II. Amacı belirlenmemiş kullanmada
Madde 384 - Ödünç konusu, kullanım süresi ve hangi amaçla kullanılacağı belirlenmeden verilmişse, ödünç veren onu dilediği zaman geri isteyebilir.
II. Amacı belirlenmemiş kullanmada
Madde 384 - Ödünç konusu, kullanım süresi ve hangi amaçla kullanılacağı belirlenmeden verilmişse, ödünç veren onu dilediği zaman geri isteyebilir.
Akademik Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Özel Borç İlişkileri"ni düzenleyen ikinci kısmının beşinci bölümünde "Ödünç Sözleşmeleri" başlığı altında, "Kullanım Ödüncü" (Ariyet) kurumu yer almaktadır. İlgili bölümün 384. maddesi, kullanım ödüncü sözleşmelerinde sürenin ve kullanım amacının taraflarca belirlenmemiş olması ihtimalini (Amacı belirlenmemiş kullanmada sona erme) düzenlemektedir [1].
TBK m. 379 hükmüne göre kullanım ödüncü (ariyet) sözleşmesi, ödünç verenin bir şeyin karşılıksız olarak kullanılmasını ödünç alana bırakmayı ve ödünç alanın da o şeyi kullandıktan sonra geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir [2]. Bu sözleşmenin en temel unsuru, kullandırmanın ivazsız (karşılıksız) olması ve misli olmayan (kural olarak tüketilmeyen) bir malın kullanıldıktan sonra aynen iade edilmesidir [3, 4]. Roma Hukukunda commodatum olarak adlandırılan bu sözleşme tipi, özünde bir güven ilişkisine dayanır ve ödünç verenin mülkiyet ya da zilyetlikten kaynaklanan tasarruf yetkisini geçici bir süreyle, ivazsız olarak başkasına özgülemesini ifade eder [4, 5].
TBK m. 384 hükmü, "Ödünç konusu, kullanım süresi ve hangi amaçla kullanılacağı belirlenmeden verilmişse, ödünç veren onu dilediği zaman geri isteyebilir." şeklindeki amir metniyle, taraflar arasında belirsiz süreli ve belirsiz amaçlı kurulan bir ariyet sözleşmesinin sona erdirilme rejimini tayin etmektedir [1]. Kanun koyucu, ödünç verenin hiçbir ivaz elde etmeksizin malını bir başkasının kullanımına tahsis ettiği bu sözleşme tipinde, sürenin ve amacın saptanmadığı durumlarda ödünç verene sözleşmeyi tek taraflı irade beyanı ile ve derhal (ad nutum) sona erdirme yetkisi tanımıştır. Bu düzenleme, ivazsız akitlerde iyilik yapan tarafın (ödünç verenin) menfaatlerinin ön planda tutulması gerektiği şeklindeki temel borçlar hukuku prensibinin somut bir yansımasıdır.
Kullanım ödüncü, kullandırma amacı güden sözleşmeler arasında yer alır ve kural olarak eksik iki tarafa borç yükleyen bir nitelik taşır [6, 7]. Ödünç alan, malı sözleşme sınırları içinde veya malın doğal kullanım amacına uygun olarak kullanmak ve nihayetinde "aynen" iade etmek borcu altındadır [8]. Roma hukuku kökenli bu sözleşmede, ariyet alanın maldan ücretsiz yararlanması esastır [5]. TBK m. 384 ise, bu ivazsız yararlandırmanın zamansal sınırlarının çizilmediği durumları hedef almaktadır [1].
Bir sözleşmede ifa zamanı veya sözleşmenin süresi taraflarca açık (sarih) ya da örtülü (zımni) olarak kararlaştırılabilir. TBK m. 383'te kullanım için belirli bir süre öngörülmemiş olsa dahi, ödünç alanın sözleşme uyarınca ödünç konusunu "kullanmış olmasıyla" veya "kullanabilecek kadar bir zaman geçmesiyle" sözleşmenin sona ereceği ifade edilmiştir [1]. Ancak TBK m. 384'ün uygulama alanı bulabilmesi için, malın salt bir süreye bağlanmadan verilmesi yetmez; aynı zamanda "hangi amaçla kullanılacağının" da tespit edilmemiş olması gerekir [1]. Amacın belirlenmediği hallerde, eşyanın ne zaman iade edileceğine dair objektif bir kıstas (örneğin "hasat dönemi sonu" [5]) kalmadığından, kanun koyucu inisiyatifi tamamen ödünç verene bırakmıştır.
Madde metnindeki "dilediği zaman geri isteyebilir" ibaresi, hukuki niteliği itibarıyla sürekli borç ilişkisini sona erdiren, bozucu yenilik doğuran bir hak niteliğindedir. Yenilik doğuran haklar, tek taraflı irade beyanıyla bir hukuki işlemi kuran, değiştiren veya sona erdiren haklardır [9]. Bu hakkın kullanılması kural olarak şarta bağlanamaz ve karşı tarafın hakimiyet alanına ulaştığı andan itibaren hukuki sonuçlarını doğurur [10]. TBK m. 384 çerçevesinde kullanılan bu hak, sözleşmeyi ileriye etkili (ex nunc) olarak ortadan kaldıran bir fesih bildirimi mahiyetindedir [11, 12].
