1. Sistematik
Türk Medeni Kanunu'nun Kişiler Hukuku kitabında "Tüzel Kişiler" başlıklı ikinci
kısmın "Vakıflar" bölümünde, "Vakfın sona ermesi" kenar başlığıyla yer alan
116. madde, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 88. maddesi ve mülga 743
sayılı Kanun'un 81/A maddesi sistematiği çerçevesinde düzenlenmiştir.
Hükmün amacı (ratio legis) belirli ve sürekli bir amaca özgülenmiş mal
topluluğu olan vakfın, varoluş nedenini yitirmesi (imkânsızlaşma) veya kamu
düzenine aykırı (yasaklı) hâle gelmesi durumlarında hukuk dünyasından fiilen ve
hukuken ortadan kaldırılmasını sağlamaktır. Vakıflar, dernekler veya
ticaret şirketlerinin aksine kendi genel kurul veya yönetim organı iradesiyle
feshedilemezler; sona erme ancak yasadaki bu katı şartların gerçekleşmesine
bağlıdır.
Madde metninde vakıfların sona ermesi için iki ayrı hukuki yol öngörülmüştür.
Birinci fıkra, amacın gerçekleşmesinin imkânsızlaşması sebebiyle vakfın
"kendiliğinden sona ermesi (dağılma)" hâlini düzenlerken; ikinci fıkra, vakfın
yasak amaç gütmesi veya sonradan yasaklı hâle gelmesi sebebiyle mahkeme
kararıyla "dağıtılması" yaptırımını içermektedir.
2. Kavramlar
Kendiliğinden sona erme: Vakfın kuruluş senedinde belirlenen amacının
fiili, hukuki veya ekonomik nedenlerle gerçekleşmesinin kesin olarak imkânsız
hâle gelmesi ve TMK m. 113 uyarınca bu amacın değiştirilmesine de olanak
bulunmaması durumunda, tüzel kişiliğin hiçbir mahkeme kararına gerek
kalmaksızın yasa gereği (dağılarak) ortadan kalkmasıdır.
Mahkeme kararıyla sicilden silme: Kendiliğinden (dağılma suretiyle) sona
eren vakfın, bu fiili ve hukuki durumunun yetkili asliye hukuk mahkemesince
tespit edilerek tüzel kişiliğinin mahkeme nezdindeki ve merkezi sicilden terkin
edilmesidir. Bu aşamada mahkeme kararı sona erme açısından "tespit",
sicilden silinme açısından ise "inşai (kurucu)" niteliktedir.
Yasak amaç güttüğünün sonradan anlaşılması: Vakfın kuruluş aşamasında
senedinde meşru ve hukuka uygun bir amaç göstermesine rağmen, fiili işleyişinde
Anayasa'nın temel ilkelerine, hukuka, ahlaka veya milli birliğe aykırı,
gizlenmiş illegal bir gayeye hizmet ettiğinin sonradan tespit edilmesidir.
Amacın sonradan yasaklanması: Vakfın kurulduğu tarihte tamamen yasal ve
meşru olan amacının veya faaliyet alanının, sonradan yürürlüğe giren emredici
kanun değişiklikleri veya kamu düzeni kuralları gereğince hukuka aykırı
(yasaklı) hâle gelmesi ve senet değişikliğiyle kurtarılamamasıdır.
Duruşma yapılarak dağıtılma: Yasak amaç güden veya yasak faaliyetlerde
bulunan vakfın, denetim makamı olan Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün ya da
Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine, yetkili mahkemece savunma hakkı
tanınarak (duruşmalı olarak) yargılanması ve tüzel kişiliğine mahkeme hükmüyle
son verilmesi işlemidir.
3. Sistematik İlişkiler
- TMK m. 101 (Vakfın kuruluş amacının belirli, sürekli ve hukuka uygun olması
kuralı ile m. 116'daki yasak amaç bağlantısı).
- TMK m. 113 (Vakfın amacının değiştirilmesi mekanizması; m. 116 uyarınca sona
ermeden önce bu yolun tüketilmesi zorunluluğu).
- TMK m. 115 (İçişleri Bakanlığı'nın gecikmesinde sakınca bulunan hallerde
vakfı faaliyetten geçici alıkoyması ve bunun dağıtılma davasına öncül teşkil
edebilmesi).
