3. Eski rejime dönme
Madde 211 - Alacaklı tatmin edildiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine hâkim, mal o rtaklığının yeniden kurulmasına karar verebilir. Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle edinilmiş mallara katılma r ejimini kabul edebilirler.
3. Eski rejime dönme
Madde 211 - Alacaklı tatmin edildiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine hâkim, mal o rtaklığının yeniden kurulmasına karar verebilir. Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle edinilmiş mallara katılma r ejimini kabul edebilirler.
Akademik Değerlendirme
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku bölümünde, mal ortaklığı rejiminde alacaklıların korunması ve cebri icra usullerini düzenleyen (m. 209-211) ile yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminin giriş ve kapsam hükümlerini oluşturan (m. 218-219) normlar, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 236-238 ve 197-201. maddelerine dayanarak sistematiğimize kazandırılmıştır. Bu birbirini izleyen madde gruplarının temelindeki ratio legis, bir yandan kolektif sorumluluk riskleri barındıran mal ortaklığı rejiminde ticari hayattaki alacaklıların ve zayıf eşin iflas/haciz kıskacında ezilmesini engellemek üzere olağanüstü koruma mekanizmaları (mal ayrılığına geçiş) yaratmak; diğer yandan modern aile hukukunun temeli olan edinilmiş mallara katılma rejiminde, neyin eşlerin ortak emeğinin ürünü (edinilmiş mal) olduğunu net sınırlarla tanımlayarak tasfiyedeki belirsizlikleri ortadan kaldırmaktır. Yasa koyucu, ailenin mülkiyet düzenini kurarken hem dışarıya (üçüncü kişilere) karşı olan sorumlulukları hem de içeriye (eşlerin birbirlerine) karşı olan aidiyetleri keskin bir biçimde ayırmıştır.
Bu iki farklı mal rejimine ait kurallar silsilesi, özünde birbiriyle tutarlı bir ekonomik anayasa bütünlüğü oluşturmaktadır. Seçimlik bir rejim olan mal ortaklığında dışsal bir şok (iflas veya zararla sonuçlanan haciz) yaşandığında sistemin derhal kendini korumaya alıp mal ayrılığına evrilmesi (m. 209-210) yasal mal rejimi olan katılma rejiminde ise baştan itibaren malvarlıklarının "edinilmiş" ve "kişisel" olarak ikili bir yapıya oturtulması (m. 218-219) eşlerin irade özerklikleri ile mülkiyet güvenlikleri arasındaki o hassas teraziyi dengelemektedir.
Mal ortaklığında iflas (m. 209) Evlilik birliğinde eşlerin mal ortaklığı rejimini seçmiş olmaları halinde, ticari veya şahsi borçları nedeniyle eşlerden biri hakkında yetkili mahkemece iflas kararı verildiği takdirde, mal ortaklığının herhangi bir ek mahkeme ilamına veya eşlerin talebine gerek kalmaksızın "kendiliğinden" (ipso iure) mal ayrılığı rejimine dönüşmesidir. Bu emredici kuralın amacı, iflas masasına sadece borçlu eşin payına düşen malvarlığının girmesini sağlamak ve iflas etmeyen diğer eşin malvarlığı değerlerini kolektif bir çöküşten ve hacizlerden mutlak surette korumaktır.
Mal ortaklığında haciz (m. 210) Mal ortaklığını kabul etmiş eşlerden birine karşı icra takibi yapan alacaklının, ortaklık mallarının veya borçlu eşin kişisel mallarının haczi neticesinde alacağını tam olarak tahsil edemeyip zarara uğraması (örneğin aciz vesikası alınması) durumunda, hâkimden evlilikteki mevcut mal ortaklığı rejiminin mal ayrılığına dönüştürülmesini talep edebilme hakkıdır. Bu kurum, iflastan farklı olarak kendiliğinden gerçekleşmez; alacaklının usulüne uygun şekilde her iki eşe karşı husumet yönelterek borçlunun yerleşim yeri mahkemesinde dava açmasını gerektirir.
