Türk Medeni Kanunu (TMK)

TMK Madde 290

Aile Hukuku Maddelerine Dön

Resmi Metin

C. Karinelerin çakışması


Madde 290 - Çocuk evlili ğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğmuş ve ana da bu arada yeniden evlenmiş olursa, ikinci evlilikteki koca baba sayılır. Bu karine ç ürütülürse ilk ev lilik teki k oca baba sayılır.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Sistematik

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku bölümünde yer alan mal ortaklığı rejimi, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 221 ila 246. maddelerinden iktibas edilerek hukuk sistemimize dâhil edilmiştir. Bu rejimin temelindeki ratio legis, evlilik süresince elde edilen veya önceden sahip olunan malların eşler arasında tam bir ortaklık (elbirliği mülkiyeti) havuzunda eritilerek, eşler arasındaki maddi ayrılıkları tamamen ortadan kaldıran en güçlü mal birleşimi rejimini tesis etmektir. Yasa koyucu, irade özerkliği çerçevesinde eşlere, edinilmiş mallara katılma rejiminin dayanışma fikrini bir adım daha ileri taşıyarak, mülkiyetin dahi ortaklaştığı kolektif bir alternatif sunmuştur.

Mal ortaklığı rejiminin mülkiyetin elbirliği ile yönetilmesini gerektirmesi, diğer mal rejimlerine göre son derece ağır usul ve sorumluluk kuralları içermesine ve karmaşık bir tasfiye prosedürü barındırmasına yol açmaktadır. Nitekim Türkiye'de evlenen çiftlerin bu rejimi seçme oranının yok denecek kadar az olması, rejimin ağır bürokratik yapısı ve bireysel mülkiyet refleksleriyle çelişmesinden kaynaklanmaktadır. Ortaklık payı üzerinde eşlerin tek başına tasarruf edememesi ve borçlardan müteselsil sorumluluk riski, bu mülkiyet birliğinin pratikte dışlanmasının en temel sebeplerindendir.

2. Kavramlar

Ortak mal Mal ortaklığı rejiminde eşlerin, yasa gereği kişisel mal sayılanlar dışındaki tüm mallarına ve gelirlerine bölünmemiş bir bütün (elbirliği mülkiyeti) olarak birlikte sahip oldukları malvarlığı grubunu ifade eder. Bu rejimde eşler, ortaklık malları üzerinde eşit paya ve eşit söz hakkına sahip olup, hiçbir eş ortaklık payı üzerinde tek başına tasarruf hakkına sahip değildir. Ortaklığa giren mallar eşlerin evlenmeden önce sahip oldukları varlıkları da kapsayabileceğinden (genel mal ortaklığı) bu havuz diğer mal rejimlerindeki paylaşıma tabi mallardan çok daha geniş ve kapsayıcıdır. Tasarruf ve yönetim işlemlerinin kural olarak birlikte yapılması, bu malların ailenin ekonomik bütünlüğüne mutlak surette hizmet etmesini amaçlamaktadır.

Kişisel mal Mal ortaklığının devasa kolektif yapısına rağmen, yasa koyucunun eşlerin şahsiyetini ve manevi bütünlüğünü korumak adına ortaklık havuzunun dışında bıraktığı münhasır ve şahsi mülkiyet alanıdır. TMK m. 260 uyarınca eşlerden her birinin sadece kişisel kullanımına ayrılmış olan eşyası ile manevi tazminat alacakları kanundan dolayı mutlak surette kişisel mal sayılır ve ortaklığa dâhil olmaz. Ayrıca, saklı pay kuralları ihlal edilmemek kaydıyla, üçüncü kişilerin yaptıkları karşılıksız kazandırmalar (bağışlar) veya miras yoluyla geçen mallar, kazandıranın iradesiyle kişisel mal olarak ayrıca belirlenebilir. Kişisel malların varlığı ispat edilemediği sürece tüm malvarlığı değerlerinin ortaklık malı sayılacağına ilişkin yasal karine, rejimin kolektif ruhunu her zaman canlı tutar.

