Türk Medenî Kanunu ile ilişkisi
Madde 646 - Bu Kanun, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Beşinci Kitabı olup, onun tamamlayıcısıdır.
Yürürlükten kaldırılan Kanun
Türk Medenî Kanunu ile ilişkisi
Madde 646 - Bu Kanun, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Beşinci Kitabı olup, onun tamamlayıcısıdır.
Yürürlükten kaldırılan Kanun
Akademik Değerlendirme
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 646. maddesi, Türk özel hukuk sisteminin mimarisini ve kurucu felsefesini ortaya koyan en temel normlardan biridir. Madde metninde açıkça ifade edildiği üzere, "Bu Kanun, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Beşinci Kitabı olup, onun tamamlayıcısıdır" [1, 2]. Bu düzenleme, Türk hukukunun resepsiyon süreciyle benimsediği İsviçre Medeni Kanunu (ZGB) ve İsviçre Borçlar Kanunu (OR) arasındaki organik ve sistematik bütünlüğün, Türk hukukunda da aynen muhafaza edildiğinin yasal bir tezahürüdür.
Özel hukuk alanında Borçlar Kanunu ile Medeni Kanun, şeklî anlamda iki ayrı kanun metni olarak yasalaşmış olsalar da, maddî anlamda (içerik ve sistematiği itibarıyla) tek ve bölünmez bir bütünü ifade ederler. Hukuk sistemimizde Borçlar Kanunu, Medeni Kanun’un "Kişiler Hukuku", "Aile Hukuku", "Miras Hukuku" ve "Eşya Hukuku" kitaplarının ardından gelen "Beşinci Kitabı" konumundadır [1]. Bu sistematik bütünlük, özel hukukun diğer dallarında ortaya çıkan uyuşmazlıklarda, Borçlar Kanunu'nun genel hükümlerinin kıyasen veya doğrudan uygulama alanı bulmasını sağlar. Nitekim doktrinde de ifade edildiği üzere, TBK'da sözleşmeler detaylı bir şekilde düzenlenmiş olup, sözleşmeler ile ilgili bu kurallar kıyas yoluyla hukukun diğer alanlarındaki işlemlere de uygulanır [3].
Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu'nun ayrı kodifikasyonlar olarak yürürlüğe girmesi, İsviçre hukukundaki tarihsel süreçten kaynaklanan biçimsel bir tercihtir. Madde metnindeki "Beşinci Kitabı olup" ifadesi, bu şeklî ayrılığın maddî bir ayrılık olarak yorumlanmasını kesin surette engellemektedir [1]. Hukuki niteliği itibarıyla her iki kanun, aynı özel hukuk kodifikasyonunun parçalarıdır. Hiyerarşik olarak aralarında bir altlık-üstlük ilişkisi (lex superior - lex inferior) bulunmamakta, eşit normatif değere sahip yatay bir düzlemde birbirlerini tamamlamaktadırlar.
Maddedeki "onun tamamlayıcısıdır" kuralı, Borçlar Kanunu'nun özellikle Genel Hükümler kısmının (sözleşmenin kurulması, irade sakatlıkları, temsil, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme, ifa, temerrüt, zamanaşımı vb.), Medeni Kanun kapsamındaki tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanmasının normatif dayanağıdır [1]. Bu ilke uyarınca, Aile, Miras veya Eşya hukuku gibi alanlarda TMK'da özel bir düzenleme bulunmayan hallerde veya kanunun açıkça atıf yaptığı durumlarda, TBK hükümleri uygulama alanı bulacaktır. Bu durum, hukuk sistemindeki olası kanun boşluklarının giderilmesinde TBK genel hükümlerinin bir "yedek hukuk" (lex generalis) işlevi gördüğünü kanıtlar.