Eski rejime dönme (m. 211) Mal ortaklığının m. 210 uyarınca haciz ve alacaklının zarara uğraması nedeniyle hâkim kararıyla mal ayrılığına dönüştürülmesinin ardından, alacaklının alacağının tamamen ödenmesi veya geçerli bir güvenceyle tatmin edilmesi şartıyla işletilen telafi (geri dönüş) mekanizmasıdır. Alacaklı tatmin edildiğinde, eşlerden birinin talebi üzerine hâkim, ailenin baştaki iradesine hürmeten mal ortaklığının yeniden kurulmasına veya eşlerin kendi aralarındaki anlaşmayla yasal rejim olan edinilmiş mallara katılma rejimine geçmelerine karar verebilir.
Edinilmiş mallara katılma rejiminin kapsamı (m. 218) 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren kural olarak tüm evliliklerde uygulanan yasal mal rejiminin temel çatısını çizen ve bu rejimin yekpare bir malvarlığı havuzundan oluşmadığını belirten üst kavramdır. Bu rejim, evlilik birliği içerisinde eşlerin tasfiye anında değer üzerinden paylaşacakları "edinilmiş mallar" ile, tamamen paylaşım dışı kalacak ve eşlerin münhasır mülkiyetinde bulunmaya devam edecek "kişisel mallar" olmak üzere birbirini tamamlayan ikili bir mülkiyet mimarisine sahiptir.
Edinilmiş mal tanımı (m. 219) Eşlerden her birinin mal rejiminin devamı süresince bizzat kendi bedeni veya fikri emeğini ortaya koyarak, "karşılığını vererek" (ivazlı) elde ettiği ve tasfiye aşamasında diğer eşin yarısı üzerinde hak sahibi olacağı ekonomik malvarlığı değerleridir. Kanun bu malları tahdidi olmamak kaydıyla beş alt kategoride örneklemiştir: çalışmanın karşılığı olan edinimler (maaş, ücret) sosyal güvenlik kurumlarının ödemeleri, çalışma gücü kaybı tazminatları, kişisel malların gelirleri (kira, faiz) ve tüm bu edinilmiş malların yerine geçen ikame değerler.
"scraper'dan karar yok, ileride güncelle"
Olay 1 (m. 219): Eşlerden birinin evlenmeden önce sahip olduğu bankadaki yüklü mevduat hesabı (kişisel mal) evlilik süresince düzenli olarak faiz getirisi sağlamış ve enflasyon oranında değer kazanmıştır. TMK m. 219/4 uyarınca, kural olarak bu kişisel malın getirdiği düzenli faiz veya kira gelirleri "kişisel malların geliri" sayılarak edinilmiş mal havuzuna dâhil edilir ve boşanma/tasfiye anında diğer eş bu gelir üzerinde katılma alacağı iddia edebilir. Ancak, anaparanın enflasyon veya döviz kuru karşısında kendiliğinden değer kazanması (endüstriyel/konjonktürel artış) bir "gelir" (seمره) sayılmadığından, bu değer artışı kişisel mal olarak kalmaya devam edecek ve TMK m. 219 kapsamında paylaşıma kesinlikle tabi tutulmayacaktır.
Olay 2 (m. 209-210): Evlenirken noterde resmi şekilde "mal ortaklığı" rejimini seçen eşlerden kocanın ticari işletmesi ekonomik krize girmiş ve ticaret mahkemesince koca hakkında iflas kararı verilmiştir. TMK m. 209 hükmünün emredici doğası gereği, iflas kararının verildiği anda eşler arasındaki mal ortaklığı rejimi herhangi bir ek mahkeme kararına lüzum kalmaksızın "kendiliğinden" mal ayrılığı rejimine dönüşür. Bu sayede, iflas masasına sadece borçlu kocanın kişisel malları ve tasfiye edilen ortaklıktan kendi payına düşen miktar dâhil edilecek; kadının kişisel malları ile ortaklıktan ayırdığı payları alacaklıların tasfiye tehdidinden kurtarılarak zayıf eş aleyhine doğacak sosyal yıkımın önüne geçilmiş olacaktır.
