Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 622

Özel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

**II. Kazanç ve zarar

  1. Kazancın paylaşılması**

Madde 622 - Ortaklar, niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında paylaşmakla yükümlüdürler.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Adi Ortaklık Sözleşmesi" başlıklı Onsekizinci Bölümü altında yer alan 622. maddesi, adi ortaklığın en temel unsurlarından biri olan "kazancın paylaşılması" ilkesini düzenlemektedir. Adi şirket sözleşmesinin kurulması için "ortak amaç" esaslı bir unsurdur ve adi şirkette ortakların hedefi kural olarak ekonomik bir amaca, yani kazanç elde etmeye ulaşmaktır [1]. Kanun koyucu, TBK m. 622 hükmüyle, ortakların niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında paylaşmakla yükümlü olduklarını emredici bir dille ifade etmiştir.

Adi ortaklığın amacı, bir sermaye etrafında toplanarak daima müşterek kazanç (kâr) elde etmeyi ve elde edilen bu kazancın ortaklar arasında dağıtılmasını sağlamaktır [2]. Bir sözleşmenin adi ortaklık sözleşmesi sayılabilmesi için ortak amacın kârı ya da zararı paylaşmak amacına yönelmesi gerekmektedir [3]. Ortak gayeyi akitte kararlaştırılan şekilde gerçekleştirmek için edimlerin birleştirilmesi (causa societatis), adi ortaklığın temel karakteristiğidir [4]. Bu doğrultuda TBK m. 622, ortakların elde edilen ekonomik değeri (kazancı) kendi aralarında bölüşmeleri gerektiğini hüküm altına alarak, adi ortaklığın "ortak menfaat" ve "eşitlik" ilkelerini somutlaştırmaktadır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. "Ortaklığa Ait Olan Kazanç" Kavramı

Maddede geçen "ortaklığa ait olan bütün kazançlar" ifadesi, adi ortaklığın faaliyetleri neticesinde elde edilen her türlü aktif artışını ve ekonomik menfaati kapsar. Ortaklık ilişkisi devam ettiği sürece, ortakların ortaklık amacı doğrultusunda yürüttükleri faaliyetlerden doğan gelirler, bireysel olarak onları gerçekleştiren ortağın şahsi malvarlığına değil, elbirliği mülkiyeti esasına tabi olan ortaklık malvarlığına dâhil olur. Elde edilen bu kazanç, ortakların serbest iradeleriyle aksi kararlaştırılmadıkça, dönemsel olarak (genellikle hesap yılı sonunda) hesaplanarak paylaştırılmalıdır.

2.2. Paylaşma Yükümlülüğü ve Arslan Payı (Societas Leonina) Yasağı

Kazançların paylaşım oranının belirlenmesinde kanun koyucu, adi ortaklık sözleşmesindeki hükümlere öncelik vermektedir [5]. Ancak sözleşmede kârın ortaklardan yalnızca birine tahsis edileceğine veya belirli ortakların kârdan mahrum bırakılacağına ilişkin hükümler kesin hükümsüzlük yaptırımına tabidir [5]. Doktrinde societas leonina (arslan payı) olarak adlandırılan bu durum, sözleşmenin sadece ilgili bölümünü geçersiz kılar [5]. Bu tür bir geçersizlik hâlinde, TBK m. 623'ün tamamlayıcı hükmü devreye girer ve ortaklar, katılım paylarının değerine ve niteliğine bakılmaksızın kâr ve zarara eşit oranda katılırlar [5].

2.3. Katılım Payı Ediminin İfası ile Kazanç Payı Arasındaki İlişki

Doktrinde kabul edilen önemli bir kurala göre, adi ortaklıkta bir ortağın henüz katılım payı edimini (sermaye koyma borcunu) yerine getirmemiş olması, onun kâra katılmasını önlemez [5]. Ortaklık sözleşmesi kurulduğu andan itibaren, iştirak taahhüdünde bulunan ortak, kazanç paylaşımı hakkını kazanır. Elbette ortaklık, ödenmeyen sermaye borcunu, ortağın kâr payından takas veya mahsup yoluyla tenzil edebilir; ancak salt temerrüt, kâr payı hakkının doğumuna engel teşkil etmez.

