1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Dördüncü Bölümünde düzenlenen kira sözleşmelerine ilişkin genel hükümlerin başında, kiraya verenin asli edim yükümlülüklerini tayin eden TBK m. 301 yer almaktadır [1, 2]. Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği, sürekli edimli ve karşılıklı borç yükleyen rızai bir sözleşmedir [3, 4]. Bu tanımdan hareketle, kiraya verenin en temel ve birincil borcu, kiraya konu olan şeyi sözleşmede öngörülen tarihte ve belirlenen amaca uygun, kullanmaya elverişli bir durumda kiracıya teslim etmek ve sözleşme süresi boyunca da bu elverişliliği muhafaza etmektir [5, 6].
Maddenin sistematiği incelendiğinde, kanun koyucunun kiraya verenin borçlarını anlık bir "teslim" işleminden ibaret görmediği, bu borcu sözleşmenin devamı boyunca sürecek bir "bulundurma/muhafaza etme" borcu ile tamamladığı görülmektedir [5, 7]. Ayrıca madde, kira hukukuna hâkim olan "kiracıyı koruma" ilkesinin en somut tezahürlerinden birini barındırmaktadır. Hükmün ikinci cümlesi ile, konut ve çatılı işyeri kiraları bakımından teslim ve kullanıma elverişli bulundurma borcunun kiracı aleyhine değiştirilemeyeceği kesin bir emredici kurala bağlanmış; diğer kira sözleşmeleri bakımından ise genel işlem koşulları yoluyla kiracı aleyhine düzenleme yapılması yasaklanmıştır [1, 2].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Teslim Borcu
Teslim borcu, kira sözleşmesinin ifa sürecini başlatan ve kiracının kiralanan üzerindeki fiili hâkimiyetini (zilyetliğini) kurmasını sağlayan kurucu nitelikteki edimdir. Kiraya veren, sözleşmede kararlaştırılan tarihte kiralananı kiracıya teslim etmek zorundadır [1]. Bu teslimin zamanında yapılmaması, kiraya verenin borçlu temerrüdüne düşmesine yol açar ve kiracıya TBK m. 125 vd. genel hükümler çerçevesinde aynen ifa, gecikme tazminatı veya sözleşmeden dönme ile menfi/müspet zarar tazmini talep etme hakkı verir [8].
2.2. Sözleşmede Amaçlanan Kullanıma Elverişli Durumda Bulundurma
Kiraya verenin borcu yalnızca malı teslim anı ile sınırlı kalmayıp, sürekli bir nitelik arz eder. Kiralananın, sözleşme süresince kullanım amacına uygun olarak bulundurulması yükümlülüğü kiraya verenin üzerindedir [7]. Kiralanan şeyin, taraflarca kararlaştırılan amaca tahsis edilebilmesi için taşıması gereken asgari standartlar bu borcun kapsamını belirler. Eğer kiralanan, kullanım amacına uygun bir şekilde teslim edilmemişse veya sözleşme süresi içerisinde sonradan kullanılamayacak ya da kullanım amacı önemli ölçüde azalacak hale gelirse, kiraya verenin "ayıptan doğan sorumluluğu" gündeme gelir [6, 7].
2.3. Hükmün Emredici Niteliği ve Genel İşlem Koşulları Yasağı
TBK m. 301, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'ndan ve 6570 sayılı mülga Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'dan devralınan korumacı yaklaşımı daha da ileri taşımıştır. Düzenlemeye göre, "konut ve çatılı işyeri kiralarında" teslim ve kullanıma elverişli bulundurma borcuna ilişkin bu kural, kiracı aleyhine değiştirilemez [1, 2]. Bu, mutlak (veya nispi) emredici bir kuraldır. Sözleşmeye, örneğin çatı akması veya tesisat çökmesi gibi esaslı bakım ve onarımların kiracıya ait olacağına dair konulacak hükümler, konut ve çatılı işyeri kiralarında kesin olarak geçersizdir. Öte yandan, konut ve çatılı işyeri kirası niteliği taşımayan diğer kira sözleşmelerinde (örneğin adi taşınır kiraları veya çatısız arsa kiraları), bu kuralın aksinin tarafların serbest iradesi ve bireysel müzakeresi ile kararlaştırılması mümkündür. Ancak bu tür diğer kiralarda bile, kiraya veren önceden tek yanlı olarak hazırladığı "genel işlem koşulları" (TBK m. 20 vd.) vasıtasıyla bu borçtan kurtulamaz veya borcun kapsamını kiracı aleyhine daraltamaz [2].
