Türk Medeni Kanunu (TMK)

TMK Madde 102

Kişiler Hukuku Maddelerine Dön

Resmi Metin

II. Kuruluş şekli


Madde 102 - Vakıf kurma iradesi, resmî senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanır. Vakıf, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile t escil ile tüzel kişilik kazanır. Resmî senetle vakıf kurma işleminin temsilci aracılığıyla yapı lması , tem sil yetkisinin noterlikçe düzenlenmiş bir belgeyle verilmiş olmasına ve bu belgede vakfın amacı ile özgülenecek mal ve hakların belirlenmiş bulunmasına bağlıdır. Mahkemeye başvurma, resmî senet düzenlenmiş ise vakfeden tarafından; vakıf ölüme bağ lı ta sarru fa dayanıyorsa ilgililerin veya vasiyetnameyi açan sulh hâkiminin bildirimi üzerine ya da Vakıflar Genel Müdürlüğünce re'sen yapılır. Başvurulan mahkem e, mal ve hakları n korunması için gerekli önlemleri re'sen alır.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Sistematik

Türk Medeni Kanunu'nun Kişiler Hukuku kitabında "Tüzel Kişiler" başlıklı ikinci kısmın "Vakıflar" bölümünde, "Kuruluş şekli" alt başlığıyla yer alan 102. madde, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 81. maddesi referans alınarak hukukumuza aktarılmıştır. Hükmün amacı (ratio legis) mal topluluğu niteliğindeki vakıfların kuruluşunu son derece katı şekil şartlarına bağlamak ve tüzel kişiliğin ancak mahkemenin yargısal denetiminden geçerek sicile tescil edilmesiyle kazanılmasını güvence altına almaktır. Bu sıkı şekilcilik, vakfa tahsis edilen malvarlığının gelecekteki akıbetini korumayı ve kurucu iradenin tereddüde mahal vermeyecek biçimde somutlaştırılmasını hedefler.

Dernekler ile vakıflar arasındaki en temel dogmatik ve usuli kuruluş farkı bizzat bu maddede vücut bulmaktadır. Dernekler, TMK m. 59 uyarınca kuruluş bildirimini ve tüzüklerini mülki idare amirine verdikleri anda (bildirim sistemiyle) idari bir denetime dahi gerek kalmaksızın tüzel kişilik kazanırken; vakıfların doğumu, ancak Asliye Hukuk Mahkemesi nezdindeki tescil kararı (tescil sistemi) ile mümkündür.

2. Kavramlar

Resmi senet: Vakıf kurma iradesinin vakfedenin sağlığında (sağlararası işlemle) hüküm ifade etmesi istendiğinde, bu iradenin mutlak surette noterlikçe "düzenleme" şeklinde yapılmış bir belgeyle açıklanması zorunluluğudur. Bu şekil şartı basit bir ispat aracı değil, doğrudan doğruya hukuki işlemin kurucu (sıhhat) şartıdır.

Ölüme bağlı tasarruf: Vakfedenin kendi ölümünden sonra vakfın tüzel kişilik kazanmasını ve faaliyetlerine başlamasını arzu ettiği hallerde, iradesini vasiyetname veya miras sözleşmesi yoluyla ortaya koymasını ifade eden yasal usuldür. Bu usulde vakıf, miras bırakanın terekesinin tasarruf edilebilir kısmından beslenerek varlık kazanır.

Tescille tüzel kişilik: Vakfın hukuken doğması, hak ve fiil ehliyetine kavuşması anının; idareye yapılan basit bir başvuruyla değil, doğrudan yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan özel vakıf siciline kaydedilmesiyle (inşai etkiyle) gerçekleşmesidir.

Temsille kurulum şartları: Bir kişinin vakıf kurma işlemini bizzat değil de vekili aracılığıyla resmi senetle yapmak istemesi halinde, kullanılacak vekâletnamenin muhakkak noterlikçe düzenlenmesini ve bu belgede kurulacak vakfın amacı ile vakfedilecek mal ve hakların açık, sınırlı ve spesifik olarak gösterilmesini emreden kuraldır.

Mahkemeye başvuru usulü: Tescil sürecini başlatacak davanın kimler tarafından açılabileceğini belirleyen; resmi senetle kuruluşta bizzat vakfedeni, ölüme bağlı tasarrufta ise ilgilileri (mirasçıları) vasiyetnameyi açan sulh hâkimini veya doğrudan doğruya kamu otoritesini temsilen Vakıflar Genel Müdürlüğünü yetkilendiren mekanizmadır.

