1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Özel Hükümler kısmında, Sekizinci Bölüm altında düzenlenen "Yayım Sözleşmesi" kurumunun ayrılmaz bir parçasını oluşturan 496. madde, "Bedel isteme hakkı" alt başlığıyla yayım sözleşmelerinde bedelin (ücretin) belirlenmesi esaslarını hüküm altına almaktadır [1, 2].
Yayım sözleşmesi, eser sahibinin veya halefinin bir fikir ve sanat eserini yayımlanmak üzere yayımcıya bırakmayı, yayımcının da onu çoğaltarak yayımlamayı üstlendiği tam iki tarafa borç yükleyen (sinallagmatik) bir sözleşmedir [3, 4]. Kural olarak, tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde her iki tarafın da asli edim yükümlülükleri bulunmaktadır. TBK m. 496, yayım sözleşmesinin kural olarak "ivazlı" (bedelli) bir sözleşme olduğunu yasal bir karine olarak tesis etmektedir [2, 5].
Madde, üç fıkradan oluşmakta olup; birinci fıkrada bedel isteme hakkının asıl olduğu, ikinci fıkrada miktarı belirlenmeyen bedelin hâkim tarafından tespit edileceği, üçüncü fıkrada ise müteaddit (birden fazla) basım hakkı veren sözleşmelerde, ilk basım için öngörülen mali şartların sonraki basımlara da sirayet edeceği düzenlenmektedir [2, 6]. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (eBK) 380. maddesinin karşılığı olan bu hükümde, eski metne nazaran sadeleştirme yapılmış ve bedelsizlik karinesi bakımından aranan şartlar daha somut ve öngörülebilir bir lafza kavuşturulmuştur [5].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. İvazlılık Karinesi (Bedel İsteme Hakkının Kural Olması)
TBK m. 496/1 uyarınca, "Sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça yayımlatan, bedel ödenmesini isteyebilir" [2]. Bu fıkra, yayım sözleşmesinin kural olarak ivazlı (bedelli) bir hukuki işlem olduğunu ortaya koymaktadır. Yayımlatan (eser sahibi veya halefi), eser üzerindeki çoğaltma ve yayma haklarını sözleşmenin ifasının gerektirdiği ölçüde yayımcıya devrederken [4], bunun karşılığında bir meblağ talep etme hakkına yasa gereği doğrudan sahip olmaktadır [2, 5]. Yayım sözleşmesinin bedelsiz (ivazsız/teberru niteliğinde) olabilmesi için tarafların bu hususu sözleşmede "açıkça" kararlaştırmış olmaları aranmaktadır [2, 5].
2.2. Hâkimin Sözleşmeyi Tamamlama Yetkisi (Bedelin Belirlenmesi)
TBK m. 496/2, sözleşmede bedel ödenmesi gerektiği (veya aksi kararlaştırılmadığı için bedel ödenmesinin zorunlu olduğu) ancak miktarının taraflarca belirlenmediği durumlara ilişkin bir tamamlayıcı hukuk kuralı getirmektedir: "Bedel ödenmesi gereken hâllerde ödenecek miktar belli değilse bedel, hâkim tarafından belirlenir" [2]. Sözleşmede bedelin miktarının, hesaplanma usulünün (örneğin satış fiyatı üzerinden % oran) veya ödeme şeklinin gösterilmemiş olması, yayım sözleşmesinin kurulmasına veya geçerliliğine engel teşkil etmez. Ücretin objektif esaslı unsur olmadığı bu hallerde, uyuşmazlık vuku bulduğunda miktar, piyasa rayiçleri, eserin niteliği, yazarın tanınırlığı ve teamüller gözetilerek hâkim tarafından takdir ve tayin edilecektir [2, 6].
2.3. Sonraki Basımlarda Şartların Devamlılığı (Sözleşmesel Şartların Sirayeti)
TBK m. 496/3, "Yayımcının birden fazla basım yapma hakkı varsa, ilk basım için kararlaştırılan bedel ve diğer koşulların, sonraki basımlar için de uygulanacağı kabul edilmiş sayılır" şeklindedir [2]. Sözleşmede yayımcıya birden fazla basım hakkı tanınmış ancak yalnızca ilk basımın mali şartları düzenlenmişse, kanun koyucu tarafların farazi iradelerinden yola çıkarak, ilk basım için geçerli olan bedel ve diğer şartların (örneğin maktu ücret, telif oranı, ödeme zamanı vb.) müteakip basımlar için de aynen geçerli olacağını bir karine olarak öngörmüştür [2, 6].
