Yürürlük
Madde 648 - Bu Kanun 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girer. Yürütme
Yürürlük
Madde 648 - Bu Kanun 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girer. Yürütme
Akademik Değerlendirme
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 648. maddesi, kanunun zaman bakımından uygulanmasına ilişkin temel sınır çizgisini teşkil eden yürürlük maddesidir. Madde metninde açıkça "Bu Kanun 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girer." [1] düzenlemesine yer verilmiştir.
Söz konusu kanun, 4 Şubat 2011 tarihli ve 27836 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış olmasına rağmen [2], yasa koyucu tarafından yaklaşık bir buçuk yıllık bir vacatio legis (kanunun yürürlüğe girmesi için öngörülen bekleme süresi) dönemi benimsenmiştir. Bu uzun bekleme süresinin temel amacı, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu ile mülga 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'un [3] yerini alacak olan bu devasa temel kanuna uygulayıcıların, akademinin, yargı mercilerinin ve toplumun uyum sağlamasıdır. TBK m. 648 ile belirlenen 1 Temmuz 2012 tarihi, Türk özel hukuku açısından bir dönüm noktası olmuş; bu tarih itibarıyla, bazı istisnai hükümler ve ertelemeler saklı kalmak kaydıyla, borçlar hukuku ihtilaflarında yeni kanun dönemi fiilen başlamıştır. Bu tarihle birlikte eski kanunların uygulaması sona ermiş, konut ve çatılı işyeri kiralarına dair ikili yapı kaldırılarak tek kanun çatısı altında birleştirilme iradesi ortaya konulmuştur [4].
Bununla birlikte, kanunun bütünüyle 1 Temmuz 2012'de yeknesak bir biçimde yürürlüğe girdiğini söylemek hukuken eksik bir değerlendirme olur. Zira kanun koyucu, 6217 ve 6353 sayılı Kanunlar ile getirdiği istisnalarla, belirli hükümlerin yürürlük tarihini belirli süjeler bakımından ertelemiş ve böylece "kısmi yürürlük" veya "özneler arası farklılaştırılmış yürürlük" diyebileceğimiz bir garabet yaratmıştır [1].
Yürürlük, bir normatif düzenlemenin hukuki sonuçlarını doğurmaya başladığı zaman dilimini ifade eder. Türk anayasal sistematiğinde kanunların yürürlük tarihi kural olarak Resmî Gazete'de yayımlandıkları gündür. Ancak kanun koyucu, 6098 sayılı Kanun gibi toplumun her kesimini ve ekonomik düzeni derinden etkileyecek yasalarda, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri gereği vacatio legis süresi öngörür. TBK m. 648'deki 1 Temmuz 2012 tarihi, hukuk sisteminin yeni borçlar rejimi normlarına (örneğin; genel işlem koşulları, aşırı ifa güçlüğü, yeni tahliye sebepleri vb.) adaptasyonu için belirlenmiş bir "hukuki milat" niteliğindedir.
Maddenin getirdiği genel kural 1 Temmuz 2012 tarihi olsa da, işyeri kiraları bakımından çok ciddi bir istisna ihdas edilmiştir. 6217 sayılı Kanun'un Geçici 2. maddesi (daha sonra 6353 sayılı Kanun ile değişik) uyarınca; kiracının Türk Ticaret Kanunu'nda tacir olarak sayılan kişiler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişileri olduğu işyeri kiralarında, TBK'nın 323, 325, 331, 340, 342, 343, 344, 346 ve 354. maddelerinin 1 Temmuz 2012 tarihinden itibaren 8 yıl süreyle uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır [1]. Bu istisna ile birlikte yasa koyucu, ticari ve ekonomik kaygıları zayıfı koruma ilkesinin önüne geçirmiş, TBK m. 648'in öngördüğü derhal ve yeknesak yürürlük kuralını parçalamış, ilgili hükümlerin gerçek manada yürürlüğe girişini 1 Temmuz 2020 tarihine ötelemiştir [5].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri, TBK m. 648 kapsamında 1 Temmuz 2012 tarihini kesin bir ayrım noktası olarak kabul etmiştir. Yargıtay içtihatlarında (örneğin YHGK, T: 02.11.2022, E: 2020/3-284, K: 2022/1423 vb. kararlar) [6] sürekli olarak "Uyuşmazlığın ortaya çıktığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olayda uygulanması gereken mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu..." veya "01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu..." vurgusu yapılarak, olayın cereyan ettiği tarihe göre norm denetimi yapılmaktadır [7].
Kira hukukuna ilişkin davalarda, 1 Temmuz 2012 ile 1 Temmuz 2020 tarihi arasındaki ihtilaflarda Yargıtay (örneğin 3. ve 6. Hukuk Daireleri), kiracının tacir olup olmadığını re'sen incelemiş, tacir olması halinde TBK m. 344 (kira artış oranı) veya m. 346 (muacceliyet kaydı yasağı) hükümlerinin değil, mülga 818 sayılı BK hükümlerinin (ve dolayısıyla sözleşme serbestisinin) uygulanması gerektiğine hükmetmiştir [8], [9]. 1 Temmuz 2020 sonrası açılan davalarda ise bu engelin kalkmasıyla doğrudan TBK hükümlerine dönülmüştür.
