A. Tanımı
Madde 299 - Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.
A. Tanımı
Madde 299 - Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.
Akademik Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Özel Borç İlişkilerini düzenleyen İkinci Kısmı'nın Dördüncü Bölümü, "Kira Sözleşmesi" başlığını taşımaktadır. TBK m. 299, kira sözleşmesine ilişkin "Genel Hükümler" ayrımının ilk maddesi olup, bu hukuki müessesenin yasal tanımını ve kurucu asli unsurlarını vazetmektedir [1, 2].
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (eBK) döneminde kira sözleşmeleri, "Adi Kira" ve "Hasılat Kirası" olarak düzenlenmişken; bunun yanında 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun (GKHK) ile de taşınmaz kiralarına ilişkin ayrı bir hukuki rejim ihdas edilmişti [3-5]. Türk kira hukukunda on yıllarca süren bu ikili yapı, 6098 sayılı TBK'nın yürürlüğe girmesiyle birlikte terk edilmiş; konut ve çatılı işyeri kiralarına ilişkin özel ve emredici kurallar, TBK m. 339-356 arasında kanunlaştırılmak suretiyle kira hukuku tek bir çatı altında sistematize edilmiştir [6-8]. Hukuki güvenlik ilkesi gereği, kira ilişkilerinin tamamına uygulanacak tek kanunun 6098 sayılı TBK olması, kanun koyucunun bütüncül bir hukuki metin yaratma iradesini yansıtmaktadır [7, 8].
TBK m. 299 hükmü, İsviçre Borçlar Kanunu'nun (OR) 253. maddesine tekabül etmektedir. İlgili hükmün lafzında eski BK'daki "kiralayan" tabiri yerine, kiracı ile oluşabilecek terminolojik karışıklıkları önlemek amacıyla çok daha isabetli bir terim olan "kiraya veren" ifadesi tercih edilmiştir [9, 10]. Kira sözleşmesi, hukuki niteliği itibariyle tam iki tarafa borç yükleyen (sinallagmatik), rızaî, ivazlı ve sürekli edimli bir sözleşmedir [11-13].
Kira sözleşmesinin ilk kurucu unsuru, kiraya verenin bir "şeyin" kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmasıdır [1, 14]. Burada kiracıya mülkiyet değil, fer'î zilyetlik sıfatıyla eşya üzerinde fiilî hâkimiyet kurma ve eşyanın tahsis amacına uygun kullanım hakkı devredilmektedir [12, 15]. Kanun koyucu, sadece kullanmayı (örn. adi kira) veya kullanmayla birlikte yararlanmayı (örn. ürün kirası) bu kavram içerisine dahil etmiştir [16]. Kiralanan "şey", taşınır veya taşınmaz bir eşya olabileceği gibi, ürün kirası bakımından bir hak ya da ticari işletme de olabilmektedir [17, 18].
Kira sözleşmesi, doğası gereği ivazlı bir sözleşmedir. TBK m. 299'da yer alan "kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği" ibaresi, ivazın sözleşmenin asli unsuru (essentialia negotii) olduğunu gösterir [2, 19]. Eğer bir şeyin kullanımı bedelsiz olarak bir kimseye bırakılıyorsa, bu ilişki kira sözleşmesi değil, kullanım ödüncü (ariyet) sözleşmesi niteliğini taşır [19, 20]. Doktrinde, kira bedelinin kural olarak bir miktar para olması gerektiği ifade edilmekle birlikte, tarafların paradan başka bir ekonomik değeri, malı veya hizmeti bedel olarak belirlemelerinin karma nitelikli bir sözleşme doğuracağı savunulmaktadır [19, 21].
Sözleşme, her iki tarafın birbirine uygun ve karşılıklı irade beyanlarıyla (icap ve kabul) kurulur. Kiraya verenin kullandırma edimi ile kiracının bedel ödeme edimi karşılıklı olarak mutabakata bağlanmalıdır [15, 19]. Kanun, kira sözleşmesinin geçerliliğini (kural olarak) herhangi bir şekil şartına bağlamamıştır; bu itibarla kira sözleşmeleri sözlü yahut fiilî (zımni) irade uyuşması ile dahi geçerli olarak kurulabilir [22, 23].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Dairelerinin istikrar kazanmış kararlarında, m. 299 bağlamında "sözleşme ilişkisinin varlığı" ve "kira bedelinin" niteliği önemle vurgulanmaktadır. Yargıtay'ın 04.03.1968 tarihli ve 1966/14 E., 1968/7 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nda vurgulandığı üzere; kira parası, kiralananın kullanılması karşılığıdır. Belediye resimleri yahut benzer vergiler bir hizmetin karşılığı olup kural olarak kira parasının bir cüz'ü sayılamaz ve salt bu nedenle temerrüt ihtarı çekilemez [29, 30].
