Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 267

Özel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

c. Satış bedelinin ödenmesi


Madde 267 - Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde satış bedelinin, satılanın devri anında tamamen ödenmiş olması gerekir. Satılanın devredilmesini isteyen alıcı, hesabındaki bakiyeden, satış bedelinin en çok üçte birlik kısmını satıcı lehine serbest bırakabilir. Ancak, sözleşmenin kuruluşu sırasında buna ilişkin taahhütte bulunulamaz.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 267. maddesi, Özel Borç İlişkileri kısmının Satış Sözleşmesi bölümünde, "Kısmi Ödemeli Satışlar" ayrımı altında düzenlenen "Ön Ödemeli Taksitle Satış" müessesesinin bir parçasıdır [1, 2]. Ön ödemeli taksitle satış, alıcının taşınır bir malın satış bedelini önceden kısım kısım ödemeyi, satıcının da bedelin tamamen ödenmesinden sonra satılanı alıcıya devretmeyi üstlendikleri sözleşme tipidir (TBK m. 264) [1].

TBK m. 267, bu sözleşme tipinde satış bedelinin ödenmesi ve devir anındaki hesap işlemlerini düzenleyen özel ve emredici bir kanun hükmüdür. Ön ödemeli taksitle satışta, alıcı bedeli peşinen ve kısım kısım ödemekte, buna karşılık ifayı (malın teslimini) ilerideki bir tarihte beklemektedir [3, 4]. Bu durum, alıcı açısından ciddi bir ekonomik risk (satıcının iflası veya malı teslimden kaçınması gibi) barındırdığından, kanun koyucu TBK m. 265 ile ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde alıcının ödemelerini bir bankada kendi adına açılacak gelir getiren bir hesapta tutmasını zorunlu kılmıştır [5]. TBK m. 267 ise, satılanın devrinin talep edildiği evrede, banka hesabındaki bu meblağın satıcıya nasıl ve hangi sınırlar dahilinde aktarılabileceğini düzenleyerek, sözleşmenin ifa aşamasında alıcının mal varlığı değerlerinin ölçüsüz bir biçimde satıcının uhdesine geçmesini engellemeyi amaçlamaktadır [2, 6].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Ödeme Süresinin Bir Yıldan Uzun veya Belirsiz Olması

Hükmün uygulama alanını belirleyen ilk temel ölçüt, sözleşmedeki ödeme süresinin bir yıldan daha uzun veya belirsiz bir süre olarak kararlaştırılmış olmasıdır [2]. Kanun koyucu, bir yıldan daha kısa süreli sözleşmelerde ekonomik riskin daha az olduğu varsayımıyla bu tür ağır şekli ve güvence kurallarının uygulanmasını zorunlu görmemiştir. Ödeme süresinin bir yıldan uzun veya belirsiz olduğu hallerde, alıcının yapacağı kısmi ödemeler derhal satıcının mülkiyetine geçmemekte; kural olarak alıcı adına açılan bir banka hesabında güvence altında tutulmaktadır (TBK m. 265) [5].

2.2. Satış Bedelinin Tamamen Ödenmiş Olması Şartı

TBK m. 267'nin ilk cümlesine göre, satış bedelinin satılanın devri anında tamamen ödenmiş olması gerekmektedir [2]. Ön ödemeli taksitle satış sözleşmesinin asli unsuru, mülkiyetin ve zilyetliğin ancak satış bedelinin taksitler halinde ödenerek tamamen ifa edilmesinden sonra alıcıya devredilmesidir [1, 4]. Şayet devir işlemi, bedel tam olarak ödenmeden gerçekleştirilecek olursa, sözleşmenin niteliği değişerek klasik bir "taksitle satış" sözleşmesine dönüşme riski doğar (TBK m. 253) [7].

2.3. Hesaptaki Bakiyenin En Çok Üçte Birlik Kısmının Serbest Bırakılması

Madde metnindeki en kritik güvence mekanizması, satılanın devredilmesini isteyen alıcının, banka hesabındaki bakiyeden en çok üçte birlik (%33,3) bir kısmı satıcı lehine serbest bırakabilmesidir [2, 6]. Alıcı malın devrini istemek için hesabındaki tutarın tümünü satıcıya peşinen aktarmak zorunda bırakılamaz. Bu kısıtlama, borçlarını tamamen banka hesabına yatırdığı hâlde henüz satılanı fiilen devralmamış olan alıcının, satış bedelinin kalan (üçte ikilik) kısmını baştan satıcıya kaptırması ve devrin gerçekleşmemesi tehlikesine karşı getirilmiş etkili bir yasal korumadır [6]. Kalan bakiye, devrin hukuken ve fiilen tam olarak tamamlanmasının ardından satıcının uhdesine geçebilecektir.

