Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 366

Özel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

F. Alt kira ve kullanım hakkını devir yasağı


Madde 366 - Kiracı, kiraya verenin rızası olmaksızın kiralananı başkasına kiraya veremeyeceği gibi, kullanım ve işletme hakkını da başkasına devredemez. Ancak kiracı, kiralananda bulunan bazı yerleri, kiraya veren için zarar doğuracak bir değişikliği gerektirmemek koşuluyla kiraya verebilir. Kiracının, başkasıyla yaptığı bu kira sözleşmelerine, alt kiraya ilişkin kurallar, kıyas yoluyla uygulanır.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 366. maddesi, kanunun "Özel Borç İlişkileri" kısmında, "Kira Sözleşmesi" başlığı altındaki üçüncü ayırım olan "Ürün Kirası" bölümünde yer almaktadır. Söz konusu madde, ürün kirası sözleşmelerinde alt kira ve kullanım/işletme hakkının devri hususunu özel olarak düzenlemekte ve sınırlandırmaktadır [1, 2].

Ürün kirası (hasılat kirası), kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği, niteliği gereği kiracının şahsi yeteneklerinin ve işletme kapasitesinin büyük önem taşıdığı bir sözleşme tipidir [3-5]. Sözleşmenin bu kendine has karakteri, kiralanan şeyin korunması ve verimliliğinin sürdürülmesi açısından kilit rol oynar. Bu nedenle kanun koyucu, ürün kirasında adi kiradan farklı olarak, sözleşme konusu malın veya hakkın başkasına devrini ya da alt kiraya verilmesini sıkı şekil şartlarına ve kural olarak kiraya verenin rızasına tâbi tutmuştur [1, 2].

Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (eBK) 284. maddesinde sadece "alt kira sözleşmesinin yapılması" kural olarak yasaklanmışken; 6098 sayılı TBK m. 366 ile bu yasak genişletilerek "kullanım ve işletme hakkını devir yasağı" da kanun metnine açıkça derç edilmiştir [6]. Böylece, kanun koyucu eski dönemdeki doktrinel tartışmalara ve yoruma dayalı boşluklara son vererek, ürün kirasında kiracının edimlerini bizzat ifa etmesi gerektiği kuralını güçlendirmiştir [6].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Alt Kira Yasağı ve İşletme Hakkının Devri Yasağı

Maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesi uyarınca, kiracı, kiraya verenin rızası olmaksızın kiralananı başkasına kiraya veremeyeceği gibi, kullanım ve işletme hakkını da başkasına devredemez [1, 2].

Bu hükmün temel dayanağı, ürün kirasının özünde yatan "işletme yükümlülüğü"dür. TBK m. 364 gereğince ürün kiracısı, kiralananı özgülendiği amaca uygun ve iyi bir biçimde işletmekle ve ürün vermeye elverişli bir durumda bulundurmakla yükümlüdür [1, 7, 8]. İşletme yükümlülüğünün söz konusu olması, kiracının ticari liyakatini, dürüstlüğünü ve basiretini doğrudan ön plana çıkarır. Dolayısıyla kiralayan, taşınmazı veya işletmeyi kendi seçtiği ve güvendiği bir kişiye emanet etmektedir. Kiracının, bu güven ilişkisini göz ardı ederek işletme hakkını veya kullanım hakkını üçüncü bir kişiye devretmesi, sözleşmenin temelindeki güveni sarsacağı gibi kiralananın ekonomik değerine de zarar verebilir. Bu nedenle kural, "rızasız devir ve alt kira yasağı"dır [1, 2].

2.2. "Zarar Doğurmayacak Şekilde" Kısmî Alt Kira İstisnası

Kanun koyucu mutlak bir yasaklama yerine, ticari hayatın olağan akışını ve ekonomik ihtiyaçları gözeterek m. 366/1'in ikinci cümlesinde bir istisna öngörmüştür: "Ancak kiracı, kiralananda bulunan bazı yerleri, kiraya veren için zarar doğuracak bir değişikliği gerektirmemek koşuluyla kiraya verebilir" [2].

Bu istisnanın uygulanabilmesi için iki temel şartın varlığı aranır:

  1. Alt kiraya verilen alan, kiralananın bütünü veya ana işletme faaliyeti olmamalı, "kiralananda bulunan bazı yerler" ile sınırlı kalmalıdır.
  2. Bu işlem, kiraya veren açısından zarar doğuracak herhangi bir değişikliği gerektirmemelidir [1, 2].