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 620 (Adi Ortaklığın Tanımı): TBK m. 622'de düzenlenen kazanç paylaşımı, TBK m. 620'de yer alan "ortak bir amaca erişmek üzere birleşme" unsurunun ekonomik sonucudur. Kâr elde etme ve bunu paylaşma iradesi (affectio societatis) bulunmadığı takdirde bir adi ortaklıktan söz edilemez [2, 3].
  • TBK m. 623 (Kazanç ve Zarara Katılma): TBK m. 622 kazancın paylaşılması yükümlülüğünü düzenlerken, TBK m. 623 bu paylaşımın oranını düzenler. Arslan payı (societas leonina) yasağının tek istisnası, TBK m. 623/3 uyarınca yalnızca emeğini sermaye olarak koyan ortağın zarardan muaf tutulup sadece kazanca katılmasının geçerli kabul edilmesidir.
  • TBK m. 631 (Yönetici Ortakların Hesap Verme Borcu): Kazancın paylaşılabilmesi için öncelikle bir hesaplaşma yapılması zorunludur. TBK m. 631/3 uyarınca yönetici ortaklar, yılda en az bir defa hesap vermek ve kazanç paylarını ortaklara ödemekle yükümlüdürler. Bu emredici bir süre olup, hesap döneminin uzatılmasına ilişkin anlaşmalar kesin hükümsüzdür.
  • TBK m. 643 (Tasfiyede Kazanç ve Zararın Paylaşımı): Ortaklık sona erdiğinde, kazanç paylaşımı tasfiye hükümlerine göre yapılır. Borçlar ödendikten, avans ve giderler ile katılım payları iade edildikten sonra geriye kalan "tasfiye artığı" da yine bir kazanç olarak ortaklar arasında TBK m. 643 çerçevesinde paylaşılır.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay uygulamalarında, ortakların kâr payı talep edebilmeleri için ortaklığın tasfiye sürecine girmiş olması veya davanın tasfiye talebini de barındırması gerektiği ilkesi ağırlık kazanmıştır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre: "Bir ortak tarafından adi ortaklığa ilişkin olan sermaye payının istenmesi, ortaklığın faaliyetlerinden dolayı uğranılan zararın veya kâr payının talep edilmesi; aynı zamanda ortaklığın fesih ve tasfiyesini de kapsar. Uyuşmazlık, bu bağlamda değerlendirilip, çözüme kavuşturulmalıdır" [6-8]. Bu karar, uygulamada sadece kazanç (kâr payı) talepli açılan bağımsız eda davalarının, mahkemece doğrudan bir tasfiye davası olarak nitelendirilerek çözülmesi gerektiğini göstermesi bakımından son derece önemlidir.

Ayrıca Yargıtay, taraflar arasında gelir (kazanç) paylaşımı konusunda ciddi sorunlar ve uyuşmazlıklar bulunmasını, karşılıklı güven ilişkisinin ortadan kalktığına karine saymakta ve bu durumu ortaklığın haklı nedenle feshi için yeterli bir sebep olarak değerlendirmektedir [9, 10].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (kurmaca senaryo): A, B ve C, bir inşaat projesini gerçekleştirmek üzere adi ortaklık kurmuşlardır. Sözleşmede "Proje sonucunda elde edilecek tüm kâr, sermayenin %80'ini koyan A'ya ait olacak, B ve C yalnızca doğacak zararlara katlanacaktır" şeklinde bir madde bulunmaktadır. Proje başarıyla bitirilmiş ve 1 Milyon TL kâr elde edilmiştir. A, sözleşmeye dayanarak kârın tamamını talep etmektedir. Hukuki analiz: TBK m. 622 gereği tüm ortaklar kazancı paylaşmakla yükümlüdür. Sözleşmedeki bu hüküm, doktrin ve Yargıtay uygulamasında societas leonina (arslan payı) olarak adlandırılır ve kesin hükümsüzdür [5]. Sözleşmenin kâra ilişkin hükmünün geçersiz olması nedeniyle, TBK m. 623'ün tamamlayıcı kuralı devreye girer. Katılım paylarının değerine ve niteliğine bakılmaksızın, A, B ve C kazancı eşit olarak (1/3 oranında) paylaşacaklardır [5]. A'nın talebi haksızdır.