TMK m. 219/4 bendi kapsamında "kişisel malların gelirlerinin" edinilmiş mal sayılması, denkleştirme adaleti ve mülkiyetin doğası bakımından son derece tartışmalı ve sorunlu bir tercihtir. Bir eşin evlenmeden önce kendi çabasıyla veya ailesinden miras yoluyla edindiği bir taşınmazın veya şirket hissesinin kira/temettü gelirinin, evlilik süresince hiçbir emek veya fiili katkı sunmayan diğer eş ile sırf yasa gereği yarı yarıya paylaşılması, edinilmiş mallara katılma rejiminin "emek karşılığı hak sahipliği" (dayanışma) felsefesiyle açıkça çelişmektedir. Bu kural, bilhassa rantiye sınıfına mensup bireylerin evliliklerinde emeksiz haksız zenginleşmelere yol açabilmekte olup; eşlerin ancak resmi bir sözleşme (TMK m. 221/2) ile bu kuralı bertaraf etmeye zorlanması yerine, kuralın baştan itibaren "kişisel malların geliri kişisel maldır" şeklinde düzenlenmesi çok daha hakkaniyetli bir hukuk politikası olurdu.
TMK m. 209 ve m. 210'da düzenlenen mal ortaklığında iflas veya haciz neticesinde rejiminin "mal ayrılığına" dönüşmesinin, aileyi ve iflas etmeyen eşi tam manasıyla koruyacağı yönündeki yasal varsayım, pratikteki ani ekonomik şoklar karşısında ne yazık ki yetersiz kalmaktadır. İflas kararının verilmesiyle birlikte rejimin kendiliğinden ayrılığa evrilmesi, elbirliğiyle yönetilen ortaklık mallarının tasfiyesini ve iflas masası lehine paylaşıma konu edilmesini aniden gündeme getirmektedir. Bu aşamada iflas idaresinin, ortaklık malları üzerindeki tasfiye alacağına anında el atması, iflas etmeyen kusursuz eşin barınma ve geçim gibi en temel hayati haklarını bir anda kaybetmesi tehlikesini doğurmaktadır. İcra ve İflas Kanunu'ndaki zayıf haczedilmezlik kuralları, aile hukukunun koruyucu ruhuyla tam bir usuli koordinasyon içinde olmadığından bu geçiş süreci zayıf eş için travmatik olmaktadır.
Gelişen finansal teknolojiler ve dijital mülkiyet biçimleri bağlamında, Bitcoin, NFT ve diğer blokzincir tabanlı kripto varlıkların TMK m. 218 ve 219 kapsamında "edinilmiş mal" veya "kişisel mal" olarak sınıflandırılması, mevcut yasal tanımları ciddi biçimde zorlamakta ve doktriner boşluklar yaratmaktadır. Merkeziyetsiz, anonim ve saniyelik aşırı değer dalgalanmalarına (volatilite) sahip olan kripto varlıkların, eşin maaşıyla (edinilmiş mal) mı yoksa evlilik öncesi birikimiyle (kişisel mal) mi alındığının tespit edilmesi (ikame ilkesinin işletilmesi) klasik banka dekontları gibi şeffaf şekilde ispatlanamamaktadır. Dijital cüzdanlardaki varlıkların "staking" (kilitleme) yoluyla elde ettiği faiz benzeri gelirlerin TMK m. 219/4 anlamında "kişisel mal geliri" mi, yoksa doğrudan doğruya yeni üretilmiş bir kod (madencilik) olarak "çalışmanın karşılığı" mı sayılacağı konusu, klasik İsviçre-Türk eşya hukuku kalıplarıyla çözülemeyecek modern bir yargısal kaostur.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 211. madde metnine dayanır.
Görüş: Kişisel mal gelirlerinin edinilmiş mal sayılmasının denkleştirme adaletini sorgulatması; dijital varlıkların sınıflandırılması için içtihat geliştirilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.