C. İşçinin borçları I. Bizzat çalışma borcu
Madde 395 - Sözleşmeden veya durumun gereğinden aksi anlaşılmadıkça, işçi yüklendiği işi bizzat yapmakla yükümlüdür.
C. İşçinin borçları I. Bizzat çalışma borcu
Madde 395 - Sözleşmeden veya durumun gereğinden aksi anlaşılmadıkça, işçi yüklendiği işi bizzat yapmakla yükümlüdür.
Akademik Değerlendirme
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Hizmet Sözleşmeleri" başlıklı Altıncı Bölümü'nün "İşçinin Borçları" alt başlığında yer alan 395. madde, iş sözleşmesinin dogmatik temelini oluşturan en mühim unsurlardan birini, "bizzat çalışma borcunu" tanzim etmektedir. Madde metni, "Sözleşmeden veya durumun gereğinden aksi anlaşılmadıkça, işçi yüklendiği işi bizzat yapmakla yükümlüdür" şeklindeki lafzıyla [1], hizmet sözleşmelerinin şahsa bağlı (intuitu personae) karakterini normatif bir zemine oturtmuştur.
İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerden olan iş sözleşmesinde, işçinin bu sözleşmeden kaynaklanan en temel edimi "iş görme borcu"dur [2]. İş görme edimi, işçinin emeğini ve mesleki mesaisini belirli bir zaman diliminde işverenin emir ve talimatları (bağımlılık unsuru) doğrultusunda sunmasını ifade eder [3], [4]. TBK m. 395, bu temel iş görme ediminin "kim tarafından" ifa edileceği sorununu çözüme kavuşturmuş ve kural olarak borcun bizzat borçlu (işçi) tarafından ifa edilmesini emredici niteliğe yakın bir ilke olarak belirlemiştir [1]. Doktrinde de vurgulandığı üzere, bizzat ifa borcu nedeniyle işçinin işin görülmesini sürekli olarak başkasına devretmesi, hukuken iş sözleşmesinin devri olarak nitelendirilemez; bu durum ancak yeni bir sözleşmenin kurulması olarak kabul edilebilir [5].
Hizmet sözleşmesinde işçi, fiziki veya zihinsel enerjisini işverenin organizasyon yapısı içerisinde sunmayı taahhüt eder. TBK m. 395 hükmünde vücut bulan bizzat çalışma borcu, işverenin işçiyi seçerken onun kişisel yeteneklerini, mesleki tecrübesini, liyakatini ve güvenilirliğini esas aldığı gerçeğine dayanır. Borçlar hukuku genel hükümleri uyarınca kural olarak borcun bizzat borçlu tarafından ifası zorunlu olmamakla birlikte, iş sözleşmesinin doğası gereği bu kural tersine çevrilmiş ve "şahsen ifa" asıl kural hâline getirilmiştir [6]. Bu nedenle işçi, kural olarak iş sözleşmesinden doğan iş görme edimini başkasına devredemez [5].
Kanun koyucu, katı bir bizzat ifa kuralı getirmek yerine, sözleşme özgürlüğü (TBK m. 26) çerçevesinde taraflara esneklik tanımıştır [7]. Madde metnindeki "sözleşmeden aksi anlaşılmadıkça" ibaresi [1], tarafların açık veya örtülü iradeleriyle iş görme borcunun bir üçüncü kişi tarafından veya alt çalışanlar yardımıyla ifa edilmesine cevaz verebileceğini göstermektedir. Ancak bu durum dar yorumlanmalı ve iş sözleşmesinin asli unsuru olan "kişisel bağımlılık" ilişkisini zedelemeyecek ölçüde kabul edilmelidir.
Bazı hizmet ilişkilerinde, işin niteliği gereği işçinin bizzat çalışması mutlak bir zorunluluk teşkil etmeyebilir. Örneğin, TBK'da özel olarak düzenlenen "Evde Hizmet Sözleşmesi"nde (TBK m. 461), işçinin verilen işi "bizzat veya aile bireyleriyle birlikte" görebileceği açıkça düzenlenmiştir [8], [9]. Bu düzenleme, TBK m. 395'teki "durumun gereğinden aksi anlaşılması" unsurunun kanunlaşmış ve somutlaşmış bir tezahürüdür [1]. İşin evde, işverenin doğrudan denetimi olmaksızın yapılması, şahsen ifa kuralını esneten nesnel bir "durumun gereği" olarak karşımıza çıkmaktadır [10], [11].
