1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Özel Borç İlişkileri kısmında, Altıncı Bölüm'de "Hizmet Sözleşmeleri" başlığı altında, Üçüncü Ayırım olarak "Evde Hizmet Sözleşmesi" (m. 461-469) kurumu düzenlenmiştir [1, 2]. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda ve 4857 sayılı İş Kanunu'nda özel olarak düzenlenmeyen bu sözleşme tipi, mehaz İsviçre Borçlar Kanunu'ndaki (OR m. 351 vd.) düzenlemeler ve Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 177 sayılı Sözleşmesi dikkate alınarak hukukumuza kazandırılmıştır [1, 3, 4].
TBK m. 464, evde hizmet sözleşmesinde işçinin özel borçlarından biri olan "Malzeme ve iş araçları"na ilişkin yükümlülüklerini ve sorumluluğunu üç fıkra hâlinde sistematize etmiştir [5, 6]. Evde hizmet sözleşmesinin doğası gereği işçi, iş görme edimini işverenin doğrudan gözetim ve denetiminin fiilen bulunmadığı kendi evinde veya belirlediği başka bir yerde yerine getirmektedir [7-9]. Bu durum, işçiye teslim edilen üretim araçlarının ve hammaddelerin korunması noktasında işçiye özel bir hesap verme ve özen yükümlülüğü yüklenmesini zaruri kılmıştır. İlgili madde, işverenin malvarlıksal değerlerinin, işverenin fiziksel denetim alanı dışında korunmasını yasal bir güvenceye bağlamaktadır [10].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Özenle Kullanma, Hesap Verme ve İade Borcu (TBK m. 464/I)
Maddenin birinci fıkrasına göre; işin görülmesi için gereken malzeme ve iş araçları işveren tarafından sağlanmışsa, işçi bunları gereken özeni göstererek kullanmak, bunlarla ilgili hesap vermek ve kalan malzeme ile iş araçlarını sözleşme veya işin bitiminde işverene teslim etmekle yükümlüdür [10, 11].
İşveren tarafından teslim edilen hammadde veya araçların mülkiyeti kural olarak işverende kalmaya devam eder. İşçi, fiili bağımsızlığının bir sonucu olarak bu mallar üzerinde zilyet konumundadır. Bu nedenle, işçinin sadakat ve özen borcu gereği, bu eşyaları amacına ve kullanım talimatlarına uygun bir şekilde kullanması esastır [10]. Artan malzemenin iadesi ve sarf edilen malzeme hakkında hesap verilmesi, evde hizmet sözleşmesinin niteliği gereği işverenin doğrudan kontrol imkânından yoksun olmasının bir dengesidir.
2.2. Bildirim Yükümlülüğü ve Talimat Bekleme (TBK m. 464/II)
İkinci fıkrada, işçiye teslim edilen malzemenin veya iş araçlarının ayıplı, bozuk veya kullanıma elverişsiz olması durumunda işçinin hareket tarzı düzenlenmiştir. İşçi, durumu derhâl işverene bildirmek ve işverenin talimatını beklemek zorundadır [11, 12].
Bu yükümlülük, genel hizmet sözleşmelerindeki işçinin sadakat borcunun (TBK m. 396) somutlaşmış bir yansımasıdır. İşçi, bozuk malzeme ile üretime devam etmenin işverene zarar vereceğini öngörebilecek durumda olduğundan, işi durdurmalı ve durumu raporlamalıdır. Şayet işçi bu bildirimi yapmaz veya talimat beklemeden kendi inisiyatifiyle ayıplı malzeme ile eseri üretmeye devam ederse, ortaya çıkan ürünün ayıplı olmasından ve malzemenin zayi olmasından doğan zararları tazmin yükümlülüğü altına girecektir [12, 13]. Ancak, işçinin durumu işverene bildirmesinde nesnel olarak bir fayda bulunmayan istisnai durumlarda, işçi bu durumu ispatlayarak sorumluluktan kurtulma imkânına sahip olabilir [13].
2.3. Kusurlu Zararlarda Rayiç Bedel Sorumluluğu (TBK m. 464/III)
Üçüncü fıkra, işçinin kendisine teslim edilen malzeme veya iş araçlarını "kendi kusuruyla" kullanılmaz hâle getirmesi durumundaki hukuki yaptırımı belirler. Bu durumda işçi, ilgili malzemenin veya aracın "kullanılmaz hâle geldiği gündeki rayiç bedeli" kadar işverene karşı sorumlu olacaktır [11, 13, 14].