Doktrinde bu duruma verilen en tipik örnek; ürün kirasına konu yapılmış bir otelin, temel işletme fonksiyonunu aksatmamak ve kiraya verene zarar vermemek kaydıyla, bünyesinde yer alan konferans salonunu sosyal organizasyonlar için üçüncü bir kişiye kiralamasıdır [6, 9].

2.3. Genel Hükümlere Kıyasen Atıf

Maddenin ikinci fıkrası, "Kiracının, başkasıyla yaptığı bu kira sözleşmelerine, alt kiraya ilişkin kurallar, kıyas yoluyla uygulanır" şeklindedir [2]. Bu atıf uyarınca, kiracının hukuka ve kanuna uygun olarak (rızayla veya istisna kapsamında rızasız olarak) kurduğu alt kira ilişkilerinde, TBK'nın genel hükümler kısmında yer alan TBK m. 322 altındaki kurallar tatbik edilecektir [9, 10].

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 322 (Adi Kirada Alt Kira ve Kullanım Hakkının Devri): Genel hükümler arasında yer alan TBK m. 322, kiracıya, kiraya verene zarar verecek bir değişikliğe yol açmamak koşuluyla kiralananı başkasına kiraya verebilme imkânı tanımışken (konut ve çatılı işyeri kiralarındaki yazılı rıza şartı hariç), ürün kirasında (TBK m. 366) bu durum kural olarak "rızaya" bağlanmış ve yasaklanmıştır [1, 2, 10]. Bu durum, ürün kirasının özel yapısından kaynaklanan bir sapmadır.
  • TBK m. 357 (Ürün Kirasının Tanımı): Ürün kirası, sadece kullanmayı değil, "ürünlerin devşirilmesini" de kapsar. MK m. 685 anlamında dönemsel elde edilen doğal veya hukuki ürünlerin varlığı, işletme hakkının devri yasağının temel mantığını açıklar [3, 11].
  • TBK m. 364 (Kiracının İşletme Yükümlülüğü): Kiracının alt kira ve devir yasağına tâbi olmasının temel felsefesi, 364. maddede düzenlenen kiralananı "özgülendiği amaca uygun ve iyi bir biçimde işletmek" borcuna dayanır [7, 8]. Alt kiraya verme, kiracının bu işletme borcunu zedeleyeceği için yasak kapsamındadır.
  • TBK m. 316 / TBK m. 369 (Sözleşmeye Aykırılık ve Fesih): Kiracının yasağa aykırı olarak kullanım hakkını devretmesi veya alt kira sözleşmesi yapması, kiraya verene sözleşmeyi haklı nedenle/önemli sebeplerle feshetme imkânı tanır [12-14]. Konut ve çatılı işyerleri için getirilen rıza dışı alt kira yasaklarında uygulanan fesih müeyyidesi, ürün kirasında kuralın ihlali hâlinde de geçerliliğini korur.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay kararlarında, adi kira ile ürün kirasının sınırları tespit edilirken ve sözleşmenin ihlali iddiaları incelenirken "işletme hakkının bırakılıp bırakılmadığı" kilit bir kıstas olarak ele alınmaktadır [15, 16]. Yargıtay, kiraya verenin açık rızası olmadan ticari bir işletmenin (örneğin akaryakıt istasyonu, çay bahçesi, otel) işletme ruhsatı ile birlikte üçüncü bir kişiye devredilmesini veya alt kiraya verilmesini, kiralayan açısından doğrudan akde aykırılık ve haklı fesih sebebi olarak değerlendirmektedir [17, 18].

Öte yandan Yüksek Mahkeme, kiracının TBK m. 366/1 c. 2 kapsamındaki istisnaî yetkisini kullanıp kullanmadığını (örneğin, bir otelin sadece küçük bir dükkân kısmını işletme bütünlüğünü bozmayacak şekilde alt kiraya vermesi) somut olayın özelliklerine göre "kiralayana zarar verme potansiyeli" üzerinden denetler. Kiralananın ana fonksiyonunu devreden her türlü tasarruf, Yargıtay nezdinde açık ihlal olarak yaptırıma tâbi tutulur.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Türkiye'nin Ege kıyılarında yer alan, demirbaşları ve işletme ruhsatı ile birlikte ürün kirası sözleşmesi kapsamında (A) tarafından (B)'ye kiralanan 100 odalı otel işletmesinde kiracı (B), otelin tüm işletme ve yönetim hakkını, kiralayan (A)'nın rızasını almaksızın 5 yıllığına (C) turizm şirketine devretmiştir. Hukuki analiz: Bu durum TBK m. 366/1'in "kullanım ve işletme hakkını başkasına devredemez" şeklindeki açık yasağının ihlalidir [1]. İşletme hakkının rızasız olarak üçüncü kişiye bırakılması, kiralayan (A) açısından sözleşmenin haklı/önemli sebeple (TBK m. 369) feshine ve taşınmazın tahliyesine imkân veren ağır bir akde aykırılıktır [14].

