1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 637. maddesi, adi ortaklıkta üçüncü kişilerle olan ilişkiler bağlamında temsil kurumunu düzenlemektedir. Adi ortaklık sözleşmesi, kanunda başlı başına bağımsız bir tip olarak düzenlenmiş bulunmakla beraber kendine özgü (sui generis) bir akit olarak karşımıza çıkmaktadır [1]. Ortaklıkların, tüzel kişiler etrafında oluşturulabileceği gibi, gerçek veya tüzel kişilerin bir tüzel kişilik oluşturmaksızın da bir araya gelerek kurulması mümkündür; nitekim Türk hukukunda bu yapı "tüzel kişiliği olmayan ortaklık" ya da "adi ortaklık" olarak adlandırılmaktadır [2].
Adi ortaklığın bir tüzel kişiliğinin bulunmaması, uygulanacak kanun hükümleri ve özellikle temsil kurumu bakımından son derece önemli dogmatik sonuçlar doğurmaktadır [3, 4]. Tüzel kişiliğin yokluğu sebebiyle adi ortaklığın temsili hususunda ortaklığın bizzat kendisinin hak ve borç altına girmesi hukuken mümkün değildir. Temsil, genel hukuk prensipleri çerçevesinde yalnızca gerçek veya tüzel "kişiler" bakımından geçerli olabilecek bir müessesedir [5]. Bu nedenle kanun koyucu, TBK m. 637 hükmüyle, bir ortağın üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerin, diğer ortakların malvarlıklarına (iştirak hâlinde veya elbirliği mülkiyeti esaslarına göre) ne şekilde etki edeceğini dolaylı temsil, doğrudan temsil ve kanuni temsil karinesi boyutlarıyla kademeli bir sistematik içinde ele almıştır. Hüküm, adi ortaklığı oluşturan ortakların üçüncü kişiler karşısındaki aktif ve pasif hukuki durumunu belirleyen temel norm niteliğindedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Dolaylı Temsil ve Kendi Adına İşlem (TBK m. 637/1)
Maddenin birinci fıkrası, "Kendi adına ve ortaklık hesabına bir üçüncü kişi ile işlemde bulunan ortak, bu kişiye karşı bizzat kendisi alacaklı ve borçlu olur" hükmünü amirdir. Doktrinde bu durum, genellikle "dolaylı temsil" olarak adlandırılmaktadır [6, 7]. Dolaylı temsil halinde ortak, işlem yaparken üçüncü kişiye diğer ortakların adını bildirmez; iradesini kendi adına ancak ortaklık (diğer ortaklar) hesabına hareket edecek şekilde açıklar. Bu hukuki işlem neticesinde üçüncü şahıs ile akdi ilişki kuran ortak, alacaklı ve borçlu sıfatını bizzat kazanır [8].
Bununla birlikte, doktrinde Kocayusufpaşaoğlu, Hatemi ve Arpacı gibi yazarlar, dolaylı temsil kavramının gerçek anlamda bir temsil olmadığını savunmaktadırlar [9]. TBK m. 40 kapsamında temsilin "temsil olunan adına ve hesabına" yapılması gerektiği göz önüne alındığında, kişinin kendi adına işlem yapması tipik bir vekâlet ilişkisi (TBK m. 502 vd.) doğurmaktadır [9, 10]. Bu itibarla, kendi adına işlem yapan ortak, üçüncü kişiden elde ettiği hak ve alacakları, iç ilişkideki vekâlet veya ortaklık sözleşmesi hükümleri gereği sonradan diğer ortaklara devretmekle yükümlüdür [11, 12].