Mal ortaklığının sona ermesi Eşler arasında kurulan bu sıkı mülkiyet birliğinin; eşlerden birinin ölümü, başka bir mal rejiminin seçilmesi, eşlerden biri hakkında iflasın açılması veya mahkemece evliliğin iptaline, boşanmaya ya da mal ayrılığına karar verilmesi hallerinde hukuken son bulmasını ifade eder. Sona erme anı, iflas veya ölüm gibi olaylarda gerçekleştiği anda hüküm doğururken; boşanma, iptal veya mal ayrılığına geçiş davalarında ise davanın açıldığı (tevzi) tarihe kadar geriye etkili olarak sonuç doğurur. Rejimin sona ermesiyle birlikte eşlerin ortaklık malları üzerindeki elbirliği mülkiyeti, tasfiye edilmek üzere derhal donar ve paylaştırma aşamasına geçilir. Alacaklıların veya iflas masasının haklarını korumak amacıyla rejimin sona ermesinin kanunla emredici şekilde düzenlendiği bu durumlar doğrudan kamu düzenini ilgilendirir.

Tasfiye Mal ortaklığı rejiminin sona ermesinin ardından, eşlerin malvarlıklarının ayrıştırılması, borçların ödenmesi ve kalan ortaklık mallarının hakkaniyete uygun biçimde paylaşılması sürecidir. Tasfiyeye geçildiğinde öncelikle her eş, yasal olarak kendi kişisel malı sayılması gereken değerleri ortaklık malları havuzundan aynen ve bedelsiz olarak geri alır. Geriye kalan net ortaklık malları, ölüm veya yeni rejim kabulünde yarı yarıya paylaşılırken; boşanma veya iptal gibi durumlarda eşlerin sadece edinilmiş mallara katılma rejimindeki kişisel malları sayılabilecek olanlar ayrıştırıldıktan sonra kalan kısım paylaşılır. Bu süreçte eşlerin kişisel malları ile ortaklık malları arasında gerçekleşen değer kaymaları, denkleştirme ve değer artış payı mekanizmaları işletilerek mutlaka telafi edilir.

Alacaklıların durumu Mal ortaklığı rejiminde ticari işlem güvenliğini sağlamak amacıyla, eşlerin kişisel veya ortaklık borçlarına karşı üçüncü kişi konumundaki alacaklıların malvarlığına nasıl ve hangi sınırlar dahilinde erişeceğini belirleyen usul kurallarıdır. Kural olarak, aileyi temsilen veya ortaklık mallarının yönetimi kapsamında yapılan bir işlemden doğan borçlar "ortaklık borcu" sayılır ve her iki eş hem kişisel mallarıyla hem de ortaklık mallarının tamamıyla borca karşı müteselsilen sorumlu olur. Buna karşılık bir eşin kendi "kişisel borçlarından" dolayı alacaklılar, o eşin kişisel mallarına ve ortaklık mallarının değerinin sadece yarısına (kendi payına) kadar haciz veya iflas yoluyla başvurma hakkına sahiptir. Bu ikili sorumluluk yapısı, alacaklıların tahsilat kabiliyetini sınırladığından, zarara uğrayan alacaklıya mal ayrılığına geçişi talep etme hakkı (TMK m. 210) verilmiştir.

3. Sistematik İlişkiler

  • TMK m. 202 (Yasal rejim yerine, mal ortaklığı rejiminin ancak resmi bir mal rejimi sözleşmesiyle seçilebilecek alternatif ve istisnai bir rejim olması bağlamı).
  • TMK m. 209 ve 210 (Mal ortaklığını kabul etmiş eşlerden birinin iflası halinde rejimin kendiliğinden mal ayrılığına dönüşmesi ve hacizde alacaklının talebiyle mal ayrılığına yargısal geçişin sağlanması).
  • TMK m. 218 vd. (Edinilmiş mallara katılma rejimi ile karşılaştırma; katılma rejimindeki "ayrılık" esasına dayalı nispi tasfiye alacağının, mal ortaklığındaki "ayni ve elbirliği mülkiyeti" esasına dayalı tam birleşmeden dogmatik olarak farklılaşması).
  • TMK m. 242 vd. (Mal ayrılığı rejimi ile karşılaştırma; mal ortaklığının iflas, haklı sebep veya alacaklının talebi gibi kriz anlarında sığındığı ve kendiliğinden dönüştüğü güvenli liman rejiminin mal ayrılığı olması).

