Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 403

Özel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

c. İşin sonucundan pay alma


Madde 403 - Sözleşmeyle işçiye ücretle birlikte üretilenden, cirodan veya kârdan belli bir pay verilmesi kararlaştırılmışsa, hesap dönemi sonunda bu pay, yasal hükümler veya genellikle kabul edilmiş ticari esaslar göz önünde tutularak belirlenir. İşçiye belli bir pay verilmesi kararlaştırılan hâllerde, payın hesaplanmasında uyuşulamazsa işveren, işçiye veya onun yerine, birlikte kararlaştırdıkları ya da hâkimin atadığı bilirkişiye bilgi vermek ve bilginin dayanağını oluşturan işletmeyle ilgili defter ve belgeleri incelemesine sunmak; kârdan bir pay verilmesi kararlaştırılmışsa, işveren işçiye, istemi üzerine ayrıca yıl sonu kâr zarar cetvelini vermek zorundadır.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 403. maddesi, "Hizmet Sözleşmeleri" başlıklı Altıncı Bölüm'ün, "Genel Hizmet Sözleşmesi" ayrımında, "İşverenin Borçları" üst başlığı altında konumlandırılmıştır [1, 2]. Maddenin temel amacı, işveren ile işçi arasındaki asli edim yükümlülüklerinden biri olan ücret borcunun, sabit bir meblağ dışında performansa, üretime veya işletmenin genel mali başarısına (kâr/ciro) endekslendiği karma nitelikli ücret modellerinin yasal altyapısını kurmaktır [3].

İsviçre Borçlar Kanunu’nun (OR) 322a maddesinden iktibas edilen bu düzenleme, modern çalışma hayatında işçinin motivasyonunu artırmak ve işletmeye aidiyet duygusunu pekiştirmek amacıyla sıklıkla başvurulan "kâra, ciroya veya üretime katılmalı ücret" sistemini hukuki güvence altına almaktadır. Hükmün ihdas edilmesindeki temel hukuki gaye, bilgi ve kayıt tekelini elinde bulunduran işverene karşı, zayıf konumda olan işçinin alacağını tespit edebilmesi için şeffaflık ve denetlenebilirlik mekanizmalarının tesis edilmesidir [3, 4].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Ücretle Birlikte Pay Verilmesi (Ek Ücret veya Asıl Ücret Niteliği)

Madde lafzı, "ücretle birlikte üretilenden, cirodan veya kârdan belli bir pay verilmesi" ifadesiyle, kural olarak bu payın asgari düzeyde güvence altına alınmış bir temel ücrete (örneğin asgari ücret veya maktu taban ücret) ek olarak kararlaştırılacağını öngörmektedir [3]. Ancak doktrindeki hâkim görüşlere göre (Eren, Oğuzman/Öz, Nomer), tarafların asgari ücretin altında kalmamak şartıyla ücretin tamamını salt kâra veya ciroya bağlamaları da mümkündür. Payın belirlenmesinde "yasal hükümler veya genellikle kabul edilmiş ticari esaslar" dikkate alınır [3].

2.2. Üretilenden, Cirodan veya Kârdan Pay Alma
  • Üretilenden Pay: İşçinin bizzat kendi emeğiyle yahut işletmenin toplam faaliyetleri sonucunda üretilen mal miktarı veya hacmi üzerinden alınan paydır.
  • Cirodan Pay: İşletmenin gayrisafi satış hasılatı üzerinden, maliyetler veya masraflar düşülmeksizin işçiye verilen yüzdelik payı ifade eder.
  • Kârdan Pay: İşletmenin, belirli bir hesap dönemi sonundaki safi kazancı (bilanço kârı) üzerinden işçiye ödenen paydır. Kârın tespiti işletme muhasebesinin temel ticari kurallarına tabidir [3, 4].
2.3. Bilgi Verme ve İncelemeye Sunma Yükümlülüğü

TBK m. 403/2 uyarınca, taraflar arasında payın hesaplanmasında mutabakat sağlanamazsa, işveren defter ve belgeleri incelemeye sunmakla mükelleftir [3, 4]. İşveren bu yükümlülüğünü doğrudan işçiye karşı yerine getirebileceği gibi, ticari sırların korunması amacıyla tarafların ortaklaşa belirlediği veya anlaşamamaları hâlinde hâkimin atadığı bir bilirkişiye sunarak da ifa edebilir [4]. Özellikle kârdan pay verilmesi hâlinde işveren, işçinin talebi üzerine yılsonu kâr-zarar cetvelini (bilanço ve gelir tablosu) şeffaf bir şekilde işçiye teslim etmek zorundadır [4].