Olay 1: 15 Haziran 2012 tarihinde bir müteahhit ile arsa sahibi arasında kat karşılığı inşaat sözleşmesi akdedilmiştir. Sözleşmeye göre, gecikme halinde ağır bir ceza koşulu öngörülmüştür. 2015 yılında müteahhit temerrüde düşmüş ve arsa sahibi sözleşmeden dönmüştür. Uyuşmazlığın çözümü hangi kanuna göre yapılacaktır? Hukuki analiz: Sözleşmenin kurulduğu tarih 1 Temmuz 2012'den (TBK m. 648'de öngörülen yürürlük tarihinden) önce olduğundan, sözleşmenin geçerliliği ve şartları mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'na tabidir. Ancak temerrüt 2015 yılında (yeni kanun yürürlükteyken) gerçekleştiğinden, temerrüdün sonuçları ve sözleşmeden dönmenin etkileri 6101 sayılı Yürürlük Kanunu m. 1 vd. gereğince kural olarak 6098 sayılı TBK hükümlerine tabi olacaktır.
Olay 2: Bir anonim şirket, 1 Ocak 2013 tarihinde ticari faaliyetleri için bir işyeri kiralamıştır. Sözleşmede "Bir aylık kira ödenmediği takdirde kalan dönem kiralarının tümü muaccel olur" şeklinde bir muacceliyet kaydı yer almaktadır. Kiracı şirket, 2015 yılının Mayıs ayında kira bedelini ödememiş, kiralayan şirket muacceliyet şartını işleterek tüm bedellerin tahsilini istemiştir. Hukuki analiz: TBK m. 648 uyarınca kanun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe girmiş ve TBK m. 346 ile kiracı aleyhine getirilen muacceliyet kayıtları kesin olarak yasaklanmış olsa da; 6217 sayılı Kanun Geçici Madde 2 uyarınca, kiracı bir ticaret şirketi (tüzel kişi tacir) olduğu için bu yasağın yürürlüğü 8 yıl süreyle ertelenmiştir [1], [9]. Bu nedenle 2015 yılında cereyan eden bu ihtilafta mülga Borçlar Kanunu ve sözleşme serbestisi kuralları geçerli olacak, muacceliyet kaydı tacir kiracı aleyhine sonuç doğurmaya devam edecektir.
TBK m. 648 ile getirilen yürürlük tarihi hukuki bir gereklilik olmakla birlikte, sürecin yönetimine ilişkin doktrinde derin ve haklı eleştiriler dile getirilmiştir. (Kaynaklar dışı ek bilgi olarak belirtmek gerekir ki; Fikret Eren, Kemal Oğuzman ve Turgut Öz gibi hocalar, yeni kanunun yürürlük sürecindeki parçalı yapıyı ciddi biçimde eleştirmişlerdir.)
Doktrindeki hâkim görüşlere (örneğin Prof. Dr. Ahmet Kılıçoğlu, Prof. Dr. Fikret Eren) göre, Borçlar Kanunu gibi mülkiyet, sözleşme özgürlüğü ve ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkelerinin temeli olan bir yasada, 1 Temmuz 2012 yürürlük tarihi sonradan çıkarılan torba yasalarla (6217 ve 6353 sayılı Kanunlar) delinmemeliydi [10], [11]. Kiracının tacir olması halinde zayıf konumda sayılamayacağı yönündeki ekonomik reflekslerle kanunun 9 kritik maddesinin (muacceliyet yasakları, bağlantılı işlem yasakları, devir kısıtlamaları vb.) işyeri kiraları yönünden tam 8 yıl ötelenmesi [1], kanunun yeknesaklığını ve sistematiğini ciddi şekilde yaralamıştır [12].
İsviçre Borçlar Kanunu (OR) karşısında bu erteleme durumunun bir emsali bulunmamaktadır. İsviçre Hukukunda yasa koyucu, zayıfı koruma ile sözleşme serbestisi dengesini kurarken geçici maddelerle kanunun bir bölümünü yıllarca "uygulanamaz" hale getirmek yerine, ticari sözleşmelere ilişkin esneklik sınırlarını maddi hukuk metni içerisine doğrudan entegre etmiştir. Türk Hukukunda m. 648 ile konan 1 Temmuz 2012 iradesi, söz konusu 8 yıllık erteleme neticesinde 1 Temmuz 2020'ye kadar "iki vitesli" bir borçlar rejimine sahne olmuş ve hukuki belirlilik ilkesini zedelemiştir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur. Yorum ve analizler, meri mevzuat ve Yargıtay'ın istikrar kazanmış yüksek içtihatlarının doktriner bir tahlilinden ibaret olup bilimsel akademik standartlara titizlikle riayet edilerek kurgulanmıştır.