Olay 2 (kurmaca senaryo): X ve Y, bir ticari işletme işletmek üzere adi ortaklık kurmuşlardır. X, sözleşmede taahhüt ettiği 500.000 TL nakit sermaye payını vade gelmesine rağmen ödememiştir. Ancak işletme ilk yılın sonunda 200.000 TL net kâr elde etmiştir. X, kârdan kendi payına düşen 100.000 TL'yi talep ettiğinde Y, "Sermaye borcunu ödemedin, bu yüzden kârdan pay alamazsın" diyerek ödemeden kaçınmıştır. Hukuki analiz: Adi ortaklıkta bir ortağın henüz katılım payı edimini yerine getirmemesi, onun kâra katılmasını önlemez [5]. X, taahhüt ettiği sermayeyi ifa etmemiş olsa dahi, hesap yılı sonunda doğan kârdan pay talep etme hakkına sahiptir. Ancak Y, dürüstlük kuralı ve takas/mahsup hükümleri gereğince, X'in kâr payı alacağı olan 100.000 TL'yi, X'in ortaklığa olan 500.000 TL'lik muaccel sermaye borcuna mahsup edebilir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Adi ortaklık ilişkisinin varlığını ve kazanç elde edildiğini iddia eden ortak, bu iddialarını ispatla mükelleftir. Eğer taraflar arasında kazancın eşit olmayan bir oranda paylaşılacağına dair bir iddia varsa, bu istisnai oranın ispatı bunu ileri süren tarafa aittir.
  • Zamanaşımı / Süreler: Adi ortaklık ilişkilerinden doğan kâr payı ve tasfiye bakiyesi alacakları, TBK m. 147/4 hükmü uyarınca beş (5) yıllık zamanaşımı süresine tabidir [11]. Bu süre, ortaklığın sona erip tasfiyenin tamamlandığı andan itibaren işlemeye başlar.
  • Görevli/yetkili mahkeme: Adi ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığından, ortaklar arasındaki kâr payı ve tasfiye uyuşmazlıkları, ortaklığın ticari bir işletme işletip işletmediğine göre Asliye Hukuk veya Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülür [12].
  • Yaygın uygulama hataları: Kâr payı alacağının, ortaklığın tasfiyesi talep edilmeden bağımsız bir alacak davası olarak açılması yaygın bir hatadır. Yargıtay, bu tür kâr payı davalarını doğrudan ortaklığın fesih ve tasfiyesi talebi olarak nitelemektedir [6, 8].

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan arslan payı (societas leonina) yasağının modern ticaret hayatında ve karmaşık ortak girişim (joint venture) projelerinde ne derece katı uygulanması gerektiği doktrinde tartışılmaktadır. Nitekim büyük ölçekli altyapı veya konsorsiyum sözleşmelerinde, risk dağılımı ve kâr paylaşımı sermaye oranlarından bağımsız ve çok katmanlı şekillerde düzenlenebilmektedir. TBK m. 622'deki "bütün kazançları paylaşma" yükümlülüğünün sözleşme serbestisi kapsamında sınırlandırılabilmesi veya kârdan tamamen mahrumiyet teşkil etmeyen asimetrik paylaşım modellerinin daha esnek yorumlanması gerektiği ifade edilmektedir. Yargıtay'ın, kâr payı talebini otomatik olarak fesih ve tasfiye talebi ile birleştiren usuli yaklaşımı da, faaliyeti devam eden ve kâr getiren ortaklıkların ayakta tutulması (favor negotii) ilkesi bakımından eleştiriye açıktır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.