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 393 (Hizmet Sözleşmesinin Tanımı) ve TBK m. 620 (Adi Ortaklık): TBK m. 403 kapsamında kâra veya ciroya katılma anlaşması, işçiyi işverenin ortağı (şeriki) hâline getirmez. Adi ortaklık sözleşmesinde tarafların "müşterek amaç uğruna birlikte çaba sarf etme" (affectio societatis) ve zarara katlanma iradeleri zorunludur [5-7]. İşin sonucundan pay alma müessesesinde ise işçi işletme riskini ve zararını üstlenmez, sadece işgörme ediminin karşılığı olan ücretin hesaplanma yöntemi kazanca endekslenmiştir. Dolayısıyla TBK m. 620 kapsamında bir adi ortaklık iradesi söz konusu olamaz [8].
  • HMK m. 107 (Belirsiz Alacak Davası): İşçinin alacağının hesaplanabilmesi bütünüyle işverenin inhisarında olan ticari defter, bilanço ve kayıtlara dayanmaktadır. Yargıtay uygulaması ve usul hukuku doktrini ışığında, kârdan pay alma, komisyon veya yüzde usulü ile çalışan işçilerin, kendi alacak miktarlarını dava açıldığı anda kesin olarak belirlemeleri mümkün olmadığından, bu alacaklar HMK m. 107 kapsamında "belirsiz alacak davasına" konu edilebilir [9-11].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin yerleşik içtihatlarında, işçinin kârdan, cirodan veya hasılattan pay almasının kararlaştırıldığı durumlarda işverenin ispat ve ibraz yükümlülüğü katı bir şekilde uygulanmaktadır. Yargıtay, ticari defterlerin ve muhasebe kayıtlarının ibrazından kaçınan işveren aleyhine, işçinin iddia ettiği ciro veya kâr bedelinin (hayatın olağan akışına aykırı olmamak koşuluyla) doğru kabul edilebileceği veya uzman bilirkişi incelemesi (mali müşavir/muhasebeci) suretiyle emsal rayiçlerin dikkate alınması gerektiği yönünde kararlar tesis etmektedir.

Ayrıca, kâra iştirak şeklinde belirlenen ücretin geç ödenmesi durumunda uygulanacak faiz veya zamanaşımı noktasında, Yargıtay bu alacağın teknik anlamda "ücret" vasfını koruduğunu vurgulayarak, işçilik alacaklarına ilişkin özel koruma hükümlerini bu ek ücret türüne de uygulamaktadır. İşyeri kayıtlarının işverenin elinde olması sebebiyle, işçi tarafından açılan belirsiz alacak davasının hukuki yarar yokluğu sebebiyle reddedilmemesi gerektiği Yargıtay tarafından içtihat edilmiştir [9, 12, 13].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: Bir perakende mağazasında mağaza müdürü olarak çalışan (A) ile işveren (B) A.Ş. arasındaki hizmet sözleşmesinde, asgari ücrete ek olarak mağazanın yıllık net kârının %5'inin işçiye ödeneceği kararlaştırılmıştır. Yılsonunda işveren (B), mağazanın zarar ettiğini iddia ederek kâr payı ödemesi yapmaz ve zarar edildiğine dair şirket içi gayriresmi bir belge sunar. (A), yeminli mali müşavir tarafından denetim yapılmasını ve kâr-zarar cetvelinin kendisine verilmesini talep eder, işveren ise bu durumu "ticari sır" gerekçesiyle reddeder. Hukuki analiz: TBK m. 403/2 hükmü son derece açıktır. İşveren, kârdan pay ödenmesi kararlaştırılan hâllerde "işçinin istemi üzerine ayrıca yıl sonu kâr-zarar cetvelini vermek zorundadır" [4]. İşveren ticari sır itirazında bulunuyorsa, bu defterleri bizzat işçiye değil, hâkimin atayacağı veya tarafların anlaştığı bir bilirkişiye sunmak mecburiyetindedir [4]. İşverenin bu kanuni yükümlülükten kaçınması, mahkeme nezdinde işverenin kötüniyetli olarak kârı gizlediği karinesini doğurur.

