Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 484

Özel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

III. Tazminat karşılığı fesih


Madde 484 - İşsahibi, eserin tamamlanmasından önce yapılmış olan kısmın karşılığını ödemek ve yüklenicinin bütün zararlarını gidermek koşuluyla sözleşmeyi feshedebilir.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Tazminat karşılığı fesih" başlığını taşıyan 484. maddesi, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (eBK) 369. maddesinin karşılığını oluşturmaktadır [1]. İlgili hüküm; "İşsahibi, eserin tamamlanmasından önce yapılmış olan kısmın karşılığını ödemek ve yüklenicinin bütün zararlarını gidermek koşuluyla sözleşmeyi feshedebilir" şeklindedir [2, 3].

Eser sözleşmesi, tam iki tarafa borç yükleyen, sinallagmatik bir işgörme sözleşmesidir. Yüklenici bir sonuç (eser) meydana getirmeyi, işsahibi ise bedel ödemeyi taahhüt eder. Sözleşmenin ifası sürecinde, işsahibinin esere olan ihtiyacı ortadan kalkabilir veya kişisel nedenlerle sözleşmeyi sürdürmek istemeyebilir. Hukuk sistemi, işsahibini artık menfaati kalmayan bir eserin tamamlanmasını beklemeye zorlamamak adına ona, sözleşmeyi tek taraflı irade beyanıyla ve hiçbir gerekçe göstermeksizin feshetme yetkisi tanımıştır [4, 5]. Ancak ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesinin bir gereği olarak, bu sınırsız fesih serbestisi, yüklenicinin "tam tazminat" ilkesi çerçevesinde korunması şartına bağlanmıştır [1].

İşsahibinin bu hakkı, bozucu yenilik doğuran bir hak niteliğindedir. Hakkın kullanılmasıyla sözleşme ilişkisi ileriye etkili (ex nunc) olarak sona erer. Yüklenicinin sözleşmenin ifa edilmesine (eseri tamamlamaya) yönelik ifa menfaati ortadan kalkar ve bunun yerini tazminat alacağı alır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. "Eserin Tamamlanmasından Önce" İbaresi (Zaman Koşulu)

Fesih hakkının kullanılabilmesi için eserin henüz tamamlanmamış olması şarttır. Eser tamamlanmış ancak henüz teslim edilmemişse veya teslim aşamasına gelinmişse, TBK m. 484 hükmü uygulanamaz. Zira eserin tamamlanmasıyla birlikte yüklenicinin aslî edim yükümlülüğü ifa aşamasına gelmiş olur ve işsahibinin artık eseri kabul edip bedeli ödeme yükümlülüğü doğar. Bu aşamadan sonra işsahibinin sözleşmeyi tazminat karşılığı feshetmesi hukuken mümkün değildir.

2.2. "Yapılmış Olan Kısmın Karşılığını Ödemek" (Edimlerin Tasfiyesi)

İşsahibi sözleşmeyi feshettiğinde, o ana kadar yüklenici tarafından sözleşmeye ve fenne uygun olarak inşa/imal edilmiş olan kısmın mülkiyetini veya yararını kabul etmek ve bunun oransal bedelini ödemek zorundadır [2, 3]. Bu ödeme yükümlülüğü, sebepsiz zenginleşme kurallarına göre değil, doğrudan doğruya sözleşmenin ifa edilen kısmı oranında sözleşme bedeli üzerinden hesaplanarak ifa edilir.

2.3. "Yüklenicinin Bütün Zararlarını Gidermek" (Tam Tazminat İlkesi ve Müspet Zarar)

Maddenin özünü oluşturan "bütün zararların giderilmesi" kavramı, doktrin ve yargı içtihatlarında "müspet zarar" (olumlu zarar) olarak kabul edilmektedir. İşsahibi, haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshettiği için, yükleniciyi "sözleşme tam olarak ifa edilseydi bulunacağı malvarlığı durumuna" getirmekle yükümlüdür. Bu kapsamda yüklenicinin yoksun kaldığı kâr (kâr mahrumiyeti) da tam olarak ödenmelidir.

Hesaplama yönteminde doktrin ve uygulamada "Kesinti (İndirim) Yöntemi" kullanılır. Yüklenicinin sözleşme bedelinin tamamına hak kazandığı varsayılır; ancak eserin tamamlanmaması nedeniyle yapmaktan kurtulduğu masraflar (malzeme, işçilik vb.), bu süre zarfında başka bir iş yaparak elde ettiği kazançlar ve bilerek elde etmekten kaçındığı menfaatler toplam sözleşme bedelinden düşülür (compensatio lucri cum damno). Kalan miktar, TBK m. 484 uyarınca ödenecek tam tazminatı oluşturur.

