1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Özel Borç İlişkileri" kısmında, 285 ila 298. maddeler arasında düzenlenen bağışlama sözleşmesi, bir kimsenin sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bir başkasına karşılıksız olarak kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşmedir [1]. Bağışlama sözleşmesi, kuruluş tarzı ve ifa anına göre "elden bağışlama" ve "bağışlama sözü verme" (bağışlama vaadi) olmak üzere ikili bir ayrıma tabi tutulmuştur [2], [3].
TBK m. 288 hükmü, bağışlama sözleşmesinin borçlandırıcı işlem niteliğindeki görünümü olan "bağışlama sözü verme" müessesesinin şekil şartlarını ve bu şekil şartlarına uyulmamasının hukuki sonuçlarını düzenlemektedir [4], [5]. Bağışlama sözü verme, bağışlayanın malvarlığında anında bir eksilme (tasarruf işlemi) yaratmamakta; bağışlayanı ileride ifa edilecek bir kazandırma borcu altına sokmaktadır [5]. Bağışlayanın tek taraflı olarak karşılıksız bir borç altına girmesi ve malvarlığında ivazsız bir eksilme meydana gelmesi tehlikesi karşısında, kanun koyucu bağışlayanı aceleci ve düşüncesizce alınmış kararlardan korumak amacıyla geçerlilik şekli öngörmüştür [4]. Mehaz İsviçre Borçlar Kanunu (OR m. 243) ile paralel olarak kaleme alınan bu madde, bağışlama konusunun taşınır veya taşınmaz olmasına göre ikili bir şekil şartı öngörmüş; ayrıca şekle aykırılığın ifa yoluyla iyileşmesi (tahvil/sağaltım) ilkesini kanunlaştırmıştır [6], [7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Bağışlama Sözü Verme Kavramı ve Hukuki Niteliği
Bağışlama sözü verme (bağışlama taahhüdü), taraflardan birinin (bağışlayan) diğer tarafa (bağışlanan) karşılıksız bir edimde bulunmayı taahhüt ettiği, tek tarafa borç yükleyen, rızai bir sözleşmedir [1], [3]. İfadesindeki "söz verme" terimi yanıltıcı olmamalıdır; bu müessese bir ön sözleşme (sözleşme yapma vaadi) değil, başlı başına asıl borç ilişkisini kuran bir borçlandırıcı işlemdir [6]. Sözleşmenin kurulması anı ile ifa anının birbirinden ayrıldığı bu türde, borçlandırıcı işlem ile tasarruf işlemi arasında belirgin bir zaman farkı bulunmaktadır [4].
2.2. Yazılı Şekil Şartı (TBK m. 288/1)
TBK m. 288/1 uyarınca, kural olarak taşınır malların ve hakların bağışlanması sözü vermenin geçerliliği yazılı şekle tabidir [8], [5]. Kanun koyucu, bağışlayanın ciddiyetini sağlamak ve iradesini açıkça ortaya koymak amacıyla adi yazılı şekli yeterli görmüştür. Bağışlama sözleşmesi, her ne kadar iki tarafın irade beyanının uyuşmasını gerektiren bir sözleşme olsa da, tek tarafa borç yükleyen bir hukuki işlemdir [3]. Bu noktada TBK m. 14/1 hükmü devreye girer: "Yazılı şekilde yapılması öngörülen sözleşmelerde borç altına girenlerin imzalarının bulunması zorunludur" [8], [9]. Dolayısıyla, yazılı şekil şartı yalnızca bağışlama taahhüdünde bulunan (bağışlayan) açısından geçerlidir; bağışlananın yazılı bir kabul beyanına veya imzasına gerek yoktur, örtülü kabul dahi sözleşmenin kurulması için yeterlidir [8], [10].
2.3. Resmî Şekil Şartı (TBK m. 288/2)
Maddenin ikinci fıkrası, bağışlama sözü vermenin konusunun bir taşınmaz mülkiyeti veya taşınmaz üzerindeki ayni bir hak olması ihtimalini özel olarak düzenlemiştir. Bu tür bağışlama vaatlerinin geçerliliği, kesin bir emredici kural olarak resmî şekle bağlanmıştır [9], [4]. Taşınmazlara ilişkin işlemlerde, mülkiyetin nakli taahhüdünü içeren hukuki işlemlerin nerede ve nasıl yapılacağı hususu TMK m. 706 ve Tapu Kanunu m. 26 çerçevesinde belirlenir [11]. Dolayısıyla, tapulu taşınmazların bağışlama taahhüdü için öngörülen resmî şekil, noterler tarafından değil, tapu sicil müdürlüklerinde yetkili memur huzurunda düzenleme şeklinde yapılmalıdır [11], [12], [2]. Noterde düzenlenen hibe (bağışlama) senetleri, eğer söz konusu taşınmaz tapuya kayıtlı ise geçerlilik şartını sağlamadığından geçersiz sayılmaktadır [11]. Ancak önemle belirtilmelidir ki, tapusuz taşınmazlar eşya hukuku bağlamında taşınır mal hükmünde kabul edildiklerinden, bunların bağışlama sözü vermesi resmî şekle değil, adi yazılı şekle tabidir [9], [13].