Olay 2: Bir teknoloji firmasında yazılım geliştirici olarak istihdam edilen (X), ürettiği her bir yazılım modülünün satışından (cirosundan) %2 pay almaktadır. Ancak işveren, bazı satış faturalarını farklı isimler altında düzenleyerek ciroyu düşük göstermiş ve (X)'in payını eksik hesaplamıştır. İş akdi sonlanan (X), ne kadar satış yapıldığını tam olarak bilemediği için mahkemede eksik ödemeler için dava açmak istemektedir. Hukuki analiz: İşçi (X), satış rakamlarını ve ciroyu gösteren belgelere sahip olmadığından, alacağının miktarını tam olarak belirleyememektedir. Doktrin ve içtihatlar ışığında (X), HMK m. 107 kapsamında belirsiz alacak davası açma hakkına sahiptir [9, 11]. Yargılama aşamasında TBK m. 403 uyarınca işverenin ticari defterleri uzman bilirkişilerce (örneğin yazılım ve mali müşavirlik uzmanlarından oluşan heyetçe) incelenecek ve gerçek ciro hesaplanarak işçinin hak ettiği tutar tespit edilecektir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Sözleşmede kârdan, cirodan veya üretimden pay alma şartı bulunduğunu ispat yükü kural olarak işçidedir (örneğin yazılı iş sözleşmesi ile). Ancak sözleşmede bu şartın varlığı sabit olduktan sonra, hesap dönemi sonunda oluşan kârın, cironun veya üretim hacminin ne kadar olduğunu ve ödemenin eksiksiz yapıldığını (ifa) ispat yükü işverene aittir. Zira kayıtlar işverenin inhisarındadır [9].
  • Zamanaşımı / Süreler: İşçi ücretlerine ilişkin davalar beş yıllık zamanaşımına tabidir (TBK m. 147). İşin sonucundan pay alma sisteminde, muacceliyet anı kural olarak "hesap döneminin sonu" olarak belirlenir. İşçi, alacağını hesap döneminin bitimi itibarıyla talep edebilir [3].
  • Görevli/yetkili Mahkeme: İşçi sıfatını haiz kişiler (İş Kanunu m. 4 veya TBK m. 393 kapsamında) bakımından doğacak uyuşmazlıklarda görevli mahkeme İş Mahkemeleridir (7036 sayılı Kanun m. 5).
  • Yaygın Uygulama Hataları: Uygulamada kâra katılma hakkına sahip olan çalışanların işletmenin "ortağı" (adi ortaklık) zannedilerek ihtilafın asliye ticaret mahkemelerine veya genel mahkemelere taşınması yaygın bir hatadır. Oysa söz konusu ilişki net bir şekilde hizmet ilişkisidir ve kâr payı bir ücret (ivaz) türüdür. Ayrıca, işverenlerin "ticari sır" kavramının arkasına sığınarak TBK m. 403 uyarınca defter ibrazından kaçınmaları, iş yargılamasında en sık karşılaşılan hukuka aykırı reflekslerden biridir.

7. Eleştirel Değerlendirme

TBK m. 403 hükmü, İsviçre Borçlar Kanunu sistemiyle büyük bir paralellik arz etse de, doktrinde hükmün uygulamaya yansıması bakımından bazı yapısal eleştiriler mevcuttur. İşverenin ticari sırları koruma gayesi ile işçinin ücretini tespit etme hakkı arasındaki hassas dengenin korunması, hâkim tarafından atanacak bilirkişinin niteliğine bırakılmıştır [4]. Ancak dava açılmadan önceki aşamada, sadece işçinin talebi üzerine işverenin dışarıdan bir bilirkişiyi (örneğin bağımsız denetçiyi) kabul etmeye zorlanması usul hukuku bağlamında zordur ve uyuşmazlığı mutlak surette mahkemeye taşımaktadır.

Ayrıca, holdingleşmiş yapılarda veya kâr merkezlerinin (profit center) yurt dışı bağlantılı olduğu şirketlerde "kârın" nasıl tanımlanacağı (örneğin faaliyet kârı, vergi öncesi kâr, FAVÖK/EBITDA) sözleşmelerde çok detaylı düzenlenmediği takdirde, "yasal hükümler veya genellikle kabul edilmiş ticari esaslar" ibaresi [3] tek başına yeterli hukuki belirliliği sağlayamamaktadır. Bu noktada, çok uluslu şirketlerin kâr kaydırma (transfer pricing) yöntemleriyle bilançoda suni zararlar göstererek TBK m. 403'ü işlevsiz bırakabildikleri gerçeği, madde lafzının daha koruyucu ve net muhasebe standartlarına atıf yapacak şekilde reforme edilmesini gerektirmektedir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.