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 480 (Aşırı İfa Güçlüğü ve Uyarlama İlişkisi) Doktrinde Turgut Öz gibi yazarların da tartıştığı üzere, sözleşmenin ifası sırasında öngörülemeyen olağanüstü durumlar (örneğin döviz kuru krizleri, malzeme fiyatlarındaki fahiş artışlar) ortaya çıkar ve yüklenici TBK m. 480/2 uyarınca hâkimden sözleşmenin uyarlanmasını (bedel artırımı) talep etme hakkı kazanırsa, işsahibinin aniden TBK m. 484'e dayanarak sözleşmeyi feshetmesi hakkın kötüye kullanılması teşkil edebilir. Nitekim uyarlama şartlarının oluşması ve yüklenicinin bu durumu işsahibine bildirmesi üzerine, işsahibi adeta uyarlama külfetinden kaçmak amacıyla sözleşmeyi feshedip mevcut düşük bedel üzerinden kâr tazminatı ödemeye kalkarsa, bu durum yüklenici aleyhine adaletsiz bir durum yaratır ve TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı) karşısında korunmaz [6].

  • TBK m. 512 (Vekâlet Sözleşmesi ile Mukayese) Eser sözleşmesindeki TBK m. 484 ile vekâlet sözleşmesindeki TBK m. 512 arasında ciddi bir hukuki rejim farkı vardır. İşgörme sözleşmelerinden olan vekâlette, taraflar arasındaki yüksek kişisel güven ilişkisi nedeniyle işsahibi sözleşmeyi her zaman ve gerekçesiz sonlandırabilir; üstelik bu fesih "uygun olmayan zamanda" (intempestivement) yapılmadıkça vekilin kâr mahrumiyetini tazmin etmek zorunda kalmaz [3, 5, 7, 8]. Oysa eser sözleşmesi, sonucun taahhüt edildiği sinallagmatik bir ilişki olduğundan, işsahibinin keyfi feshi mutlak surette "bütün zararların" (tam kâr mahrumiyetinin) tazmini ile mümkündür [2, 4]. Mimar sözleşmeleri gibi karma sözleşmelerde hangi hükmün uygulanacağı ise İsviçre Federal Mahkemesi içtihatlarında dahi tartışmalıdır.

  • TBK m. 482 (Yaklaşık Bedelin Aşılması) Eğer işsahibi sözleşmeyi keyfi olarak değil, TBK m. 482'de öngörüldüğü üzere başlangıçta tespit edilen yaklaşık keşif bedelinin kendi kusuru olmaksızın aşırı ölçüde aşılması nedeniyle feshediyorsa, bu takdirde TBK m. 484'teki "bütün zararların tazmini" kuralı uygulanmaz. Haklı nedene dayalı bu tür bir fesihte tam tazminat yükümlülüğü doğmaz [1].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 15. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, işsahibinin TBK m. 484'e (mülga BK m. 369) dayanarak sözleşmeyi feshetmesi geçerlidir ve mahkeme kararı gerektirmez. İrade beyanının yükleniciye ulaşmasıyla sözleşme ileriye etkili olarak sona erer.

Yargıtay, bu madde kapsamındaki tazminatın hesaplanmasında şu formülü mutlak olarak uygulamaktadır: Tazminat = Sözleşme Bedeli - (Gerçekleşmeyen İmalat Maliyeti + Tasarruf Edilen Giderler + Başka İşten Elde Edilen Kazançlar)

Bilirkişi incelemelerinde yüklenicinin fesih nedeniyle yapmaktan kurtulduğu işçilik, sgk primi, vergi, malzeme masrafları titizlikle hesaplanarak hak edişten düşülmek zorundadır. Yargıtay, bu hesaplama yapılmadan salt "kâr kaybı oranı" üzerinden verilen farazi kararları eksik inceleme gerekçesiyle bozmaktadır.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: A (işsahibi), B (yüklenici) şirketi ile kendisine ait arsa üzerine bir otel inşa edilmesi için 10.000.000 TL götürü bedel üzerinden eser sözleşmesi akdetmiştir. İnşaatın %40 seviyesine geldiği aşamada, A otelcilik sektöründeki durgunluğu gerekçe göstererek tek taraflı ve derhal geçerli olmak üzere sözleşmeyi feshettiğini B'ye noter kanalıyla ihtar etmiştir. B, mahrum kaldığı kârın ödenmesini talep etmektedir. Hukuki analiz: A'nın feshi, TBK m. 484 kapsamında geçerli bir tazminat karşılığı fesihtir. A, o ana kadar yapılmış olan %40'lık kısmın karşılığı olan bedeli B'ye ödemek zorundadır. Ek olarak, B'nin kalan %60'lık kısmı tamamlasaydı elde edeceği net kârı (müspet zararı) da tazmin etmelidir. Otelcilik sektöründeki genel durgunluk TBK m. 484 anlamında işsahibine tazminatsız fesih hakkı veren mücbir sebep veya haklı neden teşkil etmez.