Örneğin, işveren tarafından elbise dikimi için evde çalışan işçiye tahsis edilen bir dikiş makinesinin, işçinin kusuru (ihmali veya kastı) neticesinde kullanılamaz hâle gelmesi durumunda, makinenin o tarihteki piyasa değeri (rayiç bedel) üzerinden işçi tazminat ödemek zorundadır [15]. Bu hükümdeki "kusur" kavramı, TBK m. 400 kapsamında işçinin işveren tarafından bilinen yetenek ve nitelikleri ile işin zorluk derecesi dikkate alınarak değerlendirilmelidir [16, 17].
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 396 (Genel Özen ve Sadakat Borcu): TBK m. 464, işçinin genel hizmet sözleşmesinden doğan özen ve sadakat borcunun evde hizmet sözleşmesine özgülenmiş hâlidir. TBK m. 396'da da işçinin, işverene ait araç ve gereçleri usulüne uygun kullanması, malzemeye özen göstermesi kuralı yer almaktadır [18, 19]. TBK m. 464, bu genel kuralın evde çalışma pratiğindeki denetim zorluğunu telafi edecek şekilde hesap verme ve özel bildirim mekanizmalarıyla güçlendirilmiş şeklidir.
- TBK m. 461 (Evde Hizmet Sözleşmesinin Tanımı): Malzeme ve araçların işçi tarafından evde veya kendi belirlediği yerde kullanılıyor olması, taraflar arasındaki asimetrik denetim olgusunu (mekânsal bağımsızlığı) doğurur [20, 21]. Madde 464, m. 461'deki bu mekânsal bağımsızlığın getirdiği riskleri işveren lehine dengelemektedir.
- TBK m. 472 (Eser Sözleşmesinde Malzeme Sorumluluğu): Eser sözleşmesinde de iş sahibi tarafından sağlanan malzemenin ayıplı olması halinde yüklenicinin derhâl bildirim yükümlülüğü (TBK m. 472/III) bulunmaktadır [22-24]. Hem evde hizmet sözleşmesi hem de eser sözleşmesi, malzemeyi işleyen kişinin işvereni/iş sahibini koruma amacıyla uyarılmasını şart koşar; ancak evde hizmet sözleşmesinde taraflar arasında hiyerarşik bir "bağımlılık" (subordination) ilişkisi bulunduğu unutulmamalıdır [8, 25, 26].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Evde hizmet sözleşmesine ilişkin TBK hükümleri görece yeni olmakla birlikte, Yargıtay'ın genel olarak evde parça başı veya götürü usulde çalışan kişilerin statüsüne ilişkin yerleşik içtihatları konunun anlaşılmasına ışık tutmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Daireleri, işçinin iş görme edimini evinde ifa etmesinin veya ücretini parça başına almasının, taraflar arasındaki iş (hizmet) sözleşmesi niteliğini değiştirmeyeceğini hükme bağlamaktadır [27-29]. Yargıtay, bir işverenin organizasyonuna dışarıdan dahi olsa (evden) dâhil olan kişinin, kendisine verilen malzeme ve emir-talimatlar doğrultusunda iş yapmasını "bağımlılık" unsuru için yeterli görmektedir [27, 30]. Bu çerçevede TBK m. 464 kapsamında işverenin malzeme teslimi ve işçinin buna dair hesap verme yükümlülüğü, taraflar arasındaki ekonomik ve hukuki bağımlılığın temel göstergelerinden biri olarak kabul edilmekte, işçinin iş sözleşmesinin işçisi olarak iş hukukunun emredici normlarından (örneğin İş Kanunu m. 4 dışında kalmıyorsa kıdem, ihbar vb.) yararlandırılabileceği yönünde yorumlanmaktadır [31, 32].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
Bir tekstil firması (işveren), ürünlerinin paketlenmesi ve etiketlenmesi işi için evinde çalışan A'ya (işçi) etiket basma makinesi ve bin adet boş etiket teslim etmiştir. İşçi A, işe başladığında etiket makinesinin rezistansında bir arıza olduğunu ve etiketleri yakarak bastığını fark etmiştir. Ancak A, siparişi vaktinde yetiştirmek güdüsüyle işverene bildirimde bulunmadan ve talimat beklemeden hatalı makine ile bin adet etiketi basarak işverene teslim etmiştir.