Olay 2 (Kurmaca Senaryo): (X) tarafından (Y)'ye ürün kirası sözleşmesi ile kiralanmış büyük bir tatil köyünde, kiracı (Y), kiralayanın rızası olmaksızın, tesisin ana faaliyetini aksatmayacak şekilde atıl duran bahçe köşesindeki 10 metrekarelik bir alanı, yaz sezonu boyunca dondurma satışı yapması için (Z)'ye kiralamıştır. Bu kiralama otel müşterilerine ek bir hizmet sunmakta olup tesisin yapısında kalıcı bir zarara yol açmamaktadır. Hukuki analiz: Söz konusu işlem, TBK m. 366/1 c. 2'deki "kiralananda bulunan bazı yerleri, kiraya veren için zarar doğuracak bir değişikliği gerektirmemek koşuluyla kiraya verebilir" şeklindeki istisna kapsamında değerlendirilecektir [1, 2, 6, 9]. Bu nedenle, kiralayan (X)'in sadece bu alt kira ilişkisine dayanarak sözleşmeyi feshetme veya tahliye talep etme hakkı doğmayacaktır.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Kiracı, kullanım ve işletme hakkını başkasına devrettiği veya alt kiraya verdiği durumlarda, kiraya verenin bu işleme yönelik açık veya zımnî rızasının bulunduğunu ispatla yükümlüdür. Kısmi alt kira durumunda (TBK m. 366/1 c. 2) ise, yapılan alt kiralama işleminin kiraya veren nezdinde bir "zarar doğuracak değişiklik" yaratmadığını ispat etme yükü (istisnadan faydalanan taraf olarak) kiracıya aittir.
  • Zamanaşımı / Süreler: Akde aykırılığa (izinsiz devir/alt kira) dayanan tahliye ve fesih talepleri, sözleşmenin devamı süresince kullanılabilir. Temerrüt ve fesih süreçlerinde TBK'nın öngördüğü yasal ihtar süreleri gözetilmelidir.
  • Görevli/yetkili mahkeme: Kira ilişkisinden doğan tahliye ve sözleşmenin feshi uyuşmazlıklarında görevli mahkeme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 4/1-a gereği miktar ve değere bakılmaksızın Sulh Hukuk Mahkemesidir [19, 20]. Yetkili mahkeme kural olarak davalının yerleşim yeri veya sözleşmenin ifa yeri mahkemesidir.
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada sıklıkla ürün kirası (hasılat kirası) ile adi kira veya çatılı işyeri kiraları birbirine karıştırılmaktadır [16, 21]. Çatılı işyeri kiralarında yazılı rıza koşulu varken (TBK m. 322), tarafların sözleşmede yazılı rıza aramaksızın kurdukları bir devir işleminin ürün kirasında her hâlükârda geçerli olacağı sanılmaktadır. Oysa TBK m. 366 uyarınca ürün kirasında da rıza esastır ve "kullanım ve işletme hakkının bütünüyle devri" hiçbir şekilde istisna kapsamında değerlendirilemez [1, 2].

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk hukuku öğretisinde, TBK m. 366 düzenlemesi, eBK m. 284'ün güncellenmiş ve eksiklikleri giderilmiş hâli olarak isabetli bulunmaktadır [6]. Eski kanun döneminde, salt "alt kira" yasağından bahsedildiği için, kiracının alt kira sözleşmesi yapmaksızın işletme ruhsatını veya "kullanım hakkını" inançlı işlemlerle fiilen üçüncü kişilere devretmesi durumlarında kanuni bir boşluk doğmaktaydı. TBK m. 366, "kullanım ve işletme hakkını da başkasına devredemez" ibaresiyle bu boşluğu doldurmuş, ürün kirasında kiracının şahsi edim ve ihtimam yükümlülüğünün sözleşmenin belkemiği olduğunu tescillemiştir [1, 2, 6].

Bununla birlikte, kanun metninde yer alan "kiraya veren için zarar doğuracak bir değişikliği gerektirmemek koşuluyla kiraya verebilir" şeklindeki soyut ifade, doktrinde eleştirilere ve yoruma açık bir gri alan yaratmaktadır. "Zarar doğuracak değişiklik" mefhumunun sınırlarının önceden çizilmemiş olması, kısmî devir veya tali nitelikteki alt kiralama işlemlerinde uyuşmazlıkların çözümünü tamamen hâkimin takdir yetkisine ve Yargıtay içtihatlarına bağımlı kılmaktadır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.