Mal ve hakların korunması: Mahkemenin, tescil talebi kendisine ulaştığı andan itibaren yargılama süreci boyunca, vakfa tahsis edilen malların vakfeden veya mirasçılar tarafından devredilmesini (kaçırılmasını) önlemek amacıyla hiçbir talep beklemeksizin (re'sen) ihtiyati tedbir kararları alabilme yetkisidir.

3. Sistematik İlişkiler

  • TMK m. 101 (vakfın tanımı, mal topluluğu olması ve kuruluş yasakları)
  • TMK m. 103 (vakfın tescil kararına itiraz, temyiz süreleri ve tescilin iptali)
  • TMK m. 502-506 (vasiyetname yapma ehliyeti ve şekli — ölüme bağlı tasarrufa yönlendirme)
  • TMK m. 545 (miras sözleşmesinin resmi şekil şartları)
  • 5737 sayılı Vakıflar Kanunu m. 3-8 (Vakıflar Genel Müdürlüğünün rolü ve yeni vakıfların kuruluşu)
  • HMK m. 382 (Vakıf tescil davalarının çekişmesiz yargı işi olup olmadığına dair usuli bağlantı)

4. Yargıtay İçtihadı

"scraper'dan karar yok, ileride güncelle"

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: Vasiyetname ile vakıf kurma kararı veren zengin bir iş adamının ölümünden sonra, mirastan payı azalan varislerinin tescil sürecini başlatmamaları üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğünün sürece müdahil olması. Hukuki Analiz: TMK m. 102/3 uyarınca ölüme bağlı tasarrufla (vasiyetnameyle) kurulan vakıflarda tescil için mahkemeye başvuru yetkisi sadece mirasçılara veya atanmış ilgililere bırakılmamıştır. Mirasçıların malvarlığını kendi üzerlerinde tutmak kastıyla bu yükümlülükten kaçınması durumunda, vasiyetnameyi açan sulh hâkiminin bildirimi üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğü re'sen (doğrudan) mahkemeye başvurarak tescil sürecini yürütebilir. Bu mekanizma, ölen kişinin vakıf kurma yönündeki üstün iradesinin mirasçılar tarafından fiilen engellenmesini önleyen çok güçlü bir kamusal güvencedir. Dava açıldıktan sonra mahkeme, terekeye dahil söz konusu vakıf mallarının korunması için re'sen tapuya şerh gibi tedbirler almakla yükümlüdür.

Olay 2: Temsilci (vekil) aracılığıyla memleketi olan ilde bir eğitim vakfı kurmak isteyen girişimcinin, avukatına genel bir vekâletname vererek işlemleri tamamlamasını istemesi. Hukuki Analiz: TMK m. 102/2 fıkrası uyarınca, resmi senetle vakıf kurma işleminin bir temsilci aracılığıyla yapılabilmesi son derece katı şekil şartlarına ve içerik sınırlamalarına tabidir. Girişimcinin avukatına vereceği vekâletname "genel dava vekâletnamesi" veya salt "imza onayı" şeklinde olamaz; mutlaka noterlikçe bizzat "düzenleme" şeklinde yapılmış özel bir belge olmalıdır. En önemlisi, bu belgede sadece "vakıf kurmaya yetkilidir" ibaresi yetmez; kurulacak vakfın "amacı" ve vakfa özgülenecek "mal ile hakların" vekâletnamede birebir, sınırları çizilmiş olarak gösterilmesi emredici bir kuraldır. Bu şartları taşımayan bir vekâletname ile düzenlenen vakıf senedi geçersiz olacak ve mahkemece tescil talebi reddedilecektir.