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 304 ve m. 305 (Ayıptan Sorumluluk): TBK m. 301 ile kiraya verenin ayıptan sorumluluğu arasında kopmaz bir bağ vardır. TBK m. 301 gereği teslim ve bulundurma borcunun ihlali, malın ayıplı olması sonucunu doğurur. Kiralananın önemli ayıplarla teslimi veya sonradan ayıplı duruma gelmesi hâlinde kiracı, ayıbın giderilmesini, kira bedelinden indirim yapılmasını, sözleşmenin feshini veya zararının tazminini (TBK m. 305, 306) talep edebilir [9-12].
- TBK m. 112 ve m. 125 (Borca Aykırılık ve Temerrüt): Teslim borcunun hiç yerine getirilmemesi veya vadesinde ifa edilmemesi durumunda genel hükümler olan temerrüt kuralları devreye girer. Kiracı, fiili teslim tarihine kadar geçen süre için yoksun kaldığı kârı veya kira kaybı niteliğindeki müspet zararını talep edebilir [8].
- TBK m. 317 (Temizlik ve Bakım Giderleri): Kiraya verenin TBK m. 301 kapsamındaki esaslı onarım ve bulundurma borcunun istisnası, kiracının TBK m. 317 uyarınca "olağan kullanım için gerekli temizlik ve bakım giderlerini" ödeme borcudur. Küçük onarımlar (ampul değişimi, basit musluk tamiri vb.) kiracıya aitken, kiralananın yapısından kaynaklanan esaslı onarımlar (çatı onarımı, tesisat değişimi vb.) m. 301 ve m. 361 çerçevesinde mutlak surette kiraya verene aittir [13-15].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay uygulamalarında, TBK m. 301 kapsamında kiraya verenin teslim borcunun fiilen ve hukuken eksiksiz yerine getirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre, sözleşmede kararlaştırılan tarihte teslimin gerçekleşmemesi halinde ispat yükü kiraya verene aittir [16].
Bir Yargıtay kararında açıkça vurgulandığı üzere, "Konutun hangi tarihte davacıya teslim edildiğinin ispat yükü davalı tarafta olup, mahkemece davalı tarafın gösterdiği deliller toplanmak suretiyle zarar yönünden kira kaybı belirlenerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi" gerektiği içtihat edilmiştir [16]. Ayrıca Yargıtay, tarafların serbest iradesiyle dahi olsa konut ve çatılı işyerlerinde çatının akması, ana taşıyıcı kolonların hasar görmesi gibi mülkiyet hakkından doğan esaslı onarım sorumluluklarının kiracıya devredilmesine yönelik sözleşme hükümlerini geçersiz kabul etmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Konut Kirasında Sonradan Ortaya Çıkan Esaslı Ayıp):
Taraflar arasında akdedilen 2 yıl süreli konut kira sözleşmesinin 6. ayında, binanın ana su tesisatındaki yapısal bir çökme nedeniyle evin zeminini su basmış ve daire kullanılamaz hale gelmiştir. Kiraya veren, sözleşmedeki "kiralananın her türlü tesisat ve onarım masrafı kiracıya aittir" maddesine dayanarak onarımı yapmaktan kaçınmıştır.
Hukuki analiz: TBK m. 301 uyarınca, kiraya veren kiralananı sözleşme süresince kullanıma elverişli bulundurmakla yükümlüdür. Bu hüküm, konut kiralarında kiracı aleyhine değiştirilemez. Dolayısıyla sözleşmedeki onarım masraflarının kiracıya ait olduğuna dair madde kesin olarak geçersizdir [1, 2]. Su tesisatının çökmesi olağan bir temizlik veya bakım gideri (TBK m. 317) olmadığından, asli bir ayıptır. Kiracı, TBK m. 305 ve 306 uyarınca ayıbın giderilmesini, bedel indirimini isteyebilir veya ayıp kullanım elverişliliğini ortadan kaldırdığı için sözleşmeyi haklı nedenle feshedebilir [9, 10, 12].
