1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku, Evlilik Hukuku
kısmında "Evliliğin Genel Hükümleri" başlığı altındaki "Haklar ve
yükümlülükler" bölümünde yer alan 186, 187 ve 188. maddeler, evlilik birliğinin
demokratik ve eşitlikçi bir zemin üzerinde nasıl yönetileceğini ve dış dünyaya
karşı nasıl temsil edileceğini düzenlemektedir. Mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun
(ZGB) 159-162. maddelerine dayanan bu hükümlerin temelindeki ratio legis,
mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'ndeki "koca birliğin reisidir" şeklindeki
ataerkil yapıyı tamamen terk ederek; eşlerin evlilik birliğini ortaklaşa
yönettikleri, giderlere güçleri oranında katıldıkları ve birliği üçüncü
kişilere karşı belli sınırlar dâhilinde temsil ettikleri modern, eşitlikçi bir
aile modeli inşa etmektir. Bu yapı, Anayasa'nın 41. maddesinde vurgulanan
"eşler arasında eşitlik" ilkesinin doğrudan medeni hukuktaki tezahürüdür.
Bu sistematik bütünsellik içerisinde TMK m. 187'nin durumu, Türk aile hukuku
tarihi açısından özel ve istisnai bir kırılma noktası teşkil etmektedir.
Kadının evlenmekle zorunlu olarak kocasının soyadını almasını öngören bu hüküm,
Anayasa Mahkemesi'nin 22.02.2023 tarihli (E: 2022/155, K: 2023/38) kararıyla
eşitlik ilkesine ve uluslararası sözleşmelere aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Bu iptal kararıyla birlikte yasa metninde yalnızca "Kadının soyadı"
alt başlığı kalmış olup, evlilik birliğinde kadının kimlik haklarının eşiti
olan erkekle aynı seviyeye çekilmesi yönünde yasa koyucudan köklü bir reform
beklenmektedir.
2. Kavramlar
Ortak konut seçimi (m. 186/1)
Evlilik birliğinin mekânsal merkezi olan ve eşlerin birlikte yaşama
yükümlülüklerini ifa ettikleri müşterek konutun, her iki eşin ortak iradesi ve
mutabakatıyla belirlenmesidir. Mülga kanundaki evin koca tarafından
seçilmesi kuralını ortadan kaldıran bu hüküm gereği, eşlerden birinin diğerinin
rızası hilafına tek taraflı olarak konut seçmesi hukuken geçerli bir ortak
konut iradesi doğurmaz ve bu durumda hâkimin müdahalesi (TMK m. 195)
istenebilir.
Birliğin ortak yönetimi (m. 186/2)
Evlilik birliğinin sevk ve idaresinde kadın ve erkeğin mutlak bir hukuksal
eşitliğe ve müşterek karar alma yetkisine sahip olması kuralıdır. Ailenin
bütçesinin planlanması, çocukların eğitimi, tatil planları veya tasarruf
biçimleri gibi evliliği ilgilendiren her türlü olağan veya olağanüstü idari
kararın tek bir "aile reisi" tarafından değil, her iki eşin katılımıyla
alınması esasıdır.
Giderlere orantılı katılım (m. 186/3)
Eşlerin, evlilik birliğinin iaşesi, barınması, çocukların bakımı gibi her türlü
müşterek masrafa, sahip oldukları malvarlığı, elde ettikleri gelir ve sarf
ettikleri "emek" oranında hakkaniyete uygun olarak katılma zorunluluğudur.
Kadının ev hanımı olarak sadece ev işlerini yapması veya çocuklara bakması da
bu hüküm bağlamında birliğin giderlerine yapılmış geçerli bir yasal katkı
(emek) olarak değerlendirilmektedir.
Soyadı (m. 187 + AYM 2023)
Evlenen kadının kimliğinin ve şahsi durumunun bir parçası olan aile ismini
düzenleyen ve Anayasa Mahkemesi'nin 2023 yılındaki kararıyla köklü bir değişime
uğrayan normdur. AYM, kadının kocasının soyadını almasını emreden kuralın,
kadının evlenmeden önceki soyadını tek başına kullanmasına engel olmasının
ayrımcılık yasağına ve eşitlik ilkesine aykırı olduğuna hükmederek metni iptal
etmiştir.
Sürekli ihtiyaçlar için tek eş temsili (m. 188/1)
Eşlerden her birinin, evlilik birliğinin günlük, olağan ve alışılmış
ihtiyaçlarını (mutfak masrafları, aylık olağan faturalar, çocukların temel okul
giderleri vb.) karşılamak amacıyla, diğer eşin ayrıca iznine veya rızasına
gerek kalmaksızın üçüncü kişilerle hukuki işlem yapabilmesi ve bu işlemlerden
dolayı her iki eşin de müteselsilen sorumlu olmasıdır.