- TMK m. 52-54 (Sona eren tüzel kişilerin tasfiyesi ve malvarlığının en yakın
amacı güden kamu kurumuna veya Hazine'ye özgülenmesi hükümleri).
- AY m. 33 (Örgütlenme özgürlüğü ve sivil toplum kuruluşlarının kapatılma
şartları anayasal çerçevesi).
- 5737 sayılı Vakıflar Kanunu m. 27 (Sona eren yeni vakıfların mal ve
haklarının benzer amaçlı vakfa veya Genel Müdürlüğe intikali).
4. Yargıtay İçtihadı
"scraper'dan karar yok, ileride güncelle"
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Yalnızca cüzzam (lebra) hastalığının tedavisi ve bu hastalar için özel
sanatoryumlar kurulması amacıyla 1950'li yıllarda teşkil edilen bir sağlık
vakfının, günümüzde bu hastalığın tamamen eradike edilmesi (ortadan kalkması)
sebebiyle faaliyetsiz kalması durumudur. TMK m. 116 uyarınca, vakfın amacının
gerçekleşmesi tıbbi ve fiili olarak imkânsız hâle gelmişse ve kurucu irade
gereği bu amacın başka bir bulaşıcı hastalığa yönlendirilmesine
(değiştirilmesine) de olanak bulunmuyorsa, vakıf kendiliğinden sona erer. Bu durumda Vakıflar Genel Müdürlüğü veya vakıf yönetimi mahkemeye
başvurarak vakfın dağıldığının tespitini ve sicilden silinmesini talep eder;
mahkemece tasfiye süreci başlatılarak arta kalan malvarlığı benzer amaçlı başka
bir vakfa devredilir.
Olay 2: Ülkenin somut bir bölgesindeki tarihi eserlerin restorasyonunu finanse
etmek üzere kurulan meşru bir vakfın, zaman içerisinde yöneticilerinin
değişmesiyle birlikte bölücü ve anayasal düzene aykırı illegal bir örgütün
finansman merkezine dönüştüğünün istihbarat ve denetim raporlarıyla
saptanmasıdır. TMK m. 116/2 kapsamında, kuruluşta hukuka uygun görünen ancak
sonradan yasak faaliyetlerde bulunduğu veya gizli bir yasak amaç güttüğü
anlaşılan bu vakfın amacının değiştirilerek ıslah edilmesine imkân yoktur. Cumhuriyet savcısının veya denetim makamının talebi üzerine açılacak
davada, mahkeme mutlak surette duruşma açarak vakfı yargılayacak ve iddiaların
ispatı hâlinde vakfın dağıtılmasına (kapatılmasına) karar verecektir.
6. Pratik Notlar
- Kendiliğinden sona ermede sicilden silme için mahkeme başvurusu zorunluluğu:
Vakıf fiilen dağılmış olsa bile, tüzel kişiliğin hukuken ortadan kalkması ve
sicil kaydının terkin edilebilmesi için mahkemenin "dağılma tespiti" kararı
vermesi kurucu bir usul işlemidir.
- Dağıtma ile dernekte kapatma arasındaki fark: Dernekler genel kurul kararıyla
her zaman kendi kendilerini feshedebilirken, vakıflarda kurucu irade veya
yönetim organı vakfın feshine (kapatılmasına) karar veremez; sona erme daima
mahkeme tespitine veya dağıtma kararına muhtaçtır.
- Malvarlığının dağıtma sonrası özgülenmesi (TMK m. 54): Kendiliğinden sona
eren vakfın malları kural olarak benzer amaçlı vakfa geçerken (Vakıflar Kanunu
m. 27); TMK m. 54/3 gereği hukuka veya ahlaka aykırı (yasak) amaç güttüğü için
dağıtılan vakfın malvarlığı her hâlde devlete (Hazine'ye veya ilgili kamu
kuruluşuna) intikal eder.
- "Yasak faaliyetin sonradan anlaşılması" ispat yükü: Vakfın gizli bir yasak
amaç güttüğünü veya illegal faaliyetlerde bulunduğunu iddia eden Cumhuriyet
savcısı veya denetim makamı, bu durumu somut, inandırıcı ve süreklilik arz eden
delillerle ispat etmekle yükümlüdür.
- Duruşma zorunluluğunun işlevi: TMK m. 116/2'de açıkça vurgulanan "duruşma
yapılarak" ibaresi, idarenin tek taraflı raporlarıyla vakıfların dosya
üzerinden kapatılmasını önleyen, sivil toplum örgütlerinin adil yargılanma ve
savunma hakkını teminat altına alan emredici bir usul güvencesidir.
