [3]. Rıza, ancak ödemenin satıcıya fiilen yapılacağı an itibarıyla, o somut işlem için taze ve güncel olarak verilmek zorundadır.

2.4. Cayma Hakkının Kullanılması ve Satıcının Hak Kaybı

Maddenin üçüncü fıkrası, TBK m. 269 hükmünde düzenlenen "sözleşmeden cayma" hakkı ile doğrudan bağlantılıdır. TBK m. 269 uyarınca alıcı, malın kendisine devrine kadar her zaman ön ödemeli satış sözleşmesinden cayma hakkına sahiptir [5]. Eğer alıcı bu hakkını kullanırsa, TBK m. 265/3 gereğince satıcı, söz konusu banka hesabı üzerindeki "bütün haklarını kaybeder" [6, 7]. Bu aşamada, hesap zaten alıcının kendi adına açılmış olduğundan, alıcı bloke halindeki bu meblağ üzerinde tek başına tasarruf yetkisine yeniden kavuşur. Satıcının cayma parası (TBK m. 269/2) veya başkaca zararlarının tazmini için bu hesaba doğrudan el atma veya blokenin kaldırılmasına itiraz etme hakkı bulunmamaktadır [6].

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 264 (Ön Ödemeli Taksitle Satışın Tanımı ve Şekli): TBK m. 265'in varlık sebebi, m. 264'te tarif edilen, bedelin tamamen ödenmesinden sonra malın teslim edileceği ağır satış modelidir. İlgili şekil şartlarına (yazılı şekil, zorunlu içerik) uyulmaması sözleşmeyi geçersiz kılacağı gibi, m. 265'teki güvence şartının dolanılması da emredici hükümlere aykırılık teşkil eder [1].
  • TBK m. 269 (Alıcının Cayma Hakkı): Alıcının malın devrine kadar serbestçe sözleşmeden dönebilmesine imkân tanıyan bu hüküm, TBK m. 265/3 ile organik bir bütündür. Alıcı caydığı anda, bankadaki güvence mekanizması satıcı lehine olan kilitlerini açar ve para alıcının serbest malvarlığına geri döner [5, 6].
  • TBK m. 267 (Satış Bedelinin Ödenmesi): Kanun, malın devri anında dahi alıcının korunmasına devam etmektedir. TBK m. 267'ye göre, satılanın devredilmesini isteyen alıcı, hesabındaki bakiyeden "en çok üçte birlik kısmını satıcı lehine serbest bırakabilir" [8]. Üstelik bu serbest bırakma işlemine ilişkin taahhüt dahi sözleşmenin kuruluşu sırasında önceden alınamaz [8].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Ön ödemeli taksitle satış sözleşmeleri, uygulamada (özellikle bankacılık finansmanının gelişmesiyle) büyük oranda terk edilmiş olsa da, konuya ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daire kararlarında (örneğin eski mülga kanunlar dönemindeki kampanyalı satışlar ve maketten gayrimenkul/devremülk satışlarına ilişkin kıyasen uygulanan ilkelerde) sözleşmenin zayıf tarafı olan tüketicinin/alıcının korunması esası katı bir şekilde uygulanmaktadır. Yargıtay, kanunun tüketiciyi ve alıcıyı korumak için öngördüğü önceden feragat yasaklarını, rıza şartlarını ve paranın alıcının malvarlığından peşinen çıkmasını engelleyen hükümleri "kamu düzeni" ve "emredici norm" niteliğinde değerlendirmektedir. Buna göre, TBK m. 265 kapsamında açılması gereken hesap açılmadan, elden veya doğrudan satıcı hesabına yapılan havaleler ile kurulan ön ödemeli sözleşme yapıları, satıcının kendi kusuruna dayanarak hak iddia edemeyeceği, alıcının ise her zaman ödediği bedelin iadesini (sebepsiz zenginleşme veya sözleşmenin tasfiyesi kurallarına göre) talep edebileceği yaptırımlarla karşılaşmaktadır.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca Senaryo): (A) isimli tüketici, (B) mobilya şirketi ile özel üretim bir mobilya takımı için ön ödemeli taksitle satış sözleşmesi imzalamıştır. Sözleşmeye göre (A), 18 ay boyunca her ay 5.000 TL ödeyecek, 18. ayın sonunda mobilyalar üretilip kendisine teslim edilecektir. Sözleşmenin 4. maddesinde "Alıcı, aylık ödemeleri satıcı (B) şirketinin TR... numaralı ticari hesabına her ayın 5. gününde yatırmakla yükümlüdür" ibaresi yer almaktadır. (A), 6 ay ödeme yaptıktan sonra sözleşmeden caymak istemiştir ancak şirket, paranın şirket hesaplarına geçtiğini, üretime başlandığını ve iade yapılmayacağını bildirmiştir. Hukuki Analiz: TBK m. 265/1 uyarınca ödeme süresi 1 yıldan uzun (18 ay) olan bu sözleşmede, ödemelerin satıcının hesabına değil, alıcının kendi adına açılacak gelir getiren bir hesaba yatırılması emredici bir yasa hükmüdür. Sözleşmedeki 4. madde, TBK m. 27/1 bağlamında kanunun emredici hükümlerine aykırı olduğundan kesin olarak hükümsüzdür. (B) şirketi, alıcının TBK m. 269 uyarınca sahip olduğu cayma hakkını engelleyemez. (A), hukuka aykırı şekilde satıcıya aktarılan bedelin derhal iadesini talep hakkına sahiptir.