4. Yargıtay İçtihadı

"scraper'dan karar yok, ileride güncelle"

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: Mal ortaklığı rejimini seçmiş olan kocanın, kendi şahsi ticari işletmesi nedeniyle piyasaya yüklü miktarda kişisel borcu doğmuş ve alacaklılar icra takibi başlatmıştır. TMK m. 269 uyarınca alacaklılar, kocanın kişisel mallarına ek olarak, eşlerin üzerinde elbirliğiyle mülkiyet hakkına sahip olduğu ortaklık mallarının değerinin en fazla "yarısına" kadar haciz uygulayabilecektir. Alacaklıların ortaklık mallarının yarısını haczetmesine rağmen alacaklarını tamamen tahsil edemeyip zarara uğramaları halinde ise TMK m. 210 hükmü devreye girer. Bu aşamada alacaklı, doğrudan mahkemeye başvurarak taraflar arasındaki mal ortaklığı rejiminin mal ayrılığına dönüştürülmesini ve böylece borçlunun payının kesin olarak tasfiye edilerek icra dosyasına aktarılmasını talep hakkına kavuşacaktır.

Olay 2: Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma kararı alan ve mal ortaklığı rejimine tabi olan eşlerin tasfiye sürecinde; kadının evlenmeden önce ailesinden kendisine bağışlanan değerli bir tablo ile ortak bütçeyle alınan evin mülkiyet durumu tartışma konusu olmuştur. Kadın, bağışlanan tablonun sözleşmeyle aksi kararlaştırılmadığı için TMK m. 260/3 ve TMK m. 277 uyarınca doğrudan doğruya "kişisel mal" statüsünde olduğunu belirterek öncelikle onu ortaklıktan aynen geri alma hakkını kullanacaktır. Ortak bütçeyle alınan ve ortaklık malı havuzunda (elbirliği mülkiyetinde) bulunan ev ise, kişisel mallar iade edildikten ve müşterek borçlar kapatıldıktan sonra TMK m. 277/2 gereğince eşler arasında yarı yarıya paylaşıma konu edilecektir. Bu süreç, boşanma anında mal ortaklığının salt bir değer (para) ortaklığı olmaktan çıkıp, malların ayni olarak (mülkiyet bazında) ayrışmasını ve tasfiyesini gerektirir.

6. Pratik Notlar

  • Mal ortaklığının seçilmesi, eşlerin mutlaka evlenmeden önce veya evlilik birliği devam ederken noterde resmi bir düzenleme veya onaylama şeklinde (TMK m. 205) mal rejimi sözleşmesi yapmalarına sıkı sıkıya bağlıdır.
  • Ortak malın tasfiyesinde kural olarak eşlerin yarı yarıya eşit paylaşıma tabi tutulması esas alınmışsa da, eşler yapacakları mal rejimi sözleşmesiyle bu orandan farklı (örneğin 1/3'e 2/3 gibi) bir paylaşım yüzdesi de serbestçe belirleyebilirler.
  • Tasfiye aşamasında her eşin öncelikle kendi kişisel malı sayılan varlıkları geri alması (örneğin sadece şahsi kullanıma özgü eşyalar) ortaklık havuzunun pasiften arındırılarak net değerin bulunabilmesi için uygulanan bir ön tasfiye adımıdır.
  • Mal ortaklığının alacaklılar açısından yarattığı dezavantaj, özellikle eşin kişisel borcunda alacaklının haciz uygularken ortaklık mallarının tamamına değil sadece yarısının değerine başvurabilmesi ve mülkiyetin bölünmez yapısıyla karşılaşmasıdır.
  • Tasfiye anında değerlendirme yöntemi, kural olarak malların mevcut durumlarının mal ortaklığının sona erdiği tarihe göre belirlenmesini; ancak rakamsal değerlemesinin TMK m. 275 uyarınca karar anına en yakın "tasfiye anındaki" sürüm değerlerine göre yapılmasını emreder.