Diğer ihtiyaçlar için koşullu temsil (m. 188/2)
Ailenin sürekli ihtiyaçları dışında kalan, daha yüksek maliyetli veya
olağanüstü nitelikteki ihtiyaçları (büyük kredi çekilmesi, lüks bir eşya
alınması vb.) için eşlerden birinin birliği temsil edebilmesinin istisnai
şartlarıdır. Bu temsil ancak diğer eşin rızasıyla, hâkimin yetki vermesiyle
veya gecikmesinde sakınca bulunan acil durumlarda diğer eşin rızasının
alınamaması şartlarının varlığı halinde mümkündür.
3. Sistematik İlişkiler
- TMK m. 27 (ad değiştirme — haklı sebeple soyadı değişikliğinin genel
çerçevesi)
- TMK m. 185 (evliliğin genel hükümleri — eşlerin birlikte yaşama, sadakat ve
dayanışma yükümlülüğü ile m. 186 ortak konut ilişkisi)
- TMK m. 189-191 (temsil yetkisinin kullanılması, müteselsil sorumluluk, temsil
yetkisinin sınırlandırılması ve kaldırılması)
- TMK m. 194 (aile konutu güvencesi — ortak seçilen konutun devrine veya
kirasının feshine getirilen özel sınırlandırma)
- AYM E.: 2022/155 K.: 2023/38 (TMK m. 187 kadının soyadı iptali — eşitlik
ilkesi çerçevesinde yasal boşluk ve reform gereği)
- TBK m. 502 vd. (vekalet sözleşmesi — kanundan doğan evlilik birliği
temsilinin borçlar hukukundaki iradi temsille karşılaştırmalı analizi)
4. Yargıtay İçtihadı
scraper'dan karar yok, ileride güncelle
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Eşlerin birlikte seçerek yerleştikleri ortak konutun kira sözleşmesini
imzalayan kocanın, eşine danışmadan ve onun rızasını almadan ev sahibiyle
anlaşarak sözleşmeyi tek taraflı feshetmesi TMK m. 186'daki "birliğin ortak
yönetimi" ve konut üzerindeki tasarruf ilkelerinin açık bir ihlalidir. Kanun
koyucu, eski hukuktaki koca egemenliğini terk ederek ailenin mekânsal
güvencesini her iki eşin mutabakatına bağlamıştır. Somut olayda bu tek
taraflı fesih işlemi, sadece ortak yönetim kuralını değil, TMK m. 194 uyarınca
aileyi doğrudan ilgilendiren aile konutu güvencesini de geçersiz kılacak
mahiyettedir. Kadın eş, feshin geçersizliğini ileri sürerek konuttaki hakkını
koruyabilir ve hâkim müdahalesi isteyebilir.
Olay 2: Kocanın ağır bir trafik kazası geçirip komada yattığı bir dönemde,
kadının ailenin acil barınma borçları veya tedavi giderlerini karşılamak
amacıyla yüklü miktarda ihtiyaç kredisi çekmesi TMK m. 188/2 çerçevesinde
değerlendirilmelidir. Kural olarak, ailenin günlük mutfak masrafı dışındaki bu
denli yüksek bir borçlanma "diğer (olağanüstü) ihtiyaç" kategorisinde olup,
eşin veya hâkimin açık yetkilendirmesini gerektirir. Fakat olayda birliğin
yararı bakımından durumun aciliyeti (gecikmede sakınca bulunması) ve kocanın
hastalığı sebebiyle iradesinin alınmasının imkânsızlığı şartları kümülatif
olarak gerçekleştiğinden, kadın yasal temsil yetkisini tek başına kullanabilir.
Bu işlem neticesinde her iki eş de bankaya karşı müteselsilen borç altına girer.
6. Pratik Notlar
- "Sürekli ihtiyaç" ile "diğer ihtiyaç" (olağan/olağanüstü temsil) ayrımı
kanunda maktu rakamlarla belirlenmemiştir; bu ayrım tamamen o ailenin sosyal
statüsüne, gelir düzeyine ve yerel âdetlere göre hâkim tarafından somut olayın
özelliklerine göre esnek biçimde tespit edilir.
- Temsil yetkisinin aşıldığı durumlarda (yetkisiz temsil) işlemi yapan eş
üçüncü kişiye karşı şahsen sorumlu olur; ancak üçüncü kişi iyiniyetli ise ve
temsilin aşıldığı dışarıdan makul bir özenle anlaşılamıyorsa müteselsil
sorumluluk istisnai olarak devam edebilir.
- AYM'nin TMK m. 187 iptal kararının ardından yasa koyucu öngörülen sürede yeni
bir düzenleme yapmadığından fiili bir yasal boşluk doğmuş; nüfus idarelerinde
kadınların salt kendi kızlık soyadlarını kullanma talepleri konusunda idari
belirsizlikler ve yargısal süreçler devam etmektedir.