2.2. Doğrudan Temsil ve Rızai Temsil (TBK m. 637/2)
Maddenin ikinci fıkrası, adi ortaklıkta rızai (doğrudan) temsilin esaslarını düzenler. Ortaklardan birinin "ortaklık veya bütün ortaklar adına" üçüncü kişiyle işlem yapması hâlinde, genel temsil hükümleri (TBK m. 40 vd.) devreye girer [13]. Temsilci ortak, üçüncü kişi ile sözleşme akdederken diğer ortaklar (ortaklık) adına hareket ettiğini açıklamalıdır; aksi takdirde işlemin sonuçları sadece kendisine ait olur [8, 14].
Ancak TBK m. 40/2 uyarınca, temsilcinin ortaklar adına hareket ettiğini açıklamasına gerek bulunmayan istisnai hâller de mevcuttur: Üçüncü kişinin durumdan bir temsil ilişkisinin varlığını çıkarması gerektiği haller veya işlemi kiminle yaptığının (temsilci mi yoksa temsil olunan mı) üçüncü kişi için farksız olduğu ("ilgili için örtülü işlem") durumlar [15-17]. Peşin satım sözleşmelerinde (örneğin bir nalburdan alınan malzeme) işlemi yapanın kimliği önem taşımıyorsa temsilin sonuçları doğrudan tüm ortaklar üzerinde doğar [17, 18].
2.3. Kanuni Temsil Karinesi ve İdare ile Temsil Bağlantısı (TBK m. 637/3)
Maddenin üçüncü fıkrası, adi ortaklıkta idare yetkisi ile temsil yetkisi arasında kurulan "kanuni karineyi" düzenler. Adi ortaklıkta idare ve temsil kavramları farklı maddelerde (idare TBK m. 625, temsil TBK m. 637) düzenlenmiş olsa da, kanun koyucu idareci ortağın aynı zamanda temsilci olduğuna dair kanuni bir karine getirmiştir [19, 20]. Aksine bir anlaşma olmadığı takdirde, kendisine yönetim (idare) yetkisi verilmiş olan ortağın üçüncü kişilere karşı ortakları temsil yetkisi bulunduğu varsayılır [21]. Mefhum-u muhalifinden hareketle, kendisine idare yetkisi verilmeyen ortağın kural olarak temsil yetkisi de bulunmamaktadır [22].
2.4. Önemli Tasarruf İşlemleri ve Özel Yetki Şartı (TBK m. 637/3 Cümle 2)
Kanun koyucu, yönetici ortağın temsil yetkisine kanuni bir kısıtlama getirmiştir. Üçüncü fıkranın ikinci cümlesi uyarınca, temsil yetkisine sahip yönetici ortağın yapacağı "önemli tasarruf işlemlerine" ilişkin yetkinin, bütün ortakların oybirliğiyle verilmiş olması ve bu yetkinin belgeye açıkça yansıması şarttır [23, 24]. Önemli tasarruf işlemleri (gayrimenkul satışı, bağışlama, ticari işletmenin devri vb.) ortaklığın varlığını veya malvarlığını derinden etkileyecek nitelikte olduğundan, salt idare yetkisinden neşet eden genel kanuni temsil karinesi bu işlemlerde uygulanmaz; mutlak surette yazılı ve oybirliğine dayanan bir özel yetkilendirme aranır.
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 40 vd. (Temsil Hükümleri): Adi ortaklıkta temsil hususunda genel hükümler olan TBK 40 ve devamı maddelerine doğrudan atıf yapılmaktadır. Ortaklığın doğrudan temsili için temsilcinin yetkili olması ve başkası adına hareket ettiğini (contemplatio domini) bildirmesi kuralı bu çerçevede uygulanır [25].
- TBK m. 46 (Yetkisiz Temsil): Bir ortak, yetkisi olmadığı hâlde (örneğin idare yetkisi yokken veya oybirliği gereken önemli bir tasarruf işlemini tek başına yaparken) üçüncü kişi ile ortaklar adına sözleşme yaparsa, TBK m. 46 vd. gereği "yetkisiz temsil" hükümleri gündeme gelir [26, 27]. İşlem askıda hükümsüz olup diğer ortaklar onamadığı sürece onları bağlamaz [28, 29].
