Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 589

Özel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

**II. Ortak hükümler

  1. Kefil ile alacaklı arasındaki ilişki a. Sorumluluğun kapsamı**

Madde 589 - Kefil, her durumda kefalet sözleşmesinde belirtilen azamî miktara kadar sorumludur. Aksi sözleşmede kararlaştırılmamışsa kefil, belirtilen azamî miktarla sınırlı olmak üzere, aşağıdakilerden sorumludur:

  1. Asıl borç ile borçlunun kusur veya temerrüdünün yasal sonuçları.
  2. Alacaklının, kefile, onun borcu ödeyerek yapılmalarını önleyebileceği uygun bir zaman önce bildirmesi koşuluyla, borçluya karşı yönelttiği takip ve davaların masrafları ile gerektiğinde rehinlerin kefile tesliminin ve rehin haklarının devrinin sebep olduğu masraflar.
  3. İşlemiş bir yıllık ve işlemekte olan yıla ait akdî faizler ile gerektiğinde tahvil karşılığında ödünç verilen anaparanın işlemiş bir yıllık ve işlemekte olan yıla ait faizleri. Sözleşmede açıkça kararlaştırılmamışsa kefil, borçlunun sadece kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonraki borçlarından sorumludur. Kefilin, asıl borç ilişkisinin hükümsüz hâle gelmesinin sebep olduğu zarardan ve ceza koşulundan sorumlu olacağına ilişkin anlaşmalar kesin olarak hükümsüzdür.

FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Kefalet Sözleşmesi" başlıklı on beşinci bölümünün "Ortak Hükümler" ayrımında yer alan 589. maddesi, kefilin alacaklıya karşı sorumluluğunun maddi sınırlarını ve kapsamını düzenlemektedir. Kefalet sözleşmesinin amacı, alacaklıya borçlunun ödeme güçsüzlüğü veya borca aykırı davranışı karşısında şahsi bir teminat sağlamaktır [1, 2]. Ancak kanun koyucu, kefili öngörülemeyen ve altından kalkılamaz mali yükümlülüklerden korumak amacıyla kefilin sorumluluğunu sıkı kurallara bağlamıştır.

TBK m. 589 hükmü, kefilin sorumluluğunun, sözleşmede geçerlilik şartı olarak gösterilmesi zorunlu olan "azami miktar" (üst sınır) ile tahdit edildiğini emredici bir şekilde ortaya koymaktadır [3, 4]. Bu madde, asıl borcun yanı sıra borçlunun temerrüdü, takip masrafları ve akdi faizler gibi fer'i nitelikteki yükümlülüklerin de kefilin sorumluluğuna ne ölçüde dâhil olacağını sistematik bir biçimde belirler [5, 6]. Maddenin lafzı ve ruhu incelendiğinde, İsviçre Borçlar Kanunu (OR) m. 499 hükmüne paralel olarak, kefilin himayesi düşüncesinin ön planda tutulduğu ve kefilin öngöremediği ceza koşulu veya hükümsüzlükten doğan zararlar gibi risklerin yasal olarak kapsam dışı bırakıldığı görülmektedir [7].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Azami Miktar (Sorumluluk Üst Sınırı)

TBK m. 589/1 uyarınca, "Kefil, her durumda kefalet sözleşmesinde belirtilen azami miktara kadar sorumludur" [4]. TBK m. 583/1 gereğince kefalet sözleşmesinde kefilin sorumlu olacağı azami miktarın kefilin el yazısıyla belirtilmesi, sözleşmenin kurucu şekil şartıdır [8, 9]. Belirlenen bu miktar, kefilin üstlendiği ekonomik riskin tavanını oluşturur. Asıl borç, temerrüt faizi ve diğer masrafların toplamı bu azami miktarı aştığı takdirde, kefilin sorumluluğu yalnızca azami miktar ile sınırlı kalır ve aşan kısımdan kefil sorumlu tutulamaz [10, 11].

