II. Devredilebilmesi
Madde 610 - Sözleşmeyle aksi kararlaştırılmamışsa gelir alacaklısı, haklarını başkasına devredebilir.
İKİNCİ AYIRIM Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi
II. Devredilebilmesi
Madde 610 - Sözleşmeyle aksi kararlaştırılmamışsa gelir alacaklısı, haklarını başkasına devredebilir.
İKİNCİ AYIRIM Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi
Akademik Değerlendirme
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Özel Borç İlişkileri kısmında, On Yedinci Bölüm altında düzenlenen "Ömür Boyu Gelir Sözleşmesi", TBK m. 607 ilâ 610 arasında hüküm altına alınmıştır [1, 2]. Ömür boyu gelir sözleşmesi; gelir borçlusunun gelir alacaklısına, içlerinden birinin veya üçüncü bir kişinin ömrü boyunca belirli dönemsel edimlerde bulunmayı üstlendiği sözleşmedir [3, 4]. Bu sözleşme türünün sona ermesini veya devrini ilgilendiren en önemli kurallardan biri olan TBK m. 610 hükmü, gelir alacaklısının haklarının devredilebilirliği hususunu düzenlemektedir.
Madde metnine göre, sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça gelir alacaklısı, sözleşmeden doğan haklarını başkasına devredebilme yetkisine sahiptir [2, 5]. Bu hüküm, ömür boyu gelir sözleşmesini, aynı bölümün ikinci ayrımında düzenlenen "Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi"nden ayıran en temel farklardan birini teşkil eder. Zira ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım alacaklısının hakkı, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak niteliği taşıdığından başkasına devredilemezken (TBK m. 619) [6, 7], ömür boyu gelir sözleşmesinde edimler çoğunlukla maddi ve dönemsel (para vb.) nitelikte olduğu için kural olarak devredilebilirlik esası benimsenmiştir [2].
Kanun koyucu, gelir alacaklısının haklarını devredebilmesini emredici bir kural olarak değil, yedek (tamamlayıcı) hukuk kuralı olarak düzenlemiştir [2]. Taraflar, sözleşme özgürlüğü ilkesi uyarınca, gelir alacağının başkasına devredilmesini yasaklayan veya devri belirli şartlara (örneğin borçlunun yazılı onayına) bağlayan sınırlayıcı sözleşme hükümleri öngörebilirler. Eğer sözleşmede bu yönde bir devir yasağı (pactum de non cedendo) bulunmuyorsa, alacaklı TBK m. 183 ve devamında düzenlenen "alacağın devri" hükümleri çerçevesinde serbestçe tasarrufta bulunabilir.
Doktrinde ömür boyu gelir sözleşmesinden doğan hakkın devri hususunda çok temel bir ayrım yapılmaktadır: "Kök hak" (temel hak) ile "tekil/dönemsel alacak hakları". TBK m. 610 hükmü çerçevesinde, gelecekte doğacak dönemsel gelir alacaklarının başkasına devredilebileceği kabul edilmektedir; ancak sözleşmenin temelini oluşturan "kök hakkın" bütünüyle devredilmesi imkânı bulunmamaktadır [5].
Gelir alacaklısının ana borç üzerindeki bu sürekli hakkı (kök hak) başkalarına devredilemeyeceği gibi, haciz ve iflas yoluyla icra takibinin de konusu olamaz [8]. Buna karşılık, henüz muaccel olmuş veya gelecekte muaccel olacak olan "teker teker gelir alacakları (dönemsel taksitler)" başkasına devredilebilir, haczedilebilir ve gelir alacaklısının iflas masasına dâhil edilebilir [5]. Dolayısıyla maddedeki "haklarını başkasına devredebilir" ifadesi, sözleşme tarafı sıfatının tümden devrini değil, sözleşmeden kaynaklanan dönemsel edim (irat) alacaklarının temlikini ifade etmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri, sürekli borç ilişkilerinden doğan hakların devri ve haczi konusunda doktrindeki ayrımları benimsemektedir. İçtihatlarda istikrarla vurgulanan temel ilke şudur: Ömür boyu gelir sözleşmelerinde alacaklının iflası veya icra takibine maruz kalması durumunda, alacaklının "gelir alacaklısı" sıfatı (kök hak) haczedilemez veya masaya dâhil edilemez [5, 8]. Yargıtay, TBK m. 610 hükmünü yorumlarken maddedeki "hakların devri" ibaresinin yalnızca tek tek muaccel olmuş veya tahakkuk edecek dönemsel alacakları kapsadığını, sözleşmenin tarafı olma hakkının devrinin ise ancak TBK m. 205 (Sözleşmenin Devri) hükümlerine uygun bir üçlü mutabakatla mümkün olabileceğini ortaya koymaktadır. İvazsız sözleşmelerde tarafların icra takibini kısıtlayan anlaşmalar yapması da yine içtihatlarla sınırları çizilen bir diğer uygulamadır [8].
