II. Saklatanın borçları
Madde 562 - Saklatan, sözleşmenin ifasının zorunlu kıldığı bütün masrafları ödemekle yükümlüdür. Saklatan, kendi kusurundan ileri gelmediğini ispat etmedikçe, saklayanın saklamadan doğan zararlarını gidermekle yükümlüdür.
II. Saklatanın borçları
Madde 562 - Saklatan, sözleşmenin ifasının zorunlu kıldığı bütün masrafları ödemekle yükümlüdür. Saklatan, kendi kusurundan ileri gelmediğini ispat etmedikçe, saklayanın saklamadan doğan zararlarını gidermekle yükümlüdür.
Akademik Değerlendirme
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Saklama Sözleşmeleri" başlıklı on dördüncü bölümünde, genel saklama sözleşmesinin hükümleri düzenlenmektedir [1]. TBK m. 561 hükmü uyarınca genel saklama sözleşmesi, saklayanın, saklatanın kendisine bıraktığı bir taşınırı güvenli bir yerde koruma altına almayı üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır [1]. İşbu sözleşme tipinin doğası gereği, asli edim yükümlülüğü saklayanın muhafaza borcudur. Ancak kanun koyucu, sözleşmenin ifası sürecinde ortaya çıkabilecek masraflar ve zararlar bakımından saklatanın sorumluluğunu da TBK m. 562 hükmü ile özel olarak düzenlemiştir [1].
TBK m. 562 hükmü, saklama sözleşmesinin kural olarak eksik iki tarafa borç yükleyen (sinallagmatik olmayan) yapısının bir tezahürüdür. Zira saklama sözleşmesinde açıkça öngörüldüğü veya durum ve koşullar gerektirdiği takdirde saklayan ücret isteyebilir (TBK m. 561/2) [1]; aksi hâlde sözleşme ivazsızdır [2]. Sözleşme ivazlı da olsa ivazsız da olsa, saklatanın eşyanın muhafazası için yapılması zorunlu olan masraflara katlanması ve saklayanın bu ilişkiden doğan zararlarını gidermesi, hukukun genel ilkelerinden olan hakkaniyet ve dürüstlük kuralının (TMK m. 2) doğrudan bir sonucudur. Madde metni, İsviçre Borçlar Kanunu'nun (OR) ilgili hükümleriyle paralellik arz etmekte olup, saklatanın borçlarını masrafları ödeme borcu ve zararları tazmin borcu olmak üzere iki temel eksende sistematize etmiştir [1].
TBK m. 562'nin birinci fıkrasında, "Saklatan, sözleşmenin ifasının zorunlu kıldığı bütün masrafları ödemekle yükümlüdür" denilmek suretiyle, muhafaza ediminin yerine getirilebilmesi için yapılması gereken zorunlu ve faydalı masrafların külfeti saklatana yüklenmiştir [1].
Saklayanın asli borcu eşyayı güvenli bir yerde korumaktır [1]. Ancak bu koruma faaliyeti, eşyanın niteliğine göre birtakım harcamaları gerektirebilir (örneğin bir hayvanın beslenmesi, saklanan bir makinenin periyodik yağlanması veya özel iklimlendirme koşullarının sağlanması gibi). Saklama faaliyeti esasen saklatanın menfaatine hizmet ettiğinden [3, 4], saklayan, eşyanın muhafazası için kendi cebinden yapmak zorunda kaldığı bu masrafları saklatandan talep hakkına sahiptir. Buradaki "zorunlu masraflar" kavramı, objektif bir değerlendirmeyle, eşyanın telef olmasını, değer kaybetmesini veya zarar görmesini engellemek adına makul ve basiretli bir saklayanın yapması beklenen tüm harcamaları kapsar.
Maddenin ikinci fıkrası, sorumluluk hukuku bakımından son derece kritik bir düzenleme içermektedir: "Saklatan, kendi kusurundan ileri gelmediğini ispat etmedikçe, saklayanın saklamadan doğan zararlarını gidermekle yükümlüdür." [1].
Bu fıkra ile kanun koyucu, ispat yükünü (külfetini) tersine çeviren bir "kusur karinesi" ihdas etmiştir [1]. Kural olarak haksız fiil sorumluluğunda zarar gören, zarar verenin kusurunu ispatla mükellefken; TBK m. 562/2, tıpkı TBK m. 112'de [5] olduğu gibi, akdi bir yükümlülüğün ihlali veya akdi ilişkiden doğan zararlar bağlamında borçlunun (burada saklatanın) kusurlu olduğunu karine olarak kabul etmiştir. Saklayan, yalnızca saklama ilişkisinden doğan bir zarara uğradığını ve zarar ile saklama konusu eşya/ilişki arasındaki illiyet bağını ispat etmekle yetinecektir. Sorumluluktan kurtulmak isteyen saklatan ise, zararın meydana gelmesinde kendisine atfedilebilecek hiçbir kusur bulunmadığını (kurtuluş kanıtı) hukuken ispat etmek zorundadır [1, 5].