7. Eleştirel Değerlendirme

Mal ortaklığı rejiminin Türk Medeni Kanunu'nda alternatif bir seçimlik rejim olarak düzenlenmesi, teorik boyutta eşler arası dayanışmayı en üst seviyeye taşıyan romantik ve kolektif bir mülkiyet vizyonu sunsa da, pratikte bu sistemin son derece işlevsiz ve dışlanmış olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Rejimin, mülkiyetin elbirliği (iştirak) halinde kullanılmasını dayatması, eşlerin günlük ticari hayatlarındaki tasarruf işlemlerini hantallaştırmakta, en basit bir gayrimenkul veya araç devrinde bile diğer eşin katılımını zorunlu kılmaktadır. Modern ekonomik hayatın gerektirdiği hızlı karar alma, bireysel sermaye yönetimi ve girişimcilik özgürlüğü ile taban tabana zıt olan bu hantal kolektivizm, mal ortaklığının noterlerde tercih edilen bir sözleşme olmasını tamamen engellemiş; kurumu adeta akademik metinlere ve yasa sayfalarına hapsedilmiş arkaik bir yapıya dönüştürmüştür.

Alacaklıların hukuki güvenliği ve cebri icra hukuku (İİK) perspektifinden bakıldığında, mal ortaklığı rejimi adeta bir "mülkiyet perdesi" işlevi görerek ticaret piyasasında derin bir belirsizlik yaratmaktadır. Ticari işlem yaptığı kişinin mal ortaklığı rejimine tabi olduğunu bilmeyen veya öngöremeyen iyiniyetli alacaklı, borçlunun malvarlığına yöneldiğinde TMK m. 269 gereğince ortaklık mallarının ancak değerinin yarısı üzerinde işlem yapabilme kısıtıyla karşılaşmaktadır. Bu durum, piyasadaki kredi akışını ve sözleşme güvenini sarsan, zayıf borçluların mal rejimini bir kalkan olarak kullanıp alacaklılardan mal kaçırmasına zemin hazırlayabilen tehlikeli bir normatif boşluktur. Alacaklıları korumaya yönelik TMK m. 210 (mal ayrılığına geçiş) mekanizması ise uzun yargısal bir süreç gerektirdiğinden ticari hayatın gerektirdiği pratik faydadan uzaktır.

Sonuç olarak, yasa koyucunun 2002 tarihli revizyonla edinilmiş mallara katılma rejimini asıl rejim olarak benimseyip, mal ortaklığını "eski dönemin kalıntısı" bir alternatif olarak kenara bırakması isabetli bir hukuk politikası olmuştur. Modern aile yapılarında kadının istihdama yoğun katılımı, eşlerin ekonomik bağımsızlık arayışı ve kendi gelirleri üzerinde tam tasarruf yetkisine sahip olma arzusu, mal ortaklığının kolektif varlık felsefesini büyük ölçüde eritmiştir. Bugün gelinen noktada, sadece çok spesifik kırsal veya ailevi işletme modellerinin (örneğin aile şirketi ortaklıkları) ihtiyaç duyabileceği böylesi ağır bir mal ortaklığı rejiminin, karmaşık yasal maddelerle (m. 256-281) düzenlenmesi yerine, Borçlar Kanunu'ndaki adi ortaklık sözleşmesi veya eşya hukukundaki paylı mülkiyet kuralları üzerinden çok daha esnek bir şekilde yürütülebileceği doktrinde ciddi olarak tartışılmalıdır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt I — Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri; Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II — Kişiler Hukuku; Şener Akyol, Medeni Hukuk — Şahsın Hukuku; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar; Turgut Akıntürk / Derya Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku — Aile Hukuku; Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
  • Yargı kararları: Türk Medeni Kanunu m. 290'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch — ZGB) Art. 221-246.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 290. madde metnine dayanır.

Görüş: Mal ortaklığının karmaşıklığını azaltacak basitleştirilmiş tasfiye prosedürlerinin geliştirilmesi; alacaklılar açısından belirsizliği gidermek için tapu ve sicil kamuya duyurusunun güçlendirilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.