Yargıtay kararlarında, iş sözleşmesinin unsurları değerlendirilirken "zaman" ve "bağımlılık" kriterleri ön plana çıkarılmaktadır. Yargıtay, bir sözleşmenin hizmet (iş) sözleşmesi olarak nitelendirilebilmesi için işçinin "belli bir işi işverenin emir ve talimatı doğrultusunda yerine getirmesi" ve bu işi ifa ederken bizzat işverenin otoritesi altında bulunması şartlarını aramaktadır [3], [18].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Daireleri, işçinin bizzat çalışma borcunu yerine getirmemesi (örneğin yerine rızasız olarak bir başkasını göndermesi veya devamsızlık yapması) hâlini, işverenin iş sözleşmesini haklı nedenle derhal fesih hakkını (İş Kanunu m. 25/II) doğuran temel ihlallerden biri olarak kabul etmektedir. İşçinin, bizzat ifa etmek üzere hazır bulunması gereken çalışma günü ve saatlerinde işi bizzat ifadan kaçınması, temel sözleşmesel edimin (iş görme) ağır ihlali olarak değerlendirilmektedir [18], [19].
Olay 1 (İfa İkamesi Teşebbüsü): Bir tekstil atölyesinde kadrolu dikiş makinesi operatörü olarak çalışan (A), kişisel bir işi nedeniyle bir günlüğüne işe gidemeyeceğini düşünerek, kendisi gibi dikiş makinesi kullanmayı bilen akrabası (B)'yi kendi vardiyasına göndermiştir. İşveren (C), (B)'yi atölyeye almamış ve (A) hakkında tutanak tutmuştur. Hukuki analiz: TBK m. 395 gereği işçi, sözleşmeden veya durumun gereğinden aksi anlaşılmadıkça işi bizzat yapmakla yükümlüdür [1]. Atölye çalışması gibi sıkı denetim ve bağımlılık gerektiren bir iş ilişkisinde, işverenin açık rızası olmaksızın işçinin kendi yerine bir ifa ikamesi (başka bir şahıs) göndermesi hukuken korunmaz. (A)'nın bu davranışı bizzat çalışma borcuna açıkça aykırılık teşkil eder ve (C)'nin (A)'nın edimini üçüncü kişiden kabul etmeme hakkı mutlaktır.
Olay 2 (Durumun Gereğinden Aksi Anlaşılabilen Hâl): Bir firmanın ambalajlama işlerini parça başı ücret karşılığında evinde yapmayı üstlenen (D), teslimat süresine yetişebilmek amacıyla ambalajlama işinin bir kısmını aynı evde yaşadığı eşi ve çocuklarına yaptırmıştır. İşveren (E), ambalajların bir kısmının (D) tarafından bizzat yapılmadığını ileri sürerek sözleşmeye aykırılık iddiasında bulunmuştur. Hukuki analiz: Somut olay, evde hizmet sözleşmesi kapsamındadır. TBK m. 395 "durumun gereğinden aksi anlaşılmadıkça" istisnasını barındırır [1]. Özel nitelikli TBK m. 461 hükmü ise evde hizmet sözleşmelerinde işin "bizzat veya aile bireyleriyle birlikte" görülmesine açıkça olanak tanır [8], [20]. İşin doğası ve kanunun bu sözleşme tipine özgü emredici olmayan yapısı gereği (D)'nin aile bireylerinden yardım alması, bizzat çalışma borcunun ihlali olarak nitelendirilemez. İşveren (E)'nin iddiası haksızdır.
Türk hukuku ve mehaz İsviçre hukuku doktrininde bizzat çalışma borcu, iş sözleşmesini tanımlayan klasik ve sarsılmaz bir temel direk olarak kabul edilmektedir [18], [27]. Ne var ki çağdaş iş hukukunda ortaya çıkan atipik istihdam modelleri, uzaktan çalışma (tele-work), serbest çalışma ve sıfır saat sözleşmeleri (zero-hour contracts) gibi esnek iş modelleri [28], [29], bizzat çalışma borcunun sınırlarının yeniden tartışılmasını elzem kılmaktadır. Özellikle bilgi teknolojileri sektörü gibi alanlarda, "bağımlılık" ve "bizzat ifa" kavramları giderek zayıflamakta, "sonuç odaklılık" ön plana çıkabilmektedir.
Buna rağmen, TBK m. 395 hükmünün kaleme alınışındaki "durumun gereğinden aksi anlaşılmadıkça" esnekliği [1], kanunun zamanın ruhuna uyum sağlamasına olanak veren üst düzey bir yasama başarısıdır. Zira doktrinde (Ekonomi, Eyrenci vb.) belirtildiği üzere, işçinin işin görülmesini bizzat kendisi dışında başkasına sürekli olarak devretmesi kesinlikle iş sözleşmesinin devri sayılamaz ve yeni bir sözleşme kurulması anlamına gelir [5]. Bu katı kural işçinin bedensel bütünlüğünün ve şahsi emeğinin sermaye nesnesi gibi el değiştirmesini önleyerek onu korumakta, insan onuruna yaraşır iş ilişkisi mefhumunu teminat altına almaktadır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.