1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 503. maddesi, vekâlet sözleşmesinin kurulması aşamasında karşılaşılan özellikli bir durumu, "örtülü kabul" (zımni kabul) müessesesini düzenlemektedir. Kural olarak, borçlar hukukunda sözleşmelerin kurulabilmesi için tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarının varlığı şarttır (TBK m. 1) [1, 2]. Bir öneriye (icaba) karşı sessiz kalınması, kural olarak kabul anlamına gelmemektedir [3, 4]. Ancak TBK m. 503, bu genel kuralın istisnasını teşkil etmekte ve kanun koyucu tarafından belirlenen belirli vasıflara sahip kişilere yöneltilen vekâlet önerilerinin, "derhal reddedilmediği" takdirde kabul edilmiş sayılacağını hüküm altına almaktadır [5, 6].
Bu düzenlemenin temelinde, "güven teorisi" ve ticari/mesleki hayattaki dürüstlük kuralı yatmaktadır [7, 8]. Gerek İsviçre Borçlar Kanunu (OR m. 395) gerekse TBK m. 503 uyarınca, belirli meslek gruplarına veya resmi sıfatı haiz kişilere yöneltilen iş görme taleplerinin cevapsız bırakılması, karşı tarafta (vekâlet verende) işin kabul edildiğine dair haklı bir güven oluşturur [6, 8]. Kanun koyucu, bu güveni korumak amacıyla pasif bir davranış olan "susmayı", bir kabul beyanı olarak nitelendirmiştir [3, 8]. Vekâlet sözleşmesinin kural olarak herhangi bir geçerlilik şekline tabi olmaması (TBK m. 12/1), bu tür örtülü kabullerin geçerli bir sözleşme doğurmasına olanak tanımaktadır [9].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Resmî Sıfata Sahip Olma
Madde metninde yer alan "resmî sıfata sahip" olma durumu, vekilin ifa edeceği işi, devletin veya kanunun kendisine verdiği bir yetkiye, resmi bir statüye dayanarak yerine getirmesini ifade eder [10, 11]. Doktrinde bu kavrama; noterler, resmi tasfiye memurları veya iflas idaresi görevlileri örnek olarak gösterilmektedir [10]. Bazı yazarlar, avukatlık veya bilirkişilik gibi meslekleri de (kamu hizmeti yönü bulunması sebebiyle) bu kapsama dâhil etme eğiliminde olsa da, bu kişilerin mesleki faaliyetleri gereği iş gördükleri (maddenin ikinci alternatifi) kabulü daha isabetlidir [11]. Resmî sıfatı bulunan kişiler, kendilerine yöneltilen ve görev alanlarına giren iş görme önerilerini, yasal engeller bulunmadıkça reddetme lüksüne kural olarak sahip olmadıklarından, susmaları hukuki sonuç doğurur [10].
2.2. İşin Yapılmasının Mesleğin Gereği Olması
Vekilin ekonomik ve mesleki faaliyetleri gereği belirli bir işi yürütüyor olması, kendisine yapılan icabın zımnen kabul edildiği sonucunu doğuran ikinci ve en yaygın durumdur [12]. Hekimler, avukatlar, bankacılar, varlık yönetimi şirketleri, mimarlar ve esnaf statüsünde iş gören kişiler bu kapsama dâhildir [12-14]. Örneğin, bir özel hastaneye veya hekime başvuran hastanın tıbbi müdahale talebi, hekim tarafından hemen reddedilmedikçe, taraflar arasında vekâlet sözleşmesi (hekimlik sözleşmesi) kurulmuş sayılır [15, 16]. Zira bu kişilerin mesleki varlık sebebi, söz konusu işleri üstlenmek ve yürütmektir.
2.3. Bu Gibi İşleri Kabul Edeceğini Duyurmuş (İlan Etmiş) Olma
Vekilin, belirsiz sayıda kişiye (kamuya) yönelik olarak, vekâlet sözleşmesinin kapsamına giren veya benzer türdeki işleri göreceğini önceden ilan etmiş olmasıdır [17]. Bu duyuru; radyo, televizyon, gazete ilanı, tabela asmak veya el ilanı dağıtmak gibi araçlarla yapılabilir [17]. İlan, teknik anlamda bir "öneriye davet" niteliği taşısa da [17], bu ilanı görerek vekile başvuran (öneride bulunan) kişinin talebi derhal reddedilmezse, sözleşme kurulmuş kabul edilir [17].