Yargıtay içtihatlarında, saklama (vedia) sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda ispat yükünün dağılımı özenle incelenmektedir. Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre, saklama sözleşmesinde saklayan, kendi üstlendiği güvenle koruma borcunu ihlal etmediğini ispatla yükümlü olduğu gibi; eşyanın niteliğinden veya saklatanın eylemlerinden dolayı saklayanın bir zarara uğraması hâlinde, TBK m. 562/2 gereği ispat yükü saklatana geçmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri, kusur karinesi içeren bu tür maddelerin tatbikinde, zarar ile saklanan eşya arasındaki uygun illiyet bağının (nedensellik bağının) saklayan tarafından mutlaka ortaya konulması gerektiğini aramaktadır. Saklatan ancak eşyanın ambalajlanmasındaki, teslimindeki veya bizzat eşyanın yapısındaki gizli bir tehlikeden haberdar olmadığını ve gerekli tüm objektif özeni gösterdiğini kanıtlayarak bu karineyi çürütebilir. Ayrıca Yargıtay, masraf taleplerinde (TBK m. 562/1) söz konusu masrafın "zorunlu" ve saklama ilişkisiyle doğrudan bağlantılı olup olmadığını sıkı bir denetime tâbi tutmaktadır.
Olay 1 (Masraf Ödeme Borcuna İlişkin): (A), sahibi olduğu antika piyanosunu, yurtdışında yaşayacağı iki yıl boyunca koruması için (B)'ye bırakmıştır. Sözleşmede bir ücret kararlaştırılmamıştır. İlerleyen süreçte piyanonun ahşap aksamının zarar görmemesi için (B), uzman bir restoratör çağırarak piyanonun akordunu ve nem dengesi bakımını yaptırmak zorunda kalmıştır. Hukuki analiz: TBK m. 562/1 uyarınca saklatan (A), sözleşmenin ifasının zorunlu kıldığı masrafları ödemekle yükümlüdür [1]. (B)'nin yaptığı periyodik bakım harcaması, eşyanın güvenli ve sağlam şekilde korunması için zorunlu nitelikte olduğundan, (B) bu masrafları (A)'dan talep etme hakkına sahiptir. (A), sözleşmenin ücretsiz olduğunu ileri sürerek bu masraflardan kaçınamaz.
Olay 2 (Zarar Giderme Borcu ve Kusur Karinesine İlişkin): (X) Kimya Şirketi, kendisine ait endüstriyel temizlik sıvılarını kapalı variller hâlinde muhafaza etmesi için (Y) Depoculuk A.Ş. ile genel saklama sözleşmesi imzalamıştır. Varillerden birinin alt kısmındaki imalat hatası nedeniyle sıvı sızıntı yapmış ve (Y)'nin deposundaki zemin kaplamasını tamamen eriterek ciddi bir maddi zarara yol açmıştır. Hukuki analiz: TBK m. 562/2 hükmü gereğince, saklatan (X), saklayanın saklamadan doğan zararlarını gidermekle yükümlüdür ve kusur karinesi (X) üzerindedir [1]. (X)'in tazminat ödemekten kurtulabilmesi için, varillerdeki imalat hatasını bilmesinin mümkün olmadığını, teslim sırasında her türlü olağan özeni gösterdiğini, yani zararın "kendi kusurundan ileri gelmediğini" somut delillerle ispat etmesi şarttır. Aksi takdirde tüm depo hasarını tazmin etmekle mükelleftir.
Doktrinde TBK m. 562/2 hükmünde yer alan kusur karinesi düzenlemesi zaman zaman eleştirilmekte ve tartışılmaktadır. Genel kural olarak haksız fiil temelli zararlarda ispat yükünün zarar görende olması ilkesinden sapılarak, akdi ilişki çerçevesinde dahi olsa zararın doğumunda saklatanı peşinen kusurlu saymak, oldukça katı bir düzenleme olarak değerlendirilebilir.
Bununla birlikte, kanun koyucunun bu tercihi, İsviçre-Türk Borçlar Hukuku sistematiğinin ruhuna bütünüyle uygundur. Saklama sözleşmesinde, bilhassa ücretsiz vekil yahut emanetçi konumundaki saklayanın, kendi menfaati olmaksızın başkasının malını korurken uğradığı zararlarda yüksek bir hukuki korumaya mazhar olması hakkaniyet gereğidir. Nitekim benzer bir mantık, vekâlet sözleşmesinde vekilin uğradığı zararların tazminini düzenleyen TBK m. 510/2 hükmünde de kendini göstermektedir [10, 11]. Kanun koyucu, başkasının işini veya malını elde tutan kişiyi korumak amacıyla her iki müessesede de "ispat yükünü tersine çevirerek" kusursuzluğun ispatını karşı tarafa (vekalet verene/saklatana) bırakmıştır. Bu durum sözleşme adaletini sağlamada etkili ve yerinde bir mekanizmadır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.