1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 364. maddesi, kanunun "Özel Borç İlişkileri" kısmında, "Kira Sözleşmesi" başlığı altındaki üçüncü ayırım olan "Ürün Kirası" (Hasılat Kirası) bölümünde yer almaktadır. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (eBK) 278. maddesini karşılayan bu hüküm, dildeki sadeleştirme ve kenar başlığının "Kiracının Kullanma ve İşletme Borcu" şeklinde revize edilmesi dışında esaslı bir felsefi değişikliğe uğramamıştır [1].
Ürün kirası; kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği, tam iki tarafa borç yükleyen ve sürekli nitelikte bir sözleşmedir [2], [3]. TBK m. 364 hükmü, ürün kirası sözleşmesini, adi kira sözleşmesinden ayıran en temel yapı taşlarından biri olan "işletme yükümlülüğü"nü (Betriebspflicht) düzenlemektedir. Adi kira sözleşmelerinde kural olarak kiracının kiralananı kullanma zorunluluğu (mecburiyeti) bulunmazken; ürün kirasında kiracı, kiralanan şeyi veya hakkı sadece kullanmakla kalmayıp, onu özgülendiği ekonomik amaca uygun olarak işletmek ve ürün vermeye elverişli hâlde bulundurmakla "yükümlüdür" [4]. Kanun koyucu, bu hükümle kiraya verenin, ürün veren malvarlığı değerinin (örneğin bir tarım arazisinin veya ticari işletmenin) ekonomik kapasitesinin, müşteri çevresinin ve verimliliğinin korunmasındaki üstün haklı menfaatini güvence altına almıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Özgülendiği Amaca Uygun ve İyi Bir Biçimde İşletme Yükümlülüğü
TBK m. 364/1 uyarınca kiracı, kiralananı özgülendiği amaca uygun ve iyi bir biçimde işletmek zorundadır. "Özgülenme amacı", tarafların sözleşme kurarken zımnen veya sarahaten üzerinde uzlaştıkları, kiralanan şeyin veya hakkın tahsis edildiği ekonomik fonksiyondur. Örneğin, bir otel olarak kiralanan ticari işletmenin "iyi bir biçimde işletilmesi", o alandaki dürüst, basiretli ve özenli bir işletmecinin (bonus pater familias / basiretli tacir) sergileyeceği işletme standardını ifade eder. Kiracı, kiralananı atıl (boş) bırakamaz veya özgülenme amacını tek taraflı olarak değiştiremez. Doktrinde bazı yazarlar, işletme yükümlülüğünün ancak kiralayanın zarara uğrayacağı durumlara indirgenmesi gerektiğini (nispi yükümlülük) savunsa da, hâkim görüş ve Yargıtay içtihatları bu yükümlülüğün mutlak bir borç olduğunu kabul etmektedir [5], [6]. Zira bu yükümlülük, ürün kirası sözleşmesine karakterini veren kurucu unsurlardandır [7].
2.2. Ürün Vermeye Elverişli Durumda Bulundurma Borcu
Hükmün devamında yer alan "özellikle ürün vermeye elverişli bir durumda bulundurmakla yükümlüdür" ifadesi, bakım ve koruma mükellefiyetinin somutlaştırılmış hâlidir. Ürün kirasına konu olan şey, TMK m. 685 anlamında doğal (tarımsal ürünler, hayvan yavruları vb.) veya hukuki (ticari işletmenin kârı, alt kira bedelleri vb.) ürün getiren bir malvarlığı değeridir [8], [9]. Kiracı, tarımsal bir araziyi nadasa bırakma kurallarına uygun sürmek, ticari bir işletmenin müşteri çevresini (peştemaliyesini) korumak ve demirbaşların periyodik bakımlarını yapmak zorundadır. Aksi hâlde kiralanan, "ürün verme" vasfını yitirebilir veya ekonomik değerinde telafisi güç eksilmeler meydana gelebilir.