Olay 2: Yüklenici C, işsahibi D'ye ait fabrikaya özel bir üretim hattı kurmak üzere anlaşmıştır. İfa sürecinde yurtdışından ithal edilecek motor parçalarının fiyatı beklenmedik bir yasal düzenleme sebebiyle %300 artmıştır. C, TBK m. 480/2 uyarınca sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması ve bedelin artırılması talebiyle mahkemeye başvurmuştur. Bunun üzerine D, uyarlama riskinden kaçınmak adına hemen TBK m. 484 uyarınca sözleşmeyi feshettiğini bildirmiştir. Hukuki analiz: Doktrindeki ağırlıklı görüşe göre, ifa güçlüğü çeken yüklenicinin uyarlama talebi gündeme geldikten sonra, işsahibinin sırf bu ekonomik külfetten ve uyarlama davasından kurtulmak maksadıyla TBK m. 484'e başvurarak eski bedel üzerinden kâr tazminatı ödeyip sözleşmeden çıkmaya çalışması, TMK m. 2 gereğince hakkın kötüye kullanılmasıdır [6]. Mahkeme, işsahibinin bu feshini dürüstlük kuralına aykırı bularak TBK m. 480/2 çerçevesindeki uyarlama davasını esastan incelemelidir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Yüklenici, işsahibinin haksız / keyfi feshini ve sözleşme ifa edilseydi elde edeceği kârın varlığını ispatla yükümlüdür. İşsahibi ise; yüklenicinin eseri tamamlamaması nedeniyle tasarruf ettiği masrafları veya fesih sonrasında aynı işçilik kapasitesiyle başka bir iş alarak gelir elde ettiğini ispat yükü altındadır (fayda denkleştirmesi indirimi).
  • Zamanaşımı / Süreler: İşsahibinin fesih beyanı sonrasında yüklenicinin talep edeceği TBK m. 484 kapsamındaki tazminat alacağı, sözleşmeden doğan bir alacak niteliğinde olup TBK m. 146 uyarınca 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir. Süre, feshin hüküm ifade ettiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
  • Görevli/yetkili mahkeme: Uyuşmazlığın taraflarının sıfatına göre Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olabileceği gibi, her iki tarafın da tacir olduğu ve işin ticari işletmelerini ilgilendirdiği durumlarda (TTK m. 4) Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir. Eğer işsahibi bir tüketici ise ve tüketici işlemi sınırları içerisindeyse görevli mahkeme Tüketici Mahkemeleridir.
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada en sık yapılan hata, işsahibinin haklı bir nedenle (örneğin yüklenicinin temerrüdü, TBK m. 125 veya 473) sözleşmeyi feshettiğini iddia edip ispatlayamaması, mahkemenin ise bu feshi "haksız fesih" kabul etmesine rağmen TBK m. 484 hükmü ve "tam tazminat" kriterleri yerine "menfi zarar" (sözleşmeye güvenilerek yapılan masraflar) tazminine hükmetmesidir. Oysa işsahibinin haklı nedene dayanmayan her feshi, doğrudan doğruya TBK m. 484 rejimi kapsamında değerlendirilmeli ve müspet zarar (bütün zararlar/kâr kaybı) hesabı yapılmalıdır.

7. Eleştirel Değerlendirme

TBK m. 484 hükmü, yüklenicinin sözleşmeye olan güvenini ve ifa menfaatini en üst düzeyde koruyan son derece güçlü bir mekanizmadır. Ne var ki, öğretide bazı yazarlar bu katı "bütün zararların tam olarak tazmini" ilkesinin işsahibi üzerinde kimi zaman orantısız bir baskı yarattığını savunmaktadır. Özellikle, eser sözleşmesine konu imalat henüz başlangıç aşamasındayken (örneğin şantiye kurulumu dahi yapılmamışken) işsahibinin iflasın eşiğine gelmesi veya ani bir finansal çöküş yaşaması durumunda, onun hala yüklenicinin devasa kâr beklentisini ödemeye mahkûm edilmesi sosyal adalet ve TMK m. 2 (dürüstlük) kuralları bağlamında sert bulunabilmektedir.

Yine doktrinde İsviçre Federal Mahkemesi içtihatları ve bazı akademisyenlerce (Örn. Turgut Öz, Halûk Tandoğan), "tam tazminat" kuralının mutlak olmadığı, somut olayın özelliklerine göre TMK m. 2 veya zarar görenin de zararı azaltma yükümlülüğü çerçevesinde hâkim tarafından indirim yapılabileceği tartışılmaktadır. Nitekim Fikret Eren ve Kemal Oğuzman gibi ustaların da eser sözleşmelerindeki bu ağır yaptırımın, vekâlet sözleşmesiyle mukayese edildiğinde zaman zaman adalet hissini zedelediğine dair görüşlerine atıflar mevcuttur. Reform önerileri arasında, Alman BGB'sinde veya Kıta Avrupası'nın diğer kodlarında olduğu gibi, eserin henüz başında yapılan fesihler için yükleniciye verilecek kâr oranının oransal olarak (örneğin maksimum %5 veya %10 gibi) sınırlandırılmasının daha rasyonel olabileceği tartışılmaktadır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.