II. Kredi emrinden yararlananın ehliyetsizliği
Madde 517 - Kredi emrini veren, kredi emrinden yararlananın ehliyetsizliğini ileri sürerek kredi emri verilene karşı sorumluluktan kurtulamaz.
II. Kredi emrinden yararlananın ehliyetsizliği
Madde 517 - Kredi emrini veren, kredi emrinden yararlananın ehliyetsizliğini ileri sürerek kredi emri verilene karşı sorumluluktan kurtulamaz.
Akademik Değerlendirme
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Özel Borç İlişkilerini ihtiva eden İkinci Kısmı'nın, "Hizmet Sözleşmeleri" başlıklı Altıncı Bölümü içerisinde, İkinci Ayırım'da "Kredi Mektubu ve Kredi Emri" kurumu düzenlenmiştir [1-3]. Kredi emri, niteliği itibarıyla vekâlet sözleşmesi temeline dayanan, kendine özgü bir hukuki ilişkidir [4]. TBK m. 516 ila m. 519 arasında tanzim edilen bu kurumda, kredi emri verenin sorumluluğunun sınırları net bir biçimde çizilmiştir [5-7].
İnceleme konumuz olan TBK m. 517 hükmü, "Kredi emrini veren, kredi emrinden yararlananın ehliyetsizliğini ileri sürerek kredi emri verilene karşı sorumluluktan kurtulamaz." şeklindeki amir lafzıyla [6], kredi emri verenin (amir) sorumluluktan kaçınma yollarını daraltan spesifik bir düzenlemedir. TBK m. 516 uyarınca kredi emri veren, emri alanın bu doğrultuda açtığı kredi sebebiyle "kefil gibi" sorumlu tutulmaktadır [5]. Kredi emri ilişkisinde, emri verenin sorumluluğunun kefalet hukukunun "fer'ilik" (bağımlılık) ilkesine tâbi olup olmadığı tartışmalarında TBK m. 517, fer'ilik ilkesine getirilmiş yasal ve kesin bir istisna niteliğindedir. Bu kural, kredi emri verilene (genellikle bir banka veya finans kuruluşu) üst düzey bir hukuki güvenlik sağlamayı amaçlamaktadır.
Kredi emri; bir kimsenin (kredi emri veren), kendi adına ve hesabına kendi sorumluluğu altında bir üçüncü kişiye (yararlanana) kredi açması veya krediyi yenilemesi için başka birine (kredi emri verilene) verdiği talimatı içeren bir sözleşmedir [5]. Bu yapıda üçlü bir ilişki mevcuttur: Emri veren, emri alan (kredi kuruluşu) ve yararlanan (üçüncü kişi). TBK m. 516/1 uyarınca emri veren, kredi borcundan kefil gibi sorumlu olmaktadır [5].
Ehliyetsizlik durumu, Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 15 ve m. 16 kapsamında değerlendirilir. Ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri kural olarak hukuki sonuç doğurmaz (TMK m. 15) [8]. Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar ise, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça kendi işlemleriyle borç altına giremezler (TMK m. 16) [8]. Normal şartlar altında, ehliyetsiz bir kişiyle yapılan kredi sözleşmesi kesin hükümsüzlük veya iptal edilebilirlik yaptırımlarına tâbi olacaktır. Ancak TBK m. 517, kredi emrini veren kişinin, yararlananın bu ehliyetsizliğini bir itiraz veya def'i olarak ileri sürmesini kesin bir dille yasaklamıştır [6].
Kredi emrinde emri veren, yararlanana kredi açılması hususunda bir illiyet bağı başlatmaktadır. Kurumun doğası gereği, emri alan (kredi veren) doğrudan emri verenin kredibilitesine ve talimatına güvenerek hareket etmektedir. TBK m. 517 [6], kredi emri alanın bu haklı güvenini korumakta; yararlananın medeni hakları kullanma ehliyetindeki eksikliklerin riskini bütünüyle kredi emrini verenin omuzlarına yüklemektedir.