Olay 2 (Kurmaca Senaryo): (X) kişisi, (Y) otomotiv firmasıyla 24 ay ödemeli, ön ödemeli araç alım sözleşmesi yapmıştır. TBK m. 265 kurallarına uygun şekilde, (Z) bankasında (X) adına gelir getiren bir hesap açılmıştır. Ancak sözleşmenin imza aşamasında (X)'e, "Banka hesabında biriken tutarın, her 3 ayda bir (Y) firmasının hesabına aktarılmasına şimdiden gayrikabili rücu rıza gösteriyorum" şeklinde matbu bir talimatname imzalatılarak bankaya verilmiştir. 3 ay sonra banka, parayı satıcıya aktarmıştır. Hukuki Analiz: TBK m. 265/2 son cümlesi "Bu rıza önceden verilemez" şeklinde açık ve emredici bir hüküm ihtiva etmektedir [4]. Tarafların sözleşme kuruluşu anında veya vade gelmeden çok önce verdikleri muvafakatnameler geçersizdir. Banka, "her iki tarafın çıkarlarını gözetmek" kanuni yükümlülüğünü ihlal etmiş ve önceden verilmiş geçersiz bir rızaya dayanarak ödeme yapmıştır. Bu durumda banka, söz konusu tutarın (X)'in malvarlığından çıkmasından dolayı oluşan doğrudan zarardan (ve bedelin iadesinden) müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulabilecektir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Ortak rızanın geçerli ve zamanında (önceden değil, ödeme anında) verildiğini, bankanın üzerine düşen gözetim yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispat yükü satıcıya ve bankaya aittir.
  • Zamanaşımı / Süreler: Alıcının hesaptaki paraya dokunulmaması veya sözleşmeden cayması için kullanacağı haklar (TBK m. 269) devir anına kadar her zaman kullanılabilir [5]. Ortaya çıkan uyuşmazlıklarda iade talepleri, sözleşmenin feshine bağlı tasfiye rejimine göre 10 yıllık genel zamanaşımı süresine (TBK m. 146) tabidir [9, 10].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Alıcının tüketici olduğu senaryolarda görevli mahkeme Tüketici Mahkemeleridir. Ayrıca TBK m. 262 emredici hükmü uyarınca "Yerleşim yeri Türkiye’de olan alıcı, tarafı olduğu taksitle satış sözleşmesinden doğacak uyuşmazlıklar konusunda, yerleşim yerindeki mahkemenin yetkisinden önceden feragat edemeyeceği gibi, tahkim sözleşmesi de yapamaz." [11].
  • Yaygın uygulama hataları: Satıcıların TBK m. 265 mekanizmasını hiç kurmayarak alıcıları doğrudan senet (bono) imzalayarak kendi hesaplarına ödeme yapmaya zorlamaları veya hesap açılsa bile matbu formlarla peşin rıza devşirmeleri en sık karşılaşılan hukuka aykırılıklardır.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu m. 265, İsviçre Borçlar Kanunu'ndan mehaz alınarak düzenlenmiş modern bir tüketici/zayıf taraf koruma kalkanıdır. Doktrinde Fikret Eren, Kemal Oğuzman ve Turgut Öz gibi muteber akademisyenlerin eserlerinde de işaret edildiği üzere [12, 13], ön ödemeli satışların en büyük tehlikesi satıcının iflası, dolandırıcılığı veya ifa imkânsızlığıdır. Bu bağlamda kanun koyucunun alıcının malvarlığını tamamen izole eden bu tasarrufu, teleolojik açıdan son derece isabetlidir.

Ancak doktrinsel bir eleştiri olarak şu husus sıklıkla dile getirilmektedir: Ön ödemeli satışların ekonomik rasyosu, satıcının peşin bir finansman, faizsiz bir işletme sermayesi (avans) elde ederek malı üretmesi veya tedarik etmesi üzerine kuruludur. TBK m. 265'in getirdiği katı bloke ve "önceden rıza yasağı", satıcının bu bedeli üretim sürecinde kullanmasını tamamen engellemektedir. Satıcı, teslim anına kadar bedele dokunamayacaksa, neden malı peşin satmak yerine enflasyon riskini göze alarak taksitli bir şekilde bağlasın? Bu hukuki ve ekonomik bariyer, "ön ödemeli taksitle satış" müessesesinin modern ticari hayatta fiilen ölmesine ve uygulanamamasına sebebiyet vermiştir. Kanun koyucu, alıcıyı korumak gayesiyle oluşturduğu bu zırhla, sözleşme tipinin ekonomik uygulanabilirliğini ortadan kaldırmıştır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.