Bu maddenin, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) birçok kurumuyla doğrudan ve yapısal bir sistematik ilişkisi mevcuttur. Maddedeki tamamlayıcılık ilkesinin somut tezahürleri şunlardır:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin yerleşik içtihatlarında, TBK m. 646 (ve mülga 818 sayılı BK dönemindeki muadili olan hükümler) sıklıkla özel hukukun birliğinin sağlanması amacıyla kullanılmaktadır. Yargıtay'ın içtihat ilkeleri şu şekilde özetlenebilir:
Olay 1: Mirasbırakan (M)'nin ölümünün ardından, yasal mirasçılar (A), (B) ve (C) kendi aralarında yazılı bir miras paylaşma sözleşmesi imzalamışlardır. Ancak mirasçı (A), sözleşme imzalanırken diğer mirasçı (B)'nin kendisine terekenin aktifleri hakkında kasten yanlış bilgi vererek kendisini aldattığını ileri sürerek sözleşmenin geçersizliğinin tespitini talep etmiştir. Hukuki analiz: Somut olayda, TMK m. 680 hükmü uyarınca, "Borçlar Kanununun geçersizliğe ilişkin genel hükümleri, paylaşma sözleşmeleri hakkında da uygulanır" [4]. TBK m. 646 gereğince Medeni Kanun'un tamamlayıcısı olan Borçlar Kanunu'nun "hile" (aldatma) konusundaki ilgili maddeleri devreye girecektir [1]. (A), TBK hükümlerine dayanarak, hileyi öğrendiği tarihten itibaren yasal süresi içinde sözleşmenin iptalini isteyebilir.
Olay 2: (X), (Y)'ye ait olan sahipsiz ve tapuya kayıtlı olmayan bir araziyi malik sıfatıyla davasız ve aralıksız 20 yıldır nizasız olarak kullanmaktadır (TMK m. 713 olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı). (X), arazinin kendi adına tescili için dava açar. Ancak bu süre zarfında belli bir dönem, davanın açılamaması için yasal bir durma sebebi ortaya çıkmıştır. Hukuki analiz: TMK m. 714 uyarınca kazandırıcı zamanaşımı sürelerinin hesaplanması, kesilmesi ve durmasında Borçlar Kanunu hükümleri kıyas yoluyla uygulanacaktır [5]. TBK m. 646'daki beşinci kitap ve tamamlayıcılık işlevi [1] bağlamında hâkim, zamanaşımının durup durmadığını TBK'nın zamanaşımının durmasına ilişkin (TBK m. 153 vd.) genel hükümlerini tatbik ederek çözecektir.
Türk ve İsviçre hukuk sisteminde, Medeni Kanun ile Borçlar Kanununun iki ayrı kanun metni olarak yürürlüğe konulması, doktrinde (Fikret Eren, Kemal Oğuzman, Turgut Öz vb. otoritelerce) tarihsel bir tesadüfün ve İsviçre’deki yasa yapım süreçlerinin bir sonucu olarak değerlendirilir. İsviçre Borçlar Kanunu'nun (OR), İsviçre Medeni Kanunu'ndan (ZGB) daha önce yapılmış olması nedeniyle ayrı kodifiye edildiği, Türkiye'nin de bu resepsiyon sırasında şeklî ikiliği koruduğu bilinmektedir.
TBK m. 646 hükmü [1], bu tarihsel ve şeklî dualizmin, hukukun özü itibarıyla (maddi anlamda) bir parçalanma yaratmasını engellemek üzere kanunkoyucunun kullandığı en kuvvetli mekanizmadır. Buna karşın, İtalyan hukukunda olduğu gibi her iki kanunun tek bir medeni yasa (Codice Civile) çatısı altında tam bir organikleşme ile birleştirilmemiş olması yapısal bir zayıflık olarak nitelendirilebilir. Zira uygulamada hala "Medeni Kanun davası" ve "Borçlar Kanunu davası" gibi yapay ayrımlara gidildiği görülmektedir. Ancak TBK m. 646'nın varlığı, yorum farklılıklarını büyük ölçüde minimize etmiş, modern borçlar hukuku dogmatiğinin tüm özel hukuka nüfuz etmesini sağlamıştır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.