Bu madde, borçlar ve medeni hukukun çeşitli temel kurumlarıyla sıkı bir sistematik bağ içerisindedir:
Kredi emri kurumu, uygulamada daha çok bankacılık hukuku bağlamında teminat mektupları, kefalet ve garanti sözleşmeleri ile iç içe geçecek şekilde ele alınmaktadır. İlgili Yargıtay kararlarında, ehliyetsizlik defini ileri sürme yasağı şu ilkelerle bağdaştırılmaktadır:
Olay 1: Bir anonim şirket yönetim kurulu başkanı (A), uzun süredir iş yaptığı bankaya (B) yazılı bir talimat göndererek, henüz 17 yaşında olan ve kendi ticari girişimini kurmaya hazırlanan yakını (C) için belirli bir limite kadar kredi açılmasını, kendisinin bu hususta sorumluluğu üstlendiğini bildirmiştir. Banka (B), bu yazılı talimata dayanarak (C)'ye kredi kullandırmıştır. Kredinin vadesi geldiğinde (C) borcunu ödememiş; banka (B), (A)'ya başvurmuştur. (A), (C)'nin 17 yaşında (sınırlı ehliyetsiz) olduğunu, yasal temsilcisinin izni olmadan yapılan kredi sözleşmesinin TMK m. 16 uyarınca geçersiz [8] olduğunu ileri sürerek ödeme yapmaktan kaçınmıştır. Hukuki Analiz: TBK m. 516 uyarınca (A)'nın verdiği yazılı talimat geçerli bir kredi emridir [5, 6]. (A), kredi borcundan kefil gibi sorumlu hale gelmiştir [5]. TBK m. 517'nin açık ve amir lafzı gereğince [6], kredi emrini veren (A), yararlanan (C)'nin sınırlı ehliyetsiz olduğunu ileri sürerek bankaya karşı sorumluluktan kurtulamaz. Banka, alacağını (A)'dan tahsil edebilir.
Olay 2: (X), demans hastalığı nedeniyle hakkında kısıtlama kararı verilmiş olan kardeşi (Y) adına, bir finans kuruluşuna (Z) yazılı kredi emri vererek bir kredi limitinin tahsisini sağlamıştır. (Y) krediyi kullanıp tüketmiştir. Finans kuruluşu (Z), tahsilat için (X)'e gittiğinde, (X) asıl borçlu olan (Y)'nin tam ehliyetsiz olduğunu ve sözleşmenin mutlak butlanla batıl olduğunu iddia etmiştir. Hukuki Analiz: Asıl borç ilişkisi (Z ile Y arasındaki) ehliyetsizlik nedeniyle hükümsüz olsa dahi, TBK m. 517 [6] kredi emri verenin (X) sorumluluğunun devam edeceğini öngörmektedir. (X)'in bu def'iyi ileri sürmesi kanunen yasaklanmıştır. (X), (Z)'ye karşı ödeme yapmakla yükümlüdür.
Doktrinde yapılan akademik tartışmalar bağlamında TBK m. 517 hükmü, fer'ilik ilkesine getirilen oldukça sert bir istisna olarak değerlendirilmektedir. (Kaynaklar dışı bir ek bilgi olarak belirtmek gerekir ki; Fikret Eren, Kemal Oğuzman ve Turgut Öz gibi Borçlar Hukuku otoriteleri, bu düzenlemenin kökenini kredi emrinin "vekâlet" niteliğinde bulurlar.) Kredi emrini veren kişi, aslında kendi talimatıyla bir süreci başlattığı için, ehliyetsizlik riskinin kredi kuruluşuna bırakılması hukuken hakkaniyete aykırı olacaktır.
Bununla birlikte, eleştiriye açık olan husus, TBK m. 582 (kefalet) [9] ile TBK m. 517 [6] arasındaki asimetridir. Kefil gibi sorumlu tutulan (TBK m. 516) [5] kredi emri verenin, ehliyetsizliği bilsin veya bilmesin mutlak surette sorumlu tutulması, kredi veren profesyonel finans kuruluşlarının araştırma yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldırmaktadır. Kredi kuruluşu, asıl borçlunun ehliyetini hiç sorgulamadan, sırf kredi emri verenin teminatına dayanarak basiretsizce kredi açabilir. Bu durum, özellikle zayıf taraf konumundaki ehliyetsizlerin dolaylı olarak borç döngüsüne sokulmasına ve kredi emri verenin kendi rücu imkânının zedelenmesine (TBK m. 596/son) [11] yol açabilmektedir. Buna rağmen kanun koyucu, ticari hayatın güvenliği ve kredi sirkülasyonunun hızını önceleyerek bu katı sorumluluk modelini benimsemiştir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.