- TBK m. 625 (Ortaklığın Yönetimi): Temsil yetkisi ile yönetim yetkisini fiilen birbirine entegre eden temel maddedir. TBK 625 uyarınca aksi kararlaştırılmadıkça bütün ortaklar yönetici sayıldığından, TBK 637/3 uyarınca tüm ortakların aynı zamanda kanuni temsilci olduğu karinesi de işler [19, 20].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay içtihatları, TBK m. 637 (ve mülga BK m. 533) çerçevesinde, ortaklığın idarecisi konumundaki ortağın yapmış olduğu işlemlerin sınırlarını belirginleştirmektedir:
- İdareci Ortağın Kambiyo Evrakı Düzenlemesi: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin (05.10.2017 T., E. 2017/6211, K. 2017/11914) kararında açıkça ifade edildiği üzere, TBK 637/2 uyarınca yönetim görevi verilen ortağın temsil yetkisi bulunduğu karinesi gereği, idareci ortağın ortaklık namına imzaladığı çekten dolayı diğer ortaklar üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumlu olmaktadır [20, 21, 30].
- Sıfatın Bildirilmesi ve Şirket Kaşesi Kullanımı: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (25.11.1982 T., E. 1982/4552, K. 1982/4931) kararında, şirket adına yapıldığı kuşkusuz olan bir işlemde ticari unvan/kaşe kullanılması hâlinde, işlemi yapan ortağın "ortaklık adına" hareket ettiğinin kabulü gerekeceğini ve tüm ortakları bağlayacağını hüküm altına almıştır [31, 32].
- Kendi Adına İşlem Yapan Ortağın Durumu: Yargıtay 13. Hukuk Dairesi bir kararında, üçüncü kişi ile sözleşmeyi salt kendi adına imzalayan ortağın yaptığı işlemin, ortaklık konusu ile ilgili dahi olsa, "ortaklık adına hareket edildiği açıklanmadıkça" diğer ortakları bağlamayacağını ve alacaklıya karşı sadece imzalayan ortağın şahsen borçlu olacağını vurgulamıştır [32, 33].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
A, B ve C tarafından inşaat malzemeleri alım-satımı amacıyla kurulan adi ortaklıkta, tüm idare yetkisi sözleşme ile A'ya bırakılmıştır. A, bir tedarikçi firmaya giderek şahsi kimliği ile ve sadece kendi adını kullanarak 500.000 TL değerinde inşaat demiri satın almış, ortaklıktan veya diğer ortaklardan bahsetmemiştir. Malzemeler ortaklık şantiyesine getirilmiş ve kullanılmıştır.
Hukuki analiz: TBK m. 637/1 uyarınca, kendi adına ve ortaklık hesabına hareket eden A, tedarikçi firmaya karşı bizzat kendisi borçludur. Ortaklık adına hareket edildiği tedarikçiye bildirilmediği ve işlemin yapıldığı esnada hal ve şartlardan (tabela, kaşe vb.) bir temsil ilişkisi çıkarılamadığı için doğrudan temsil oluşmamıştır. Tedarikçi, bedelin tahsili için B ve C'ye doğrudan başvuramayacaktır; alacak talebi sadece A'ya yöneltilmelidir.
Olay 2:
X ve Y bir adi ortaklık kurmuşlar ve her ikisi de ortaklığı müştereken idare yetkisine sahip kılınmıştır. Ortaklığın aktifinde yer alan ve ticari faaliyetin yürütüldüğü çok değerli bir taşınmaz, yönetici ortak X tarafından, diğer ortak Y'nin rızası ve oybirliği alınmaksızın üçüncü bir şahıs Z'ye satılmış ve tapu devri taahhüt edilmiştir.