2.4. Önerinin "Hemen" (Derhal) Reddedilmemesi
Sözleşmenin kurulması için gereken negatif şart, vekilin susması, yani öneriyi "hemen" (derhal) reddetmemesidir [6]. Kanun metnindeki "hemen" ifadesi, anında veya saniyeler içinde değil; durumun özelliklerine, işin niteliğine ve dürüstlük kuralına göre belirlenecek "uygun bir süre" (makul süre) olarak anlaşılmalıdır [18]. Örneğin, acil bir tıbbi müdahale talebinde "hemen" kavramı saniyelerle ölçülebilirken, karmaşık bir hukuki ihtilafın vekâleti için gönderilen dosyada bu süre birkaç gün olabilir [18, 19].
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 1 ve m. 2 (Sözleşmenin Kurulması): Sözleşmelerin karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanıyla kurulacağına dair genel kuraldır [1, 2]. TBK m. 503, bu kuralla bağlantılı olarak irade beyanının (kabulün) örtülü (zımni) olabileceği hâlleri özelleştirmiştir [9, 20].
- TBK m. 6 (Susma ve Örtülü Kabul): TBK m. 6 uyarınca, öneren, işin özelliği veya kanun gereği açık bir kabul beklemek zorunda değilse, önerinin reddedilmemesi sözleşmenin kurulduğu anlamına gelir [4, 21]. TBK m. 503, bu genel hükmün vekâlet sözleşmelerine uyarlanmış, somutlaştırılmış özel bir görünümüdür (lex specialis) [4, 22].
- TBK m. 502 (Vekâlet Sözleşmesinin Tanımı): Vekilin, vekâlet verenin bir işini görmeyi üstlendiği sözleşmedir [23]. Ücret kural olarak zorunlu unsur olmasa da mesleki faaliyetlerde (TBK m. 503 kapsamındakilerde) teamül gereği veya TBK m. 502/son uyarınca ücrete hak kazanılır [24].
- TBK m. 512 (Tek Taraflı Sona Erdirme): Sözleşme örtülü kabul ile kurulsa dahi, vekâlet ilişkisine özgü güven temelinden dolayı her iki taraf da sözleşmeyi kural olarak her zaman tek taraflı olarak feshedebilir (uygun olmayan zaman tazminatı saklı kalmak kaydıyla) [25-27].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında TBK m. 503 (mülga BK m. 390 ve ilgili diğer maddeler) sıklıkla hekim-hasta, avukat-müvekkil ve komisyoncu-tacir ilişkilerinde uygulama alanı bulmaktadır. Yargıtay, özellikle mesleki faaliyet yürüten kişilerin (hekimler, avukatlar), kendilerine tevdi edilen işi açıkça reddetmedikleri durumlarda vekâlet sözleşmesinin kurulduğunu ve özen borcunun (TBK m. 506) başladığını kabul etmektedir.
Örneğin, özel hastaneye kabul edilen bir hastanın tedavisine başlanmasıyla veya hastanın acil servise getirilip kabul edilmesiyle birlikte örtülü bir vekâlet (veya hastaneye kabul) sözleşmesinin doğduğu kabul edilmektedir [28, 29]. Hekimin, işin uzmanı ve meslek icracısı olarak kendisine yapılan tedavi önerisini derhal reddetmemesi halinde aralarında bir vekâlet ilişkisi tahsis edilmektedir [15, 16]. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, vekilin özen borcu, bu örtülü kurulma anından itibaren asgari bir sapma dahi kabul etmeyecek derecede katı bir biçimde işlemeye başlar [30, 31].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
Olay: Ulusal bir gazeteye ve internet sitesine ilan vererek vergi hukuku ihtilaflarında uzmanlaştığını ve danışmanlık yaptığını duyuran Avukat (A)'nın ofisine, bir şirket yetkilisi (Ş) tarafından detaylı bir vergi ceza ihbarnamesi ve vekâletname aslı kurye ile gönderilmiştir. Avukat (A), dosyayı teslim almasına rağmen 15 gün boyunca hiçbir yanıt vermemiş ve bu sürede vergi mahkemesinde dava açma süresi (30 gün) geçmiştir. Şirket yetkilisi (Ş), Avukat (A)'ya karşı zararın tazmini davası açmıştır.
Hukuki Analiz: Somut olayda Avukat (A), mesleki sıfatı (avukat) gereği ve ayrıca "işleri kabul edeceğini duyurmuş" (ilan vermiş) bir kişidir [12, 17]. TBK m. 503 uyarınca, kendisine yapılan iş görme önerisini "uygun süre" içinde (hemen) reddetmemiştir [18, 32]. Bu nedenle taraflar arasında zımnen vekâlet sözleşmesi kurulmuş sayılır [5, 6]. Avukat (A), sözleşmesel özen ve sadakat borcuna (TBK m. 506) aykırı davranarak dava açma süresini kaçırdığından, şirketin uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlüdür.