2.2. Kanuni Kapsama Dâhil Olan Fer'i Yükümlülükler

Aksi sözleşmede kararlaştırılmamışsa, kefilin azami miktarla sınırlı olmak üzere sorumlu olduğu yasal kapsam TBK m. 589/2 bentlerinde üç başlık altında düzenlenmiştir [5, 6]:

  1. Asıl borç ve temerrüdün yasal sonuçları: Kefil, asıl borcun ifa edilmemesi nedeniyle ortaya çıkan zararlardan ve asıl borçlunun temerrüde düşmesi dolayısıyla işleyen temerrüt faizi gibi yasal sonuçlardan sorumludur [5, 6, 12].
  2. Takip ve dava masrafları: Alacaklının asıl borçluya karşı yönelttiği takip ve davaların masraflarından kefilin sorumlu tutulabilmesi, alacaklının bu durumu önceden kefile bildirmesi ön şartına bağlanmıştır [5, 6]. Alacaklı, uygun bir zaman önce kefile durumu ihbar ederek kefilin borcu ödeyip dava masraflarının doğmasını engellemesine olanak tanımalıdır. Bu bildirim yapılmazsa kefil masraflardan sorumlu tutulamaz.
  3. Akdi faizler: İşlemiş bir yıllık ve işlemekte olan yıla ait akdi faizler de azami sınır dâhilinde kefilin sorumluluğundadır [5, 6].
2.3. Sözleşme Öncesi Borçlardan Sorumluluk Kuramı

TBK m. 589/3 uyarınca, sözleşmede açıkça kararlaştırılmamışsa kefil, borçlunun sadece kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonraki borçlarından sorumludur [7, 12]. Örneğin, bir kira sözleşmesinde kefalet anlaşması kira ilişkisi başladıktan aylar sonra yapılmışsa, kefil kural olarak sadece kendi sözleşmesinin kurulduğu tarihten sonra doğan kira bedeli borçlarından sorumlu olacaktır [13, 14]. Mevcut veya geçmiş borçların kapsama alınabilmesi için tarafların bu hususta açık bir irade beyanında bulunmaları ve şekil şartlarına uymaları şarttır [15].

2.4. Kesin Olarak Hükümsüz Olan Anlaşmalar

Kanun koyucu, kefilin iradesini aşan tehlikeli taahhütleri engellemek maksadıyla TBK m. 589/4 fıkrasında iki özel durumu kesin hükümsüzlük yaptırımına bağlamıştır:

  • Hükümsüzlüğün sebep olduğu zararlar: Asıl borç ilişkisinin baştan itibaren veya sonradan hükümsüz hâle gelmesi (örneğin mutlak butlan, ehliyetsizlik) durumunda, alacaklının uğradığı menfi zararları kefilin ödeyeceğine dair anlaşmalar geçersizdir [7].
  • Ceza koşulu (Cezai şart): Asıl borçlunun borca aykırı davranması hâlinde ödemesi kararlaştırılan ceza koşulundan kefilin sorumlu olacağına ilişkin kayıtlar kesin olarak hükümsüzdür [7]. Bu düzenleme, 818 sayılı mülga BK döneminde tartışmalı olan bir hususu kefil lehine çözüme kavuşturmuştur.

