3. Saklayanların sorumluluğu
Madde 567 - Bir şeyi birlikte saklamak üzere alanlar, müteselsilen sorumlu olurlar.
3. Saklayanların sorumluluğu
Madde 567 - Bir şeyi birlikte saklamak üzere alanlar, müteselsilen sorumlu olurlar.
Akademik Değerlendirme
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) İkinci Kısmının On Dördüncü Bölümü, "Saklama Sözleşmeleri" başlığını taşımakta olup; "Genel Saklama Sözleşmesi" alt ayrımında yer alan 567. madde, birden fazla kişinin aynı eşyayı saklamak üzere kabul etmesi durumunda doğacak hukuki sorumluluğun niteliğini düzenlemektedir.
TBK m. 567 hükmü, "Bir şeyi birlikte saklamak üzere alanlar, müteselsilen sorumlu olurlar" şeklindeki lafzıyla, borçlar hukukunda kural olarak kabul edilen "borcun bölünmesi" ilkesine kanundan doğan açık bir istisna getirmektedir [1]. İsviçre Borçlar Kanunu’nun (OR) 476. maddesiyle tam bir paralellik arz eden bu düzenleme, kanun koyucunun saklatanı (mudi) koruma iradesinin somut bir tezahürüdür. Zira birden fazla saklayanın bulunduğu bir senaryoda, eşyanın ziyaı, hasarı veya iade edilmemesi durumunda kusurun hangi saklayanda olduğunun tespitindeki ispat güçlüğü, saklatan açısından ciddi bir mağduriyet riski yaratır. Kanun koyucu, müteselsil sorumluluk karinesi ihdas ederek, saklatanın dilediği saklayana (mütevdi) başvurarak edimin ifasını veya tazminatını talep edebilmesine olanak tanımıştır [2, 3].
Maddede ifade edilen birlikte saklamak üzere alma olgusu, birden fazla kişinin, saklatan ile akdettikleri bir saklama (vedia) sözleşmesi çerçevesinde, eşyanın zilyetliğini ve muhafaza yükümlülüğünü müştereken devralmalarını ifade eder. Birlikte alma hususu, eşyanın fiziksel olarak bölünmeden tek bir muhafaza alanında veya müşterek kontrol altındaki bir yerde tutulmasını gerektirir. Birlikte saklama iradesi, açıkça beyan edilebileceği gibi durumun gereklerinden zımni olarak da çıkarılabilir. Doktrinde de ifade edildiği üzere, bu hüküm genel saklama sözleşmesine ilişkin olmakla birlikte, kanunda aksi öngörülmedikçe misli şeylerin saklanması (depositum irregulare) sözleşmelerinde de kıyasen uygulama alanı bulur [4, 5].
Müteselsil sorumluluk, alacaklının (saklatanın), borçluların (saklayanların) tümünden veya dilediği birinden borcun tamamının ifasını isteme hakkına sahip olduğu ve borçluların tamamı ifa edilene kadar sorumlu kalmaya devam ettiği bir borç ilişkisi türüdür. TBK m. 567, genel hüküm niteliğindeki TBK m. 162'de yer alan "müteselsil borçluluğun ancak kanunda veya sözleşmede öngörülmesi hâlinde doğacağı" kuralının tipik bir yasal dayanağıdır [6].
Önemle vurgulanmalıdır ki, TBK m. 567'deki müteselsil sorumluluk emredici bir kural değildir; yedek hukuk kuralı (tamamlayıcı kural) niteliğindedir. Taraflar, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde aksine bir anlaşma yaparak sorumluluğu paylı hale getirebilirler. Ancak böyle bir anlaşma yapılmadığı hallerde, eşyaya ilişkin TBK m. 567 gereğince saklayanların müteselsil sorumluluğu zımnen kabul ettikleri hukuki sonucuna varılır [5].
Yargıtay kararlarında, birden fazla kişinin zilyetliğine bırakılan eşyanın muhafazasına ilişkin uyuşmazlıklarda, ilişkinin hukuki tavsifi (saklama mı, tüketim ödüncü mü olduğu) büyük önem taşımaktadır. Yargıtay, tarafların iradelerinin eşyanın muhafazası yönünde birleştiği, mülkiyetin devri kastının bulunmadığı genel saklama sözleşmelerinde, iade borcunun yerine getirilmemesi halinde saklayanların tümünün borcun tamamından müteselsilen sorumlu olduğuna hükmetmektedir.
