**V. Ortaklar arasındaki sorumluluk
- Rekabet yasağı**
Madde 626 - Ortaklar, kendilerinin veya üçüncü kişilerin menfaatine olarak, ortaklığın amacını engelleyici veya zarar verici işleri yapamazlar.
**V. Ortaklar arasındaki sorumluluk
Madde 626 - Ortaklar, kendilerinin veya üçüncü kişilerin menfaatine olarak, ortaklığın amacını engelleyici veya zarar verici işleri yapamazlar.
Akademik Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 626. maddesi, adi ortaklık sözleşmesinin belkemiğini oluşturan sadakat borcunun en somut görünümlerinden biri olan "rekabet yasağı"nı düzenlemektedir. Söz konusu düzenleme, Kanun'un "Adi Ortaklık Sözleşmesi" başlıklı onsekizinci bölümünün, "Ortaklar arasındaki ilişki" alt ayrımında yer almaktadır [1].
Adi ortaklık, iki veya daha fazla kişinin emek ve malvarlıklarını ortak bir amaca ulaşmak üzere birleştirdikleri, tüzel kişiliği bulunmayan ve affectio societatis (ortak çalışma iradesi) temelinde yükselen bir sözleşme ilişkisidir [2, 3]. Ortakların aralarındaki ilişkinin temelinde yatan bu müşterek amaca ulaşma iradesi, doğası gereği ortakların birbirlerine karşı yüksek bir sadakat yükümlülüğü altına girmelerini zorunlu kılar. Doktrinde de ifade edildiği üzere, affectio societatis unsuru, ortakların denetim hakkının ve rekabet yasağının temelini oluşturur [4]. TBK m. 626 hükmü, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (eBK) 526. maddesinin güncellenmiş ve sadeleştirilmiş bir yansıması olup, ortaklardan hiçbirinin kendi hesabına şirketin amacına aykırı veya zararlı işleri yapamayacağı yönündeki evrensel prensibi (sadakat borcunun negatif yönünü) kodifiye etmektedir [5].
Madde metninde yer alan "kendilerinin veya üçüncü kişilerin menfaatine olarak" ibaresi, rekabet yasağının sınırlarını oldukça geniş çizmektedir. Buna göre bir adi ortaklık ortağı, yalnızca kendi şahsi malvarlığını artırmak amacıyla değil; eşi, çocukları, bir yakını veya ticari ilişki içinde olduğu herhangi bir üçüncü kişinin menfaati doğrultusunda da ortaklığın amacına zarar verecek eylemlerden kaçınmak zorundadır [1]. Bu husus, rekabet yasağının etrafından dolanılmasını (örneğin muvazaalı işlemlerle rakip bir işletme kurulması) engellemeye yönelik emredici nitelikte bir koruma kalkanıdır.
Hükmün kalbinde yer alan bu ifade, rekabet yasağının sınırını "ortaklığın amacı" ile çizmektedir. Adi ortaklık sözleşmesinde ortakların bir araya gelme sebebi (müşterek amaç) ne ise, rekabet yasağının sınırı da odur [6]. Örneğin, belirli bir bölgede gayrimenkul alım satımı yapmak üzere kurulan bir adi ortaklıkta, ortaklardan birinin aynı bölgede bireysel olarak veya başka bir tüzel kişilik aracılığıyla gayrimenkul ticareti yapması, açıkça ortaklığın amacını engelleyici ve zarar verici bir eylemdir. Doktrindeki yerleşik görüşlere göre, ortaklar affectio societatis ilkesi gereği ortak amacın yerine getirilmesi için çalışmalı ve ortak amaca halel getirecek işlerden ve işlemlerden mutlak surette uzak durmalıdır [7].
Yargıtay kararlarında adi ortaklıkta rekabet yasağının ihlali, karşılıklı güven ilkesinin (intuitu personae) ve affectio societatis unsurunun geri dönülemez biçimde ortadan kalkması olarak değerlendirilmektedir. Yüksek Mahkeme'nin yerleşik içtihatlarına göre, adi ortaklıklar birbirini tanıyan, birbirlerinin kabiliyet ve şahsiyetlerine güvenen kişilerin oluşturduğu topluluklar olduğundan [13]; bir ortağın ortaklığın faaliyet alanında kendi nam ve hesabına kazanç sağlayıcı (rekabet edici) faaliyette bulunması, yönetim ve sadakat yükümlülüğünün ağır ihlali sayılmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri, taraflar arasında işbirliği ve karşılıklı güven ilişkisinin ortadan kalktığı hâllerde, rekabet yasağı ihlalini ortaklığın devamını imkânsız kılan objektif bir haklı neden (fesih sebebi) olarak görmekte ve bu durumlarda açılan fesih ve tasfiye davalarını kabul etmektedir [14]. Yargıtay ayrıca, bu ihlal nedeniyle ortaklığın veya diğer ortakların uğradığı müspet ve menfi zararların, kusurlu ortaktan tazmin edilebileceğine hükmetmektedir.