2.3. İşletme Usulünü Değiştirme Yasağı
TBK m. 364/2, kiracının işletme serbestisine çok önemli bir sınırlama getirmektedir: Kiracı, kiraya verenin izni olmaksızın, kiralananın işletme usulünü, kira süresinin bitiminden sonra etkisi görülebilecek biçimde değiştiremez. Bu kural, kiraya verenin kira ilişkisi sona erdikten sonra söz konusu malvarlığı değerini aynı ekonomik verimlilikle teslim alabilmesi (iade) amacına hizmet eder. Örneğin, bir meyve bahçesindeki ağaçların sökülerek araziye sebze ekilmesi veya geleneksel bir lokantanın konseptinin tamamen değiştirilerek gece kulübüne dönüştürülmesi, kalıcı etkileri olan işletme usulü değişiklikleridir ve kesinlikle kiralayanın rızasına tabidir.
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 357 (Ürün Kirasının Tanımı): TBK m. 364’teki işletme yükümlülüğü, TBK m. 357’de tanımlanan "kullanma ve ürünlerin devşirilmesi" amacının mantıksal bir sonucudur [2]. Kiralayan, mülkiyetin üç yetkisinden ikisi olan kullanma ve yararlanma (usufruct) haklarını kiracıya terk ederken [10], karşılığında kiracının bu hakları bir "borç" bilinciyle kullanmasını ve malı işletmesini talep etme hakkına sahip olur [11].
- TBK m. 316 (Özenle Kullanma ve Komşulara Saygı Gösterme Borcu): Adi kiralar için öngörülen özenle kullanma borcunun, ürün kirasındaki yoğunlaştırılmış ve aktif davranış gerektiren özel görünümü TBK m. 364'tür. Ancak aralarındaki fark açıktır; adi kirada kiracı kiralananı sadece özenle kullanmakla yükümlü iken (hiç kullanmama hakkı kural olarak varken) [4], ürün kirasında bizzat "işletmek" zorundadır [12].
- TMK m. 685 (Ürün Kavramı): Hükümde bahsi geçen "ürün vermeye elverişli durum" ifadesinin çerçevesi, TMK m. 685'teki doğal ve hukuki ürün tanımları çerçevesinde belirlenir [8].
- TBK m. 112 (Borcun İfa Edilmemesi): Kiracının işletme yükümlülüğüne aykırı davranması, doğrudan doğruya akde aykırılık teşkil eder ve genel hükümler uyarınca tazminat sorumluluğu ile sözleşmenin feshi sonuçlarını doğurur.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında, adi kira ile ürün kirası ayrımında, TBK m. 364'teki "işletme yükümlülüğü" önemli bir inceleme konusu yapılmakla birlikte, içtihatlar çoğunlukla "işletme hakkının devri" ve "ruhsatın devri" noktalarına odaklanmaktadır [13], [14]. Bununla birlikte Yargıtay, kiracının işletme yükümlülüğünün mutlak olduğu yönündeki hâkim doktrin görüşünü zımnen desteklemekte ve kiracının kiralanan işletmeyi atıl bırakmasını veya fena işletmesini akde aykırılık ve sözleşmenin kiraya veren tarafından haklı nedenle feshi için yeterli bir sebep olarak kabul etmektedir [5]. Yargıtay, tarafların sadece kira bedelini hâsılata (ciroya) orantılı olarak belirlemiş olmalarını tek başına sözleşmeyi ürün kirası yapmaya yeterli görmemekte, işletme yükümlülüğünün ve yararlanma hakkının somutlaşmış olmasını aramaktadır [15], [16].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
(A) Şirketi, kendisine ait olan tam teşekküllü ve faal durumdaki bir akaryakıt istasyonunun işletme hakkını ve demirbaşlarını 10 yıllığına (B) Petrol A.Ş.’ye kiralamıştır. Ancak (B) Petrol A.Ş., kendi ticari stratejileri doğrultusunda söz konusu istasyondaki pompaları kapatmış, satışı durdurmuş ve istasyonu sadece kendi nakliye tırları için bir dinlenme ve park alanı olarak kullanmaya başlamıştır.
Hukuki Analiz: Taraflar arasındaki sözleşme, ticari bir işletmenin hasılat (ürün) kirası sözleşmesidir. (B) Şirketinin istasyonu faal olarak işletmemesi ve atıl durumda park alanına çevirmesi, TBK m. 364/1'de amir olan "kiralananı özgülendiği amaca uygun ve iyi bir biçimde işletme" ile "ürün vermeye elverişli bir durumda bulundurma" borçlarına açıkça aykırıdır. Bu ihlal, (A) Şirketine kira sözleşmesini feshetme ve istasyonun müşteri çevresini kaybetmesinden doğan zararların tazminini talep etme hakkı verir. Nitekim ürün kirasında kiracının kullanmama gibi bir serbestisi yoktur [4].