6. Pratik Notlar

  • Resmi senet ile adi yazılı senedin farkı: Vakıf senedinin salt yazılı şekilde hazırlanıp imzalanması hukuken hiçbir geçerlilik taşımaz; Noterlik Kanunu m. 89 uyarınca belgenin mutlaka noter tarafından bizzat "düzenleme" şeklinde yapılması mutlak bir sıhhat (geçerlilik) şartıdır.
  • VGM'nin re'sen başvuru yetkisinin anlamı: Özellikle ölüme bağlı tasarruflarda kurucu iradenin sahipsiz kalmaması için Vakıflar Genel Müdürlüğüne tanınan tescil başvurusu yetkisi, sivil toplum idealini koruyan idari bir sigortadır.
  • Tescil öncesi mal ve hakların korunması: Asliye Hukuk Mahkemesi, tescil talebi kendisine ulaştığı andan nihai karara kadar geçecek sürede, vakfedilen malların üçüncü kişilere devrini engellemek için ihtiyati tedbirleri (örneğin tapu siciline geçici şerh) talep aranmaksızın alır.
  • Vakıf senedinin iptali imkânı: Vakıf tüzel kişilik kazanana kadar, vakıf senedinin irade sakatlıkları (hata, hile, ikrah) sebebiyle Borçlar Hukuku kurallarına göre iptalinin istenebilmesi mümkündür.
  • Ölüme bağlı tasarruftan dönme: Vasiyetname (ölüme bağlı tasarruf) ile vakıf kuran kişi, hayatta olduğu sürece bu iradesinden tek taraflı olarak serbestçe dönebilir (revoke edebilir); zira vasiyetnameler ölüm anına kadar sonuç doğurmayan işlemlerdir.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Medeni Kanunu m. 102'de kurgulanan ve vakfın tüzel kişilik kazanmasını mahkeme nezdindeki yargısal bir "tescil" kararına bağlayan sistem, Dural/Öğüz ve Özsunay (Tüzel Kişiler) eserlerinde derneklerdeki serbest kuruluş (bildirim) sistemiyle kıyaslanarak eleştirilmektedir. Dernekler, Anayasa'daki "önceden izin almaksızın" ilkesi gereği idareye basit bir evrak teslimiyle anında tüzel kişilik kazanırken; vakıfların aylarca sürebilecek bir yargılama, dosya incelemesi ve Vakıflar Genel Müdürlüğü görüşü sarmalına sokulması ağır bir bürokratik vesayet yaratmaktadır. Yasa koyucu, "malvarlığının güvence altına alınması" ve "amacın anayasal sınırlara uygunluğunun baştan denetlenmesi" kaygısıyla hareket etse de; bu hantal tescil mekanizması, sivil toplum inisiyatiflerinin vakıf çatısı altında hızlıca organize olmasını zorlaştırmakta ve anayasal örgütlenme özgürlüğü ruhunu daraltmaktadır.

Akyol'un hakkın kullanılması ve özel hukuk ilişkilerinde "taraf otonomisi" bağlamındaki analizlerine atıfla, maddenin dördüncü fıkrasında yer alan Vakıflar Genel Müdürlüğünün "re'sen" tescil başvurusu yapabilme yetkisi dogmatik bir paradoks barındırmaktadır. Vakıf, özünde bir özel hukuk tüzel kişisidir ve kuruluş aşaması da tamamen sivil (özel) bir kurucu iradeye dayanır. Vakfedenin mirasçılarının bütünüyle tescilden feragat ettiği veya hareketsiz kaldığı durumlarda, idari bir kamu kurumu olan Vakıflar Genel Müdürlüğünün adeta "kurucu iradeyi zorla dirilten" bir aktör olarak mahkemeye başvurabilmesi, sivil hukukun irade özerkliği ve mülkiyet prensibiyle örtüşmemektedir. Bu durum, vakıf kurumunun Türk hukukunda hâlen salt bir özel hukuk sujesi olarak değil, "yarı-kamusal" bir devlet müessesesi gibi algılandığının açık göstergesidir.

Kılıçoğlu'nun Aile ve Miras Hukuku ile bağlantılı güncel yaklaşımları ve sivil ilişkilerin dijitalleşmesi ekseninde değerlendirildiğinde, TMK m. 102'deki "fiziki resmî senet" ve yerleşim yeri mahkemesinde yürütülen klasik yargısal tescil şartlarının 21. yüzyıl vizyonuyla uyuşmadığı görülmektedir. Özellikle sınırlar ötesi gayrimaddi hakların veya blokzincir tabanlı kripto varlıkların vakfedilmesi süreçlerinde, klasik noter onayı prosedürleri son derece yetersizdir. Günümüzde ticaret şirketlerinin MERSİS sistemi üzerinden elektronik imzalarla dakikalar içinde tüzel kişilik kazandığı dijital bir ekosistemde, sivil toplumun can damarı olan vakıflar için "e-vakıf senedi" veya "çevrimiçi tescil (online registry)" altyapılarının mevzuata uyarlanmamış olması de lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından ciddi bir noksanlıktır. Sivil toplum hukuku, vakıf kuruluşunu geleneksel kâğıt ve mühür süreçlerinden arındırarak acilen dijital yönetişime entegre etmelidir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt I — Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri; Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II — Kişiler Hukuku; Şener Akyol, Medeni Hukuk — Şahsın Hukuku; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar; Turgut Akıntürk / Derya Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku — Aile Hukuku; Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
  • Yargı kararları: Türk Medeni Kanunu m. 102'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch — ZGB) Art. 81.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 102. madde metnine dayanır.

Görüş: VGM'nin re'sen başvuru yetkisinin vakfın özel hukuk niteliğiyle yarattığı gerilim, vakıf kurucusunun iradesine saygı göstererek daraltılmalı; e-vakıf senedi ve dijital noter hizmetleriyle kuruluş sürecinin modernleştirilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.