Olay 1: A, B ve C, Ankara ili sınırları içerisinde faaliyet göstermek üzere bir medikal sarf malzemesi tedarik adi ortaklığı kurmuşlardır. İlerleyen süreçte ortak A, eşi adına aynı bölgede faaliyet gösteren rakip bir medikal firması açmış ve adi ortaklığın müşteri portföyünü gizlice bu yeni firmaya yönlendirerek adi ortaklığın ihaleleri kaybetmesine neden olmuştur. Hukuki analiz: A'nın eylemi, TBK m. 626 uyarınca "üçüncü kişilerin (eşinin) menfaatine olarak ortaklığın amacını engelleyici veya zarar verici işler" yapma yasağının açık bir ihlalidir [1]. B ve C, A'nın bu eylemi nedeniyle uğradıkları zararların tazminini TBK m. 628 ve genel hükümler çerçevesinde talep edebilir ve güven ilişkisinin sarsılması nedeniyle TBK m. 639/7 uyarınca haklı sebeple adi ortaklığın feshini ve tasfiyesini mahkemeden isteyebilirler [9, 11, 12].
Olay 2: X ve Y, bir kamu ihalesine "Ortak Girişim" (Joint Venture / Adi Ortaklık) statüsünde katılmak üzere sözleşme imzalamışlardır. İhale hazırlık sürecinde X şirketi, elde ettiği fiyatlama ve maliyet avantajı stratejilerini kullanarak, adi ortaklıktan bağımsız olarak ihaleye kendi başına ayrı bir teklif daha sunmuştur. Hukuki analiz: Konsorsiyum veya ortak girişim (joint venture) sözleşmeleri de kural olarak adi ortaklık hükümlerine tabidir [2]. X şirketinin ortaklığın hedeflediği ihaleye bizzat kendi adına rakip bir teklif sunması, doğrudan TBK m. 626'da öngörülen rekabet yasağının ihlalidir [1]. Y şirketi, X şirketinin bu ihlalini ileri sürerek sözleşmenin feshini ve kaçırılan fırsattan doğan zararlarının (örneğin kâr kaybının) tazminini talep etme hakkına sahiptir.
TBK m. 626 hükmü, adi ortaklıkta sadakat borcunu başarılı bir biçimde kodifiye etmiş olmakla birlikte, yaptırım boyutuyla ticaret hukuku normları karşısında zayıf kalmaktadır. Örneğin, Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) kollektif şirketlerde rekabet yasağını düzenleyen m. 230 ve 231. maddelerinde, yasağı ihlal eden ortağın yaptığı işlemlerin "şirket adına yapılmış sayılması (işi kendi üzerine alma hakkı)" veya "üçüncü kişilerden elde edilen menfaatin şirkete devrinin talep edilebilmesi" gibi çok güçlü, doğrudan ve pratik özel yaptırımlar mevcuttur.
Oysa TBK m. 626'da adi ortaklık için böylesi spesifik bir "işi şirket üzerine alma" (menfaat devri) yaptırımı kanuni metinde açıkça öngörülmemiştir. Doktrinde bazı yazarlar, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve vekâletsiz iş görme veya genel tazminat prensipleri üzerinden benzer sonuçlara ulaşılabileceğini savunsa da, kanuni bir boşluğun olduğu inkâr edilemez. Ticaret hayatının hızla karmaşıklaştığı ve büyük çaplı konsorsiyumların adi ortaklık kurallarına tabi olduğu günümüzde, TBK m. 626'nın salt "yapamazlar" şeklindeki yasaklayıcı lafzı yeterli gelmemekte; eylemin sonuçlarının tasfiyesi ve elde edilen haksız kazancın ortaklığa mal edilebilmesi için TTK m. 231 benzeri bir yaptırım mekanizmasının TBK'ya entegre edilmesi gerekliliği doktriner bir reform önerisi olarak öne çıkmaktadır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.