2.4. Kuruluş Aşamasında Taahhütte Bulunma Yasağı

TBK m. 267'nin son cümlesi, alıcının hesabındaki bakiyeyi serbest bırakabileceğine yönelik izninin, sözleşmenin kuruluşu anında peşinen taahhüt edilemeyeceğini açıkça emreder [2, 6]. Ön ödemeli satışlar çoğunlukla genel işlem koşulları (matbu sözleşmeler) vasıtasıyla kurulduğu için, satıcıların sözleşmeye koyacakları "Alıcı, malın devri talep edildiğinde bedelin 1/3'ünü satıcı lehine peşinen serbest bırakmayı şimdiden kabul ve taahhüt eder" şeklindeki bir kaydın geçersiz sayılması amaçlanmıştır [6]. Böylelikle satıcıların, zayıf konumda olan alıcılar aleyhine, bu emredici korumayı dolanarak etkisiz kılmaları kesin olarak engellenmektedir [6].

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 264 (Ön Ödemeli Taksitle Satışın Tanımı ve Şekli): TBK m. 267, bu maddede tanımlanan sözleşme tipinin doğrudan bir ifa ve güvence kuralıdır. Satıcının bedel tamamen ödenene kadar malı devretmemesi esası, TBK m. 264/1'deki tanımla uyum içerisindedir [1].
  • TBK m. 265 (Ödemelerin Güvenceye Bağlanması): TBK m. 267'deki "hesabındaki bakiyeden" ifadesi, TBK m. 265 gereğince alıcı adına bir bankada açılan "gelir getiren tasarruf veya yatırım hesabı"na atıf yapmaktadır [5, 8]. Zira bedel satıcıya doğrudan elden ödenmemiş, banka hesabında bloke edilmiştir [5].
  • TBK m. 27 (Kesin Hükümsüzlük): TBK m. 267'nin son cümlesinde öngörülen, kuruluş aşamasında peşin taahhütte bulunma yasağı emredici bir kuraldır [2, 6]. Bu yasağa aykırı olarak sözleşmeye eklenen ve alıcının üçte birlik kısmı serbest bırakmasını peşinen taahhüt ettiği her türlü kayıt, TBK m. 27 bağlamında kesin hükümsüzdür (batıldır).
  • TKHK m. 4 (Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun - Temel İlkeler): Eğer alıcı ticari veya mesleki amaçla hareket etmeyen bir tüketiciyse, TBK'daki bu düzenlemelerin yanı sıra TKHK hükümleri de tüketici lehine uygulanacaktır [9, 10]. Kanun koyucunun TBK m. 267'de öngördüğü koruma mekanizması, tüketiciyi koruyan genel hukuk felsefesinin TBK sistematiğine yansımış bir hâlidir.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin yerleşik içtihatlarında, özellikle ön ödemeli ve taksitli satış sözleşmelerinde alıcıyı (ve sıklıkla tüketiciyi) korumaya yönelik emredici kurallara (şekil, önceden feragat yasağı, ödemelerin teminat altına alınması) sıkı sıkıya uyulması gerektiği vurgulanmaktadır. Yargıtay kararlarında, sözleşmenin kurulması anında alıcının yasal korumalardan peşinen feragat etmesi ya da emredici kuralın hilafına tek taraflı taahhütler altına sokulması durumlarında ilgili sözleşme kayıtlarının geçersiz olduğu sabit kabul edilmektedir [11, 12].

TBK m. 267'nin özel olarak ele alındığı durumlarda Yargıtay, satıcının malı usulüne uygun şekilde ve ayıpsız olarak devrettiğini ispatlamadıkça, alıcı adına bloke edilen hesabın satıcıya aktarılmasına onay vermemekte; sözleşme esnasında alınan matbu taahhütleri geçersiz kabul ederek dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve TBK m. 27 çerçevesinde iptal etmektedir. Bankaların bu bağlamda TBK m. 265/2 uyarınca her iki tarafın çıkarlarını gözetme konusundaki yasal yükümlülüğü de Yargıtay nezdinde müteselsil veya fer'i bir sorumluluk doğuracak şekilde titizlikle incelenmektedir [5].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: Bir alıcı (A), bir mobilya firmasıyla (S) 24 ay vadeli bir ön ödemeli taksitle satış sözleşmesi akdetmiştir. Anlaşma gereği, alıcı (A) 24 ay boyunca bedeli X Bankası'ndaki güvence hesabına yatıracaktır. 24. ayın sonunda malın devri talep edildiğinde (S), "Banka hesabındaki tutarın %50'sini tarafıma serbest bırakmazsan malı sevk etmem" talebinde bulunmuştur. Hukuki analiz: TBK m. 267/2 hükmü amirdir. Alıcı, malın devredilmesi aşamasında satıcı lehine hesabındaki bakiyenin en çok üçte birini (%33,3) serbest bırakabilir [2, 6]. Satıcı (S)'nin %50 oranında blokajın kaldırılmasını talep etmesi hukuka aykırıdır. Alıcı (A), en fazla üçte birlik kısmı serbest bırakmak şartıyla devri talep etme hakkına sahiptir ve ifadan kaçınan (S), temerrüde düşmüş olur.

