4. Uygulama alanının sınırlanması
Madde 272 - Alıcının tacir sıfatıyla hareket etmesi veya malın bir ticari işletmenin ihtiyacı için ya da meslekî amaçlarla satın alınması durumunda, 264 ilâ 271 inci maddeler uygulanmaz.
4. Uygulama alanının sınırlanması
Madde 272 - Alıcının tacir sıfatıyla hareket etmesi veya malın bir ticari işletmenin ihtiyacı için ya da meslekî amaçlarla satın alınması durumunda, 264 ilâ 271 inci maddeler uygulanmaz.
Akademik Değerlendirme
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Özel Borç İlişkileri kısmında, Satış Sözleşmesi başlığı altında yer alan "Ön Ödemeli Taksitle Satış" müessesesi (TBK m. 264-271), alıcının korunması amacıyla son derece sıkı şekil ve içerik şartlarına bağlanmıştır. Kanun koyucu, alıcının ekonomik zayıflığını ve peşin ödeme yapıp malı ileride teslim alma riskini göz önünde bulundurarak emredici koruma mekanizmaları ihdas etmiştir [1]. Ancak TBK m. 272, bu koruyucu çemberin sınırlarını çizen ve "Uygulama alanının sınırlanması" kenar başlığını taşıyan kritik bir istisna hükmüdür [2].
TBK m. 272 hükmü gereğince; alıcının tacir sıfatıyla hareket etmesi, malı bir ticari işletmenin ihtiyacı için veya mesleki amaçlarla satın alması durumunda, ön ödemeli taksitle satış sözleşmesini düzenleyen TBK m. 264 ilâ m. 271 hükümleri uygulama alanı bulmaz [2]. Bu düzenlemenin temel felsefesi, serbest piyasa ekonomisi ve sözleşme özgürlüğü ilkeleri çerçevesinde, ticari ve mesleki faaliyette bulunan kişilerin, sıradan bir tüketici veya vatandaş gibi paternalist (devletin koruyucu) müdahalelerine ihtiyaç duymamasıdır. Zira tacirler, basiretli bir iş adamı gibi hareket etmekle yükümlüdür ve ticari hayatın gerektirdiği çabukluk, esneklik ve risk alma kapasitesi, ön ödemeli taksitle satışlardaki ağır şekil şartları ve emredici sürelerle bağdaşmaz. Doktrinde de isabetle vurgulandığı üzere, TBK m. 272'de öngörülen bu sınırlama salt alıcı tarafın niteliklerine yöneliktir ve koruyucu hükümlerin ticari işlemlere sirayet etmesini engeller [3].
TBK m. 264 hükmüne göre ön ödemeli taksitle satış; alıcının taşınır bir malın satış bedelini önceden kısım kısım ödemeyi, satıcının da bedelin tamamen ödenmesinden sonra satılanı alıcıya devretmeyi üstlendikleri satıştır [1]. TBK m. 272'nin devreye girmesiyle birlikte, bu sözleşmenin tanımlandığı, şekli (yazılı geçerlilik şartı) ve zorunlu içeriğinin belirlendiği m. 264 hükmü tacirler ve mesleki amaçlı alıcılar için uygulanmaz hale gelir [3].
Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerine göre bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimse tacirdir. TBK m. 272 kapsamında "tacir sıfatıyla hareket etme", alıcının işlemi kendi ticari işletmesi nam ve hesabına yapmasını ifade eder. Alıcının tacir sıfatıyla hareket ettiği durumlarda, ön ödemeli taksitle satışın sıkı kuralları (örneğin alıcının temerrüdüne ilişkin m. 271) tatbik edilmeyecek, işlemin ticari niteliği gereği genel hükümler ve TTK kuralları devreye girecektir [4].
Alıcı formel olarak "tacir" sıfatını haiz olmasa dahi (örneğin bir esnaf, avukat veya doktor), eğer malı salt kendi ticari/esnaf işletmesinin ihtiyacı veya serbest meslek faaliyeti için satın alıyorsa, yine TBK m. 272'deki istisna kapsamına girecektir [3]. Mesleki amaç, kişinin geçimini sağlamak üzere yürüttüğü bağımsız faaliyetler (serbest meslek erbabının ofis mobilyası veya tıbbi cihaz alması gibi) kapsamında değerlendirilir. Bu kıstas, tüketici işlemi (kişisel ihtiyaç) ile ticari/mesleki işlem sınırını çizen objektif bir ayrım noktasıdır [5].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Dairelerinin yerleşik içtihatlarında, bir sözleşmenin tüketici (veya korunan sıradan alıcı) işlemi mi yoksa ticari/mesleki bir işlem mi olduğu titizlikle incelenmektedir. Yargıtay kararlarında, bir malın mesleki veya ticari faaliyetin icrası amacıyla satın alınması halinde, alıcının koruyucu kanun hükümlerinden (TKHK veya TBK'nın taksitle/ön ödemeli taksitle satış kurallarından) yararlanamayacağı, olayın genel hükümlere ve TTK'ya göre çözümlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Örneğin, bir doktorun muayenehanesi için aldığı cihaz veya bir çiftçinin tarımsal faaliyetleri (mesleki faaliyeti) için aldığı traktör nedeniyle açtığı davalarda Yargıtay, alıcının tüketici veya adi alıcı sayılamayacağını, işlemin mesleki amaçla yapıldığını ve dolayısıyla ticari nitelikteki bu işlemlerde kanunun koruyucu (cayma, ihbar sürelerindeki esneklikler vb.) hükümlerinin uygulanamayacağını belirtmektedir (Örn. Yargıtay 19. HD, E. 2015/10751, K. 2016/2252 vb. benzer nitelikteki kararlar) [5, 7].