Hukuki analiz: TBK m. 464/II uyarınca işçi A, kendisine teslim edilen araçtaki bozukluğu tespit ettiği anda durumu hemen işverene bildirmek ve talimat beklemekle yükümlüydü [11, 12]. A'nın bu yükümlülüğünü ihlal ederek işe devam etmesi, malzemenin (etiketlerin) boşa gitmesine neden olmuştur. Dolayısıyla A, bu aykırılık sebebiyle bozulan malzemenin ve işin gereği gibi ifa edilmemesinden doğan zararları işverene tazmin etmekle yükümlüdür [12, 13].
Olay 2:
Evde çanta dikimi işini üstlenen işçi B'ye, işveren tarafından endüstriyel bir dikiş makinesi teslim edilmiştir. İşçi B, makineyi kullanırken kendi dikkatsizliği (örneğin makinenin kapasitesini aşan sertlikte metalleri makinede dikmeye çalışması) sonucunda makinenin motorunu tamamen yakarak kullanılamaz hâle getirmiştir.
Hukuki analiz: İşçi B'nin kusuru ile işveren tarafından tahsis edilen iş aracının kullanılamaz hâle gelmesi söz konusudur. TBK m. 464/III hükmü gereğince işçi B, makinenin motorunun yandığı gündeki ikinci el/piyasa rayiç bedeli üzerinden işverene karşı tazminat sorumluluğu altındadır [11, 13-15].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Araç ve malzemenin işçiye teslim edildiğini ispat yükü işverendedir. İşçi, kendisine teslim edilen aracın baştan itibaren bozuk olduğunu veya zararın mücbir sebeple ya da kendisinin kusuru olmaksızın meydana geldiğini ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir.
- Zamanaşımı / Süreler: Hizmet sözleşmelerinden doğan tazminat taleplerine ilişkin on yıllık genel zamanaşımı süresi (TBK m. 146) bu maddeye dayanan iddialarda da uygulanır. Ancak malzemenin ayıplı olduğunun bildirimi "hemen" (derhâl) yapılmalıdır; bu sürenin kaçırılması işçiyi sorumlu kılar [11, 12].
- Görevli/yetkili mahkeme: Evde hizmet sözleşmesi, bir hizmet sözleşmesi türü olduğundan (TBK m. 461), bu maddeden doğan ihtilaflar 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu kapsamında değerlendirilmeli ve görevli mahkeme kural olarak İş Mahkemeleri olmalıdır.
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada işverenlerin, işçiye evde kullanılmak üzere teslim ettikleri malzemelerin cinsini, miktarını ve sağlamlığını yazılı bir zimmet tutanağına bağlamamaları sıkça görülmektedir. Teslimatın yazılı belgeye dayanmaması, yargılama aşamasında işverenin ispat hakkını zedelemektedir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde evde hizmet sözleşmesinin iş hukuku ve borçlar hukuku arasındaki kesişim noktasında yer aldığı sıklıkla vurgulanmaktadır. TBK m. 464/III hükmü, işçinin kusuruyla kullanılamaz hâle getirdiği araç veya malzemenin "rayiç bedeli kadar" sorumlu olacağını kesin bir dille ifade etmiştir. Ancak iş hukukunun temel paradigması olan "işçinin korunması" ilkesi gereği, işçinin sorumluluğu değerlendirilirken işverenin organizasyon kusurunun, işçiye yeterli eğitim verilip verilmediğinin ve işçinin elde ettiği ekonomik gelirin de dikkate alınması gerekliliği tartışmaya açıktır [16].
Klasik iş hukukunda işçinin tazminat sorumluluğu tayin edilirken hakkaniyet indirimleri (TBK m. 51, 52) geniş çaplı olarak uygulanırken, m. 464/III'teki "rayiç bedeli kadar sorumludur" şeklindeki katı lafzın, sözleşmenin zayıf tarafı olan işçi aleyhine katı sonuçlar doğurma riski barındırdığı eleştirilebilir. Nitekim öğretide, evde çalışanların genellikle düşük ücretle ve sosyal güvencelerden fiilen uzak çalıştıkları dikkate alındığında, bu kişilere salt eşya hukukundaki haksız zilyet sorumluluğu benzeri katı bir rayiç bedel tazmini getirilmesinin, iş hukukunun genel sistematiğiyle tam bir uyum arz etmediği savunulabilir. Bununla birlikte, işverenin ev sahasında fiili denetim imkânının bulunmaması, kanun koyucuyu işverenin mülkiyet hakkını güçlü bir şekilde koruma saikine itmiştir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.