3. Sistematik İlişkiler
- 818 Sayılı Mülga Borçlar Kanunu m. 380: TBK m. 496 hükmü, eski BK m. 380'in güncellenmiş halidir. Eski BK m. 380'de, "Eser sahibinin bedelden feragat eylediği hal icabından anlaşılmadıkça bedelin istihkakı asıldır" denilmekteydi [5]. TBK m. 496/1 ise "hal icabından anlaşılmadıkça" şeklindeki yoruma son derece açık ve muğlak ifadeyi terk ederek, "sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça" ibaresini getirmiştir [5]. Doktrinde de ifade edildiği üzere, bu değişiklik ile kural "daha somutlaştırılmıştır"; zira artık bedelsizlik iddiasında bulunan yayımcı, bunu "hal icapları" ile değil, bizatihi sözleşme hükümleri ile ispatlamak zorundadır [5].
- Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK): Yayım sözleşmesi, yapısal olarak 5846 sayılı FSEK kapsamında mali hakların (çoğaltma ve yayma) devri veya kullanımının bırakılması (lisans) niteliği taşır. TBK m. 488 uyarınca yayım sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekle tabidir [4, 7]. FSEK m. 52 ise mali haklara dair sözleşmelerin yazılı olmasını ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesini şart koşmaktadır [7]. Dolayısıyla TBK m. 496 uyarınca bedel talep edilirken, FSEK m. 52 kapsamında geçerli biçimde devredilmiş bir mali hakkın varlığı da uyuşmazlığın temel dayanağı olacaktır.
- İsviçre Borçlar Kanunu (OR): Yayım sözleşmesi İsviçre Borçlar Kanunu'nda (OR) Art. 380-393 arasında düzenlenmiştir [8]. Almanya'dan (Verlagsgesetz) farklı olarak Türk hukuku, yayım sözleşmesini mehaz İsviçre Hukukuna uygun şekilde Borçlar Kanunu içine almıştır [8]. TBK m. 496 da bu paralelde, mehaz kanundaki kuralın (OR Art. 388) Türk hukukuna yansımasıdır.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında, yayım (neşir) sözleşmelerinde bedel belirlenmediği takdirde, hâkimin eserin mahiyeti, yazarın tanınırlığı, yayınevinin eseri basmakla elde edeceği muhtemel kâr, piyasa teamülleri (örneğin kitap kapağı fiyatı üzerinden %8 ile %15 arası genel telif oranları) gibi hususları dikkate alarak uzman bilirkişi heyeti vasıtasıyla bedel tespiti yoluna gitmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Eğer sözleşmede eserin "bedelsiz" basılacağı "açıkça" (örneğin: "yazar bu eser için hiçbir mali hak veya telif bedeli talep etmeyecektir") yazmıyorsa, Yargıtay sözleşmenin ivazlı olduğu karinesinden hareket ederek yazar lehine telif bedeline hükmetmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
Tanınmış bir akademisyen olan (A), kaleme aldığı monografik eserin yayımlanması için (B) Yayınevi ile yazılı bir yayım sözleşmesi akdetmiştir. Sözleşmede eserin özellikleri, baskı adedi ve teslim süresi belirtilmiş, ancak yazara ödenecek herhangi bir telif ücretinden veya bedelden söz edilmemiştir. Eser yayımlandıktan sonra (A), yayınevinden telif bedeli talep etmiş; (B) Yayınevi ise sözleşmede bedel yazmadığı için eserin bedelsiz yayımlandığı konusunda anlaşıldığını savunmuştur.
Hukuki analiz: TBK m. 496/1 uyarınca, "Sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça" yayımlatan bedel isteyebilir [2]. Sözleşmede bedel yazmaması, eserin bedelsiz yayımlanacağı anlamına gelmez. Bedelsizlik istisnadır ve sözleşmede açıkça kararlaştırılmalıdır [5]. Bu sebeple (A) bedel talep etmekte haklıdır. TBK m. 496/2 gereği, miktar belli olmadığından söz konusu telif bedeli uyuşmazlık halinde hâkim tarafından belirlenecektir [2, 6].