Olay 1 (kurmaca senaryo): (A) ile (B) arasında, (B)'nin ömrü boyunca (A)'nın her ay 10.000 TL gelir ödemesini öngören yazılı bir ömür boyu gelir sözleşmesi akdedilmiştir. Sözleşmede alacağın devrine ilişkin herhangi bir kısıtlayıcı hüküm bulunmamaktadır. (B), bir bankadan alacağı kredi karşılığında, gelecek 2 yıllık (toplam 24 aylık) gelir alacaklarını bankaya devretmiştir. Hukuki analiz: TBK m. 610 uyarınca sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa gelir alacaklısı haklarını devredebilir [2]. (B)'nin gelecek 24 aylık dönemdeki gelir alacaklarını (tekil alacak haklarını) bankaya devretmesi hukuken geçerlidir. Zira kök hak devredilmemiş, sadece "gelecekte doğacak dönemsel gelir alacakları" alacağın temliki yoluyla devredilmiştir [5].
Olay 2 (kurmaca senaryo): Ömür boyu gelir sözleşmesinde alacaklı konumunda bulunan (C), ciddi bir borç sarmalına girmiş ve iflas etmiştir. İflas idaresi, (C)'nin ömür boyu gelir sözleşmesinden kaynaklanan "kök hakkını" bütünüyle satarak iflas masasına dâhil etmek istemiştir. Hukuki analiz: Doktrin ve kanuni esaslara göre, kök hakkın devredilmesi imkânı bulunmamaktadır [5, 8]. Alacaklının ana borç üzerindeki bu sürekli hakkı (kök hak) haciz ve iflas yoluyla icra takibinin konusu olamaz [8]. İflas idaresi yalnızca geçmişte ödenmeyen taksitler ile gelecekte muaccel olacak tekil taksitlerin iflas masasına dâhil edilmesini talep edebilir; ancak sözleşmesel pozisyonun (kök hakkın) tamamını bir malvarlığı değeri gibi üçüncü bir kişiye satamaz.
TBK m. 610 hükmü, lafzi olarak incelendiğinde "haklarını başkasına devredebilir" şeklinde son derece geniş ve kapsayıcı bir ifade içermektedir. Doktrinde bu ifadenin hukuki kesinlik ve teknik isabet açısından zafiyet taşıdığı yönünde haklı eleştiriler mevcuttur. Hükmün lâfzı, sanki gelir alacaklısının sözleşmedeki tüm pozisyonunu (kök hakkını) tek taraflı bir tasarrufi işlemle (alacağın devri gibi) üçüncü bir şahsa aktarabileceği yanılsamasını yaratmaktadır. Oysa borçlar hukukunun temel prensipleri ve doktrindeki yerleşik görüşler ışığında, bir sürekli borç ilişkisinde "kök hakkın" (temel hak pozisyonunun) bütünüyle devredilmesi mümkün değildir [5, 8]. Hükmün, "Sözleşmeyle aksi kararlaştırılmamışsa gelir alacaklısı, muaccel olmuş ve gelecekte muaccel olacak dönemsel alacaklarını başkasına devredebilir" şeklinde, İsviçre Borçlar Kanunu (OR) doktrinindeki netleşmiş algıya uygun biçimde kaleme alınması, "akamete uğrayan sözleşme" veya hukuki tasarruf tartışmalarını kökünden engelleyebilirdi.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.