Olay 2:
Olay: Özel bir hastanenin acil servisine kalbi durmuş şekilde getirilen bir hasta (H), nöbetçi hekim (K) tarafından acil müdahaleye alınmıştır. Hasta yakınları, hastaneye giriş için herhangi bir sözleşme imzalamamıştır. Müdahale sırasında hekimin ağır ihmali sonucu hasta felç kalmıştır. Hasta yakınları, hastane ve hekime tazminat talebinde bulunmuştur.
Hukuki Analiz: Hastanın hastaneye getirilmesi bir tıbbi müdahale (iş görme) önerisidir. Hekim (K), bu işi yapması "mesleğinin gereği" olan kişidir [12]. TBK m. 503 gereği öneriyi reddetmemiş ve müdahaleye başlamıştır [16]. Taraflar arasında şekil şartına tabi olmaksızın örtülü bir vekâlet sözleşmesi (hekimlik/hastaneye kabul sözleşmesi) doğmuştur [29]. Hekimin özensizliği, vekâlet sözleşmesine aykırılık teşkil eder ve maddi/manevi tazminat sorumluluğunu doğurur.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: TBK m. 503 hükmü, doktrindeki hâkim görüşe göre (güven teorisine dayalı olarak) "karine" niteliğindedir [22]. Ancak bazı yazarlara göre bu bir yasal kurgudur (kanuni faraziye) [33]. Uygulamada, vekâlet verenin, iş görme icabının vekile (veya meslek sahibine) ulaştığını ispat etmesi yeterlidir [22]. Vekil ise, sözleşmenin kurulmadığını kanıtlamak istiyorsa, icabı "hemen" reddettiğini ispatlamak külfeti altındadır [22].
- Zamanaşımı / Süreler: Örtülü kabul ile kurulan vekâlet sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda, vekâlet sözleşmelerine uygulanan 5 yıllık özel zamanaşımı süresi (TBK m. 147/5) kural olarak uygulama alanı bulur [28].
- Görevli/yetkili mahkeme: Örtülü kurulan vekâlet sözleşmesinin taraflarından biri tüketici statüsündeyse (örneğin hasta-hekim ilişkisi veya ticari/mesleki olmayan avukatlık hizmeti), görevli mahkeme Tüketici Mahkemesi'dir [34]. İşin her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirdiği durumlarda ise Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir.
- Yaygın uygulama hataları: Sözleşmenin mutlaka yazılı bir "Vekâletname" belgesi ile kurulduğunun zannedilmesi büyük bir hatadır. Noterden verilen vekâletname, sözleşmenin geçerlilik şartı değil, üçüncü kişilere karşı temsil yetkisinin (TBK m. 40 vd.) ispat vasıtasıdır [20]. İç ilişkideki vekâlet sözleşmesi, TBK m. 503 uyarınca salt sessiz kalma ile de hukuken mükemmelen kurulabilir [9, 20].
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TBK m. 503 (ve mülga BK m. 390) hükmünün hukuki niteliği yoğun tartışmalara konu olmuştur [33]. Bir görüş (örneğin Oğuzman, Tandoğan, Erzurumluoğlu), bu maddenin kanuni bir "kurgu/faraziye" (fictio iuris) olduğunu ve vekilin iradesi incelenmeksizin, susmanın mutlak surette sözleşmeyi kurduğunu savunmaktadır [33]. Buna karşılık, aralarında Fellmann, Aral ve Ayrancı'nın bulunduğu ve hâkim sayılabilecek diğer görüşe göre; bu hüküm bir yasal "karine"dir (praesumptio iuris) [22]. Karine görüşünü savunanlar, vekilin örneğin temyiz kudretinden (ayırt etme gücünden) yoksun olduğu bir durumda, mutlak bir kurgunun geçerli olmasının hukukun genel ilkelerine (TBK m. 15, m. 502) aykırı sonuçlar doğuracağını haklı olarak eleştirmektedir [22]. Bu kapsamda TBK m. 503'ün, "aksi ispat edilebilir bir kanuni karine" olarak nitelendirilmesi, hakkaniyete ve dürüstlük kurallarına daha uygun bir yaklaşımdır [22]. Ayrıca madde metninde geçen "hemen" (derhal) kelimesinin lafzi katılığı, yargı içtihatları ve doktrin tarafından "uygun bir süre" şeklinde yorumlanarak esnetilmiştir [18]; zira işin niteliği, vekile düşünme veya işi analiz etme payı bırakılmasını zorunlu kılabilir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.