Olay 1: Bir anonim şirket, üretim tesisinde kullanmak üzere yurt dışından ithal edilecek ve özel olarak üretilecek 5 adet sanayi tipi makine için bir tedarikçi ile anlaşmıştır. Sözleşmeye göre şirket, makinelerin bedelini 12 ay boyunca eşit taksitler halinde (ön ödemeli olarak) ödeyecek, tedarikçi ise son taksitin ödenmesini müteakip 1 ay içinde makineleri teslim edecektir. Şirket, sözleşmenin noterde veya resmi yazılı şekilde yapılmadığını, TBK m. 264'teki zorunlu unsurları içermediğini ileri sürerek sözleşmenin kesin hükümsüzlüğünü iddia etmektedir. Hukuki analiz: TBK m. 272 açıkça "Alıcının tacir sıfatıyla hareket etmesi... durumunda 264 ilâ 271 inci maddeler uygulanmaz" demektedir [2]. Alıcı bir anonim şirkettir ve işlemi tacir sıfatıyla, ticari işletmesinin ihtiyacı için yapmıştır. Bu nedenle ön ödemeli taksitle satışın katı şekil şartlarını (yazılılık) ve zorunlu içeriğini düzenleyen TBK m. 264 uygulanmaz [3]. Sözleşme, genel hükümlere göre şekil serbestisi ilkesi (TBK m. 12) kapsamında geçerli olarak kurulmuştur; alıcının hükümsüzlük iddiası reddedilmelidir.
Olay 2: Bir mimar, mesleki çizimlerini yapmak üzere bağımsız mimarlık ofisine yüksek donanımlı bir bilgisayar istasyonunu, bedelini 6 aylık ön ödeme planıyla ödemek üzere sipariş etmiştir. Mimar, 3. ve 4. taksitleri ödemede temerrüde düşmüştür. Satıcı, derhal sözleşmeden döndüğünü bildirmiş ve genel temerrüt hükümleri (TBK m. 125) uyarınca tazminat talep etmiştir. Mimar ise satıcının TBK m. 271 uyarınca kendisine öncelikle bir aylık ek ödeme süresi tanıması gerektiğini savunmaktadır. Hukuki analiz: Satın alınan bilgisayar istasyonu, mimarın "mesleki amaçlarla" satın aldığı bir maldır. TBK m. 272 uyarınca malın mesleki amaçlarla satın alınması halinde TBK m. 271 (Alıcının temerrüdü ve ek süre verilmesi zorunluluğu) uygulanmaz [2]. Dolayısıyla, alıcının temerrüdü halinde TBK m. 117 vd. genel hükümleri devreye girer [4]. Satıcı, genel hükümlere göre şartları oluşmuşsa ek süre (mehil) vererek veya ifası beklenemeyecek bir durum varsa mehil vermeksizin sözleşmeden dönme hakkını kullanabilir. Mimarın TBK m. 271'e dayalı savunması geçersizdir.
Doktrinde TBK m. 272 hükmünün varlığı, sözleşme özgürlüğü ve ticari hayatın dinamikleri açısından son derece isabetli bulunmaktadır. Ön ödemeli taksitle satışlardaki sıkı düzenlemeler (şekil şartı, zorunlu unsurlar, cayma parası kısıtlamaları, uzun mehil verme zorunlulukları) hukuk sistemine, ekonomik olarak zayıf ve iradesi manipüle edilmeye açık "tüketici/adi alıcı" kitlesinin korunması saikiyle dâhil edilmiştir [3].
Bununla birlikte, küçük esnafın (örneğin bakkalın) mesleki ihtiyacı için yaptığı bir alımda dahi bu korumadan mahrum bırakılması doktrinde zaman zaman eleştirilmektedir; zira her küçük esnafın hukuki ve ekonomik bilgisinin, büyük bir sermaye şirketi ile bir tutulamayacağı ileri sürülmektedir. Ancak yasa koyucu, ticari işlerde ve mesleki faaliyetlerde "sübjektif zayıflık" yerine "objektif amaç" kriterini esas almayı tercih etmiştir. Bu durum, hukuki öngörülebilirlik ve güvenlik ilkesine (lex mercatoria ve TTK ilkelerine) uygun bir yasama tekniğidir. TBK m. 272'nin açık lafzı, hukuki belirsizlikleri ortadan kaldırarak ticari işlemlerin akamete uğramasını başarılı bir şekilde engellemektedir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.