Olay 2:
Bir tarım arazisini 5 yıllığına ürün kirası sözleşmesiyle kiralayan (C), kiralayan (D)'nin izni olmaksızın, arazide yıllardır sürdürülen yıllık buğday ekimi faaliyetini durdurarak, toprağın kimyasını kalıcı olarak değiştiren ve 10 yılda hasat veren özel bir endüstriyel ağaç türü dikmiştir.
Hukuki Analiz: (C)'nin bu tasarrufu TBK m. 364/2 hükmünün açık bir ihlalidir. Zira kiracı, kiraya verenin izni olmaksızın işletme usulünü (kısa vadeli tahıl tarımından uzun vadeli ağaçlandırmaya geçiş) değiştirmiştir ve bu değişikliğin etkisi kira süresi (5 yıl) bittikten sonra da devam edecek niteliktedir. Kiralayan (D), sözleşmeye aykırılık sebebiyle sözleşmeyi derhâl feshedebilir ve arazinin eski hâline getirilmesi için gereken masrafları tazminat olarak talep edebilir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Kiracının işletme yükümlülüğünü ihlal ettiğini veya işletme usulünü izinsiz olarak kalıcı şekilde değiştirdiğini ispat yükü, kural olarak iddia eden kiraya verene (TMK m. 6) aittir. Kötü işletme neticesinde doğan değer eksikliklerinin kiracının kusurundan (işletme hatasından) kaynaklanmadığının ispatı ise kiracıdadır (TBK m. 112).
- Zamanaşımı / Süreler: Kiracının işletme borcuna aykırı davranması nedeniyle kiraya verenin uğradığı zararlara ilişkin tazminat talepleri, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklandığı için TBK m. 146 uyarınca on (10) yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir.
- Görevli/yetkili mahkeme: HMK m. 4/1-a uyarınca, kira sözleşmesinden kaynaklanan her türlü uyuşmazlık (fesih, tahliye, tazminat) dava konusunun değerine bakılmaksızın Sulh Hukuk Mahkemesinin görev alanına girer. Yetkili mahkeme ise genel kural olarak davalının yerleşim yeri veya sözleşmenin ifa yeri mahkemesidir.
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada sıkça yapılan bir hata, salt kira bedelinin ciro veya kâr üzerinden oranla belirlendiği her sözleşmeyi "ürün kirası" sanarak TBK m. 364'ü katı şekilde uygulamaktır. İşletme yükümlülüğü ancak işletme hakkının (yararlanma hakkının) bir bütün olarak devredildiği gerçek ürün kiralarında söz konusu olur [15]. Aksi hâlde işlem sıradan bir çatılı işyeri kirası olup, kiracının işletmeyi kapatma (atıl tutma) hakkı bulunabilir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TBK m. 364'te yer alan "işletme yükümlülüğü"nün hukuki niteliği ve sınırları tartışmalıdır. Bazı yazarlar, işletme yükümlülüğünün ancak kiralayanın somut bir zarara uğrayacağı durumlarda (örneğin kiranın kârdan pay olarak belirlendiği ihtimallerde veya işletmenin marka değerinin düşmesi tehlikesinde) söz konusu olduğunu ileri sürmektedir [6]. Ancak ağırlıklı ve kanaatimizce daha isabetli görüşe göre, bu yükümlülük sözleşmenin doğasından kaynaklanan mutlak bir yükümlülüktür. Kanun koyucunun düzenlemesi, sadece kiralayanın kira bedelini almasını değil, aynı zamanda mülkiyet objesinin verimliliğini ve ekonomik yaşam döngüsünü korumayı hedeflemektedir [7]. Bu nedenle kanun lafzındaki emredici ifadenin esnetilmesi doğru değildir. İsviçre Borçlar Kanunu (OR m. 283) uygulamasında da işletme mükellefiyeti, ürün kirasının olmazsa olmaz yapı taşı olarak değerlendirilmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.