Olay 2 (Çatılı İşyeri Kirasında Geç Teslim ve Kar Mahrumiyeti):
Bir alışveriş merkezinde restoran olarak kullanılmak üzere kiralanan dükkân, sözleşmede belirtilen 1 Eylül tarihinde değil, ancak 1 Aralık tarihinde hukuken ve fiilen kiracıya teslim edilebilmiştir. Kiracı bu 3 aylık gecikme dönemi için kazanç kaybı talebiyle dava açmıştır.
Hukuki analiz: Kiraya veren, TBK m. 301 uyarınca teslim borcunu vadesinde yerine getirmeyerek temerrüde düşmüştür. TBK m. 125 vd. gereğince, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde alacaklı sıfatını haiz olan kiracı, geç ifadan (teslimden) kaynaklanan müspet zararını (kira kaybı, yoksun kalınan kâr vb.) kiraya verenden talep etme hakkına sahiptir. Teslimin yapıldığı tarihi ispat yükü kiraya verendedir [8, 16].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Sözleşme kurulduktan sonra kiralananın kararlaştırılan tarihte, sözleşmede amaçlanan kullanıma uygun ve eksiksiz şekilde teslim edildiğini ispat yükü kural olarak kiraya verene aittir [16]. Buna karşılık, teslim alma sırasında olağan bir incelemeyle anlaşılabilecek (açık) ayıplar veya kullanım sırasında sonradan ortaya çıkan ayıplar bakımından, bu ayıpları kiraya verene bildirme ve ispat yükü kiracıya geçer [14, 17, 18].
- Zamanaşımı / Süreler: Kira sözleşmesinden doğan alacak davaları ile tazminat talepleri kural olarak TBK m. 146 gereğince 10 yıllık genel zamanaşımı süresine; periyodik edim niteliğindeki kira bedeli alacakları ise TBK m. 147/1 gereğince 5 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Kiracının sonradan ortaya çıkan ayıplara ilişkin bildirim külfetini "gecikmeksizin" yerine getirmesi yasal bir zorunluluktur (TBK m. 318) [14].
- Görevli/yetkili mahkeme: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 4/1-a bendi uyarınca, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın, kira ilişkisinden doğan (ilamsız icra yoluyla tahliye hariç) tüm uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi'dir [19-21].
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada sıklıkla, hazır matbu kira sözleşmelerine "kiralananın tüm bakım, onarım, tesisat ve çatı masrafları kiracıya aittir" şeklinde maddeler eklenmektedir. Bu maddelerin konut ve çatılı işyerleri için TBK m. 301'in açık emredici lafzı karşısında hiçbir hukuki geçerliliği bulunmadığının göz ardı edilmesi, en yaygın uygulama hatalarından biridir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TBK m. 301 ekseninde yürütülen en önemli tartışmalardan biri, kiraya verenin ayıptan doğan sorumluluğunun niteliğine ilişkindir. Bir kısım yazarlar, ayıptan doğan sorumluluğun müstakil bir garanti sorumluluğu olduğunu ileri sürerken; ağırlıklı görüş, kiraya verenin asli borcunun TBK m. 301 uyarınca sözleşmeye uygun teslim etmek ve sözleşme süresince bu halde bulundurmak olduğunu, dolayısıyla ayıptan doğan sorumluluğun bizzat bu 301. maddenin (asli edim yükümlülüğünün) bir uzantısı ve ihlali niteliğinde olduğunu savunmaktadır [6, 22]. Başka bir ifadeyle, ayıptan doğan borçlar kanunen bağımsız gibi görünse de, temelinde yatan ihlal m. 301'deki "kullanıma elverişli bulundurma" asli borcuna aykırılıktır [6].
Ayrıca kanun koyucunun TBK m. 301'de sadece "konut ve çatılı işyeri" kiraları için mutlak (veya tek taraflı) emredici kural öngörmesi, ürün kirası veya çatısız arsa kiraları gibi sözleşmelerde kiracının korunmasını yalnızca genel işlem koşulları (TBK m. 20) denetimine terk etmesi, zayıf konumda olabilecek diğer kiracı tiplerinin korunması açısından doktrinde zaman zaman eleştirilmektedir. Buna rağmen, TBK m. 301'in çağdaş borçlar hukuku prensipleri ile sosyal devlet ilkesini bağdaştıran, mülkiyet hakkının sosyal sınırlarını kira hukuku bağlamında netleştiren son derece temel ve isabetli bir norm olduğu doktrinde genel kabul görmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.