Olay 2: (B), bir motorlu araç için bir galerici (G) ile 18 ay vadeli ön ödemeli satış sözleşmesi imzalamıştır. Sözleşmenin 12. maddesinde "Alıcı, sözleşmenin hitamında aracın tescil ve teslimi işlemlerinin başlaması adına, bankada biriken bakiyenin %30'unu şimdiden, gayrikabili rücu olarak satıcı lehine serbest bırakmayı taahhüt eder" şeklinde bir ibare mevcuttur. Hukuki analiz: Her ne kadar serbest bırakılması istenen oran %30 ile yasal sınır olan üçte birin altında kalsa da, TBK m. 267'nin son cümlesi gereğince sözleşmenin kuruluşu sırasında buna ilişkin taahhütte bulunulması kesin surette yasaktır [2, 6]. Bu nedenle, sözleşmenin 12. maddesindeki bu peşin taahhüt ve yetkilendirme kaydı TBK m. 27 uyarınca kesin olarak hükümsüzdür. Satıcı (G), sözleşme anında atılan bu imzaya dayanarak bankadan blokajın çözülmesini isteyemez.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Bakiyenin en fazla üçte birinin serbest bırakıldığı ve devir şartlarının gerçekleştiği hususunda ispat yükü, hakkını iddia eden tarafa (teslimatını ifa ettiğini öne süren satıcıya veya devri talep eden alıcıya) aittir. Alıcının kuruluş aşamasındaki rıza taahhütleri geçersiz olduğu için, devir anında verilen güncel onayın ispatı da satıcı ve banka tarafından yazılı delillerle yapılmalıdır.
  • Zamanaşımı / Süreler: Ön ödemeli ifa borcu genel kural gereği on yıllık, belli hallerde beş yıllık (TBK m. 270) bir zamanaşımı süresine tabidir [13]. Satıcının devir borcunda meydana gelecek temerrüt ve sözleşmenin ifası taleplerinde genel on yıllık zamanaşımı hükümleri dikkate alınır.
  • Görevli/Yetkili Mahkeme: Şayet alıcı 6502 sayılı TKHK uyarınca tüketici niteliğine sahipse, görevli mahkeme Tüketici Mahkemeleridir. Alıcının tacir olması veya malın ticari işletme için alınması hâlinde ise görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi olacaktır (TBK m. 272 uyarınca kısmi istisnalar gözetilerek) [14]. Yetkili mahkeme ise TBK m. 262'ye kıyasen (TBK m. 273 atfıyla) alıcının yerleşim yeri mahkemesidir ve alıcı bu yetkiden önceden feragat edemez [15, 16].
  • Yaygın Uygulama Hataları: Tacirlerin kullandığı standart tip sözleşme metinlerine, bedelin önceden serbest bırakılmasını sağlayacak temlik veya taahhüt kayıtlarının eklenmesi en yaygın hukuki hatadır [6]. İlgili bankaların, salt bu sözleşmedeki matbu hükme dayanarak ödeme gerçekleştirmesi durumunda bankanın hukuki sorumluluğu (TBK m. 265/2'deki "her iki tarafın çıkarlarını gözetmek zorundadır" hükmü gereği) da gündeme gelir [5].

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde TBK m. 267 hükmü, zayıf durumdaki alıcıları (çoğu zaman tüketicileri) koruması bakımından devrim niteliğinde ve son derece modern bir yaklaşım olarak takdir edilmektedir. Satıcının muhtemel bir iflasında ya da suiniyetli şekilde teslimden kaçınması hâlinde, paranın sadece üçte birlik bir kısmının risk altında kalması, mal varlığı dengesini sağlamada etkin bir araçtır [6].

Bununla birlikte doktrinde, üçte birlik oranın sınırlarının katılığı eleştirilmekte; ticari yaşamın ihtiyaçlarına uygun olarak, bazı durumlarda -örneğin satıcının ithal edeceği bir mal için peşin vergi ödemek zorunda kalması gibi fiili imkansızlıklarda- bu oranın daha esnek tutulabilmesine imkân tanıyan bir hakkaniyet düzenlemesinin (hâkim müdahalesiyle) eklenebileceği tartışılmaktadır. Nitekim kanun metninde yer alan "sözleşmenin kuruluşu sırasında taahhütte bulunulamaz" ifadesinin lafzi yorumu, ifa vaktine yaklaşırken sözleşmenin tadili niteliğindeki sonradan verilecek taahhütlerin geçerliliği hususunda tartışmalara yol açabilmektedir. Buna rağmen, normun emredici koruyucu ruhu göz önüne alındığında, yargısal uygulamalarda satıcı lehine yaratılacak her türlü muvazaalı serbest bırakma sözleşmesinin geçersiz addedilmesi isabetli bir hukuk politikası tercihidir [6].


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.