Olay 2:
Yazar (C) ile (D) Yayınevi arasındaki sözleşmede, eserin ilk basımının 1.000 adet yapılacağı ve yazara kitabın perakende satış fiyatı üzerinden %10 telif ödeneceği kararlaştırılmış ve yayınevine eseri 5 kez basma hakkı verilmiştir. İlk basım tükenmiş, (D) yayınevi ikinci basımı yapmış ancak kâğıt maliyetlerindeki artışı gerekçe göstererek ikinci basım için telif oranını %5 olarak uygulayacağını bildirmiştir.
Hukuki analiz: TBK m. 496/3 gereği, yayımcının birden fazla basım yapma hakkı varsa, ilk basım için kararlaştırılan bedel ve koşullar, sonraki basımlar için de aynen uygulanır [2, 6]. Taraflar arasında ikinci basımın telif oranını değiştiren yeni bir yazılı sözleşme bulunmadığı sürece, (D) Yayınevi tek taraflı olarak bedel koşullarını değiştiremez. İkinci basım için de %10 telif oranı uygulanmak zorundadır.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Sözleşmenin bedelsiz (teberru amacıyla) yapıldığını iddia eden yayımcı, bu hususu yazılı sözleşmedeki açık bir hükümle ispat etmek zorundadır. Karine, sözleşmenin bedelli olması yönündedir [5].
- Zamanaşımı / Süreler: Yayım sözleşmesinden kaynaklanan bedel (telif) alacakları, TBK m. 147 gereğince kural olarak 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir. Dönemsel ödeme kararlaştırılan durumlarda TBK m. 147/b.1 uyarınca 5 yıllık zamanaşımı süresi de gündeme gelebilecektir.
- Görevli/yetkili mahkeme: Uyuşmazlığın temelinde eser sahipliği ve mali hakların kullanımı yattığından, 5846 sayılı FSEK uyarınca bu davalarda görevli mahkemeler Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleridir (bu mahkemelerin bulunmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemeleri, Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi sıfatıyla davaya bakar).
- Yaygın uygulama hataları: Akademik veya prestij amaçlı yayımlarda, yazarın bedel talep etmeyeceği zımnen düşünülse dahi, sözleşmeye "bedelsizdir" ibaresinin konulmaması en yaygın hatadır. Zira TBK m. 496, eski BK m. 380'deki "hal icaplarını" yeterli görmemekte, sözleşmesel açık hüküm aramaktadır [5].
7. Eleştirel Değerlendirme
TBK m. 496 hükmü, mülga BK m. 380'e nazaran olumlu bir gelişim arz etmektedir. Eski metinde yer alan "hal icabından anlaşılmadıkça" şeklindeki ibare, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri açısından sakıncalar barındırmaktaydı [5]. Hâkimin "hal icabını" araştırması, taraflar arasındaki subjektif beklentilerin objektif hukuka yanlış yansımasına sebebiyet verebilmekteydi.
Yeni metin olan TBK m. 496/1'deki "sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça" ibaresi, yazılılık şartına (TBK m. 488) tabi olan yayım sözleşmesinde bedelsizliğin de ancak açık bir "sözleşme hükmü" ile ispat edilebileceğini netleştirmiştir [5]. Doktrinde bu değişiklik, kuralın somutlaştırılması açısından isabetli bulunmuştur [5].
Bununla birlikte doktrinde, TBK'nın yayım sözleşmesini düzenleyen normlarının genel anlamda yetersiz kaldığı; özellikle Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile kavramsal bütünlüğün tam olarak sağlanamadığı (örneğin TBK m. 488 ile FSEK m. 52 arasındaki nitelikli yazılı şekil ihtilafı veya TBK m. 501 ile FSEK m. 10 ihtilafı gibi) hususları sıklıkla eleştirilmektedir [9-11]. TBK m. 496 özelinde ise bedelin belirlenmesi hususunda, sözleşmede miktar yoksa "hâkim tarafından belirlenir" ifadesi oldukça geniş bir takdir yetkisi sunmaktadır; bu belirlemenin hangi objektif kıstaslara (örneğin eserin türü, rayiç telif oranları vb.) göre yapılacağının kanunda daha detaylı gösterilmemiş olması bir eksiklik olarak değerlendirilebilir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.