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 582 ve 583 (Fer'ilik İlkesi ve Şekil Şartları): TBK m. 589, kefaletin fer'ilik (bağımlılık) niteliğinin doğrudan bir sonucudur. Kefilin sorumluluğu, geçerli bir asıl borca tabidir [1]. Ayrıca m. 589'daki maddi tavanın tespiti, m. 583'teki el yazısıyla azami miktarın belirtilmesi şartı ile vücut bulur [8, 9]. Taraflar kefilin sorumluluğunu artırmak isterlerse (örneğin azami miktarı yükseltmek), bu değişiklik TBK m. 583/3 uyarınca aynen şekil şartlarına (ve m. 584 uyarınca eşin rızasına) tabi olacaktır [16, 17].
  • TBK m. 117 vd. (Temerrüt) ve Kendi Temerrüdü İstisnası: Asıl borçlunun temerrüt faizi azami kefalet limitine dâhil iken, kefilin bizzat kendisinin temerrüde düşmesi hâli ayrık tutulmalıdır. Doktrin ve içtihatlara göre, alacaklı kefile başvurduktan sonra kefil ödeme yapmayıp temerrüde düşerse, kefilin kendi temerrüdünden kaynaklanan temerrüt faizi ve kefile karşı açılan dava/takip masrafları, TBK m. 589'daki azami tutarın (üst sınırın) dışında kalarak bu sınırı aşabilir [18].
  • TTK m. 7 (Ticari İşlerde Temerrüt Faizi İhbarı): Türk Ticaret Kanunu m. 7/1 c. 2 hükmü uyarınca, ticari nitelikteki teselsül ve kefalet hâllerinde asıl borçlu temerrüde düştüğünde, bu durum kefile ihbar edilmeden kefilden temerrüt faizi istenemez [19, 20]. TBK m. 589 ise asıl borçlunun temerrüt sonuçlarından (ihbar şartı aramaksızın) kefilin sorumlu olacağını düzenlemektedir [21, 22]. Ticari işlemlerde TTK m. 7 özel hüküm niteliği taşıdığından uygulama alanı bulur.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Daireleri (özellikle 11., 13. ve 19. Hukuk Daireleri), kefilin sorumluluk sınırını ve azami miktarın niteliğini sayısız kararında akademik bir ciddiyetle ele almıştır.

  • Azami Miktarın Mutlaklığı: Yargıtay, asıl alacak, asıl borçlunun temerrüt faizi, komisyon ve asıl borçluya yönelik takip masraflarının toplamının, kefalet senedinde gösterilen "azami tutarı" kesinlikle aşamayacağını yerleşik içtihat hâline getirmiştir.
  • Kefilin Şahsi Temerrüdünün Azami Miktarı Aşması İlkesi: Yargıtay uygulamasına göre kefil, borcu ifa talebine (ihtara/takibe) rağmen ödemezse kendi şahsi temerrüdüne düşer. Bu andan itibaren kefil aleyhine işleyecek temerrüt faizi ve kefilin icraya verilmesinden doğan takip/vekalet masrafları, TBK m. 589'da belirtilen azami miktarın üzerine eklenebilir [18].
  • Sözleşme Öncesi / Sonrası Borçların Ayrımı: Yargıtay kararlarında, sürekli borç ilişkilerinde (özellikle kira veya cari hesap şeklinde işleyen krediler) kefilin sorumluluğunun, sözleşmede açık hüküm yoksa sadece kefalet tarihinden sonra doğan alacakları kapsayacağı katı bir şekilde uygulanmaktadır.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: Bir ticari kredi sözleşmesinin eki niteliğindeki kefalet sözleşmesinde, kefil (K), asıl borçlu (B)'nin borçlarına azami 500.000 TL bedelle müteselsil kefil olmuştur. Asıl borçlu borcunu ödemeyince, anapara 450.000 TL, borçlunun temerrüt faizi 60.000 TL ve borçluya karşı girişilen icra takibi masrafları (kefile önceden ihtar çekilmeden) 10.000 TL olarak hesaplanmış ve alacaklı banka, toplam 520.000 TL için kefile başvurmuştur. Hukuki Analiz: TBK m. 589 uyarınca kefilin sorumluluğu her hâlükârda el yazısıyla belirlenen 500.000 TL ile sınırlıdır. Dolayısıyla, banka 500.000 TL'yi aşan 20.000 TL'lik kısmı kefilden talep edemez [10, 11]. Ayrıca, alacaklı asıl borçluya yönelik icra takibine başlamadan önce kefile makul bir bildirim yapmadığı için (TBK m. 589/2 b. 2 ihlali), 10.000 TL'lik takip masrafından kefil hiçbir surette sorumlu tutulamaz [5, 6].