Bununla birlikte, Yargıtay sözlü kira sözleşmelerinin varlığı inkâr edildiğinde, iddia makamının kira ilişkisinin mevcudiyetini ve aylık kira bedelinin miktarını hukuka uygun kesin delillerle (özellikle HMK m. 200 çerçevesinde senetle ispat sınırı aşıldığında) ispat etmesi gerektiğini içtihat etmiştir. Davalının kiracılık ilişkisine karşı çıkması halinde davacı (kiraya veren), kiracılık ilişkisini yazılı belge veya (delil başlangıcı ile desteklenen hallerde yahut yemin delili ile) ispatlamak zorundadır [23, 31, 32].
Olay 1: Şirket yöneticisi (A), mülkiyeti kendisine ait olan lüks bir konutu, bedelsiz olarak kullanması ve bakımını yapması kaydıyla bir yıllığına yakın arkadaşı (B)'ye tahsis etmiştir. Altı ay sonra (A), konuta acil gereksinimi olduğunu iddia ederek (B)'den taşınmazı derhal tahliye etmesini talep etmiş, (B) ise TBK m. 299 vd. hükümlerine dayanarak geçerli bir konut kira sözleşmesi bulunduğunu ve usulüne uygun fesih veya tahliye davası sürelerine uyulmadığını ileri sürmüştür. Hukuki Analiz: TBK m. 299 uyarınca kira sözleşmesinin kurucu unsurlarından biri "kira bedeli"dir. Olayda (A) ile (B) arasında ivaz (bedel) öngörülmemiştir. Sadece evin bakımının üstlenilmesi, mutlak bir ivaz olarak değerlendirilemeyeceğinden; taraflar arasındaki hukuki ilişki kira sözleşmesi (TBK m. 299) değil, kullanım ödüncü (ariyet) sözleşmesidir (TBK m. 379). Dolayısıyla (B), kira hukukunun kiracıyı koruyucu özel hükümlerinden yararlanamaz.
Olay 2: (X), (Y)'ye ait bir işyerinde beş yıldır faaliyet göstermektedir. Taraflar arasında yazılı bir sözleşme metni imzalanmamıştır. (X), her ayın ilk iş günü (Y)'nin banka hesabına piyasa rayiçlerine uygun bir miktarı "işyeri kira bedeli" açıklamasıyla EFT yapmaktadır. İlerleyen süreçte (Y), işyerini daha yüksek bir bedelle üçüncü bir kişiye kiralamak amacıyla, yazılı bir sözleşme bulunmamasını gerekçe göstererek (X)'i fuzuli şagil (haksız işgalci) sıfatıyla tahliye etmek ister. Hukuki Analiz: TBK m. 299 kapsamında kira sözleşmesi herhangi bir geçerlilik şekline tabi kılınmamıştır. (X)'in taşınmazı fiilen kullanması ve karşılığında (Y)'ye düzenli olarak kira bedeli ödemesi ile her iki asli unsur (kullanım ve bedel) gerçekleşmiştir. Banka dekontları, fiili icra ile birlikte taraflar arasında zımni yolla da olsa geçerli bir kira sözleşmesinin kurulduğunu ispatlamaktadır. (Y)'nin fuzuli şagil iddiası mesnetsiz olup, uyuşmazlığa çatılı işyeri kirası hükümleri uygulanacaktır.
Türk hukuku öğretisinde Fikret Eren, Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Halûk Tandoğan gibi müelliflerce de vurgulandığı üzere, kira sözleşmesi, kiracının şahsi hakkını güçlendiren sosyal mülahazalar ile donatılmıştır [34, 35]. Ancak TBK m. 299'un kaleme alınışında ve genel sözleşme mimarisinde, özellikle karma nitelikli kullanım bedelleri (örneğin ciro üzerinden kira bedeli belirlenmesi) ile ürün kirası ayrımının muğlaklığı zaman zaman yargı kararlarında zikzaklara yol açmaktadır [36, 37].
Bunun yanı sıra, mülga 818 sayılı BK ile 6570 sayılı GKHK ikili yapısının 6098 sayılı TBK ile giderilmesi hukuk tekniği açısından üstün bir adım olmakla beraber; m. 299'daki soyut ifadenin (örneğin "kullanma ile birlikte ondan yararlanılmasının bırakılması") m. 357'deki ürün kirası ile arasındaki sınır çizgisini, ticari işletme kiraları özelinde yetersiz bıraktığı doktrinde sıklıkla eleştirilmektedir [38, 39]. Zira ticari işletmelerin salt mekan olarak mı (m. 299 kapsamında), yoksa gelir getiren bir organizasyon olarak mı (m. 357 kapsamında) kiraya verildiği ayrımı yargılama sürecini uzatan bir belirsizlik yaratmaktadır.
[Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.]