Kullanım ödüncü (ariyet) sözleşmeleri, ivazsız olmaları ve genellikle aile üyeleri, dostlar veya komşular [5] arasında güven esasına dayalı olarak kurulmaları sebebiyle yazılı şekle tabi tutulmazlar. Bu bağlamda Yargıtay uygulamasında m. 384 ihtilafları genellikle "istihkak" veya "sebepsiz zenginleşme" talepleriyle harmanlanmış iade davaları olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kaynaklar dışı ek bilgi olarak Yargıtay içtihatlarından süzülen temel prensipler şunlardır: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle 3. Hukuk Dairesi), belirsiz süreli ve amaçsız ariyet sözleşmelerinde kiralayan konumunda olmayan malikin (ödünç verenin) açtığı iade davalarında, önceden bir ihtar şartı aramaksızın dava açılmasını fesih iradesi olarak kabul etmektedir. Yargıtay, ariyet alanın (ödünç alanın) iade borcunda temerrüde düşürülebilmesi için TBK m. 384 uyarınca ödünç verenin açık bir iade talebinin (ihtarının) mevcudiyetini şart koşmaktadır. İhtar üzerine eşyayı iade etmeyen ariyet alan, bu tarihten itibaren haksız zilyet konumuna düşer ve haksız işgal tazminatı (ecrimisil) ödemekle yükümlü tutulur.
Olay 1 (kurmaca senaryo): Bay (A), sahibi olduğu ticari nitelikte olmayan hafif ticari aracını, yakın arkadaşı Bay (B)'ye herhangi bir süre öngörmeksizin ve "istediğin kadar kullan, işini görsün" diyerek teslim etmiştir. Birkaç ay sonra (A), araca kendi kişisel seyahati için ihtiyaç duymuş ve (B)'den aracı derhal iade etmesini istemiştir. Hukuki analiz: Somut olayda taraflar arasında kurulan sözleşme, ivazsız niteliği itibarıyla TBK m. 379 uyarınca kullanım ödüncü (ariyet) sözleşmesidir [2]. Araç belirli bir işin ifası (örneğin sadece bir kerelik taşınma faaliyeti) için tahsis edilmediğinden ve kesin bir iade tarihi öngörülmediğinden, uyuşmazlığa TBK m. 384 hükmü uygulanacaktır. Buna göre ödünç veren Bay (A), aracı "dilediği zaman" geri isteme hakkına sahiptir [1]. İade talebinin (B)'ye ulaşmasıyla sözleşme ileriye etkili olarak sona erer ve (B)'nin aracı derhal iade borcu muaccel hale gelir.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Bir tarım işletmesi sahibi olan (X), tarlasındaki hasadı kaldırmak için traktörü bozulan komşusu (Y)'ye kendi traktörünü ücretsiz olarak vermiştir. Taraflar arasında herhangi bir süre veya amaca ilişkin açık sözlü veya yazılı beyan geçmemiştir. (X), traktörü teslim ettikten iki gün sonra ve (Y) tam tarlasının yarısını hasat etmişken, hiçbir acil ihtiyacı olmamasına rağmen traktörü derhal geri istemiştir. Hukuki analiz: Her ne kadar açık bir vade belirlenmemiş olsa da, traktörün komşuya verilmesindeki fiili durum ve hayatın olağan akışı "hasat işinin bitirilmesi" zımni amacına işaret etmektedir. Dolayısıyla burada TBK m. 384 değil, "amacı belirlenmiş kullanım" hallerini düzenleyen TBK m. 383 uygulanmalıdır [1]. Kaldı ki m. 384 kapsamında değerlendirilse bile, TMK m. 2 dürüstlük kuralı gereğince [916 (sistematik atıf)], ödünç alanın tam işinin ortasındayken hakkın sırf zarar vermek kastıyla aniden kullanılması hakkın kötüye kullanılması yasağına takılacaktır.
TBK m. 384'ün kaleme alınış biçimi, lafzi olarak ödünç verene sınırsız, mutlak ve denetimden uzak bir keyfilik alanı bahşettiği izlenimi uyandırmaktadır. Hükmün, "ödünç veren onu dilediği zaman geri isteyebilir" şeklindeki emredici tınısı, zayıf konumda olan (ya da mala muhtaç olup itimat ederek kullanan) ödünç alanın ani bir fesih ile karşılaşmasına ve mağdur olmasına sebebiyet verebilecek potansiyeldedir.
İsviçre ve Türk hukuk doktrininde yapılan tartışmalarda, ivazsız sözleşmelerde fedakârlıkta bulunan tarafın korunması gerektiği prensibi haklı bulunmakla birlikte, ad nutum (keyfi/her zaman) fesih hakkının mutlak olmadığı ifade edilir. Bilhassa ariyet alanın malı kullanımına göre hayatını idame ettirdiği, ticari yahut şahsi bir faaliyete giriştiği senaryolarda, derhal iade yükümlülüğünün doğması dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ile dengelenmek zorundadır. Kanun koyucunun, TBK m. 384 hükmünün sonuna "Ancak, fesih dürüstlük kurallarına aykırı ve uygun olmayan bir zamanda yapılamaz." şeklindeki TBK m. 383 son cümleye benzer bir ibareyi eklememesi sistematik bir eksiklik olarak değerlendirilebilir [1]. Bu lafzi boşluğun, yargı kararları ve doktriner yorumlar vasıtasıyla, hakkın kötüye kullanılması yasağı çerçevesinde aşılması zaruridir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.