Olay 2: Bir konut kirası sözleşmesinde, kefil, kiracının borçları için azami 60.000 TL limitiyle kefalet sözleşmesini imzalamıştır. Kefalet, kiracının 3 aylık birikmiş kira borcu varken imzalanmış olup, geçmiş borçlardan da sorumlu olunacağına dair sözleşmede açık bir hüküm yer almamaktadır. Hukuki Analiz: TBK m. 589/3 fıkrasının açık hükmü karşısında kefil, ancak kefalet sözleşmesinin imzalandığı tarihten sonra doğacak, muaccel olacak kira bedellerinden sorumlu tutulabilir [7, 12]. Kefalet senedinde, geçmiş döneme ait borçların da güvence altına alındığı hususu açıkça kararlaştırılmadığından, alacaklı kiraya veren, önceki 3 aylık kira alacağını kefilden talep edemez.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Alacaklı, asıl borcun varlığını, borçlunun temerrüdünü ve fer'i alacakların miktarını ispatla yükümlüdür. TBK m. 589/2 gereğince asıl borçluya karşı yapılan takip ve dava masraflarını kefilden talep etmek isteyen alacaklı, bu takipten önce kefile ihbarda bulunduğunu yazılı delillerle ispat etmelidir [5].
  • Zamanaşımı / Süreler: TBK m. 146 gereğince asıl borç on yıllık zamanaşımına tabi olmakla birlikte, TBK m. 598/3 uyarınca gerçek kişiler tarafından verilen her türlü kefalet sözleşmesi, kuruluşundan başlayarak 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar [23, 24]. Kefalet borcuna ilişkin zamanaşımı, en erken asıl borcun muaccel olmasıyla işlemeye başlar [25].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Asıl borcun kaynağına (ticari satım, tüketici kredisi, kira sözleşmesi vb.) göre belirlenir. Kiraya ilişkin kefaletlerde Sulh Hukuk Mahkemesi; ticari kredi kefaletlerinde Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir.
  • Yaygın uygulama hataları: Alacaklıların, kefilin kendi temerrüdünden doğan faiz ve masrafları da m. 589'daki azami sınırın içinde sayarak taleplerini sınırlandırması büyük bir uygulama hatasıdır. Yargıtay içtihatları doğrultusunda, kefilin bizzat icraya verilmesinden veya ihtar edilmesinden doğan kendi temerrüt faizi ve yargılama giderleri azami miktarın üzerine ilave edilerek istenebilir [18]. Bir diğer yaygın hata, ceza koşulunun kefilden talep edilmesidir ki m. 589/4 bu yöndeki talepleri kesin hükümsüz saymıştır [7].

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde TBK m. 589 hükmü, kefilin korunması ilkesini sistematize etmesi bakımından olumlu karşılanmakla birlikte, ticari hayattaki uygulamalarla bazı noktalarda çatışma yaratması sebebiyle eleştirilmektedir.

Bilhassa temerrüt faizi bakımından TBK m. 589 ile TTK m. 7 arasındaki uyumsuzluk, akademik çevrelerde haklı eleştirilere konu olmuştur [22]. TBK m. 589 uyarınca kefil, ihbar edilmese dahi asıl borçlunun temerrüt faizinden sorumluyken; TTK m. 7/1 c. 2 uyarınca ticari nitelik taşıyan işlerde borçlunun temerrüdü kefile ihbar edilmedikçe kefile temerrüt faizi yürütülemez [19, 21]. Kanun yapma tekniği açısından, kefili koruyan bu kadar hayati bir ihbar kuralının TBK'da değil de TTK'da yer alması, "ticari olmayan (adi) borçlara kefil olan zayıf durumdaki kişilerin, ticari borca kefil olanlara nazaran daha ağır bir sorumluluk altında kalmasına" yol açmaktadır [22, 26]. Doktrin, zayıfı koruma amacına uygun olarak TTK m. 7'deki ihbar zorunluluğunun adi kefaletler için de kıyasen veya kanun değişikliğiyle TBK m. 589 kapsamına dâhil edilmesi gerektiğini savunmaktadır [26].

Diğer taraftan m. 589/4 fıkrası ile ceza koşulunun kefalet kapsamından kesin olarak çıkarılması [7], uygulamada alacaklıların borçluya uygulayacakları ekonomik yaptırımların teminatsız kalması sonucunu doğurmuştur. Ancak kanun koyucu bu tercihiyle, sözleşme özgürlüğüne müdahale pahasına da olsa kefilin mali mahvını önlemeyi bilinçli olarak yeğlemiştir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.