2.4. Şekil Noksanlığının İfa ile Düzelmesi (TBK m. 288/3)
Maddenin üçüncü fıkrası, şekle uyulmadan yapılan geçersiz bir bağışlama sözü vermenin, bağışlayan tarafından fiilen yerine getirilmesi (ifa edilmesi) hâlinde elden bağışlama hükümlerine tabi olacağını, dolayısıyla geçerli hâle geleceğini öngörmektedir [7]. Bu durum, geçersiz bir işlemin kanun gereği geçerli bir işleme dönüşmesini (tahvilini) ifade eder. Zira elden bağışlama, herhangi bir şekil şartına tabi olmaksızın, sadece malın zilyetliğinin devri (teslim) yoluyla gerçekleşen bir tasarruf işlemidir [7], [14]. Ancak fıkranın son cümlesi çok net bir istisna getirmiştir: Geçerliliği resmî şekle bağlanmış olan bağışlamalarda (yani tapulu taşınmazlarda), şekle aykırı olarak yapılan sözleşme ifa edilse dahi (örneğin taşınmazın zilyetliği bağışlanana teslim edilse dahi) sözleşme geçerli hâle gelmez [7], [2].
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 12 ve m. 14: TBK m. 12/2 gereği, kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak geçerlilik şeklidir ve şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz [15], [7]. TBK m. 288'deki şekil şartlarının ihlali doğrudan kesin hükümsüzlük sonucunu doğurur. TBK m. 14 bağlamında ise, borç altına sadece bağışlayan girdiği için imzası aranan tek taraf bağışlayandır [8], [9].
- TBK m. 289: Elden bağışlamayı düzenleyen bu madde, TBK m. 288/3 hükmünün yollama yaptığı temel kurumdur. Elden bağışlamada sözleşmenin kurulması ile ifası (tasarruf işlemi) aynı anda gerçekleşir ve taşınırlar için geçerlidir [14], [2].
- TMK m. 706, Tapu Kanunu m. 26: Taşınmazların devri borcunu doğuran sözleşmelerin resmî şekilde yapılması gerektiği ve bu resmî senedin tapu memuru tarafından tanzim edileceğine ilişkin hükümler, TBK m. 288/2’nin uygulama usulünü göstermektedir [11], [12], [2].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Dairelerinin yerleşik içtihatlarında, bağışlama sözü vermenin geçerlilik şartları tavizsiz bir biçimde uygulanmaktadır. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihadına göre, tapuya kayıtlı bir taşınmazın bağışlama taahhüdü mutlaka tapu sicil memuru önünde resmî senetle yapılmalıdır. Adi yazılı veya noterde re'sen düzenleme şeklinde yapılan taşınmaz bağışlama vaatleri, mülkiyetin nakli taahhüdü doğurmayacağından şekil eksikliği nedeniyle geçersizdir [16], [15]. Nitekim Yargıtay kararlarında, tapuda kayıtlı taşınmazlar yönünden noterde düzenlenen "hibe senedi"nin iptal ve tescil talebi için yeterli ve geçerli bir hukuki sebep teşkil etmediği açıkça vurgulanmaktadır [15]. Öte yandan tapusuz taşınmazların devri zilyetliğin devri yoluyla olduğundan, Yargıtay bu tür hakların elden bağışlama yoluyla ve şekilsiz olarak geçerli biçimde devredilebileceğini kabul etmektedir [13].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
Bay (A), bir antika saati arkadaşı (B)'ye bağışlamak istediğini adi yazılı bir kâğıda yazıp altını imzalamış ve (B)'ye postalamıştır. (B) bu kâğıdı teslim almış ancak hiçbir yazılı cevap vermemiştir. Bir süre sonra (A), saati teslim etmekten vazgeçtiğini, sözleşmenin (B) tarafından imzalanmadığı için geçersiz olduğunu iddia etmektedir.
Hukuki analiz: TBK m. 288/1 gereği taşınır mallarda bağışlama sözü vermenin geçerliliği yazılı şekle tabidir. TBK m. 14/1 uyarınca, yazılı şekil şartında sadece borç altına girenin imzası yeterlidir. Bağışlama tek tarafa borç yükleyen bir sözleşme olup borç altına giren yalnızca (A)'dır [8], [9]. (B)'nin örtülü kabulü sözleşmenin kurulması için yeterlidir [8], [10]. Bu sebeple (A)'nın iddiası hukuki dayanaktan yoksundur; bağışlama sözü verme geçerli olarak kurulmuştur.