- Giderlere katılım (m. 186/3) bilhassa ayrılık ve boşanma davaları sırasında
hükmedilecek tedbir veya iştirak nafakalarının miktarının belirlenmesinde
"güçleri oranında" ilkesinin temel parametresidir ve kadının ev içi emeği nakdi
bir geliri olmasa dahi bu hesapta bir "katkı" olarak eşit değerde sayılır.
- Ortak konut seçiminde eşlerin anlaşmazlığa düşmeleri halinde doğrudan boşanma
davası açmak yerine, TMK m. 195 uyarınca Aile Mahkemesine başvurarak "hâkimin
müdahalesini" ve hakem rolü üstlenerek konut seçiminde uyuşmazlığı çözmesini
talep etmeleri usulen mümkündür.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Medeni Kanunu'nun 187. maddesinin Anayasa Mahkemesi'nin 2023 tarihli
kararıyla iptal edilmesi, aile hukukunda eril tahakkümün tasfiyesi açısından
tarihi bir dönüm noktasıdır. Medeni Kanun, m. 186 ile birliğin yönetiminde
"mutlak eşitlik" vadedip hemen ardından kadına kocasının soyadını taşıma
zorunluluğu getirerek kendi içinde derin bir dogmatik çelişki barındırmaktaydı. AYM kararı, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin (CEDAW,
AİHS) iç hukuka doğrudan uygulanabilirliğini teyit etmiş olsa da, TBMM'nin
iptal kararına rağmen ısrarla benzer düzenlemeleri torba yasalara koyma
teşebbüsü ve ardından geri çekmesi, hukuk devletinde yargı ve yasama
arasındaki tehlikeli bir sürtüşmeyi ve siyasi popülizmin kadın haklarına
yönelik direncini gözler önüne sermektedir. Kadının kimliğinin salt "aile
birliği" paravanı altında ergitilmesine yönelik bu direncin acilen çağdaş bir
kanuni reformla aşılması şarttır.
TMK m. 186'da yer alan "birliği eşler beraberce yönetirler" ve "giderlere
güçleri oranında katılırlar" şeklindeki yasal kurgu, sosyolojik gerçeklikte
genellikle sadece kâğıt üzerinde kalan normatif bir temennidir. Türkiye'de
ekonomik gücü (sermayeyi ve geliri) elinde bulunduran eşin (genellikle
erkeğin) birliğin olağanüstü kararlarında, konutun seçiminde ve yaşam
standardının belirlenmesinde "fiili bir diktatörlük" kurduğu inkâr edilemez bir
gerçekliktir. Yasa koyucu eşleri hukuken eşitlese de, ekonomik şiddet ve ev içi
emek sömürüsü karşısında TMK'nın koruyucu mekanizmaları (hâkim müdahalesi gibi)
adliyelerin iş yükü ve prosedürel hantallığı içinde çoğu zaman işlevsiz
kalmaktadır. Eşitliğin tam anlamıyla tesisi, hukuki soyutlamalardan ziyade
kadının istihdamda ve mülkiyet ediniminde güçlendirilmesine bağlıdır.
Evlilik birliğinin temsili ve bu temsilden doğan sorumlulukları düzenleyen TMK
m. 188 hükmünün lafzı ve felsefesi, geleneksel fiziki pazar koşullarına göre
(örneğin bakkaldan veresiye defteriyle alışveriş, sözlü siparişler vb.)
şekillenmiştir. Oysa günümüzün dijital çağında; mobil bankacılık şifrelerinin
paylaşımı, e-ticaret sitelerinden ortak kredi kartlarıyla yapılan saniyelik
yüklü harcamalar veya eş adına açılmış kripto para cüzdanları üzerinden yapılan
işlemler, "sürekli ihtiyaç" ve "olağanüstü ihtiyaç" sınırlarını tamamen
flulaştırmaktadır. Eşlerin birbirlerinin dijital onay mekanizmalarına
(e-devlet, sms doğrulama) kolayca erişebildikleri bir devirde, temsil
yetkisinin aşıldığını kanıtlamak veya üçüncü kişilerin iyiniyetini sorgulamak
klasik medeni hukuk enstrümanlarıyla giderek imkânsızlaşmaktadır. Kanunun
temsil ve müteselsil sorumluluk rejiminin, elektronik işlem güvenliği ve
dijital irade beyanları ekseninde acilen modernize edilmesi gerekmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt I — Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri; Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II — Kişiler Hukuku; Şener Akyol, Medeni Hukuk — Şahsın Hukuku; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar; Turgut Akıntürk / Derya Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku — Aile Hukuku; Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
- Yargı kararları: Türk Medeni Kanunu m. 188'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch — ZGB) Art. 159-162.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 188. madde metnine dayanır.
Görüş: AYM 2023 soyadı kararının evlilikte eşitlik ilkesine hizmet ettiği; ortak yönetim ilkesinin ekonomik güç dengesizliklerinde pratikte yetersiz kaldığı; evlilik birliği temsilinin dijital işlemlere uyarlanması için mevzuat reformu gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.