Hukuki analiz: TBK m. 637/3'ün ikinci cümlesi gereği, idareci ortağın önemli tasarruf işlemlerini yapabilmesi için bütün ortakların oybirliğiyle yetki vermesi şarttır. Taşınmaz satışı, tipik bir önemli tasarruf işlemidir. X, Y'nin onayını almadığı için bu işlem "yetkisiz temsil" hükümlerine (TBK m. 46) tabidir. İşlem askıda geçersiz olup, Y işleme icazet vermediği takdirde yapılan satış sözleşmesi diğer ortak Y'yi bağlamaz; Z ancak X'ten menfi/müspet zararlarının tazminini talep edebilir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Bir uyuşmazlıkta, temsilcinin ortaklık nam ve hesabına işlem yaptığının iddia edilmesi halinde ispat yükü, bunu iddia edene (genellikle alacaklı üçüncü kişiye veya temsilci ortağa) aittir. Temsilcinin yetkisini açıkça üçüncü kişiye bildirdiği yahut üçüncü kişinin durumdan bu temsil yetkisini anladığı/anlaması gerektiği ispat edilmelidir.
- Güvenlik ve Ticaret Sicili: Adi ortaklıkların tüzel kişiliği olmamakla birlikte, uygulamada ticari hayatta güven tesis etmek amacıyla vergi dairesine kayıt ile adi ortaklık unvanı altında kaşe çıkarılması ve noter vasıtasıyla hazırlanan ortaklık imza sirküleri kullanılması son derece yaygındır [34]. Bu belgeler, TBK m. 637 anlamında temsil yetkisinin açık göstergesi olarak kabul edilmektedir [34, 35].
- Görevli/yetkili mahkeme: Adi ortaklıklarda ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığından, taraf ehliyeti tüm ortaklara aittir. Temsile ilişkin bir uyuşmazlıkta, aktif ve pasif husumet doğrudan ortaklara yöneltilmelidir. Davalar, davanın niteliğine göre genel mahkemelerde (Asliye Hukuk veya uyuşmazlık ticari nitelikteyse Asliye Ticaret) görülür.
- Yaygın uygulama hataları: Adi ortaklığa tüzel kişilik atfederek taraf sıfatının yanlış belirlenmesi; "Adi Ortaklığı" adına dava açılması veya icra takibi yapılması büyük bir usul hatasıdır. Ortakların her biri davalı veya davacı konumunda gösterilmelidir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TBK m. 637'nin lafzına yönelik haklı ve derin akademik eleştiriler bulunmaktadır. Kanun koyucu, maddenin ikinci fıkrasında "Ortaklık veya bütün ortaklar adına..." ibaresini kullanmıştır. Ancak hukuki gerçeklik şudur ki; tüzel kişiliği bulunmayan adi ortaklığın "kendi adına" hak ve borç sahibi olması mümkün değildir [4, 5]. Hukukumuzda temsil yalnızca "kişiler" bakımından geçerli olan bir kurumdur [5]. Dolayısıyla maddede yer alan "ortaklık adına" ifadesi kavramsal ve dogmatik bir çelişki barındırmaktadır. Burada kastedilen, teknik anlamda ortaklığın bir varlık olarak temsili değil, "adi ortaklığı oluşturan diğer tüm ortakların elbirliği (iştirak hâlinde) temsili"dir [5, 36]. Kanun metninde geçen "ortaklık adına" lafzının, "ortakları temsilen" veya "bütün ortaklar adına" şeklinde anlaşılması gerektiği doktrin tarafından (örn. Onur Güneri, Necip Kocayusufpaşaoğlu) altı çizilerek belirtilmektedir.
Ek olarak, birinci fıkrada düzenlenen "dolaylı temsil" (indirekte Stellvertretung) teriminin kullanılması da terminolojik olarak hatalıdır. Temsil edilenin hukuki alanında doğrudan sonuç doğurmayan bir işlem temsil değil, bir "vekâlet" veya inançlı işlemdir [9, 10]. Kanun koyucunun bu dogmatik ayrımı daha net belirleyen bir dil kullanması de lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından isabetli olacaktır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.