Olay 2:
(C), yeğeni (D)'ye tapuda kendi adına kayıtlı olan bir yazlık evi hediye etmek amacıyla noterde resmî bir "Bağışlama Taahhütnamesi" düzenletmiştir. (C), evin anahtarlarını (D)'ye teslim etmiş ve (D) evde yaşamaya başlamıştır. Ancak (C) daha sonra tapuda devir işlemini gerçekleştirmekten imtina etmiştir. (D), noterde düzenlenen resmî senede ve evin kendisine teslim edilmesine (TBK m. 288/3) dayanarak tapu iptal ve tescil davası açmıştır.
Hukuki analiz: TBK m. 288/2 gereği tapulu taşınmazların bağışlanması sözü vermenin geçerliliği resmî şekle bağlıdır ve bu resmî şekil TMK m. 706 ve Tapu Kanunu m. 26 uyarınca tapu memuru huzurunda yapılmalıdır [11], [12]. Noterde yapılan işlem geçersizdir [11]. Her ne kadar evin anahtarı verilerek zilyetlik devredilmiş olsa da, TBK m. 288/3'ün son cümlesi uyarınca, geçerliliği resmî şekle bağlanmış olan bağışlamalarda (tapulu taşınmazlarda) şekle aykırılık ifa ile (elden bağışlamaya dönüşerek) iyileşemez [7], [2]. Bu nedenle (D)'nin açtığı tapu iptal ve tescil davası reddedilecektir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Bağışlama sözleşmesinin geçerli şekil şartlarına uygun olarak kurulduğunu ispat yükü, bağışlama konusu malı veya hakkı talep eden bağışlanana aittir. Zilyetliğin devri yoluyla elden bağışlama iddialarında teslim olgusunu bağışlanan ispat etmelidir [13].
- Zamanaşımı / Süreler: Geçerli bir bağışlama sözü verme sözleşmesine dayanan ifa davaları, TBK m. 146 uyarınca 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir.
- Görevli/yetkili mahkeme: Taşınmazların bağışlanmasından kaynaklanan tapu iptal ve tescil davalarında veya taşınır mal bağışlamalarının ifası taleplerinde görevli mahkeme, HMK m. 2 uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesidir. Taşınmazın aynına ilişkin uyuşmazlıklarda yetkili mahkeme taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir (kesin yetki).
- Yaygın uygulama hataları: Tapuya kayıtlı taşınmazlar için adi yazılı sözleşme veya noterde "hibe senedi" düzenletilmesi ve bu belgelere dayanılarak cebri tescil (TMK m. 716) talep edilebileceğinin düşünülmesi uygulamadaki en büyük hatadır [11], [15]. Ayrıca bağışlananın imzasının bulunmamasının şekil eksikliği yaratacağının zannedilmesi bir başka yanılgıdır; yazılı bağışlama taahhüdünde sadece bağışlayanın imzası yeterlidir [8], [9].
7. Eleştirel Değerlendirme
TBK m. 288 hükmü genel yapısı itibariyle bağışlayanı koruma amacına ve borçlar hukuku sistematiğine (özellikle şekil kurallarının emredici doğasına) uygundur. Ancak, noterde düzenlenen taşınmaz bağışlama vaatlerinin geçersiz sayılması katı bir şekilcilik eleştirisine konu edilmektedir. Zira noter huzurunda iradesini resmî ve güvenilir bir memur önünde beyan etmiş olan bir kişinin acelecilikten veya bilgisizlikten korunduğu açıktır. Nitekim Tapu Kanunu m. 26 düzenlemesine karşılık, taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin noterde düzenlenmesi kanunen geçerli kabul edilirken (Noterlik K. m. 60), bağışlama vaadinin katı biçimde sadece tapu memuru nezdinde yapılması zorunluluğu, hukuki işlemlerdeki güvenilirlik ve irade muhtevasının tespiti bağlamında tartışmalıdır. Ayrıca TBK m. 288/3 hükmü, tapusuz taşınmazların devrini bir taşınır mal gibi değerlendirerek şekilsiz elden bağışlama imkânı sunarken, tapulu taşınmazlarda ifanın (zilyetlik devri) işlemi kurtaramaması, Türk eşya hukukunun tapu siciline bağladığı mutlak değerle tutarlı olsa da somut olay adaletini bazen zedeleyebilecek niteliktedir [9], [7], [13].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.