7. Eleştirel Değerlendirme
TMK m. 116 metninde düzenlenen "kendiliğinden sona erme (dağılma)" ile mahkeme
eliyle "dağıtılma" yaptırımları, tüzel kişiliğin sona ermesinin ardından
malvarlığının akıbeti bağlamında çok farklı ve ağır sonuçlar doğurmaktadır. Amacın imkânsızlaşması sebebiyle dağılan bir vakfın malvarlığı, kurucunun
iradesine saygı gereği Vakıflar Kanunu m. 27 ve TMK m. 54 uyarınca en yakın
amacı güden sivil bir kuruma devredilerek toplumsal işlevini sürdürür. Oysa yasak amaç güttüğü gerekçesiyle mahkemece dağıtılan (kapatılan)
vakfın tüm malvarlığına TMK m. 54'ün cezalandırıcı mantığı çerçevesinde devlet
(Hazine) tarafından el konulmaktadır. Bu katı müsadere pratiği, sivil
toplum fonlarının devletleştirilmesi riskini doğurmakta olup, yöneticilerin suç
teşkil eden eylemlerinin cezasının bizzat vakfın tüzel kişiliğine ve
malvarlığına kesilmesi, özel mülkiyetin korunması ilkesiyle çelişmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında yer alan "yasak amaç güttüğü sonradan anlaşılan veya
yasak faaliyetlerde bulunan" kriteri, Türk hukuk uygulamasında idari makamlara
ve yargıya son derece tehlikeli, geniş ve yoruma açık bir takdir marjı
sunmaktadır. Neyin "milli menfaatlere" veya "kamu düzenine" aykırı
yasak bir faaliyet olduğu, dönemin siyasi iklimine göre kolayca
esnetilebilmektedir. Yöneticilerin münferit bir söylemi veya idarenin
onaylamadığı marjinal bir fikri savunan sivil inisiyatifler, kolaylıkla "yasak
faaliyet" şemsiyesi altına sokulabilmekte ve vakfın doğrudan kapatılması
davasına muhatap bırakılabilmektedir. Hukuk devletinde tüzel kişiliğin ölüm
fermanı olan "dağıtma", ancak şiddete çağrı veya somut terör finansmanı gibi
çok ağır ihlallerle sınırlandırılmalı, muğlak kamu düzeni kavramlarıyla sivil
toplumun tepesinde bir Demokles kılıcı gibi sallandırılmamalıdır.
Son olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) sivil toplum örgütlerinin
kapatılmasına ilişkin geliştirdiği evrensel "orantılılık" standartları ışığında
TMK m. 116 incelendiğinde, mevzuatımızın orantılılık testinden geçemediği
görülmektedir. AİHM içtihatları, bir dernek veya vakfın kapatılmasını
demokratik bir toplumda ancak en son çare olarak kabul etmektedir. Oysa TMK m.
116, yasak amaca yönelen vakfı ıslah etme, yöneticilerini görevden alarak
kayyım atama veya amacını zorla değiştirerek yaşatma gibi daha hafif
idari/yargısal alternatifleri bütünüyle devre dışı bırakıp doğrudan "dağıtma"
yaptırımını emretmektedir. Sivil örgütlenme hürriyetinin korunabilmesi
için, de lege ferenda (olması gereken hukuk) olarak vakıf kapatma davalarında
mahkemelere "daha hafif müdahale araçlarını" uygulama yetkisi verilmeli ve
tasfiye kurumu sadece başka hiçbir hukuki çözümün kalmadığı istisnai anlara
hasredilmelidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt I — Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri; Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II — Kişiler Hukuku; Şener Akyol, Medeni Hukuk — Şahsın Hukuku; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar; Turgut Akıntürk / Derya Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku — Aile Hukuku; Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
- Yargı kararları: Türk Medeni Kanunu m. 116'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch — ZGB) Art. 88.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 116. madde metnine dayanır.
Görüş: Vakfın sona ermesi mekanizmalarında 'kendiliğinden sona erme' ve 'dağıtma' arasındaki farkın malvarlığı açısından önemini vurgulayan; yasak amaç tespitinde keyfi uygulamaya karşı AİHM orantılılık testinin esas alınması gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.