Yüksek Mahkeme, özellikle ticari işletmelerin (örneğin antrepolar, yediemin depoları, banka kasaları) müşterek faaliyeti neticesinde alınan muhafaza yükümlülüklerinde, zararın hangi çalışandan veya ortaktan kaynaklandığına bakılmaksızın, saklamak üzere eşyayı teslim alan tüzel veya gerçek kişilerin TBK m. 567 (mülga BK m. 468) bağlamında müteselsilen sorumlu olduğunu vurgular. İşlemin niteliği belirlenirken sözleşmenin amacı analiz edilir; eğer amaç eşyanın güvenli biçimde saklanması ise teselsül kuralı kesin olarak işletilir [2, 3, 7].
Olay 1: (A), antika değerine sahip bir tabloyu, sanat galerisi işleten (B) ve (C)'ye, sergi süresince muhafaza etmeleri amacıyla teslim etmiş ve taraflar arasında bir saklama sözleşmesi akdedilmiştir. Sözleşmede sorumluluğun paylaşımına dair bir hüküm bulunmamaktadır. Gece meydana gelen bir hırsızlık olayında tablo çalınmıştır. (A), tablonun bedelinin tazmini için yalnızca (B)'ye karşı dava açmıştır. (B), tablonun çalındığı gece nöbetçi/sorumlu olan kişinin (C) olduğunu ileri sürerek husumet itirazında bulunmuştur. Hukuki analiz: TBK m. 567 hükmü amirdir. Bir şeyi birlikte saklamak üzere alanlar müteselsilen sorumlu olduklarından, saklatan (A), dilerse saklayanlardan yalnızca (B)'ye, dilerse (C)'ye, dilerse her ikisine birden başvurabilir. (B)'nin "kusur (C)'deydi" şeklindeki savunması, (A)'ya karşı ileri sürülemez. İfa gerçekleştikten sonra (B), iç ilişkide (C)'ye rücu hakkını kullanacaktır.
Olay 2: Çiftçi (X), 10 ton buğdayını, komşuları (Y) ve (Z)'nin müştereken işlettikleri siloya emaneten bırakmıştır. Taraflar, (X) istediği an buğdayın aynı nitelik ve miktarda iade edileceği hususunda anlaşmıştır. Siloya su sızması sonucu buğdaylar telef olmuştur. (Y), sözleşmede müteselsil sorumluluk ibaresi olmadığı için zararın sadece kendi payına düşen yarısından sorumlu olduğunu iddia etmektedir. Hukuki analiz: Söz konusu işlem, TBK m. 570 uyarınca "misli şeylerin saklanması" (depositum irregulare) sözleşmesidir. Tüketim ödüncünden (TBK m. 386) farklı olarak, misli şeylerin saklanması sözleşmesinde TBK m. 567 kıyasen uygulanır. Taraflar arasında teselsülü bertaraf eden açık bir anlaşma bulunmadığına göre, (Y)'nin savunması hukuki dayanaktan yoksundur; (Y) ve (Z) müteselsilen sorumludur [4-6].
TBK m. 567 hükmü, mülga 818 sayılı BK m. 468 ve İsviçre Borçlar Kanunu (OR) m. 476 ile uyum içerisindedir ve borçlar hukukunun temel prensipleriyle bağdaşmaktadır. Doktrinde Fikret Eren ve Kemal Oğuzman gibi otoritelerce de belirtildiği üzere, saklama sözleşmelerinin temelinde yatan en önemli unsur "güven" (fides) olgusudur. Saklatan, eşyasını birden fazla kişiye emanet ettiğinde, bu kişilerin iç ilişkilerindeki görev dağılımını veya vardiya sistemini bilmek zorunda bırakılamaz.
Hükmün tek zayıf noktası, teselsül karinesinin yalnızca "aynı anda/birlikte" alma eylemine mi özgülendiği, yoksa saklama ilişkisine sonradan dahil olan kişileri de mi kapsayacağı yönündeki lafzi darlıktır. Ancak doktrindeki hâkim görüş, eşyanın muhafazası yükümlülüğünü hukuken devralan ve işlemi müştereken yürüten herkesin bu madde kapsamında müteselsil sorumlu sayılması gerektiği yönündedir. Bu yönüyle hüküm, alacaklıyı koruyucu yapısıyla modern borçlar hukuku sistematiği içinde son derece başarılı ve isabetli bir kural olarak varlığını sürdürmektedir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.